Selefin izinde Ashabu'l Âsar
رفتن به کانال در Telegram
Muhammed b. Sirin (rahimehullah) dedi ki "Kişi esere uyduğu sürece doğru yol üzeredir." {Sunen ed- Darimi, 1} Deşifre kanalı ➡️ https://t.me/AshabulSunnah
نمایش بیشتر923
مشترکین
+424 ساعت
+67 روز
+2630 روز
آرشیو پست ها
ثنا سُلَيْمَانُ ، ثنا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنِي يَحْتَى بْنُ مَعِين، ثنا حَجَّاج بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ : سَمِعْتُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ، يَقُولُ: " أَوْحَشَتُ الْيَلادُ فَاسْتَوْحَشْتُ، وَلا أَرَاهَا تَزْدَادُ إِلَّا وَحْشَةً "
Süfyân es-Sevri der ki:
Beldeler ıssızlaştı, ben de kendimi yalnız hissediyorum.Gördüğüm kadarıyla da beldeler giderek daha da ıssızlaşacak.
[hilyetu'l evliya]Arkadaşına sahip çık.
Onu bulduğunda artık onu koruman gerekir. Ona İyilikle davranmalı, ona saygı göstermelisin. Şu anda yakın bir arkadaşınla, belki de bir arkadaştan daha ötesi bir bağla bağlı olduğun biri olabilir. Önemli olan dostluğun eski ya da yeni olması değil, asıl önemli olan onu koruma ve yüceltme becerimizdir. Bu dostluğu, Allah için sevmenin en yüce mertebelerine taşımalıyız.
Onu samimiyetle sev ki, sevginin karşılığını göresin. Aranıza kötü niyetler sokma. Onunla güzel bir zan üzere ol ve onu dikkatle, gönülden dinleyerek sevgisini kazan. Sürekli yanında olman gerekmez, ama her fırsatta onunla hayrı paylaşmalısın. Bazı dostlarla sık sık bir araya gelmeyiz, ama onlarla başardıklarımız hayal gücünü bile aşar. Dostluk krallığı, ancak iyi niyet, ihsan, sabır ve fedakârlık temelleri üzerine kurulabilir. Bunlar, dostluğun temel sütunlarıdır. Unutma ki, o da senin gibi bir insandır, hata da yapar, isabet de eder. Hatalarına karşı hemen sert davranma. Aksine, hatırlatma ve güzel bir nasihatle, nazikçe yönlendirme konusunda akıllı ol. Özellikle günahlar ve zor zamanlar geldiğinde bunu yapmaya daha çok özen göster.
Zubeyr İbni Ebû Bekir şöyle demiştir:
Babam, Irak'tan mektup yazıyor ve bana şu öğüdü veriyordu: "Oğlum, ilim öğren. Çünkü fakir düşersen ilim, senin için en kıymetli sermaye olur. Zengin olursan ilim, senin için bir süs ve güzellik olur.
Osman bin Ebi Şeybe dedi ki: İbn Uyeyne’yi şöyle derken işittim:
Allah Tebâreke ve Teâla buyuruyor ki: "Hased eden kişi, benim nimetime düşmandır, kadâma/hükmüme öfkelidir ve kendisi için taksim ettiğim, taksimimden râzı değildir.
Tefsir İbn Ebi Hatim, 3/978
Müslümanın güzel ahlaklarından biri de kendisinde bulunmayan bir nimeti, kardeşinde gördüğünde bundan rahatsız olmak yerine onun için sevinmesidir. Çünkü mümin, kardeşinin hayrını kendi aleyhine görmez. Allah’ın lütfunun kulları arasında taksim edilmesine razıdır. Kardeşinin yükselmesi onu küçültmez, kardeşinin nimeti onun rızkından eksiltmez. Bunun zıddı ise kalbin hastalığıdır: Kardeşinin nimetine üzülmek, onun iyiliğinin son bulmasını istemek, onun sahip olduğu şeyi kendisine dert edinmek ve görünüşte kardeşlik gösterirken kalben onun düşüşünü arzulamak.
