uz
Feedback
diraase

diraase

Kanalga Telegram’da o‘tish

telegram ve youtube dışında sosyal medya kullanmıyorum. | youtube.com/@diraase

Ko'proq ko'rsatish
5 673
Obunachilar
+824 soatlar
+177 kunlar
-430 kunlar
Obunachilarni jalb qilish
Iyul '26
Iyul '26
+78
5 kanalda
Iyun '26
+133
4 kanalda
Get PRO
May '26
+234
11 kanalda
Get PRO
Aprel '26
+476
10 kanalda
Get PRO
Mart '26
+301
12 kanalda
Get PRO
Fevral '26
+386
15 kanalda
Get PRO
Yanvar '26
+254
13 kanalda
Get PRO
Dekabr '25
+168
12 kanalda
Get PRO
Noyabr '25
+179
13 kanalda
Get PRO
Oktabr '25
+203
21 kanalda
Get PRO
Sentabr '25
+267
23 kanalda
Get PRO
Avgust '25
+296
15 kanalda
Get PRO
Iyul '25
+221
31 kanalda
Get PRO
Iyun '25
+243
26 kanalda
Get PRO
May '25
+232
28 kanalda
Get PRO
Aprel '25
+262
29 kanalda
Get PRO
Mart '25
+503
37 kanalda
Get PRO
Fevral '25
+310
26 kanalda
Get PRO
Yanvar '25
+273
25 kanalda
Get PRO
Dekabr '24
+414
29 kanalda
Get PRO
Noyabr '24
+304
19 kanalda
Get PRO
Oktabr '24
+420
17 kanalda
Get PRO
Sentabr '24
+290
28 kanalda
Get PRO
Avgust '24
+475
28 kanalda
Get PRO
Iyul '24
+340
21 kanalda
Get PRO
Iyun '24
+283
24 kanalda
Get PRO
May '24
+389
24 kanalda
Get PRO
Aprel '24
+319
15 kanalda
Get PRO
Mart '24
+380
24 kanalda
Get PRO
Fevral '24
+277
13 kanalda
Get PRO
Yanvar '24
+273
7 kanalda
Get PRO
Dekabr '23
+629
2 kanalda
Sana
Obunachilarni jalb qilish
Esdaliklar
Kanallar
13 Iyul+2
12 Iyul+12
11 Iyul+8
10 Iyul+11
09 Iyul+4
08 Iyul+6
07 Iyul+3
06 Iyul+8
05 Iyul+2
04 Iyul+7
03 Iyul+4
02 Iyul+9
01 Iyul+2
Kanal postlari
Kuvvet, ordunun sayısı ve hazırlığında değildir. Bilakis gerçek kuvvet fertlerin kalplerindeki îmân gücü, akîde (tevhîd) mücâdelesindeki şedîd kararlığı, cihâd ve savaş sevgisi ve de şehâdet hırsıdır. İşte gerçek kuvvet buradadır. İslâm, fertlerinin kalpleri böyle olan bir ordunun kuvvetini beklemektedir. Zira zaten zafer yalnızca bir emri beklemektedir. Güçlü ordulara ve silâhlara sâhip olanlar şimdiye kadar ‘İslâm’ adına ne başardılar? “İslâm Şerîati” adına? Gerçek kuvvete, ancak gerçek bir mücâhid sâhiptir. Zira ancak “Allah’ın dînini ve şerîatini” üstün kılmak için canını adayan kimse şâibesiz bir akîdeye, güçlü bir îmâna ve Rahmân uğrunda cihâd sevdâsına sâhiptir. Bu kuvvet onun kalbinde iki şehâdetin birleştiği âna dek âciz düşmeyecektir.

