diraase
الذهاب إلى القناة على Telegram
Hayatı Sana giden bir yol bildim.. O ne benim dileğimdir, ne hedefim olabilir ne de huzur bulduğum evim… • telegram ve youtube dışında sosyal medya kullanmıyorum. | youtube.com/@diraase
إظهار المزيد5 705
المشتركون
-224 ساعات
+67 أيام
+2130 أيام
جاري تحميل البيانات...
القنوات المماثلة
سحابة العلامات
الإشارات الواردة والصادرة
---
---
---
---
---
---
جذب المشتركين
سبتمبر '26
سبتمبر '26
+8
في 2 قنوات
أغسطس '26
+164
في 5 قنوات
Get PRO
يوليو '26
+183
في 8 قنوات
Get PRO
يونيو '26
+133
في 5 قنوات
Get PRO
مايو '26
+234
في 12 قنوات
Get PRO
أبريل '26
+476
في 11 قنوات
Get PRO
مارس '26
+301
في 13 قنوات
Get PRO
فبراير '26
+386
في 16 قنوات
Get PRO
يناير '26
+254
في 14 قنوات
Get PRO
ديسمبر '25
+168
في 13 قنوات
Get PRO
نوفمبر '25
+179
في 14 قنوات
Get PRO
أكتوبر '25
+203
في 22 قنوات
Get PRO
سبتمبر '25
+267
في 24 قنوات
Get PRO
أغسطس '25
+296
في 15 قنوات
Get PRO
يوليو '25
+221
في 31 قنوات
Get PRO
يونيو '25
+243
في 26 قنوات
Get PRO
مايو '25
+232
في 28 قنوات
Get PRO
أبريل '25
+262
في 29 قنوات
Get PRO
مارس '25
+503
في 37 قنوات
Get PRO
فبراير '25
+310
في 26 قنوات
Get PRO
يناير '25
+273
في 25 قنوات
Get PRO
ديسمبر '24
+414
في 29 قنوات
Get PRO
نوفمبر '24
+304
في 19 قنوات
Get PRO
أكتوبر '24
+420
في 17 قنوات
Get PRO
سبتمبر '24
+290
في 28 قنوات
Get PRO
أغسطس '24
+475
في 28 قنوات
Get PRO
يوليو '24
+340
في 21 قنوات
Get PRO
يونيو '24
+283
في 24 قنوات
Get PRO
مايو '24
+389
في 24 قنوات
Get PRO
أبريل '24
+319
في 15 قنوات
Get PRO
مارس '24
+380
في 24 قنوات
Get PRO
فبراير '24
+277
في 13 قنوات
Get PRO
يناير '24
+273
في 7 قنوات
Get PRO
ديسمبر '23
+629
في 2 قنوات
| التاريخ | نمو المشتركين | الإشارات | القنوات | |
| 03 سبتمبر | +2 | |||
| 02 سبتمبر | +5 | |||
| 01 سبتمبر | +1 |
منشورات القناة
Senin neyi niçin yaptığını göklerin ve yerin sırlarını bilen Allah subhânehu ve teâlâ biliyorsa, insanların sana karşı zannının ne önemi var..
İyiyi de kötüyü de O bildikten sonra, kalbin îmânını, nefiste gizleneni, neyi niçin yaptığını O bildikten sonra, ne seni yüceltenin övgüsüne ne de niyetinde kötülük bulana aldırış etme..
Nefsi İmâm Ahmed ve İmâm Mâlik bin Dînâr’ın şu iki sözü arasında tutabilmek, övgüyle aldanmamak ve sûi zanla da üzülmemek için bir dengedir:
Ahmed bin Hanbel rahimehullah dedi ki: “Kişi kendi nefsini bildikten sonra, insanların sözleri ona ne fayda sağlar?”
Nefsinin kusurlarını sen bilirsin, senden önce ise senin Rabbin bilir; öyleyse kimsenin senin sözüne ve ameline bakıp da övmesine aldanma, kalbine hiçbiri şâhid değilken…
Ve Mâlik bin Dînâr rahimehullah dedi ki: “Kendi nefsini bilene, insanların onun hakkındaki sözleri zarar vermez.” Ve yine dedi ki: “İnsanları tanıdığımdan beri, ne beni övenleri ne de yerenleri umursuyorum..”
