fa
Feedback
İrina Beznosenko Nalbantoğlu

İrina Beznosenko Nalbantoğlu

رفتن به کانال در Telegram

Türkçe dilinde TDM ve kurucusunu tanıtıyorum. Spiritüel mentörüm Hayatının en iyi versiyonuna geçmeye hazırsan, kullandığım enstrümanlarla yolunuzun hızlı olmasını sağlayacağım.

نمایش بیشتر
1 482
مشترکین
+124 ساعت
+17 روز
-530 روز

در حال بارگیری داده...

جذب مشترکین
ژوئن '26
ژوئن '26
+5
در 0 کانال‌ها
مه '26
+19
در 1 کانال‌ها
Get PRO
آوریل '26
+17
در 0 کانال‌ها
Get PRO
مارس '26
+25
در 1 کانال‌ها
Get PRO
فوریه '26
+12
در 1 کانال‌ها
Get PRO
ژانویه '26
+19
در 0 کانال‌ها
Get PRO
دسامبر '25
+26
در 1 کانال‌ها
Get PRO
نوامبر '25
+24
در 1 کانال‌ها
Get PRO
اکتبر '25
+17
در 0 کانال‌ها
Get PRO
سپتامبر '25
+28
در 1 کانال‌ها
Get PRO
اوت '25
+12
در 0 کانال‌ها
Get PRO
ژوئیه '25
+25
در 0 کانال‌ها
Get PRO
ژوئن '25
+37
در 0 کانال‌ها
Get PRO
مه '25
+16
در 0 کانال‌ها
Get PRO
آوریل '25
+20
در 0 کانال‌ها
Get PRO
مارس '25
+36
در 1 کانال‌ها
Get PRO
فوریه '25
+17
در 1 کانال‌ها
Get PRO
ژانویه '25
+29
در 0 کانال‌ها
Get PRO
دسامبر '24
+24
در 0 کانال‌ها
Get PRO
نوامبر '24
+22
در 0 کانال‌ها
Get PRO
اکتبر '24
+69
در 0 کانال‌ها
Get PRO
سپتامبر '24
+72
در 1 کانال‌ها
Get PRO
اوت '24
+78
در 1 کانال‌ها
Get PRO
ژوئیه '24
+64
در 1 کانال‌ها
Get PRO
ژوئن '24
+66
در 0 کانال‌ها
Get PRO
مه '24
+49
در 1 کانال‌ها
Get PRO
آوریل '24
+57
در 1 کانال‌ها
Get PRO
مارس '24
+43
در 1 کانال‌ها
Get PRO
فوریه '24
+18
در 0 کانال‌ها
Get PRO
ژانویه '24
+45
در 0 کانال‌ها
Get PRO
دسامبر '23
+32
در 1 کانال‌ها
Get PRO
نوامبر '23
+36
در 0 کانال‌ها
Get PRO
اکتبر '23
+94
در 2 کانال‌ها
Get PRO
سپتامبر '23
+25
در 0 کانال‌ها
Get PRO
اوت '23
+18
در 0 کانال‌ها
Get PRO
ژوئیه '23
+65
در 0 کانال‌ها
Get PRO
ژوئن '23
+72
در 0 کانال‌ها
Get PRO
مه '23
+27
در 0 کانال‌ها
Get PRO
آوریل '23
+7
در 0 کانال‌ها
Get PRO
مارس '23
+13
در 0 کانال‌ها
Get PRO
فوریه '23
+112
در 0 کانال‌ها
Get PRO
ژانویه '23
+55
در 0 کانال‌ها
Get PRO
دسامبر '22
+5
در 0 کانال‌ها
Get PRO
نوامبر '22
+4
در 0 کانال‌ها
Get PRO
اکتبر '22
+40
در 0 کانال‌ها
Get PRO
سپتامبر '22
+4
در 0 کانال‌ها
Get PRO
اوت '22
+34
در 0 کانال‌ها
Get PRO
ژوئیه '22
+965
در 0 کانال‌ها
تاریخ
رشد مشترکین
اشارات
کانال‌ها
16 ژوئن0
15 ژوئن+1
14 ژوئن+1
13 ژوئن0
12 ژوئن0
11 ژوئن0
10 ژوئن0
09 ژوئن+3
08 ژوئن0
07 ژوئن0
06 ژوئن0
05 ژوئن0
04 ژوئن0
