diraase
Kanalga Telegram’da o‘tish
Hayatı Sana giden bir yol bildim.. O ne benim dileğimdir, ne hedefim olabilir ne de huzur bulduğum evim… • telegram ve youtube dışında sosyal medya kullanmıyorum. | youtube.com/@diraase
Ko'proq ko'rsatish5 710
Obunachilar
+524 soatlar
+67 kun
+2530 kun
Ma'lumot yuklanmoqda...
O'xshash kanallar
Taglar buluti
Kirish va chiqish esdaliklari
---
---
---
---
---
---
Obunachilarni jalb qilish
Sentabr '26
Sentabr '26
+19
2 kanalda
Avgust '26
+164
5 kanalda
Get PRO
Iyul '26
+183
8 kanalda
Get PRO
Iyun '26
+133
5 kanalda
Get PRO
May '26
+234
12 kanalda
Get PRO
Aprel '26
+476
11 kanalda
Get PRO
Mart '26
+301
13 kanalda
Get PRO
Fevral '26
+386
16 kanalda
Get PRO
Yanvar '26
+254
14 kanalda
Get PRO
Dekabr '25
+168
13 kanalda
Get PRO
Noyabr '25
+179
14 kanalda
Get PRO
Oktabr '25
+203
22 kanalda
Get PRO
Sentabr '25
+267
24 kanalda
Get PRO
Avgust '25
+296
15 kanalda
Get PRO
Iyul '25
+221
31 kanalda
Get PRO
Iyun '25
+243
26 kanalda
Get PRO
May '25
+232
28 kanalda
Get PRO
Aprel '25
+262
29 kanalda
Get PRO
Mart '25
+503
37 kanalda
Get PRO
Fevral '25
+310
26 kanalda
Get PRO
Yanvar '25
+273
25 kanalda
Get PRO
Dekabr '24
+414
29 kanalda
Get PRO
Noyabr '24
+304
19 kanalda
Get PRO
Oktabr '24
+420
17 kanalda
Get PRO
Sentabr '24
+290
28 kanalda
Get PRO
Avgust '24
+475
28 kanalda
Get PRO
Iyul '24
+340
21 kanalda
Get PRO
Iyun '24
+283
24 kanalda
Get PRO
May '24
+389
24 kanalda
Get PRO
Aprel '24
+319
15 kanalda
Get PRO
Mart '24
+380
24 kanalda
Get PRO
Fevral '24
+277
13 kanalda
Get PRO
Yanvar '24
+273
7 kanalda
Get PRO
Dekabr '23
+629
2 kanalda
| Sana | Obunachilarni jalb qilish | Esdaliklar | Kanallar | |
| 04 Sentabr | +4 | |||
| 03 Sentabr | +9 | |||
| 02 Sentabr | +5 | |||
| 01 Sentabr | +1 |
Kanal postlari
Şu yazımı hatırladım:
❞
Seni üzen ve içini anlamlandıramadığın bir şekilde mahzun bırakan şey, velev ki sen onu dünyevî bir şeyin eksikliği zannetsen de; takvâ yolunda atmaktan geri durduğun adımdır.
Hepimizin hayâtında, daha iyi bir Müslüman olmak için atmak istediği, ama bir şey onu engellediği için atamadığı bir adım vardır. Belki iki, üç, beş adım..
Kişi bilir ki, o bu adımları atabilse Allah’a kulluğunda başarıya ve emredileni yerine getirmenin huzuruna ve fazîletine ulaşacaktır.
İşte bizi çoğu zaman, bazen hiç anlamadan, bir mutsuzluğa çeken ve orada hapseden o hüzün; bizim kulluk yolunda erteleyip durduğumuz, bizi yükselteceğini bildiğimiz hâlde basmakta tereddüt ettiğimiz takvâ basamaklarıdır..
Biz ise bu sebepsiz hüzünlerin kaynağını Allah ile olan ilişkimizde aramakta son derece şuursuz davranırız, hâlbuki menba direkt olarak burada iken..
Kul bilmeli ki mutsuzluğun esâs nedeni, Allah ile olan ilişkimizin zayıflamasıdır; ve biz bunu önemsemedikçe mutsuzluğumuz büyür.