Kalbi hayr taşımayan kimse, başkalarının fiilerinde de ancak fesâd ve kötülük görür. Velev ki o kimse kalbinde-özünde kötü işlerden çekinip sakınan, fesâddan korkan hayr ehli bir kimse olsun.
Öyleyse bırak insanlar seni övmesin, niyetinle yalnız kalman, insanların seni kusursuz görüp methetmesiyle aldanmandan daha hayrlıdır.
Ve bırak niyetindeki murâdı, fiilindeki maksadı kimse görmesin; Allah’ın bilmesi ve senin O’nun katında kazanman sana yeter..
İhlâs tam da budur.. Hakkında söylenen ya da zannedilen hiçbir şeyden etkilenmeyecek kadar yaratılmışların sana nazarıyla ilgilenmemek.. Kalbini yalnızca Rabbinin biliyor olmasıyla sükûnete ermek..
Kimi zaman insan, başkalarının onun hakkında yanlış şeyler düşünmesi nedeniyle sıkılıyor ve bazen utanıyor.. ve kendisini açıklama, doğruyu gösterme ihtiyâcı duyuyor. Fakat belki de bu onu içinden çıkamayacağı başka şeylere sevk ediyor. Bu nedenle böyle durumlarda, kul ruhsal olarak çok yıpransa bile, susmanın asâletine bürünmeli.. Hayâ sâhibi, sustuğu için asla pişmanlık duymaz.
| 2 | “Çok fazla sosyalleşmek, çok fazla gülmek ve dünyâya çok fazla bağlanmak kalbi karartır ve kalp üzerine bir perde çeker. Kalbi arındırmanın yolu, Allah subhânehu ve teâlâ ile yalnız kalarak (halvet) vakit geçirmektir.”
Enver el-Evlakî rahimehullah | 936 |
| 3 | بك أستجير - Bike Estecîru (şiir).pdf | 1 071 |
| 4 | Hayâtın eğlencesini ve onun zevklerini ardımda bıraktım..
Bütün huzuru, kalp ferahlığını ancak Sana yakarmakta (Seninle baş başa kalmakta) buldum..
Ben ey Rabbim, bir buğunun esîri idim
O buğu kalbimi kaplamış, böylece kalbim Senin nûrundan başkasına sapmıştı..
Ama Rabbim, bugün o buğuyu sildim kalbimden..
Ve kalbimin basîreti ile görmeye başladım Seni..
Ey günâhın azîmini bağışlayıp, tevbeyi kabulle karşılayan
Tevbe ederek yönelmiş kalp, gizlice yalvarıyor Sana..
O kalbi geri çevirecek, içten ettiğim tevbemi redd mi edececeksin..
Hâşâ yâ Rabb! Hâşâ Sen Sana tevbe edeni reddetmezsin..
Rabbim.. Pişman olarak geldim Sana, ağlıyorum..
Ağlıyorum işlediğim günâhlara.. Ağlar gibi yapmıyorum..
Korkuyorum o korkunç arz gününden yâ Rabb
Korkuyorum Seninle karşılaşacağımda huzurunda durmaktan..
Tevbe ederek döndüm ey Rabbim Senin esenlik meydânına
Teslim olarak ve sımsıkı tutunarak ipine..
Sana sığınırım (Senden beni korumanı umarım), Sen’den başka kim koruyabilir?