03 ژوئن0
02 ژوئن0
01 ژوئن0
پست‌های کانال
Soru: "Yıllardır kilo vermeye çalışıyorum, veremiyorum. Acaba bu kiloyla mutlu olma hedefi mi koysam?"
Burada asıl soru kilo değil. Asıl soru şu: Ben kendimi ne zaman sevmeye izin veriyorum? Zayıflayınca mı? İdeal kiloya gelince mi? Yoksa şu an, bu bedenle de görünmeye, giyinmeye, hayatta olmaya izin verebilir miyim? Yıllarca bedene şu mesaj verildiğinde — "Sen fazlasın. Sen yeterli değilsin. Ben seni sonra seveceğim." — beden bu mesajı depolar. Bilinçdışı düzeyde bir tehlike sinyali olarak kaydeder. Ve tehlike altındaki beden gevşemez. Güvene geçmez. Bazen tam tersine daha da tutar — çünkü tutmak, o anda bildiği tek güvenli yanıttır. Yani sorun irade değil. Sorun, bedenin aldığı mesaj. Beden savaş ortamında dönüşmez. Sürekli "düzeltilmesi gereken bir sorun" olarak görülen beden, savunmaya geçer. Diyet çalışsa da çalışmasa da, bu temel mesaj değişmediği sürece döngü kendini tekrar eder. Çünkü beden bir proje gibi yönetilmeye değil, geri dönülmeye ihtiyaç duyar. Kilolu ama özgür görünen kadınlarda gördüğünüz şey sadece kilo meselesi değil. Onların alanında şu izin var: "Ben hayatımı ertelemiyorum. Görünmek için önce küçülmem gerekmiyor." Bu bir vaz geçiş değil — bu, kendine verilen farklı bir izin. Ama "bu kiloyla mutlu olayım" hedefi de bence yarım bir hedef — eğer altında hâlâ bir red varsa. Doğru soru şu değil: Kabul mü, değişim mi? Doğru soru: Değişim reddedişten mi geliyor, kabulün içinden mi? Çünkü bu ikisi bedende çok farklı hissettiriyor. Reddedişten gelen değişim çaba ister, direnç üretir, yorar. Kabulün içinden gelen değişim ise farklı işler — beden güvene geçtiğinde, zorlanmadan da hareket etmeye başlayabilir. Sağlık hedef olabilir, hafiflemek hedef olabilir — ama bunlar kendinden nefret ederek değil, bedene geri dönerek olur. Hedef şöyle kurulabilir: Bu kiloyla da yaşamayı, görünmeyi, giyinmeyi kendime yasaklamıyorum. Ve aynı anda bedenimin daha iyi hissettiği hâline dönmesini de destekliyorum. Beden kabulü "hiçbir şey yapmayacağım" demek değil. Beden kabulü, "artık kendime karşı savaş açmadan ilerleyeceğim" demek. Beden bizim evimiz. Ve bazen dönüşüm, bedeni zorlamaya başladığımızda değil — bedene ilk kez gerçekten döndüğümüzde başlar.