Mümin kardeşinin hayrına sevinir; münafık ise dilinde muhabbet, kalbinde rekabet taşır. Bu sebeple insan kendi kalbini sık sık yoklamalıdır: “Kardeşimde gördüğüm bu nimete gerçekten seviniyor muyum? Yoksa onun benden üstün olmasından dolayı içimde bir darlık mı meydana geliyor?” Zira Allah’ın kullarına verdiği nimetlere sevinmek, Allah’ın taksimine razı olmanın alametlerindendir. Haset ise yalnızca kardeşine değil, kişinin kendi kalbine de zarar verir.
*Alıntı
Repost from Selefin izinde Ashabu'l Âsar
İmam Şafii (🌟) dedi ki:
“Allah Rasulune ﷺ her hâldeyken salât etmeyi severim. Cuma günü ve gecesinde salât etmek ise daha da şiddetli bir mustehaptır.”
[ Kitabu'l Umm | İmam Şafii ]
Sabit b. Ubeyd bildiriyor;
Evinde Zeyd b. Sâbit kadar neşeli ve esprili, meclisinde de onun kadar ağır başlısını görmedim.
-ibn Ebi'd-Dünyâ 1/564.
Evlerin Islahı, Kavvam Bir Erkek ve Saliha Bir Kadınla Mümkündür
Bir evin ıslahı yalnızca güzel eşyalarla, geniş bir rızıkla veya dünyalık imkânlarla olmaz. Evin asıl imarı, Allah’ın kendisine yüklediği sorumluluğu bilen kavvam bir erkek ve Rabbine itaat eden saliha bir kadın ile gerçekleşir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ
“Erkekler, kadınlar üzerinde kavvamdırlar.”
(en-Nisâ, 4/34)
Kavvamlık, yalnızca otorite sahibi olmak değildir. Bilakis aileyi korumak, geçimini üstlenmek, onu Allah’ın razı olduğu şekilde idare etmek, zulmetmemek ve ailesine karşı sorumluluğunu yerine getirmektir.
Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
«كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ»
“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz.”
(Buhârî, 893; Müslim, 1829)
Erkeğin kavvamlığı, kadının da sorumluluktan uzak olduğu anlamına gelmez. Bilakis kadın da kendi hanesinde emanetçidir. Nebî ﷺ şöyle buyurmuştur:
«وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ عَلَى بَيْتِ زَوْجِهَا وَوَلَدِهِ، وَهِيَ مَسْئُولَةٌ عَنْهُمْ»
“Kadın, kocasının evinde ve çocukları üzerinde sorumludur ve onlardan mesuldür.”
(Buhârî, 893; Müslim, 1829)
Allah Teâlâ saliha kadınları şöyle vasfeder:
فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللَّهُ
“Saliha kadınlar itaatkârdırlar ve Allah’ın korumasıyla, kocalarının yokluğunda korunması gerekenleri korurlar.”
(en-Nisâ, 4/34)
Dolayısıyla sağlam bir yuva; erkeğin kavvamlığı ile kadının salâhının birbirini tamamlamasıyla kurulur.
Kavvam erkek, ailesini nefsinin arzusuna göre değil, Allah’ın hükmüne göre idare eder. Saliha kadın ise eşinin Allah’a isyan olmayan hususlardaki meşru hakkını gözetir, evinin mahremiyetini korur, kocasının yokluğunda emanete riayet eder.
İbn Ömer رضي الله عنهما’dan gelen hadiste Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
«أَلَا كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ…»
“Dikkat edin! Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz…”
(Buhârî, 5200; Müslim, 1829)
Bu sebeple evin ıslahı önce eşlerin kendi nefislerini ıslah etmesiyle başlar. Erkek Allah’ın kendisine verdiği kavvamlığı zulme dönüştürmemeli; kadın da kendisine verilen emaneti hafife almamalıdır.
Çünkü salih bir erkek yalnızca evini geçindiren değil, ailesini Allah’a götürmeye çalışan erkektir. Saliha kadın da yalnızca ev işlerini yapan değil, evini iman, haya, iffet, sabır ve itaatle imar eden kadındır.