Sen Rabbim, himâyene sığınmış şu zayıf kulunu koru.. | 1 198 |
| 5 | Talâk Sûresinin kalbe bahşettiği farklı bir huzur ve sükûnet olduğunu hissederdim. Tâ ki Şeyh Muhsin el-Mutayrî’den şunu öğrenmek bu sûreye ilgimi artırdı; fazîlet ehlinden bazısı, içinde rahatlığa/kurtuluşa ermenin ve kolaylığın tekrâr tekrâr zikredilmesi nedeniyle Talâk Sûresi’ni rukye (sıkıntıyı kaldırma) kastıyla okumayı tavsiye ederlerdi. | 1 226 |
| 6 | Bir şeyde Allah azze ve celle kuluna tevfîk vermemişse, o kul ne kadar çabalarsa çabalasın, ne yaparsa yapsın, hangi amelini vesîle kılarsa kılsın, Allah ona tevfîk bahşetmemişse o kul kastettiği şeyde muvaffak olamayacaktır…
Eğer Allah ona tevfîk bahşetmemişse, onu lütfuyla hidâyete ve doğru seçime eriştirmemişse, onun çabaları -belki de kendisini kurtarmak adına verdiği çabaları- belki de onun aleyhine dönecektir. Şâirin dediği gibi:
Eğer Allah bu genç adama yardım etmezse...
Ona zarar verecek ilk şey kendi çabaları olacaktır
Bu nedenle kul, Allah’tan en çok onu her adımında/fiilinde hidâyete eriştirmesini istemeye muhtaçtır. Yoksa mücerred çabalamış olmasının onu doğruya sevk etme kesinliği yoktur. Ve o, Allah’tan tevfîkini istemeden yalnızca kendi tavırlarına ve adımlarına itimâd ederse kaçınılmaz olarak pişmanlık yaşayacaktır.
Allah’ım.. çabalarımız Senin yardımın olmadan hiçtir.. bizi yardımından mahrum etme, bizi Sen’den umduğumuz hayrlarda muvaffak kıl, ki şeytanın bizi üzmesine ve Sen’den ümidimizi kesmemizle sevinmesine izin verme..
Biz Sana muhtâcız ya Rabbi.. Yardımını, nusretini, tevfîkini, hidâyetini, rahmetini, rızânı ve ona götürecek yollardaki azmi bizden esirgeme…
ولا حول ولا قوة إلا بالله.. | 1 259 |
| 7 | Kalp âhirete bağlandığında, zihin karmaşıklıktan kurtulur. Zira akıl ve kalp arasında, maddî yahut manevî bir bağlılığın ‘ıstırabı’ yahut ‘sükûneti’ olur.
Dikkat dağınıklığı, stres, düşüncelerde yoğunlaşma ve yorgun zihnin en büyük nedenlerinden biri, dünyâyı çok dert edinmekten kaynaklanır.
Kişi dünyâsını Allah’a havâle ettiği ve âhirete bağlanıp onun için çalıştığında ise zihin pak ve berrak, akıl faydalı olanın idrâkinde çevik olur.
Zira şu hakîkattir:
Kimin tek derdi “âhiret” olursa, dünyâsında onu dertlendiren bütün dertlerini “Allah” üstlenir, öyle ki o kul dünyâsının hiçbir tasasını hissetmez olur.
Tadan, bilir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Kimin derdi âhiret olursa, Allah onun zenginliğini kalbinde kılar, işlerini dağınıklıktan kurtarır ve dünyâ ona boyun eğerek gelir. Her kimin de derdi dünyâ olursa, Allah onun fakirliğini iki gözü arasında kılar, onun işlerini parçalayıp dağıtır ve kendisine de dünyâdan takdîr edilenden fazlası gelmez.» [Tirmizî 2465]
Kimin kaygısı, dünyâ hayâtındaki maksadı ve amelindeki amacı, ve onu meşgûl eden dertlerin en önemlisi ‘âhiret’ olursa; o zaman Allah o kimsenin zenginliğini kalbinde kılar, onu kanaat ile rızıklandırır. Öyle ki o kul elindeki her şeye râzı olur. Hiçbir şeye tamah etmez. Bütün işlerinde Allah onun işlerinin dağınıklığını toplar, karmaşıklığını giderir ve parçalanmışlığını düzene sokar. İşlerini ona kolaylaştırır. Öyle ki bu kulun dünyâsını Allah’a teslim edip âhiretiyle dertlenmesi Allah’ı râzı eder de Allah dünyâyı onun önünde boyun eğdirir.