Hayâtında, dînin konusunda seni huzursuz eden, o hâl üzere ölmeyi istemediğin, o şey içinde olmakla hep bir tereddüt hissettiğin şeyi; bırak.
Göreceksin kalbinin eriştiği huzuru ve mutluluğu.. Rûhunun eriştiği gücü ve özgürlüğü.. Sen, nefsin seni yönettiği ve onun isteklerini yerine getirmeni sana emrettiği müddetçe onun zindanındasın ve hür değilsin. Hürriyet, kalbin hür olmasıdır. Kalbin ıstırap içindeyken, nefsinin hür olduğunu zannetsen sana ne faydası vardır?
Fakat ne zaman ki sen, nefsinin seni engellediği fazîletlere erişmek uğruna, kalbini ve adımını esir alan o nefsânî zincirleri kırsan; gerçek özgürlüğü tadarsın.. “Takvâ”yı tercih etmek gibi kalbi mutmain kılan, ona sekînet bahşeden, ondaki endişeyi ve titrekliği bahâra çeviren başka bir şey yoktur..
Takvâya sarılmak kadar kalbi dirilten bir şey yoktur.
Onu hem dünyâdaki işlerinde ve hem de Allah’a seyrinde muvaffak kılan bir şey yoktur.
Allah’ın rızâsını nefsin rızâsına tercih etmek kadar kalbi Allah’a yaklaştıran, O’na bağlayan, O’nunla huzur bulduran bir şey yoktur.
| 2 | « Mûsâ, Hızır’a doğru yola çıktığında yolculuğu esnâsında açlık ve yorgunluk hissetti. Bu yüzden yardımcısı gence: «Kahvaltımızı getir, bu yolculuğumuzda gerçekten çok yorgun düştük.» dedi. Çünkü bu, bir yaratılmışa (bir kula) yaptığı bir yolculuktu.
Fakat Rabbi ona otuz gece vaad edip, sonra buna on gece daha eklediğinde (toplam kırk gün boyunca), hiçbir şey de yemediği hâlde, ne açlık hissetti ne de yorgunluk. Çünkü bu, onun Rabbi subhânehu ve teâlâ’ya yaptığı bir yolculuktu.
İşte kalbin Rabbine yolculuğu ve O’na doğru seyri de böyledir; kul, bazı yaratılmışlara yaptığı yolculuklarda çektiği eziyet ve yorgunluğu, hedefi Allah olduğunda asla hissetmez. »
İbnu’l-Kayyim | Bedâiu’l-Fevâid | 654 |
| 3 | اللهم انفعنا بمحبته، وتفضل علينا بشفاعته.. ﷺ
الزركشي | البرهان ٣١٥/١
Allah’ım, Ona (ﷺ) olan sevgimizle bizi faydalandır ve bize Onun şefaatini lutfeyle..
ez-Zerkeşî | el-Burhân 1/315 | 704 |
| 4 | Neden Müslüman okuduğu/işittiği ‘her’ söze kıymet vermeli? Zira her Müslümanın durumu İmâmın söylediği gibidir:
İbnu’l-Mubârek’e, ‘Ne zamana kadar ilmi yazacaksın?’ diye soruldu. Dedi ki: “Belki de bana fayda verecek sözü henüz yazmamışımdır.”
[Siyeru Alâmi’n-Nubelâ 7/383]
Zubeyd bin el-Hâris rahimehullah ise dedi ki: “Bir söz işittim, ve onunla otuz yıl boyunca faydalandım.”
[Siyeru Alâmi’n-Nubelâ 5/297]
Ayrıca her işittiği ve okuduğuna ehemmiyet göstermesi, o şeydeki gizeme belki ileride erişmesi için bir nedendir. Zira kişi işittiği/okuduğu bir şeyin belki bazen sırrına ve kastedilen manâsına erişemez. Hâlbuki ilimde hiçbir söz, boşuna söylenmez ve boşuna yazılmaz. Fakat onu okuyan ilk okuduğu sırada ondaki sırra erişememiştir. Onu zihninde veya yazıda kayda aldığında ise, günün birinde onu -belki de ansızın- hatırlayıp derinliğine erişecek ve ondan istifâde ettiğini görecektir. | 790 |
| 5 | Tevhîd (Allah’ı her şeyde birlemek, yalnızca O’na adanarak bağlanmak); insanın rûhuna, hayâtının en ince detaylarında bile Allah’ın kendisini gözetlediği bilincini (murâkabe) eker.