2
Kişinin dininde gerilemesinin en büyük sebeplerinden biri, gizlide işlediği günâhlarda ısrâr etmesidir. Kulun dışına etki eden gerileme, onun ancak içinde-kendi nefsinde kaybettiği dînî hassasiyetten sonra mümkün olabilir.. Kul, Allah’ın üzerindeki örtüsüne aldanıp da ondan hidâyet nimetini almasından önce hâlini idrâk etsin.. Ve bilsin ki hiçbir düşüş âniden olmamıştır.. Dinde intikâs/gerileme zamanla, tavizle, adım adımdır. Böylece günâha alışır. Yaptığını küçük görür, sadece kendisinde gizli sanır.. Fakat onu yaratanın ondan her ân haberdar olduğunu unutur, âsi geldiğinin kim olduğu üzerinde tefekkür etmez.. Mühlet ise Allah’ın kuluna müsâmahasıdır. Bunu kaybetmeden kul, Allah’a sıdkla tevbe etmeli ve O’na her sabah ve akşam istiğfâr ile yönelmelidir. İstiğfârı ve içinde bulunduğu durum dolayısıyla kalp burukluğunu terk etmemelidir, tâ ki Allah azze ve celle onun sıdkını bilip hâlini önceki hâlinden daha sâlih kılsın.
495
3
İstikâmet ehlinin hayâtını yakından gören, bilen herkes, onların gerçekten ‘dünyâ cennetinde’ yaşadığını görür. Onlar kalpleri en geniş, rûhları en ferah, nefisleri en dingin olanlardır. Zira onlar Allah’a yakınlığın nimetini tatmışlardır. Sanılanın aksine kendilerini dünyâ zevklerinden mahrum hissetmezler, aksine başkalarının sâhip olmadığı semâvî nimetlere sâhip olmakla, kendilerini en zengin ve en mutmain kimselerden hissederler. İşte Allah subhânehu ve teâlâ’nın «Ey Âdemoğlu… Sen kendini Benim ibâdetim için ada (Bana ibâdet etmeyi dünyâdaki önceliğin kıl); Ben de senin kalbini zenginlikle doldurayım.» dediği zenginlik budur. [Tirmizî 2466] O’na itaat etmekle alınan lezzet, O’na âsi gelmekle bulunan kasvetle nasıl kıyâs edilebilir? İbrâhîm bin Edhem’in bu hayâtı nasıl vasfettiğine bakın..: “Şayet krallar ve kralların oğulları, bizim içinde bulunduğumuz nimeti ve mutluluğu bilselerdi, onu almak için bizimle kılıçlarla savaşırlardı.” [Siyeru’s-Selefi’s-Sâlihîn 4/1256]
580
4
İstikâmet yolu üzere olanların hayâtında hiçbir zevk yok zannediyorlar. Şeytan insanlara şunu göstermeye çalışır: İstikâmet ü
İstikâmet yolu üzere olanların hayâtında hiçbir zevk yok zannediyorlar. Şeytan insanlara şunu göstermeye çalışır: İstikâmet üzere olmak, hayâtın zevklerinden mahrum kalmak demektir. Sâlih bir hayât yaşamak, cehennemi yaşamak demek değildir. Zira Allah azze ve celle kullarına, O’na itaatte bir darlık kılmamıştır. • 0:46 -ufak bir düzeltme-: “24 saat sürekli abdestli olman gerekecek” Konuşmacı Şeyh: Hasen Buhârî
585
5
Kur’ân ehlinin ahlâkı… MaşaAllah tebârakAllah.. Yaşlarının küçüklüğüne rağmen sâhip oldukları edep, tevâzu, yumuşaklık, güler
Kur’ân ehlinin ahlâkı… MaşaAllah tebârakAllah.. Yaşlarının küçüklüğüne rağmen sâhip oldukları edep, tevâzu, yumuşaklık, güler yüz, asil üslûp.. İşte gerçek Kur’ân ehli kendisini bu edeble belli eden yüce bir ahlâka sâhiptir. Söylediği bazı cümlelerin tercümesi: “Âlimlerden biri şöyle der: Allah teâlâ’nın Kitâbına devamlı bakmaktan (sürekli okumaktan) daha çok aklı ve rûhu besleyen bir şey görmedim.” “Kur’ân; vakit için bir berekettir, ömür (uzun ve sâlih bir yaşam) için bir berekettir, rızık için bir berekettir. Kur’ân her şey için bir berekettir.” “Kim Allah katındaki yerini görmek istiyorsa, Kur’ân’ın hayâtındaki yerine baksın. Eğer Kur’ân’ı; onu tilâvet ederek, onu mürâcaa (ezber tekrarı) ederek, onu tedebbür ederek kendisine dost edinmişse, onun Allah katında bir yeri vardır. Eğer böyle değilse o zaman o kimse gâfillerdendir ve onun kendisini gözden geçirip düzeltmesi gerekir..” بارك الله لنا ولهم بالقرآن العظيم..