Fakat kimin derdi, maksadı ve hemhâl olup durduğu ‘dünyâ’ olur ve tek amacı da dünyânın zevkleri-süsleri ve şehvetlerini elde etmek olursa; o zaman velev ki bu kimse zenginlerden olsun, Allah onun gözü önüne hep fakirliğini, ihtiyaç duyduğu şeyleri koyar. Sonra Allah onun dünyâyı dertlenmesinden ötürü yardımcısı olmaz, onun işlerini üstlenmez, öyle ki o kulun bütün işleri onun üzerine paramparça ve karmakarışık olarak yığılır. Dertlenip uğrunda kendisini heder ettiği dünyâdan ona nasîb olacak olan ise, yine sadece Allah’ın onun için yazdığı ve taksîm ettiği olacaktır, daha fazlası değil.
İmâm Mâlik rahimehullah dedi ki: “Dünyân için üzüldüğün ölçüde, âhiret kaygısı kalbinden çıkar. Âhiretin için üzüldüğün ölçüde de, dünyâ kaygısı kalbinden çıkar.”
[ez-Zuhd, Ahmed bin Hanbel 1/259]
Dünyâyı en büyük tasası kılan bir kalp hasta ve yorgundur. Onu, Allah’a tam bir teslimiyetle yönelmek ve âhiret için gayreti artırmaktan başkası iyileştiremez ve hayâta döndüremez.
Ca'fer bin Suleymân rahimehullah dedi ki: “Dünyâyı dert edinmek kalbe zulmet (karanlık)tır. Âhireti (ve âhiret amellerini) dert edinmek ise kalbe nûrdur.”
[ez-Zuhd, İbn Ebi’d-Dunyâ 537]
Allah’ım, kalplerimizde bir nûr kıl. | 1 325 |
| 8 | Neden sınandığını bilmediğin imtihânlar, neden düştüğünü bilmediğin uçurumlar, neden bilmediğini bilmediğin, anlayamadığın, anlamlandıramadığın her şey. Zihnin karışık, kalbin güçsüz, ve sen yorgunsun.
Ne senden gâfil, ne de senin için şer diledi; bilakis hikmetiyle sana bir kader takdîr etti ve senden de rızâ, sabır ve teslimiyet görmek istedi.
«Rabbinin (senin için dilediği) hükmüne sabret. Çünkü sen, gözlerimiz önündesin.» Tûr: 48
“Çünkü sen, gözlerimiz önündesin”.. içine düştüğün durumla seni bile bile sınıyor, seni ‘O’ dilediği için dilediği şeyle sıkıntıya uğratıyor. Sen O’nun gözleri önündesin; O senden asla gaflette değil… O’na, O’na muhtaç olduğunu göster… | 17 |
| 9 | Bir insanın şerefinin ve asâletinin bir delîli; kendi sınırlarını, irâdesini ve gücünü bilmesi; bu yüzden sonunu getiremeyeceği, net adım atamayacağı ve nihâyete erdiremeyeceği hiçbir işe, söze veya niyete yaklaşarak onurunu riske atmamasıdır.
Yapamayacağını ve dahî yapmayacağını bildiği şeyi hissettirmekten bile uzak durmak gerçek mürüvvettir.
Kendi menfaati için başkasına zarar vermeyen, başkasını aldatmayan, başkasını kullanmayan ve acıtmayan gerçekten karakterli insandır, asâleti işte burada görürsünüz. Asil insan, kendisi zarar tadacak bile olsa, kendi zevki uğruna başkasının ezâ tatmasına râzı olmayandır. | 2 207 |
| 10 | Kul sevginin, rahmetin ve sığınağın gerçek sâhibini bulduğu zaman, artık hiçbir beşerde huzur ve itminân bulmaz.
Ey cennette âli mertebeyi gözleyen! Sevgini, muhabbetini, çaba ve gayretini halk’a değil, Hâlik’a ada! O zaman hakîkat parıltısının, arzdan ve arzda seyredenden değil, semâdan semânın Mâliki’nden kalplere bahşedildiğini belki görürsün. | 1 735 |
| 11 | “Semâvî ol.