Böyle bir evde çocuklar yalnızca büyütülmez; terbiye edilir. Eşler yalnızca birlikte yaşamaz; Allah’a itaatte birbirlerine yardımcı olurlar.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا
“Onlar: ‘Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan göz aydınlığı ver ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl’ derler.”
(el-Furkân, 25/74)
Öyleyse bir evin en büyük nimeti saray gibi olması değil, içinde Allah’ın zikredilmesidir. En büyük zenginliği eşlerin birbirlerine olan dünyalık hizmeti değil, birbirlerini Allah’a itaate taşımasıdır.
Kavvam bir koca, saliha bir kadın ve Allah’ın hükmüne teslim olmuş bir aile… İşte ıslahın başladığı yer burasıdır.
*Alıntı
83-İşte (bu) ahiret yurdudur. Biz, onu yeryüzünde üstünlük taslamayan ve bozgunculuk istemeyenlere veririz. (Güzel) akıbet muttakilerindir.
84-Kim (Allah’ın huzuruna) iyilikle gelirse onun için daha hayırlısı vardır. Kim de kötülükle gelirse kötülük yapanlara ancak yaptıklarının karşılığı verilir.
85-Şüphesiz ki sana bu Kur’ân’ı (okumayı, yaşamayı, onunla cihad edip insanları ona davet etmeyi) farz kılan Allah, seni dönülecek yere (Mekke’ye) döndürecektir. De ki: “Kimin hidayetle geldiğini kimin de apaçık bir sapıklık içinde olduğunu en iyi Rabbim bilir.”
📖(Suratu'l Kasas) Qâri Muhammad massod
إذا مالت شمس يوم الجمعة إلى الغروب، فقف عند باب الله، وارفع يديك إليه، واشعر بأنه قريب منك؛ فإنه قريب ممن دعاه وسأله. وثق بما عنده أكثر مما في يديك، فإن الأمل وحسن الظن بالله مفتاح الإجابة، وبداية السعادة، ونور يضعه الله في قلوب عباده الذين يحبهم. وليس هناك أكرم من الله، ولا أجود من الله، ولا أصدق في وعده منه.
Cuma güneşi batmaya meylettiğinde Allah'ın kapısında dur, ellerini O'na kaldır ve O'nun sana yakın olduğunu hisset; çünkü O, O'nu çağırana ve O'na dua edene yakındır. O'nun katındakine, senin elinde bulunandan daha çok güven. Zira umut ve Allah'a hüsnü zan etmek, icabetin anahtarı, mutluluğun başı ve Allah'ın sevdiği kullarının kalplerine koyduğu bir nurdur. Allah'tan daha ikram sahibi olan yoktur, Allah'tan daha cömert olan yoktur ve sözünde O'ndan daha doğru olan yoktur.
*Alıntı
Repost from Selefin izinde Ashabu'l Âsar
Abdullah bin Abdulhakem dedi ki:
“İmam eş-Şafiî’yi rüyamda gördüm. Ona dedim ki: “Allah sana ne ile muamelede bulundu?” Şöyle cevap verdi: “Bana merhamet etti, beni bağışladı, bir gelin gibi süslenmiş olduğum halde beni cennete götürdü ve gelinin üzerine serpildiği gibi üzerime serpildi.” Ben de: “Bu mertebeye nasıl ulaştın?” diye sordum. Bana şöyle cevap verdi: “Bu makama ‘er-Risâle’ kitabında Muhammed’e yapılan salâtlar sayesinde eriştim.” Ben de “Bu nasıldır?” diye sordum. Şöyle cevap verdi:
صَلّى اللهُ عَلَى نَبِيِّنَا كُلَّمَا ذَكَرَهُ الذَّاكِرُونَ وَغَفَلَ عَنْ ذِكْرِهِ الغَافِلُون
“Allah’ım! Muhammed’e onu zikredenlerin zikri kadar, onu zikretmekten gafil olanların sayısı kadar salât et”
Abdullah dedi ki: “Sabah olunca ‘er-Risâle’ kitabını inceledim ve rüyamda gördüğüm gibi bu zikrin orada yazılı olduğunu gördüm.”