1 049
6
Dünyası için çalışmayanı insanların aşağı gördüğü bu zamanda, gerçek üstünlüğün ve yarışın ‘âhiret için’ olduğunu kimseye ispat etmek zorunda değiliz. Kendi hayâtınızı yaşayın ve hiç kimsenin tercihleriniz sebebiyle sizi eleştirmesini önemsemeyin. Birilerine kendinizi ispat etmek için onların okuduğu gibi okumaya, onların gittiği yerlere gitmeye, onların yaptığını yapmaya mecbur hissetmeyin. Aksine onlarla sizi ayıran bu keskin çizgileri aşmayı bile düşünmeyin. Yoksa zaten onlardan bir farkımız kalmayacaktır. Bunlar bizi dünyâ ehlinden ayıran özelliklerdir, dîn ehli olarak kalmak isteyen kul dünyâ ehline özenmez, aksine onlardan irâdesiyle sıyrılır. Özellikle Müslüman genç kızlar.. Pek çok noktada eleştirilen, aşağılanan, küçük görülen, beğenilmeyen taraf olmanız sakın sizi sebât ettiğiniz dînî fazîletlerden ödün vermeye sevk etmesin. Sakın benzemeye çalışmayın. Bu, Müslüman bir kadın olarak sizi özel ve nâdide kılan husûsiyetinizi yitirmeniz anlamına gelir. Ve bunun kaybedilmesinin bir daha geri dönüşü yoktur. Benzemeye çalışmayın, benzerseniz kınanır ve küçük düşersiniz. Örnek aldığınız kişilerin kim olduğunun muhâsebesini ciddiyetle yapın. Terk ettiğiniz dünyâlık zevkler yüzünden ezilmeyin, Allah sizi onların terkiyle üstün kılmışken. İslâm’ın izzetiyle gurur duyun, onu taşımanızla ve Allah’a itaatiniz sebebiyle geri durduğunuz şeyler için eleştirilmeniz ve küçümsenmenizle gurur duyun, bunu bir nimet olarak görün. Çünkü bu gerçekten nimettir. Ve esâsında şerefli bir hayâtı, insana yakışacak onurlu bir yaşamı tercih etmektir. İslâm içinizde azîz, izzetli olduğunda, o izzet sizin dışınıza da yansıyacaktır. Yaşamınıza, tercihlerinize, sözlerinize, duruşunuza.. Dîninizle gurur duyun, ona tâbi olduğunuz için sizi size daha aşağı hissettirenlerin kibrini umursamayın. Çünkü siz İslâm’la azizsiniz, sizi yücelten de ancak ‘takvâ’nızdır. Ve Allah indinde tek ölçüt, takvâdır; O’nun râzı olduğu ameller üzere bulunma ve buğzettiği işlerden yüz çevirme gücünün kalpteki varlığıdır. Kıyâmet gününde hak terazileri kurulacak ve onların bugün size üstünlük hissettirdiği gibi, gerçek ve ebedî hayâtta siz onlara sebâtınız, takvânız, Allah için terk ettiğiniz şeylerle üstün geleceksiniz. O zaman gerçek akıllının, gerçek çalışkanın, gerçek zekinin, gerçek beceriklinin kim olduğunu bütün mahlukat bilecek. Kimileri bu dünyâdan götürdüğü izzetiyle Cennetlerde yüceltilirken, kimisi de bu dünyâda biriktirdiği mutluluğa ve müsrif hayâta âhirette lânet edecek.. Biz «”Rabb’im beni (dünyâya) geri döndür!.. Belki yapmadan bıraktığım sâlih amelleri (bu sefer) işlerim!..”» [Mu’minûn: 99-100] denilecek günden sakınıyoruz.. Elhamdulillah.. Allah cümlemizi dîni üzere sâbit kılsın ve bizleri yalnızca sevip râzı olduğu amel üzere bulundursun.