Tevhîd; kalbe haşyeti, Allah korkusunu en derinlemesine nakdeşer.
İnsanların Allah’tan en çok korkanı ve O’na en derin saygıyı duyanları, O’nu en çok tevhîd edenleridir. Kimin tevhîdi güçlü ise, O’nun Rabbinden duyduğu haşyet o kadar büyüktür. | 940 |
| 6 | “Nasihat eden kişinin maksada ulaştığını sanma; o ancak kendi nefsine karşı cihâd ettiği (mücâdele verdiği) şeyler hakkında nasihat ediyordur.”
Dr. Muhammed el-Ğalîz | 1 258 |
| 7 | Bazen dağılanı artık toparlamak, her şeyi ve herkesi kurtarmak için, kendini bile kandırmak zorundasındır. Zayıflığını kendinden bile gizlemek, acılarını görmezden gelmek zorundasındır.
Fakat Allah’a dayanarak yaptığın hiçbir sâlih işten kırgınlık duyma. Aksine şuna îmân et; Allah seni onaracaktır. Allah için sabrettiğin, düzeltmeye çalıştığın ve salâhı adına azmettiğin her şeyin sonunda, Rabbin sana lütfuyla ikrâmda bulunacak ve acılara bedel olacak bir nimet bahşedecektir.. Bundan asla şüphen olmasın.. Çünkü «Zorlukla birlikte bir kolaylık vardır..» Şerh: 5
«Kim Allah’a karşı takvâ üzere olursa, O onun işinde bir kolaylık var edecektir.» Talâk: 4
«Allah, zorluktan sonra bir kolaylık var edecektir.» Talâk: 7
Bunların alışılagelmiş âyetler olması, onlara olan itikâdını zayıflatmasın.. Bunlar, Rabbinden gerçekten korkan ve O’nun rızâsını uman kulu bekleyen hediyenin ilâhî vaadidir.
Sen şimdi seni yoran ve bitkin düşüren şeylerden belki büyük bir memnuniyetsizlik duyuyorsun. Ama bil ki bu senin ona sabretmen ve rahatlığı rızâ göstererek beklemen gereken bir ‘kader’dir. Bu senin kaderindir. Sana isâbet eden her şey ise yalnızca Allah’ın izin vermesi, dilemesi ve getirmesiyledir. Neyi kime şikâyet edebilirsin? Hüzün seni ümitsiz kılıyorsa, enerjini bitiriyorsa; kadere îmânında iyileştirilmesi gereken pürüzler var demektir.. Allah’tan sana güç vermesini iste..
Dinle..
Dünyâya karşı sabrın ve başkaları yanında bir de kendinle verdiğin mücâdele; belki sen onu küçük görsen de esasta îmânının kuvvetini, kulluğunun hakîkîliğini ve kalbinin gücünü ve diriliğini gösteren bir işârettir. Kabullenmek ve üzerinden ümitsizliğin kırgınlığını atmak, bunun için her seferinde çaba sarf etmek; senin azimli, metanetli, sebâtkâr, tevekkül sâhibi ve Rabbine bağlılığında güçlü bir mü’min olduğunun işâretidir. Çünkü senin bütün sabrın, yalnız O’nun için.
Sadece sabret. Rabb subhânehu ve teâlâ seninle birlikte; sen, rızâsı uğrunda O’nunla birlikte olduğun sürece.. | 1 117 |
| 8 | Senin neyi niçin yaptığını göklerin ve yerin sırlarını bilen Allah subhânehu ve teâlâ biliyorsa, insanların sana karşı zannının ne önemi var..
İyiyi de kötüyü de O bildikten sonra, kalbin îmânını, nefiste gizleneni, neyi niçin yaptığını O bildikten sonra, ne seni yüceltenin övgüsüne ne de niyetinde kötülük bulana aldırış etme..