Yeryüzünün döküntülerinden bir şey umma.” | 1 689 |
| 12 | Asrın değerli âlimlerinden, 2016 yılından beridir zindanda bulunan ve yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen hakkında hiçbir insanî önlem alınmayarak tek kişilik hücrede tutulan Şeyh Abdulazîz et-Tarîfî’nin Suud mahkemesi tarafından idâmının talep edildiği haberi ümmet olarak işiteceğimiz, etkileneceğimiz, tepki göstermemizin gerektiği en hazin haberlerden biri.. Hasbunallah ve ni’mel vekîl..
Bu haber doğru olsun veya olmasın, bununla ümmet olarak, ümmetin zindanlara mahkûm edilen âlimlerini ne kadar umursamadığımızı, onları ne kadar unuttuğumuzu, onların haklarını korumada ne kadar mufrit olduğumuza şahid oluyoruz..
Şeyh Tarîfî’ye yöneltilen suçlamalar arasında en ön planda yer alan suçlar(?): hükümetin şerîate muhâlif hatalı siyâsetlerini eleştirmesi, Allah ve Rasûlü ile istihzâ edip İslâm şerîatiyle alay eden El-Arabiya kanalını eleştirmesi, Emri bil-Marûf (İyiliği Emretme Münkerden Alıkoyma) Komitesi’nin halk üzerindeki yetkilerinin (uyarı ve yasaklarının) azaltılmasına karşı itirazda bulunması ve resmiyette uygulanan bazı dînî uygulamaları eleştirmesi.
Bir “Âlim”in idâm cezâsını gerektiren suçları bunlar olacak, fakat ulemâsından sufehâsından asrın mürcieleri, Allah’ın dînini oyun ve eğlence edinenler hatırına Allah’ın dînini canlarıyla koruyanları suçlu bulacak. Vallahi onlar yeryüzünde fesâdı sevenler, zâlimlere sevgi besleyenler ve onların zulümlerinde onları destekleyenlerdir. Medhalîlik bu çağın mihneti ve kör fitnesidir; Dîni egemen güçlerin çıkarlarına hizmet eden bir aparat gibi kullanan, İslâm coğrafyasını işgâl eden zalîm emperyalist güçlere karşı hiçbir fiilî ve fikrî direniş benimseyemeyen, İslâm’da gücü yanlış yerde/kişilere kullanan ve itaati zulmün kalkanı yapan bu fikir sâhipleri İslâm’ın tahrifinde bu asrın en etkili istihbârî misyonerleridir.
Biz artık öyle bir aşamadayız ki, Hakk’ın ve Hakk ehlinin yanında kesin, net, apaçık bir şekilde durmayan, bâtıl ve bâtıl ehlini açığa çıkarmayan ve küfrle savaşa itikâd etmeyen herkes; ya câhildir ve bu savaşın doğasından habersizdir ya da irâdesiyle münâfıkların safındadır.
Kınayıcının kınamasından korkmadan Hakk ve Hakk ehliyle birlikte olmanın, azîz olduğu bir zamandayız. Bu nimeti göğsünde taşıyan onun kıymetini bilsin ve Rabbine hamd ederek O’ndan ölüm gelene dek sebât dilesin.
اللهم اهدِنا وسدّدنا، وأعنا ولا تُعن علينا وآثرنا ولا تؤثر علينا.. وانصر اللهم الإسلام والمسلمين ونجّ المستضعفين من المؤمنين في سجون الطاغين، وأهلك الطغاة المتكبرين بقدرتك يا علي يا عظيم.. | 2 001 |
| 13 | لا تزال تنعي حبيبا حتى تكونه وقد يرجو الفتى الرجا يموت دونه
أبو بكر الصديق رضي الله عنه وأرضاه | 405 |
| 14 | Âh, keşke insan susmayı öğrense. Susmayı lâyıkıyla öğrense. Susmayı öğrenmesini Allah’a bir kulluk, bir ibâdet kılabilse. Keşke her konuda bir fikri, her şeye bir yorumu olan, o boş konuşan kimselerden olmasa! Âh, keşke insan kelimelerden önce, her bir harften bile hesâba çekileceğini bilse.. Keşke insan, tek bir sözün bile kendisini cehennemin dibine düşürebileceğini bilse…
Ebu’d-Derdâ radıyallâhu anh dedi ki:
“Konuşmayı öğrendiğiniz gibi susmayı da öğrenin; çünkü susmak, büyük bir hilmdir (olgunluk ve ağırbaşlılıktır). Konuşmaktan daha çok dinlemeye hevesli ol. Seni ilgilendirmeyen hiçbir konuda konuşma. Ve yersizce çok gülen bir kimse olma.” (İbn Asâkir rivayeti)
Dr. Ahmed el-Arabî | 1 809 |
| 15 | ما طلبت شيئًا من الدنيا قط فولي لي، حتى لقد ركبت مرة حمارًا فلم يمش فنزلت عنه وركبه غيري فعدا. قال: فأريت في منامي كأن قائلًا يقول لي: لا يحزنك ما زوي عنك من الدنيا وإنما يفعل ذلك بأوليائه وأحبائه وأهل طاعته. قال: فسري عني.