📚 Ebu'l-Kasım et-Teymî, et-Terğib ve et-Terhib (1709)
اللهم صل وسلم على نبينا محمد
🟪Ey Erkek Muslim kardeşlerim! Bu tehdit bizedir. Sizden her kim Allah'ın emanetini yüklenirse, kadınlar hususunda Allah'tan sakınsın.
قَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّت۪ي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَك۪ٓي اِلَى اللّٰهِۗ وَاللّٰهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَاۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ
Muhakkak ki Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kimsenin sözünü işitir. Allah, karşılıklı konuşmalarınızı işitti. Şüphesiz ki Allah, (işiten ve dualara icabet eden) Semî’ ve (her şeyi gören) Basîr’dir.
📖(Surah Mücadele 1)
Bir adamın, Allah’tan korkan helali olacak bir kadını bekleyerek yıllarını kaybetmesi
Bir cahille evlenip yıllarını kaybetmesinden daha hayrlıdır..
28) Buyurur ki: “Benim yanımda çekişip tartışmayın. Ben, daha önce size tehdidimi bildirmiştim.”
29) “Benim yanımda söz değiştirilmez ve kullarıma zulmedici değilim.”
30) O gün cehenneme, “Doldun mu?” deriz. O da, “Yok mu daha fazlası?” der.
31) Cennet, muttakilere uzak olmaksızın yakınlaştırılmıştır.
32) Bu, sizden, Allah’a yönelen (ve O’nun sınırlarını) koruyan her bir kimseye vadolunandır.
📖(Surah al-Kâf)
📌Ömer b. Nafi, İbn Abbas'ın (👍) kölesi İkrime'den:
اَلتَّائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْأَمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللَّهِ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
ayet-i kerime'de geçen (es-Saihûn) âyetiyle alakalı şu bilgi rivayet edilmiştir:
هُمْ طَلَبَةُ الْحَدِيثِ
🖍 "Bu kimseler, hadis peşinde koşan talebelerdir."
[er-Rıhle fî Talebi'l Hadîs]Salih b. Ahmed b. Hanbel dedi ki: Yahya b. Maîn beni gördü, dedi ki:
Baban utanmıyor mu ?
Dedim ki napıyor ?
Dedi ki: Onu Şafiî' ile beraber gördüm. Şafiî' binmiş o ise yürüyor. Yetmiyormuş gibi üzengesini tuttuğunu gördüm.
Bunu babama söyleyince dedi ki: Ona de ki: Eğer fıkıh öğrenmek istiyorsan gel sen de diğer taraftan tut.
[Kıvamu's-Sunne el-isbehâni]
İmam Ahmed -rahimehullah- el-Meymûnî’ye şöyle dedi:
عليك بكتب الشافعي، فما أعلم أحدًا وضع كتابًا أظهرَ أتبعَ للأثرِ منه.
“eş-Şâfiî’nin kitaplarına sarıl! Çünkü kitap yazanlar arasında, ondan daha çok esere tâbi olduğu zahir olmuş bir kimse bilmiyorum."
[İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk, (51/367)]
تزوج إسحاق بن راهويه بامرأة رجل مات وكان عنده كتب الشافعي لم يتزوج بها إلا للكتب....
İshâk Bin Râhûye kocası ölmüş bir kadınla evlendi.
Kadında İmâm eş-Şâfiî'nin kitapları vardı, Onunla sadece kitaplar uğruna evlenmişti.
Siyeru'l A'lâmin Nübelâ 10/70
Süfyân es-Sevrî’ye gençlikten sorulduğunda şöyle cevap verdiği nakledilir:
-Gençlik; akıl ve hayâdır. Onun başı korunmak, ziyneti ise yumuşaklık ve edeptir. Şerefi ilim ve verâdır. Süsü ise namazı ikame etmek, anne-babaya iyilik etmek, akrabayı ziyaret etmek, iyilik yapmaya gayret etmek, komşuluk hakkını gözetmek, kibri terk etmek, cemaate devam etmek, vakar sahibi olmak, gözü haramdan sakınmak ve selâmı yaymaktır.