Nefsi İmâm Ahmed ve İmâm Mâlik bin Dînâr’ın şu iki sözü arasında tutabilmek, övgüyle aldanmamak ve sûi zanla da üzülmemek için bir dengedir:
Ahmed bin Hanbel rahimehullah dedi ki: “Kişi kendi nefsini bildikten sonra, insanların sözleri ona ne fayda sağlar?”
Nefsinin kusurlarını sen bilirsin, senden önce ise senin Rabbin bilir; öyleyse kimsenin senin sözüne ve ameline bakıp da övmesine aldanma, kalbine hiçbiri şâhid değilken…
Ve Mâlik bin Dînâr rahimehullah dedi ki: “Kendi nefsini bilene, insanların onun hakkındaki sözleri zarar vermez.” Ve yine dedi ki: “İnsanları tanıdığımdan beri, ne beni övenleri ne de yerenleri umursuyorum..”
Kalbi hayr taşımayan kimse, başkalarının fiilerinde de ancak fesâd ve kötülük görür. Velev ki o kimse kalbinde-özünde kötü işlerden çekinip sakınan, fesâddan korkan hayr ehli bir kimse olsun.
Öyleyse bırak insanlar seni övmesin, niyetinle yalnız kalman, insanların seni kusursuz görüp methetmesiyle aldanmandan daha hayrlıdır.
Ve bırak niyetindeki murâdı, fiilindeki maksadı kimse görmesin; Allah’ın bilmesi ve senin O’nun katında kazanman sana yeter..
İhlâs tam da budur.. Hakkında söylenen ya da zannedilen hiçbir şeyden etkilenmeyecek kadar yaratılmışların sana nazarıyla ilgilenmemek.. Kalbini yalnızca Rabbinin biliyor olmasıyla sükûnete ermek..
Kimi zaman insan, başkalarının onun hakkında yanlış şeyler düşünmesi nedeniyle sıkılıyor ve bazen utanıyor.. ve kendisini açıklama, doğruyu gösterme ihtiyâcı duyuyor. Fakat belki de bu onu içinden çıkamayacağı başka şeylere sevk ediyor. Bu nedenle böyle durumlarda, kul ruhsal olarak çok yıpransa bile, susmanın asâletine bürünmeli.. Hayâ sâhibi, sustuğu için asla pişmanlık duymaz. | 1 274 |
| 9 | “Çok fazla sosyalleşmek, çok fazla gülmek ve dünyâya çok fazla bağlanmak kalbi karartır ve kalp üzerine bir perde çeker. Kalbi arındırmanın yolu, Allah subhânehu ve teâlâ ile yalnız kalarak (halvet) vakit geçirmektir.”
Enver el-Evlakî rahimehullah | 1 378 |
| 10 | بك أستجير - Bike Estecîru (şiir).pdf | 1 327 |
| 11 | Hayâtın eğlencesini ve onun zevklerini ardımda bıraktım..
Bütün huzuru, kalp ferahlığını ancak Sana yakarmakta (Seninle baş başa kalmakta) buldum..
Ben ey Rabbim, bir buğunun esîri idim
O buğu kalbimi kaplamış, böylece kalbim Senin nûrundan başkasına sapmıştı..
Ama Rabbim, bugün o buğuyu sildim kalbimden..
Ve kalbimin basîreti ile görmeye başladım Seni..
Ey günâhın azîmini bağışlayıp, tevbeyi kabulle karşılayan
Tevbe ederek yönelmiş kalp, gizlice yalvarıyor Sana..
O kalbi geri çevirecek, içten ettiğim tevbemi redd mi edececeksin..
Hâşâ yâ Rabb! Hâşâ Sen Sana tevbe edeni reddetmezsin..
Rabbim.. Pişman olarak geldim Sana, ağlıyorum..
Ağlıyorum işlediğim günâhlara.. Ağlar gibi yapmıyorum..
Korkuyorum o korkunç arz gününden yâ Rabb
Korkuyorum Seninle karşılaşacağımda huzurunda durmaktan..
Tevbe ederek döndüm ey Rabbim Senin esenlik meydânına
Teslim olarak ve sımsıkı tutunarak ipine..