1 328
7
@tilaavet kanalını, Allah’ın Kitâbına maruziyetimizin azaldığı, onun âyetlerini dinlemeye müzik, şarkı veya ezgilerin tercih edildiği, onun kelâmını düşünmenin (tefekkür) yerini başkalarının sözleri aldığı ve Kur’ân’ın fehminin, onu gerçek manâda anlamanın terk edildiği bir zamanda, Allah’ın Kitâbını hatırlatmak kastıyla açtım. Müslümanların, Rabblerinin onlara gönderdiği mesajları işitmelerinde bir vesîle olmayı umarak, elimden geldiğince günlük olarak paylaşım yapmaya gayret ediyorum. Bunun için mutkin, -inşaallah- amelinde muhlis olduğuna hüsnü zan ettiğim, gereksiz tegannîden ve efektten uzak, kıraatinde huşû ve Kur’ân’ı tazîmi hissettiren kârileri seçmeye özen gösteriyorum. Zira Kur’ân’ı tefekkürden mahrum olmanın sebeplerinden biri de, Kur’ân’ı -hâşâ- lehv/eğlence edinmek, ona hak ettiği saygıyı, hürmeti ve tazîmi göstermemektir. Âyetler ile değil de okuyucunun sesiyle, okuyuşundaki tegannîler ile ilgilenmek de tedebbüre engeldir. Tıpkı Şeyh Abdulazîz et-Tarîfî’nin işâret ettiği gibi: “Bugün insanların birçoğu nefislerinde Kur’ân’ın bereketini ve tesîrini kaybediyorlar. Çünkü onlar Bâri’nin (yaratıcının) kelâmını tedebbür etmek yerine, kârinin (okuyucunun) sesini düşünmekle meşgûller..” Kur’ân’ı dinlemek de bir ibâdettir ve kul günlük olarak Kur’ân okumayı vird edindiği gibi, onu dinlemeyi de vird edinmelidir. Zira Kur’ân’ı dinlemekle sağlanan tefekkür, bazen kulu öyle yüce menzillere çıkarır ki, subhânAllah o âyetleri kendisi okuduğunda hissetmediği şeyleri dinlediğinde hisseder.. Esâsında tefekkür ibâdeti kişide bereketlerini Allah’ın lütfuyla dinlemeyle daha geniş gösterecektir. Âlimlerden bazısı, dinlemenin tefekküre okumaktan daha çok sebep olduğunu zikretmiştir; mutlak olarak böyledir diyenlerden değilim, fakat bunun kula ve kalbe tesîrinin çok büyük olduğuna îmân ediyorum. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Kur’ân’ı Cibrîl’den sem' (duyma) ile almıştır.. Allah subhânehu ve teâlâ’dan bu kanalı Müslümanların ondan faydalanmasıyla bereketlendirmesini diliyorum.