Akıllı gencin iyiliği ise; Allah’ın emir ve yasaklarını anlayan, doğru sözlü olan, yeminden sakınan, sevgisini gösteren, meclisinde bulunanlara ikram eden, konuşulduğunda dinleyen, insanların ayıplarını örten, sırları muhafaza eden, emaneti yerine getiren, ihaneti terk eden ve ahdine vefa gösterendir.
Meclislerde sükûnetini koruyan, mütevazı olan, büyüğe hürmet eden, küçüğe yumuşak davranan, Müslümanlara karşı merhametli olan, sıkıntı zamanında sabreden ve ferahlık zamanında şükredendir.
Gençliğin kemali ise Allah Teâlâ’dan korkmaktır.
Gencin bu vasıflara sahip olması gerekir. Kim bunları kendisinde toplarsa gençliğin hakkını vermiş olur.
— Menâkıbu’l-İmâm Ahmed
*Alıntı
Sufyan es-Sevri Mal Sahibi Kadınla Evlenmekten Hoşlanmazdı
Mansür b. Sabık şöyle dedi: "Basralı dostlarından biri Süfyân'a evlilik konusunda ısrarcı olunca
Süfyân:'O halde beni evlendir' dedi. Ardından Süfyân Mekke'ye gitti. O adam da Basra'ya geldi. Basra'nın ileri gelenlerinden zengin ve soylu bir kadını Süfyān'a istedi. Ailesi bunu kabul etti. Kadın ihtişamlı ve mal dolu bir çeyiz hazırladı. Mekke'ye, Süfyân'ın yanına geldi. Adam da Süfyân'a gelerek:"Seni evlendiriyorum" deyince, Süfyân:"Kimmiş o" diye sordu, adam:"Falancanın kızı" dedi. Süfyân, "Benim o kadına ihtiyacım yok, ben sana kendim gibi bir kadınla beni evlendir dedim" diyerek karşılık verdi.
Adam: Ama ailesi kabul ettiler" deyince, Süfyan:"Benim o kadına ihtiyacım yok" dedi. Adam,"Beni insanlara rezil mi edeceksin?" dedi. Süfyän:"Benim o kadına ihtiyacım yok" dedi. Adam,"Öyleyse nasıl yapayım?" diye sorunca, Süfyân:"Onlara git ve benim onun gibisine ihtiyacımın olmadığını söyle" dedi. Bunun üzerine adam döndü ve ailesine Süfyân'ın bunu istemediğini belirtince kadın:"Neyimi beğenmedi?" diye sordu. Adam:"Servetinizi" dedi. Bunun üzerine kadın:"Öyleyse tüm servet ve malımdan vazgeçer onunla beraber yaşamaya sabrederim" dedi.
Sonra adam mutlu bir halde Süfyän'a döndü ve kadının söylediklerini ona belirtince Süfyän:"Ben, sana öyle bir kadına ihtiyacım yok demedim mi? Servet ve güzellik dolu bir hayat içinde büyümüş bir kadın böyle bir şeye sabredemez" diye karşılık verdi. Kadınla evlenmeyi kabul etmeyince kadın da Basra'ya döndü Süfyân'a: "Evlilik konusunda hoşlanmadığın şey nedir?" denilince, Süfyân:"Çocuğumun olmamasından korkuyorum" dedi. Buna rağmen Süfyân iki kez evlenmiş, ilk evliliğinden bir oğlu olmuşsa da kendisinden önce vefat etmiştir. Basra'da saklandığı dönemde Ümmü Ebî Huzeyfe en-Nehdi ile evlendi ama ondan çocuğu olmadı. Süfyân var olan bütün parasını (yüz elli dinar) kız kardeşine ve kız kardeşinin oğlu Ammar b. Muhammed'e bağışladı. Kardeşi Mübarek b. Saîd'e miras bırakmadı.
{ Tefsiru Sufyan-ı es-Sevri }
"Zira gömleğini çanta yapmış kitapla doldurmuştu. Ağlasın onun üzerine rahmette bulunsun ona (es-Sevri)'ye ikramda bulunmak isteyen."