أبو مسلم الخولاني | صفة الصفوة ٣٧٢/٢
Dünyâdan her ne istediysem, o şey bana yakın/kolay kılınmadı. Hatta bir defasında bir eşeğe binmiştim, eşek bir türlü yürümedi. Ben de üzerinden indim; yerime başkası bindi ve eşek koşa koşa gitti. Sonra rüyâmda birinin bana şöyle dediğini gördüm: ‘Dünyâdan senden esirgenen şeyler için üzülme. Çünkü O bunu ancak veli kullarına/dostlarına, sevdiklerine ve kendisine itaat edenlere yapar.’ Bunun üzerine içimdeki o sıkıntı tamamen dağıldı.
Ebû Muslim el-Havlânî | Sıfatu’s-Safve 2/372 | 2 281 |
| 16 | Geçen yıl Mevlid kandili bid’ati sebebiyle yazdığım bu yazı üzerine aldığım uzunca bir reddiyede, söz sâhibi hoca hanım bunun bid’at olmadığını, aksine Rasûlullah’ın -sallallahu aleyhi ve sellem- oruç tutarak doğduğu günü kutlamış olduğunu söyleme cüretinde bulunmuştu.
Ve son dönemde de “Rasûlullah’ın ﷺ mevlidini kutlamak bid’at değildir, aksine Ona olan sevginin delilidir, o gün özel olmasaydı Rasûlullah ﷺ o gün oruç tutmazdı” herzesi yayılmış durumda.
Buna itikâd eden ve bu bid’ati meşrûlaştırmaya çalışanlar şu hataya düşmekteler, ki söz sâhibi hanımefendiye de aynı yanıtı iletmiştim:
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in doğum gününü, doğum târihiyle karıştırmak.
Rasûlullah’ın ﷺ doğduğu gün oruç tutması ve tutulmasını emretmesi hakkında gelen rivâyet, Onun ﷺ doğduğu ‘gün’dür, yani Pazartesi günüdür. Ve bu da yılda yaklaşık 52 kez olur. Yani bu sünnet yılda sadece bir kere, 12 Rebîul-Evvel’de değil, yıl içindeki bütün Pazartesi günlerinde işlenen bir sünnettir.
Rasûlullah’ın ﷺ doğduğu târih ise (kesin olmamakla birlikte meşhûr görüşe göre: 12 Rebîul-Evvel), doğduğu günden tamamen farklı bir meseledir.
Allah Rasûlü aleyhissalâtu vesselâm, doğduğu günün fazîletine dikkat çekmiş ancak bunu doğduğu târih için yapmamıştır. Doğduğu günün husûsiyetini vurgulamış ve bu yüzden o günde oruç tutulmasını meşrû (şer'î bir kâide) kılmıştır; oysa doğduğu târih için böyle bir şey yapmamıştır.
Bu açık ayrım, doğduğu târihin (12 Rebîul-Evvel) herhangi bir ibâdet zamanı olmadığını ve İslâm şerîatında o târihe has hiçbir amel bulunmadığını çok açık bir delille gösterir.