1 397
8
"شيبتني هود.." - ﷺ
1 360
9
«Kim, sadece dünyâ hayâtını ve onun fâni süslerini isterse, Biz onlara çalışmalarının karşılığını orada (dünyâ nimetlerinden) eksiksiz veririz ve onlar orada (dünyâ hayâtında, dünyâ nimetlerinden) hiçbir eksikliğe uğratılmazlar. • Fakat işte onlar, âhirette kendileri için ateşten başka hiçbir şey olmayan kimselerdir. Orada (dünyâda) yaptıkları şeyler, boşa gitmiştir. Zaten onların yapmakta oldukları amelleri de (kendisiyle Allah’ın rızâsını arzulamadıkları için) bâtıldır.» • Hûd Sûresi 15-24 Abdulazîz el-Ğâmidî
1 301
10
Sıkıntın büyüdüğü, zihnindeki düşünceler karışıp seni âciz bıraktığı, dile dökemediğin yükler kalbinde ağırlaştığı ve nefesin içinde düğümlendiği zaman.. canını yakan bu acı üzerinde çok düşünme.. Fakat gözlerini kalbinle semâya kaldır ve Rabbinin buyruğunu hatırla: «Allah, hiç kimseye gücünün yetmeyeceğini yüklemez..» Başına gelen şey ne kadar büyük olursa olsun, sen onun karşısında kendini yıkılmış, tükenmiş, bitmiş hissetsen bile.. bu senin gücün dahilindedir, bir zerre bile aşmayacaktır. Allah seni senden daha iyi bilir, sana senden daha merhametlidir ve sana seni sevdiğini söyleyenden bile daha şefkatlidir… O sana, senin taşıyamayacağını yüklemeyeceğini vaad etmiştir. Fakat bununla birlikte O sana sıkıntı karşısında sabretmeni emretmiştir.. Sen bunu kaldırabileceğin için bununla sınandın. Yıkılsan da, yansan da, ölümü yudumlasan da.. Eğer gece uzarsa.. ve rahmetten yana ümidin kırılırsa.. o zaman sabra daha da sarıl, musîbetteki ecrini hesâb et ve her bir sebât anına karşılık elde ettiğin sevâbı düşünerek kalbine itminân ver. Çünkü kul, ameli ve gayretiyle mükâfâtlandırıldığı gibi, sabrı, sükûnu ve sessizliği ile de mükâfâtlandırılır. Allah, kulunun kendisi uğrunda çektiği sıkıntıyı boşa çıkarmaz.. Allah kulunun O’nun rızâsı için katlandığı hiçbir acıyı, zâyi etmez.. Bil ki musîbette asıl sabır, sabretmeye sabredebilmektir.. Sabretmeye sabretmek, tâ ki Allah rahmetiyle hâlini düzeltene dek. O dilemedikçe hiçbir şeyi değiştiremezsin.. Elinde sabretmekten başka ne vardır? Ya bu sabrı teslimiyet ve rızâ zînetiyle süslersen Allah indindeki seçkinliğini düşün.. Sen ise belâ içinde de olsan veya sabretsen de, yaptığın hiçbir şeyi kendi gücünle değil, yine ancak O’nun sana yardımı ve mededi ile yaparsın.. Sabrın bile O’nun ikrâmıdır, öyleyse O’ndan sana sabretmeyi öğretmesini ve kalbini O’nunla, O’nun sevgisi ve rızâsıyla doldurmasını iste, tıpkı seni kurtarmasını istediğin gibi.. Sen, sadece sıkıntının sona ermesini bekleme… Bilakis o geçip gittiğinde, daha sebâtkâr, Rabbine daha yakın ve daha temiz bir hâlde olmanı, yüzünde sabredenlerin nûrunu taşıyarak ondan çıkmayı bekle. İşte o zaman yol senin için aydınlanır ve sabredenlerin derecesine yükselirsin. İşte o zaman bütün hüzünler ve ıstıraplar bir kenarda kalır ve sana sabrının, teslimiyetinin, tevekkülünün ve münâcâtlarının lezzeti kalır.. «Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. • Büyüklük ve azamet, göklerde ve yerde yalnız O’nundur..»