Sana sığınırım (Senden beni korumanı umarım), Sen’den başka kim koruyabilir?
Sen Rabbim, himâyene sığınmış şu zayıf kulunu koru.. | 1 531 |
| 12 | Talâk Sûresinin kalbe bahşettiği farklı bir huzur ve sükûnet olduğunu hissederdim. Tâ ki Şeyh Muhsin el-Mutayrî’den şunu öğrenmek bu sûreye ilgimi artırdı; fazîlet ehlinden bazısı, içinde rahatlığa/kurtuluşa ermenin ve kolaylığın tekrâr tekrâr zikredilmesi nedeniyle Talâk Sûresi’ni rukye (sıkıntıyı kaldırma) kastıyla okumayı tavsiye ederlerdi. | 1 515 |
| 13 | Bir şeyde Allah azze ve celle kuluna tevfîk vermemişse, o kul ne kadar çabalarsa çabalasın, ne yaparsa yapsın, hangi amelini vesîle kılarsa kılsın, Allah ona tevfîk bahşetmemişse o kul kastettiği şeyde muvaffak olamayacaktır…
Eğer Allah ona tevfîk bahşetmemişse, onu lütfuyla hidâyete ve doğru seçime eriştirmemişse, onun çabaları -belki de kendisini kurtarmak adına verdiği çabaları- belki de onun aleyhine dönecektir. Şâirin dediği gibi:
Eğer Allah bu genç adama yardım etmezse...
Ona zarar verecek ilk şey kendi çabaları olacaktır
Bu nedenle kul, Allah’tan en çok onu her adımında/fiilinde hidâyete eriştirmesini istemeye muhtaçtır. Yoksa mücerred çabalamış olmasının onu doğruya sevk etme kesinliği yoktur. Ve o, Allah’tan tevfîkini istemeden yalnızca kendi tavırlarına ve adımlarına itimâd ederse kaçınılmaz olarak pişmanlık yaşayacaktır.
Allah’ım.. çabalarımız Senin yardımın olmadan hiçtir.. bizi yardımından mahrum etme, bizi Sen’den umduğumuz hayrlarda muvaffak kıl, ki şeytanın bizi üzmesine ve Sen’den ümidimizi kesmemizle sevinmesine izin verme..
Biz Sana muhtâcız ya Rabbi.. Yardımını, nusretini, tevfîkini, hidâyetini, rahmetini, rızânı ve ona götürecek yollardaki azmi bizden esirgeme…
ولا حول ولا قوة إلا بالله.. | 1 580 |
| 14 | Kalp âhirete bağlandığında, zihin karmaşıklıktan kurtulur. Zira akıl ve kalp arasında, maddî yahut manevî bir bağlılığın ‘ıstırabı’ yahut ‘sükûneti’ olur.
Dikkat dağınıklığı, stres, düşüncelerde yoğunlaşma ve yorgun zihnin en büyük nedenlerinden biri, dünyâyı çok dert edinmekten kaynaklanır.
Kişi dünyâsını Allah’a havâle ettiği ve âhirete bağlanıp onun için çalıştığında ise zihin pak ve berrak, akıl faydalı olanın idrâkinde çevik olur.
Zira şu hakîkattir:
Kimin tek derdi “âhiret” olursa, dünyâsında onu dertlendiren bütün dertlerini “Allah” üstlenir, öyle ki o kul dünyâsının hiçbir tasasını hissetmez olur.
Tadan, bilir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Kimin derdi âhiret olursa, Allah onun zenginliğini kalbinde kılar, işlerini dağınıklıktan kurtarır ve dünyâ ona boyun eğerek gelir. Her kimin de derdi dünyâ olursa, Allah onun fakirliğini iki gözü arasında kılar, onun işlerini parçalayıp dağıtır ve kendisine de dünyâdan takdîr edilenden fazlası gelmez.» [Tirmizî 2465]
Kimin kaygısı, dünyâ hayâtındaki maksadı ve amelindeki amacı, ve onu meşgûl eden dertlerin en önemlisi ‘âhiret’ olursa; o zaman Allah o kimsenin zenginliğini kalbinde kılar, onu kanaat ile rızıklandırır. Öyle ki o kul elindeki her şeye râzı olur. Hiçbir şeye tamah etmez. Bütün işlerinde Allah onun işlerinin dağınıklığını toplar, karmaşıklığını giderir ve parçalanmışlığını düzene sokar. İşlerini ona kolaylaştırır. Öyle ki bu kulun dünyâsını Allah’a teslim edip âhiretiyle dertlenmesi Allah’ı râzı eder de Allah dünyâyı onun önünde boyun eğdirir.