سمعت سفيان الثوري يقول : وددت أني في مكان لا أعرف ، ولا أرى الثامن ولا يروني
، حتى أموت "
Süfyân es-Sevri dedi ki: "Ölünceye kadar insanların beni görmediği, benim de onları görmediğimi ve hiç kimse tarafından yerimin bilinmemesini arzu ediyorum.
(İbn ebid dunya 4/499)
İsa b. Yunus der ki:
"Süfyan es-Sevri gizlenmişken vefat etti. Vefat ettiği zaman gömleğini çanta yapmış ve kitapla doldurmuştu."
[Hilyetu'l-Evliyâ, c.5/194]
Ebû Dâvûd es-Sicistani rahimehullah şöyle dedi:
"Süfyân, Basra'da vefat etti, geceleyin defnedildi. cenaze namazına katılamadık. Cerîr b. Hâzım, Selâm b. Miskin ile beraber sabahlevin mezarını ziyaret ettiğimizde Cerîr öne geçti ve kabri üzerinde bize cenaze namazı kıldırdı, sonra ağlayarak şu beyti okudu:
إِذَا بَكَيْتَ عَلَى قَبْرٍ لِتَكْرِمَهُ * فَابْكِ الغَدَاةَ عَلَى الثَّوْرِيِّ سُفْيَانَ
Eğer ikramda bulunmak için bir kabir üzerine ağlayacaksan Bu sabah hemen ağla es-Sevrî Süfyân üzerine
Ebû Ziyad el-Fukaymî de Süfyân'a bir mersiye ile şunları söylemiştir:
لَقَدْ مَاتَ سُفْيَانُ حَمِيدًا مُبْرَزًا * عَلَى كُلِّ قَارٍ هَجَنَتْهُ الْمَطَامِعُيَلُوذُ بِأَبْوَابِ الْمُلُوكِ بِنِيَّةٍ * مُبَهْرَجَةٍ وَالزَّيُّ فِيهِ التَّوَاضُعُيُشَمِّرُ عَنْ سَاقَيْهِ وَالرَّأْسُ فَوْقَهُ * فَلَنْسُوَةٌ فِيهَا اللَّصِيصُ الْمُخَادِعُجُعِلْتُمْ فِدَاءُ لِلَّذِي صَانَ دِينَهُ * وَفَرَّ بِهِ حَتَّى حَوَتْهُ الْمَضَاجِعُعَلَى غَيْرِ ذَنْبٍ كَانَ إِلَّا تَنَزَّهَا * عَنِ النَّاسِ حَتَّى أَدْرَكَتْهُ الْمَصَارِعُبَعِيدٌ مِنْ أَبْوَابِ الْمُلُوكِ مُجَانِبٌ * وَإِنْ طَلَبُوهُ لَمْ تَنَلَّهُ الْأَصَابِعُفَعَيْنِي عَلَى سُفْيَانَ تَبْكِي حَزِينَةً * شَجَاهَا طَرِيدٌ نَازِحُ الدَّارِ شَاسِعٌيُقَلِّبُ طَرْفًا لَا يَرَى عِنْدَ رَأْسِهِ * قَرِيبًا حَمِيمًا أَوْجَعَتْهُ الْفَوَاجِعُفَجِعْنَا بِهِ حِبْرًا فَقِيهَا مُؤَدَّبًا * بِفِقْهِ جَمِيعِ النَّاسِ قَصَدَ الشَّرَائِعَعَلَى مِثْلِهِ تَبْكِي الْعُيُونُ بِفَقْدِهِ * عَلَى وَاصِلِ الْأَرْحَامِ وَالْخَلْقُ وَاسِعٌ
Süfyân öldü, övülerek ve öne çıkarak. Arzuların çamur attığı her dağın üzerine Kralların kapısına tutunan çirkin niyetiyle. Üzerinde tevazu elbisesi var iken. Paçaları sıyrılmış başının üzerinde takkesi İçerisindeyse hırsız ve düzembaz kişi. Bunlardan dinini koruyana feda olsun. Yataklara düşene kadar diniyle kaçana. Halktan kaçınmak dışında günahı olmaksızın. Zorluklar kendisine ulaşana dek. Kralların kapısından uzak durdu, kaçındı. Onu arasalar da elleri ulaşamadı. Gözüm hüzünle şimdi Süfyân'a ağlıyor. Kovulmuş, yurdunu bırakmış, dağınık haline, Sağı solu gözleyen ama başında bulamayan. Acılarını hissedecek yakın bir dostu. Bilgin, fakih, edeb ehli olarak ona üzüldik. Şeriatı kastetmiş tüm halkın fıkhını bilen Onun gibisinin kaybına gözler ağlar. Akrabalığı ve halkı gözeten engin kişiye.