1 583
11
Birkaç gün önce Medineli bir aile dostumuzun Deccâl fitnesi hakkında şöyle bir benzetme yaptığını -babamın nakletmesi üzerine- işittim ve mesel hoşuma gittiği ayrıca bu konu benim de sıkça dile getirdiğim bir konu olduğu için paylaşmak istedim. Aralarındaki konuşmada Şeyh sözü aldığında mânen şöyle bir söz söylüyor: “İnsanlara Deccâli anlatıyorum, onun bir gözünün kör olduğunu, iki gözü arasında kâfir (k-f-r) yazılı olduğunu ancak yalnızca mü’min kimsenin bunu okuyabileceğini anlatıyorum. Bana ‘İyi de biz onun bu özelliklerini bilirken neden ona iman edelim ki?’ diyorlar. Onlara şöyle diyorum: Sen sigara içiyor musun? Evet, diyor. Peki sigara kutusunda onun zararlı olduğu, hastalıklara yol açtığı, öldürücü olduğu yazıyor. Bunu görüyorsun ve okuyorsun değil mi? Fakat buna rağmen onu içiyorsun. Onun zararlı olduğunu bildiğin hâlde, öldürür yazdığını gördüğün ve okuduğun hâlde onu içmekten vazgeçmiyorsun..?” Allahu e’alem Şeyh burada bu fitnenin kimisi için bu yönden saptırıcı oluşuna örnekleme yaparken şuna dikkat çekmek istedi: Kimisi için mesele “fıkhetme” meselesidir. Baktığı hâlde görmemenin, kişinin akıl gücü-zaafiyetiyle bir bağı vardır. Mesele, bildiği şeyde kulun takındığı tutumdur; bilmesine rağmen, tepkisidir. Bugün pek çoğumuz, bildiğimiz hâlde takvâ yolunu ve takvâ sâhiplerinin amellerini işlemeyi tercih etmiyoruz. Fitnelerin şiddetinden yakınırken pek çok fitnede bizim de fitneye düşürülmüş olanlardan olduğumuzu idrâk etmiyoruz. Bu konuya öz bir şekilde şu makâlede değinmiştim, bizler Deccâl fitnesini ancak ‘fitne’ nedir ve ‘fitneye düşürülen kişi’ kimdir görebildiğimizde anlayabiliriz, bu meselenin anlaşılması bugün İslâm ehlinin içine düştüğü fitneleri özeleştiri yapmaktan çekinmeden ikrâr ettiğimizde mümkündür. Bildiği şeye karşı kişinin sergilediği davranış (burada bir nevi etki-tepki kuramından bahsediyoruz, dînî terminolojide ilim-amel paraleli); îmânın kuvveti, aklın firâseti ve takvânın basîretiyle görme/uyma/itaat etmesine göre şekillenir. Fitnelerin gizlisinden de açığından da Allah’a sığınmamızı bize Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem emretmiştir..
1 869
12
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem Deccâl’den çok sıkça sakındırmış, ona karşı defalarca uyarıda bulunmuş, hatta kıldığı her namazında ondan Allah’a sığınmıştır. Hutbe vermek için kalktığı bir keresinde şöyle buyurmuştur: «Gerçekten ben sizi ona karşı şiddetle uyarıyorum. Ve (Allah’ın gönderdiği) hiçbir Nebî de yoktur ki, ümmetini Deccâl hakkında uyarmış olmasın!» [Muslim 169] Ve Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir gün ondan sakındırırken öyle mübâlağa etmiştir ki, ashâbtan Nevvâs bin Sem'ân radıyallâhu anh “Deccâl (yakınımızdaki) hurmalıklara kadar geldi zannettik” demiştir. [Muslim 2937] Ve bütün bunlara rağmen, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: «Deccâl’den önce ümmetim için en korktuğum şey, saptırıcı imâmlar/önderlerdir!» [Musned-i Ahmed 21296] Şeyh Muhammed el-Muneccid dedi ki: “Saptırıcı imâmlar ile kastedilen: insanların onları takip ettiği onlarınsa insanları Allah’ın yolundan saptırdığı liderler/önderlerdir. Bunlara fâsid devlet yöneticileri, fâcir/günâhkâr âlimler ve câhil âbidler dâhildir.”