Fakat kimin derdi, maksadı ve hemhâl olup durduğu ‘dünyâ’ olur ve tek amacı da dünyânın zevkleri-süsleri ve şehvetlerini elde etmek olursa; o zaman velev ki bu kimse zenginlerden olsun, Allah onun gözü önüne hep fakirliğini, ihtiyaç duyduğu şeyleri koyar. Sonra Allah onun dünyâyı dertlenmesinden ötürü yardımcısı olmaz, onun işlerini üstlenmez, öyle ki o kulun bütün işleri onun üzerine paramparça ve karmakarışık olarak yığılır. Dertlenip uğrunda kendisini heder ettiği dünyâdan ona nasîb olacak olan ise, yine sadece Allah’ın onun için yazdığı ve taksîm ettiği olacaktır, daha fazlası değil.
İmâm Mâlik rahimehullah dedi ki: “Dünyân için üzüldüğün ölçüde, âhiret kaygısı kalbinden çıkar. Âhiretin için üzüldüğün ölçüde de, dünyâ kaygısı kalbinden çıkar.”
[ez-Zuhd, Ahmed bin Hanbel 1/259]
Dünyâyı en büyük tasası kılan bir kalp hasta ve yorgundur. Onu, Allah’a tam bir teslimiyetle yönelmek ve âhiret için gayreti artırmaktan başkası iyileştiremez ve hayâta döndüremez.
Ca'fer bin Suleymân rahimehullah dedi ki: “Dünyâyı dert edinmek kalbe zulmet (karanlık)tır. Âhireti (ve âhiret amellerini) dert edinmek ise kalbe nûrdur.”
[ez-Zuhd, İbn Ebi’d-Dunyâ 537]
Allah’ım, kalplerimizde bir nûr kıl. | 1 697 |
| 15 | Neden sınandığını bilmediğin imtihânlar, neden düştüğünü bilmediğin uçurumlar, neden bilmediğini bilmediğin, anlayamadığın, anlamlandıramadığın her şey. Zihnin karışık, kalbin güçsüz, ve sen yorgunsun.
Ne senden gâfil, ne de senin için şer diledi; bilakis hikmetiyle sana bir kader takdîr etti ve senden de rızâ, sabır ve teslimiyet görmek istedi.
«Rabbinin (senin için dilediği) hükmüne sabret. Çünkü sen, gözlerimiz önündesin.» Tûr: 48
“Çünkü sen, gözlerimiz önündesin”.. içine düştüğün durumla seni bile bile sınıyor, seni ‘O’ dilediği için dilediği şeyle sıkıntıya uğratıyor. Sen O’nun gözleri önündesin; O senden asla gaflette değil… O’na, O’na muhtaç olduğunu göster… | 17 |
| 16 | Bir insanın şerefinin ve asâletinin bir delîli; kendi sınırlarını, irâdesini ve gücünü bilmesi; bu yüzden sonunu getiremeyeceği, net adım atamayacağı ve nihâyete erdiremeyeceği hiçbir işe, söze veya niyete yaklaşarak onurunu riske atmamasıdır.
Yapamayacağını ve dahî yapmayacağını bildiği şeyi hissettirmekten bile uzak durmak gerçek mürüvvettir.
Kendi menfaati için başkasına zarar vermeyen, başkasını aldatmayan, başkasını kullanmayan ve acıtmayan gerçekten karakterli insandır, asâleti işte burada görürsünüz. Asil insan, kendisi zarar tadacak bile olsa, kendi zevki uğruna başkasının ezâ tatmasına râzı olmayandır. | 2 463 |
| 17 | Kul sevginin, rahmetin ve sığınağın gerçek sâhibini bulduğu zaman, artık hiçbir beşerde huzur ve itminân bulmaz.