2
Yayın sırasında yorumlarınızı bu alana yazınız 💛
68
3
Son dönemde bedenden gelen bir şikayet çok öne çıktı. Kilo veremiyorum. Ne yapsam durmuş. Belki beden şu an bir şeyi tutuyor. Ve tutmasının bir sebebi var. Yarın bu sebebi konuşuyoruz. Bedeni düşman değil, iş ortağı olarak görmekten başlıyoruz. 17 Haziran | Saat 09:30
140
4
Bu yayında konuştuklarımız çok kişiye ulaşmalı. Çünkü "bir şey anlıyorum ama yapamıyorum", "ücretsiz şeylere bile gidemiyorum", "bedenimden şikayet ediyorum" diyen çok insan var. Ve bunların hiçbirinin sebebi kişisel başarısızlık değil. Eğer bu yayın size dokundu, bir şeyleri isimleştirdi ya da "bende de böyleydi" dedirtti — paylaşır mısınız? Hikayenizde yayın linkini paylaşıp ekran görüntüsünü bu yoruma gönderin. Karşılığında yayında konuşulan tüm kısıtlayan programların listesini size özel gönderiyorum. https://youtu.be/N2fbwOg6yHY
177
5
“Size bireysel seansa mı gelmeliyim, yoksa eğitime mi katılmalıyım?” Bence burada en önemli nokta şu: Önce kendi gerçek durumunuzu dürüstçe görmek. Eğer şu an kendinizi çok dağılmış, tükenmiş, yönsüz ve sıkışmış hissediyorsanız… “Başa çıkamıyorum.” “İşin içinden çıkamıyorum.” “Ne yapacağımı bilmiyorum.” “Uygulama yapsam bile önüm açılmıyor.” “Gittikçe daha çok batıyor gibiyim.” “Hayat üstüme üstüme geliyor.” gibi bir iç haliniz varsa, bu durumda ben genelde bireysel seansı daha doğru buluyorum. Çünkü böyle bir noktada sinir sistemi zaten yorgun oluyor. Zihin zaten çok fazla bilgi, duygu ve olayla dolu oluyor. Ve kişi çok iyi bir eğitime katılsa bile, eğitimden beklediği o yükselişi ya da sıçramayı alamayabiliyor. Çünkü eğitime aslında tükenmiş bir halde gelmiş oluyor. Evet, eğitim sırasında kişi toparlanabilir, kaynak kazanabilir, daha iyi hissetmeye başlayabilir. Ama iki günlük bir eğitim bittiğinde şöyle bir his oluşabilir: “Ben istediğim sonucu alamadım.” “Beklediğim sıçrama olmadı.” Oysa belki de sorun eğitimde değildir. Sadece kişi eğitime geldiğinde sıçrayacak gücü henüz yoktur. Benim için eğitim sadece sınırlamalardan özgürleştiğimiz bir alan değil. Eğitim aynı zamanda yukarı doğru bir kuantum sıçrama alanıdır. Bu yüzden eğitime gelmek için “hayatımda hiçbir sorun olmasın” demiyorum. Böyle bir şey zaten gerçekçi değil. Ama en azından içeride şu his olmalı: “Evet, hayatımda çalışmak istediğim alanlar var.” “Evet, bazı şeyler istediğim gibi gitmiyor.” “Ama ben tamamen çökmüş değilim.” “İçimde öğrenmeye, duymaya, görmeye ve bir üst basamağa geçmeye alan var.” İşte bu durumda eğitim çok güzel çalışır. Özellikle “Mutlu Hayatım 3 — Dilekler” eğitimi tam da gerçek istekler, içsel canlılık, duyular, hissetme, arzu, yaşam enerjisi ve kendi hayatına yeniden dahil olma alanını açıyor. Bu eğitimde çalışacağımız alt kişilikler de çok güçlü ve hareketli. Bu yüzden gerçekten bir üst seviyeye geçmek, kendi istekleriyle, bedeniyle, enerjisiyle ve hayat yönüyle yeniden bağlantı kurmak isteyen kişiler için çok güzel bir alan. Ama eğer şu an öncelikle toparlanmaya, netleşmeye, yükleri azaltmaya ve kendi merkezine dönmeye ihtiyacınız varsa, bireysel seans daha doğru bir ilk adım olabilir. Burada kesin bir ayrım yok. Tabii ki kişi kendi sorumluluğuyla eğitim de seçebilir, seans da seçebilir. Önemli olan beklentiyi kendi gerçek durumuna göre belirlemek. Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey eğitim değildir. Önce nefes almak, toparlanmak ve yönümüzü görmek gerekir. Bazen de ihtiyacımız olan şey seans değil, artık bir üst basamağa geçmektir. İşte bu yüzden soru şu olmalı: “Ben şu an toparlanmaya mı ihtiyacım var, yoksa yükselmeye mi hazırım?” Bu sorunun cevabı çoğu zaman doğru yolu gösterir. Eğer siz de “Benim için şu an seans mı daha doğru, eğitim mi?” diye düşünüyorsanız, yorumlara yazabilirsiniz.