1 617
13
Allah’ın râzı olduğu hicâba bürünmek için geç kalma. http://youtube.com/post/Ugkxwh1T7cWs0pYDF4XdYtE79Jh-mGk-tgUA?si=V_0-u4gV7kBeStYb
1 406
14
İlim ehlinden yahut cihâd ehlinden, iki gruptan biriyle birlikte olmayan bir mü’min bu dünyâya nasıl tahammül edebilir ki?.. Bunlar mü’minin yaşantısının dışında kaldığı zaman ‘gaflet’ büyür, bu kaçınılmazdır. Kulu gafletten koruyan iki yol vardır, bunlar üzerinde düşünen kimse akıl sâhiplerini bu iki yoldan birinde bulur: -Allah’ın kelimesini yüceltmek için Kur’ân’ın ve Sünnet’in hedyinde sıdkla talep edilen ilim, -Allah’ın kelimesini yüceltmek için Allah yolunda tam bir ihlâsla verilen mücâdele ve cihâd. İşte Mü’minde basîreti genişleten bu iki azîm yol, onun sâfiyetinin ve sebâtının menbaıdır. Bunlar dışında kalan âleme bir bak? Gaflet hissi seni kaplayacaktır.. Fakat ilim meclislerini görmenin, Allah yolunda ayaklarını tozlayanları görmenin nefsine girdirdiği sevinci, gururu ve heybeti düşün.. İşte hissettiğin o duygudur ‘hayât’, ‘diri olmak’ anlamına gelen.. Hayât, ya seni Allah’a yakınlaştıran faydalı ilimle vakti mamûr etmek ya da seni O’na yakınlaştıracak bir yolda mücâdele etmekten başkasında mıdır? Bu ikisinin dışında bir yaşam ben bilmiyorum, bu ikisinin dışında ‘yaşamak’ nasıl olur, bilmiyorum.. Kalbi Allah’ı gerçekten özleyen, tâ ki O’na kavuşana dek, bu dünyâda da O’na en yakın olduğu yolları seçer.. Kulu, ‘yalnızca Allah ile’ meşgul eden şeyler onun hayâtı ve diriliğidir. Fitnelerin şiddeti ve fesâdın gürültüsü içinde gerçek hayât, kalbin uyanıklığı ve rûhun canlılığı; yalnızca bizi Allah’a sürükleyen sözde ve ameldedir.. «Ey îmân edenler.. Allah’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uyun.. Onlar sizi, “size hayât verecek” şeylere çağırdığı zaman..» Enfâl: 24 Belki de bu kadar ölgün hissetmemiz, tercihlerimizin, ‘bize hayât vereceği’ vaad edilen şeyler olmamasından kaynaklı..
1 883
15
“Edepli/kibar kiminle karşılaşmışsam, muhakkak onu keder, ıstırap ve duygusal hassasiyetle acı çekerken gördüm. Bu güzelliğin
“Edepli/kibar kiminle karşılaşmışsam, muhakkak onu keder, ıstırap ve duygusal hassasiyetle acı çekerken gördüm. Bu güzelliğin ardındaki hikâyeyi her zaman merak etmişimdir.. Ve keşfettim ki bu gibi kimselerin çoğunun rûhunu incelten şey, acıdır.” Ömer es-Sa'dân • “Ve işte bu yüzden onların rûhları (dünyâda değil), Cennet’te ikâmet etmeye lâyık hâle gelmiştir. Hârise bin Vehb radıyallâhu anh’dan rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Size Cennet ehlinin kimler olduğunu haber vereyim mi? İnsanlar tarafından zayıf/hor görülen, mutevâzı kimselerdir. Hâlbuki şayet o Allah’a yemin etse, Allah onun yeminini doğru çıkarır.»”
1 723
16
Kalbinin salâhını isteyen kimse, insanlarla bir araya gelmekten olabildiğince sakınmalı; buna ise yalnızca çevre değil, bilakis dizi ve sosyal medya ortamlarında karşılaşılan insanlar da fazlasıyla dâhildir. Kalbini îmânla ve ihsânla korumak isteyen, insanlarla birlikteliği azaltmalıdır. Her gün sabah başka akşam başka bir arkadaşıyla birlikte olan bir kimsenin, gıybetten, sûi zandan, mâlâyani sözden, dünyâlıklardan konuşup da etkilenmemesi ya da muhatap olduğu kimse sebebiyle şükürden, rızâdan, hüsnü zandan ve güzel ahlâktan uzaklaşmaması kaçınılabilir değildir. İnsanlar çeşit çeşittir. Muhakkak onlardan etkilenecektir. Serî es-Sakatî rahimehullah