[Tefsiru Sufyan es-Sevri](٨٤٦٥) - [١٩٩/٦] حَدَّثَنَا أَبِي، ثَنَا إبراهيم، ثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَزِيدَ الْمُسْتَمْلِي، ثَنَا عَمَّارُ بْنُ عُثْمَانَ الْحَلَبِيُّ، حَدَّثَنِي حُصَيْنُ بْنُ الْقَاسِمِ، قَالَ : قَالَ عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زَيْدٍ، لِحَوْشَبٍ: يَا أَبَا بِشْرٍ، إِنْ قَدِمْتَ عَلَى رَبِّكَ قَبْلَنَا ، فَقَدَرْتَ عَلَى أَنْ تُخْبِرَنَا بِالَّذِي صِرْتَ إِلَيْهِ فَافْعَلْ، قَالَ : فَمَاتَ حَوْشَبٌ فِي الطَّاعُونِ قَبْلَ عَبْدِ الْوَاحِدِ بِزَمَانٍ ، قَالَ عَبْدُ الْوَاحِدِ : ثُمَّ رَأَيْتُهُ فِي مَنَامِي، فَقُلْتُ : يَا أَبَا بِشْرٍ، أَلَمْ تَعِدْنَا أَنْ تَأْتِيَنَا؟، قَالَ: بَلَى إِنَّمَا اسْتَرَحْتُ الآنَ، فَقُلْتُ: كَيْفَ حَالُكُمْ؟، فَقَالَ : نَجَوْنَا بِعَفْوِ اللَّهِ، قَالَ: قُلْتُ : فَالْحَسَنُ، قَالَ: ذَاكَ فِي عِلِّيِّينَ لا يُرَى وَلا يَرَانَا، قُلْتُ : فَمَا الَّذِي تَأْمُرُنَا بِهِ ، قَالَ : " عَلَيْكُمْ بِمَجَالِسِ الذِّكْرِ وَحُسْنِ الظَّنِّ بِمَوْلاكَ، وَكَفَاكَ بِهِمَا خَيْرًا "، رُوِيَ عَنِ الْحَسَنِ وَغَيْرِهِ
📝Abdulvâhid b. Zeyd, Havşeb'e: "Ey Ebû Bişr! Şayet bizden önce Rabbine kavuşacak olursan ve oradaki durumunu bize bildirme gibi bir imkânın olursa bunu yap!" dedi. Bir zaman sonra da Havşeb vebadan dolayı Abdulvâhid'den çok zaman önce öldü. Abdulvâhid anlatıyor:
Öldükten sonra Havşeb'i rüyamda gördüm. Ona: "Ey Ebû Bişr! Bize geleceğine dair söz vermemiş miydin?" diye sorduğumda: "Evet! Ama ancak şimdi rahatlayıp fırsatını buldum!" dedi. Ona: "Oradaki durumunuz nasıl?" diye sorduğumda: "Allah'ın da bağışlamasıyla kurtulduk!" dedi. Ona: "Peki, ya Hasan?" (el-basri) diye sorduğumda: "Hasan İlliyyûn katında. Ne biz onu görebiliyoruz, ne de o bizi görebiliyor!" dedi. Ona:
"Bize ne yapmamızı tavsiye edersin?" diye sorduğumda ise şöyle dedi: "Zikir meclislerinde bulunmaya, Allah'tan yana da hüsnü zan içinde olmaya çalışın! Bu ikisinin hayrı sana yetecektir!"
[Hilyetu'l-Evliyâ, 5/s.20]