Bunu güçlendiren diğer bir husus da şudur: Nebî ﷺ, doğduğu günde bir ibâdet (oruç) edâ etmiş —Pazartesi gününün bir fazîleti de buna dayanmaktadır—, fakat doğduğu târihte hiçbir şey yapmamıştır —12 Rebîul-Evvel tarihine dâir hiçbir rivâyet bulunmamaktadır, sallallahu aleyhi ve sellem kundakta bir bebek iken oruç tutmuş değildi—.
Eğer doğduğu târihin bir ayrıcalığı olsaydı, yani bu gün “Mevlid-i Nebî” veya “Mevlid Kandili” olarak Şerîatte özelleştirilmiş olsaydı; doğduğu günün (pazartesi) husûsiyetine dikkat çektiği gibi buna da dikkat çeker ve ümmetini buna muhakkak irşâd ederdi. Biz Onun -sallallahu aleyhi ve sellem- Ümmetinden hiçbir ilmi, ibâdeti ve fazîleti gizlemediğine îmân ediyoruz. Dolayısıyla burada zikredilenler, Onun ﷺ özelleştirmediği bir şeyi özelleştirmenin meşrû (yani şerîatten) olmadığına ve Onun Hedy’ine apaçık bir muhâlefet olduğuna delil olmaktadır.
Bununla birlikte bu târihle ilgili hazin hakîkat şudur;
Bu târihin Onun ﷺ doğum günü olduğu hakkındaki rivâyetler kesin değildir, doğduğu tarih hakkındaki rivâyetlerde ihtilâf vardır. Fakat Ehli Sünnet neredeyse ittifâk etmiştir ki, O sallallahu aleyhi ve sellem, 12 Rebîul-Evvel’de vefât etmiştir. Öyleyse bu, Onun doğumunu mu kutlamaktır yoksa vefâtını mı?
Açıkçası bir şeylerin kıyasını yapmak da bize kalmamıştır; Allah Rasûlü ﷺ bir şeyi açıkça beyân etmemişse, amelî olarak ortaya koymamışsa ve sahâbesine bildirmemişse; o şeyi başka açısından tutup, bir başka şeye kıyâs ederek -hevâ ile- meşrû kılamayız. Bunu yapan kimse günâhkârdır ve harâm işlemiştir.
İttibâ (sadece Rasûlün ﷺ izinden gitmek) kurtuluştur..
«Eğer Ona (Rasûle) itaat ederseniz, hidâyete erersiniz. Rasûle düşen, apaçık beyân etmekten başka bir şey değildir.» Nûr: 54
«O Rasûle uyun (izinden gidin) ki, hidâyeti (doğru yolu) bulmuş olasınız.» Arâf: 158 | 2 997 |
| 17 | İnsanlar kısım kısımdır; dînî olarak yalnızca yüzeysel bilgiyi aktarmanın uygun olduğu kimseler de vardır. Allah’a bağlılıkta çok üstün olanlar da vardır, idrâkleri ve manevî fehimleri geniştir.
Davetçi kimse sadece avâma hitâb etmez, bu kesime de eder. Çünkü onlar da maneviyatlarına dokunacak noktalarda yakın bir kalbe, yalnız olmadıklarını gördükleri ortak yönlere ve nasihatlerle nefislerine merhamet alanı açılmasına ihtiyaç duyarlar. | 2 052 |
| 18 | İnsanların îmânlarında en sebâtkârı, sebât edemeyeceğinden en çok korkanlarıdır.
Allah’a en bağlı olanları, O’ndan başkasına bağlanmaktan en çok korkanları; Allah’ın sevgisi kalplerini kaplamış olanları da günâhlarının zilleti altında ezildiğini hissedenleridir.
Onların hâlini İbnu’l-Cevzî rahimehullah şu sözüyle açıklar gibidir: “Onların takvâsı gibi takvâya sâhip olmayanlar, onları ağlatan şeyin ne olduğunu anlayamazlar.”