dedi ki: ”Sakın ola şerli kimselerle arkadaşlık kurma. Ve sakın sâlihlerin dostluğu da seni Allah’tan alıkoymasın.” Vallahi bu söz, binlerce söze bedeldir. Benim için kâide olan öğütlerden biri olmuştur. Sâlihlerin dostluğu dahî, sevgide ve bir araya gelmede isrâfa düşüldüğünde kulu Allah’tan alıkoyar; fâsidlerin birlikteliği ve onlara yakınlık bir mü’mine nasıl etki etmesin? Bu nedenle insanlarla uzun saatler birlikte olan kişi, kalbinde bir ağırlık, rûhunda bir huzursuzluk taşır. Aynı durum, sosyal medyada gerekli-gereksiz her şeye bakan ve izleyen kimseler için de söz konusudur. Her gün farklı kalplerle karşılaşan bir kalp, nasıl tek bir hâl üzere sâbit kalsın, nasıl kendi sâfiyetini korusun? Kalbin de bir gücü ve sabrı vardır.. Nefis dayanamadığında kalp fesâda uğrar.. Filmlere, sanal sahnelere takılı kalan bir zihin nasıl berrak kalabilir ki kalbi meşgul etmesin de onu Rabbine munîb bir kalp kılsın? Böyle bir kalp Allah’a her hâlinde yönelik bir kalp kalamaz. Aksine onun zihninde dönen yalan manzaralar -ki çoğu zaman bu farazî manzaralar nefsi oyalayan ve onun salâhını bozan münker veya muharremâttandır- onun ibâdetinde dahî huşû bulmasını engeller. Gerçekten kendisiyle ilgisiz şeylere maruz kalması kalbi öyle yorar ve yıpratır ki, artık o kalp kendisini ilgilendiren şeylere tâkât bulamaz. Kalp, kendisine yasaklanan şeylerle hemhâl olmaktan kendisini alıkoymadığında, onun kirlenmesi ve böylece Allah’tan uzaklaşması kaçınılmazdır. Başkaları için, Allah ile arandaki ilişkiyi zayıflatmaktan sakın. Hiçbir şey, kalbini korumandan ve kalbinde de Rabbinin rızâsını yaşatmandan daha önemli değildir. Vallahi değildir.
2 150
17
“Mesele sadece örtünün var olması değildir, ne ölçüde tesettür (ve iffet) sağladığıdır. Hatları ortaya çıkaran veya bakışları
“Mesele sadece örtünün var olması değildir, ne ölçüde tesettür (ve iffet) sağladığıdır. Hatları ortaya çıkaran veya bakışları celbedip dikkat çeken her giysi/örtü, tesettürün şerîatte emredilmesi ardındaki hikmetten sapar. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «(Benden sonra gelecek çağlarda) öyle kadınlar (olacak ki), onlar giyinmiş/örtülmüş oldukları hâlde, (güzelliklerini gösterdikleri için esâsta) çıplaktırlar.» Bununla verilmek istenen mesajla bir parça kumaştan çok daha derin bir manâ kastedildiğini çok az kişi anlayacaktır.”
2 647
18
“Sonra ölüm geldiğinde ve amel defterin kapatıldığında, sâlih amellerin sevâbının büyüklüğünü ve günâhların cezâsının büyüklü
“Sonra ölüm geldiğinde ve amel defterin kapatıldığında, sâlih amellerin sevâbının büyüklüğünü ve günâhların cezâsının büyüklüğünü gördüğünde; subhânAllah diyerek tek bir tesbîh getirebilmeyi yahut tek bir rekât namaz kılabilmeyi isteyeceksin, fakat yapamayacaksın..”
2 623
19
Elhamdulillah, burada aktif bulunmayı özlemişim.. Bunu hiç ummadığım şekilde benim için kolaylaştıran Allah’a hamd olsun… Bu süreç içerisinde duâlarını ileten ve gıyâbımda duâ eden, tanıdığım ve tanımadığım her kardeşimize çok teşekkür ediyorum.. Allah her birinizin mükâfâtını hayrla versin, sizi sâlih olarak yaşatsın şehid olarak katına alsın. Allah üzerinizdeki âfiyeti ve nimetlerini dâim kılsın.
2 404
20
İşlediğin ibâdetin seni Allah’a daha da yaklaştırmıyor, günâhlarla aranı açmıyorsa..+1
İşlediğin ibâdetin seni Allah’a daha da yaklaştırmıyor, günâhlarla aranı açmıyorsa..
2 508