Ey cennette âli mertebeyi gözleyen! Sevgini, muhabbetini, çaba ve gayretini halk’a değil, Hâlik’a ada! O zaman hakîkat parıltısının, arzdan ve arzda seyredenden değil, semâdan semânın Mâliki’nden kalplere bahşedildiğini belki görürsün. | 1 977 |
| 18 | “Semâvî ol.
Yeryüzünün döküntülerinden bir şey umma.” | 2 007 |
| 19 | Asrın değerli âlimlerinden, 2016 yılından beridir zindanda bulunan ve yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen hakkında hiçbir insanî önlem alınmayarak tek kişilik hücrede tutulan Şeyh Abdulazîz et-Tarîfî’nin Suud mahkemesi tarafından idâmının talep edildiği haberi ümmet olarak işiteceğimiz, etkileneceğimiz, tepki göstermemizin gerektiği en hazin haberlerden biri.. Hasbunallah ve ni’mel vekîl..
Bu haber doğru olsun veya olmasın, bununla ümmet olarak, ümmetin zindanlara mahkûm edilen âlimlerini ne kadar umursamadığımızı, onları ne kadar unuttuğumuzu, onların haklarını korumada ne kadar mufrit olduğumuza şahid oluyoruz..
Şeyh Tarîfî’ye yöneltilen suçlamalar arasında en ön planda yer alan suçlar(?): hükümetin şerîate muhâlif hatalı siyâsetlerini eleştirmesi, Allah ve Rasûlü ile istihzâ edip İslâm şerîatiyle alay eden El-Arabiya kanalını eleştirmesi, Emri bil-Marûf (İyiliği Emretme Münkerden Alıkoyma) Komitesi’nin halk üzerindeki yetkilerinin (uyarı ve yasaklarının) azaltılmasına karşı itirazda bulunması ve resmiyette uygulanan bazı dînî uygulamaları eleştirmesi.
Bir “Âlim”in idâm cezâsını gerektiren suçları bunlar olacak, fakat ulemâsından sufehâsından asrın mürcieleri, Allah’ın dînini oyun ve eğlence edinenler hatırına Allah’ın dînini canlarıyla koruyanları suçlu bulacak. Vallahi onlar yeryüzünde fesâdı sevenler, zâlimlere sevgi besleyenler ve onların zulümlerinde onları destekleyenlerdir. Medhalîlik bu çağın mihneti ve kör fitnesidir; Dîni egemen güçlerin çıkarlarına hizmet eden bir aparat gibi kullanan, İslâm coğrafyasını işgâl eden zalîm emperyalist güçlere karşı hiçbir fiilî ve fikrî direniş benimseyemeyen, İslâm’da gücü yanlış yerde/kişilere kullanan ve itaati zulmün kalkanı yapan bu fikir sâhipleri İslâm’ın tahrifinde bu asrın en etkili istihbârî misyonerleridir.
Biz artık öyle bir aşamadayız ki, Hakk’ın ve Hakk ehlinin yanında kesin, net, apaçık bir şekilde durmayan, bâtıl ve bâtıl ehlini açığa çıkarmayan ve küfrle savaşa itikâd etmeyen herkes; ya câhildir ve bu savaşın doğasından habersizdir ya da irâdesiyle münâfıkların safındadır.
Kınayıcının kınamasından korkmadan Hakk ve Hakk ehliyle birlikte olmanın, azîz olduğu bir zamandayız. Bu nimeti göğsünde taşıyan onun kıymetini bilsin ve Rabbine hamd ederek O’ndan ölüm gelene dek sebât dilesin.
اللهم اهدِنا وسدّدنا، وأعنا ولا تُعن علينا وآثرنا ولا تؤثر علينا.. وانصر اللهم الإسلام والمسلمين ونجّ المستضعفين من المؤمنين في سجون الطاغين، وأهلك الطغاة المتكبرين بقدرتك يا علي يا عظيم.. | 2 226 |
| 20 | لا تزال تنعي حبيبا حتى تكونه وقد يرجو الفتى الرجا يموت دونه
أبو بكر الصديق رضي الله عنه وأرضاه | 405 |