[el-Mudhiş 1/413]
Onlar ancak, Rabblerine duydukları şiddetli sevgi nedeniyle nefislerini bu kadar hırpalamakta, bu kadar imtihânlar altında ezilip kaybetmekten korkmakta, bu kadar dînlerinde gevşemekten ve geri dönmekten tasa duymakta, fitneye uğratılıp yüz çevirilenlerden olmaktan korku duymaktadır. Zira zaten böyle olmayan kimse, bu endişeye düşmez, bu korkulara kapılmaz dahî. Aksine kendisini tedrîcen değişmiş bulur ve sonucunda Allah’tan tamamen uzak bir vâdide yaşamını devam ettirir, kaybettikleri umurunda bile değildir.
İşte Allah azze ve celle bu korkuyu ancak sıdk, îmân ve ihlâs ehli has mü’minlerine vermiştir. O kul bunu fitne ve imtihân dalgaları arasında çırpınırken fark etmese de bilmez ki o dalgalar, o sebât ettikçe, Allah’ın emriyle aslında onu “güvenilir limâna” doğru sürüklemektedir.. «Ve sen, O’ndan başka sığınacak bir sığınak da asla bulamazsın.» Kehf: 27 • «De ki: Gerçekten (isyân edersem) beni Allah’a karşı kimse koruyamaz. Ve ben, O’ndan başka sığınacak bir sığınak da bulamam.» Cinn: 22, âyetleridir onun kalbinin en ücrâ köşelerinde dolaşan. Allah için dertlenen kimse, nasıl Allah indinde boş verilmiş, unutulmuş olabilir? Bütün tasası Rabbi ile ilişkisi, O’na karşı eksikliği ve isrâfı olan, dünyâsını ise dert edinmekten hayâ edip Rabbine bırakan teslimiyet sâhibi bir kul, nasıl terk edilmiş olabilir? Bütün gâyelerin aslı O’nu dert edinmek iken, O buna sâhip kullarına bakmayacak ve gözetmeyecekse kimlerin Velîsi/dostu olacaktır? «Allah, îmân edenlerin Velî’sidir (dostudur)...» Bakara: 257
«Allah, mü’minlerin Velî’sidir...» Âli İmrân: 68
«Allah, takvâ sâhiplerinin Velî’sidir.» Câsiye: 19
Fakat O, kulunu, kalbindeki îmânı bildiği için zorluklarla sınamaktadır. Bu, daha da yüceltmek istediği kuluna Allah’ın sınayıcı bir ikrâmıdır.
Tâ ki O’nun velâyetini/dostluğunu hak edeni, O’nun yolunda uğradığı ezâya rağmen ‘sabretmesiyle’ ortaya çıkarsın. Tarih boyunca Allah’ın yücelttiği her sâlihin imtihânı işte böyle olmuştur. Ve işte bu (velâyet nimeti için nefsin ızdıraplarına karşı sabır) tevhîd ehlinin, Allah’a kalpleriyle bağlı olan muvahhidlerin alâmetlerinden biridir. | 2 113 |
| 19 | "اصبر لعلك عن قليل بالغ ... بتفضل الوهاب ذي الإحسان
فرجا يضيء لك انفتاق صباحه ... متبلجا في ظلمة الأحزان".
[الدر الفريد وبيت القصيد ٤/ ١١١]. | 1 913 |
| 20 | قال يونس بن عبد الأعلى: ما رأيت أحدا لقي من السقم ما لقي الشافعي، فدخلت عليه، فقال: "اقرأ ما بعد العشرين والمائة من آل عمران"، فقرأت، فلما قمت، قال: "لا تغفُل عني فإني مكروب".
سير أعلام النبلاء ٧٥/١٠
Yûnus bin Abdila'lâ dedi ki: "Şafiî kadar hastalıktan (dert ve ıstıraptan) çekmiş başka hiçbir kimse görmedim. Bir gün onun yanına girdim. Bana: “Âli İmrân Sûresi’nin yüz yirminci âyetinden sonrasını oku” dedi. Ben de okudum. Kalkıp gitmek üzere ayağa kalktığımda bana dedi ki: “Benden gâfil olma (beni yalnız bırakma).. çünkü ben çok büyük bir keder ve sıkıntıdayım..”
Siyeru Alâmi’n-Nubelâ 10/75 | 2 220 |