175
6
Şu an çok şey hissediyor ama harekete geçemiyorsunuz. Her şeyi anlıyorsunuz ama bir türlü adım atmıyorsunuz. Gelişmek istiyorsunuz ama eski formatlar artık çekmiyor. Bu bir çelişki değil. Bu geçişin bir fazı. Ve bu fazda ne yapılır? Beklemek mi? Zorlamak mı? Yoksa bambaşka bir yaklaşım mı var?
187
7
Yayın sırasında yorumlarınızı buraya yazınız 👩‍❤️‍👨
223
8
Şu an çok şey hissediyor ama harekete geçemiyorsunuz. Her şeyi anlıyorsunuz ama bir türlü adım atmıyorsunuz. Gelişmek istiyorsunuz ama eski formatlar artık çekmiyor. Bu bir çelişki değil. Bu geçişin bir fazı. Ve bu fazda ne yapılır? Beklemek mi? Zorlamak mı? Yoksa bambaşka bir yaklaşım mı var? Yarın bu kanalda canlı yayında anlatacapım. 16 Haziran | Saat 09:30
253
9
Yarın canlı yayında bunu konuştuk: Neden bazı insanlar sanki yeniden uykuya geçiyor? Neden ilgisizlik gibi görünen şey aslında başka bir alan süreci olabilir? Ve bu durum pratiklerin, eğitmenlerin ve dönüşüm alanında çalışan kişilerin işini nasıl etkiliyor?
252
10
Yorumlarınızı buray ayazınız
266
11
15 Haziran saat 09:30’da canlı yayında buluşuyoruz. Bu yayında, son dönemde alanda fark ettiğim biraz tuhaf bir süreci konuşmak istiyorum: Sanki uyanış yolunda olan bazı insanlar yeniden uykuya geçiyor gibi. Ama bu bir gerileme ya da bilinç düşüşü olduğu için değil. Daha çok, geçiş süreci yoğunlaştıkça bilincin bu yükü hissetmemek için kendini bir süreliğine kapatma, uyuşturma ya da geri çekme yolunu seçmesi gibi. Bu süreç neden yaşanıyor, nasıl fark edilir ve bu dönemde kendimizi nasıl destekleyebiliriz — bunları konuşacağız. 🦋
333
12
🪷 Bugünün (ve önümüzde ki 2 günün) enerjisi çok net bir formülle geliyor: Minimum güç — maksimum toparlanmışlık. Bugün büyük hamlelerin günü olmayabilir. Kendinizi zorlayarak ilerlemek, dışarıya çok fazla enerji vermek, anlatmak, paylaşmak, herkese yetişmek için uygun bir gün gibi görünmüyor. Daha çok bilincin içeriye doğru toplandığı bir gün. Sanki sistem şunu söylüyor: “Gereksiz hareketleri azalt. Enerjini dağıtma. Kendini toparla. Ve sadece gerçekten gerekli olan adımları at.” 🦋 Bugünün ana teması şu: Bedenime ve içsel yönetim noktama geri dönüyorum. Çünkü düşük enerji her zaman başarısızlık veya verimsizlik anlamına gelmez. Hafife almayın. Bazen düşük enerjili bir gün, doğru yaşanırsa çok verimli olabilir. Ama bunun için o günü yüksek enerjili bir gün gibi yaşamaya çalışmamak gerekir. Bugün önemli olan bedeni hızlandırmak değil. Bedeni zorlamak değil. Bedenden daha fazlasını talep etmek değil. Bedeni planlarımıza zorla uydurmaya çalışmak hiç değil. Bugünün fiziksel odağı daha çok şu: Bedeni hızlandırmak değil, bedeni ayarlamak. Beden için cümle şöyle olabilir: 🪽“Bedenimi planlarıma hizmet etmeye zorlamıyorum. Bedenimin yeniden bana destek olabilmesi için ona uygun koşullar yaratıyorum.” 🪽 Bugün zihniniz tamamen kapalı olmayabilir. Sisli, karışık veya kopuk hissetmeyebilirsiniz. Ama aynı zamanda dışarıya çok fazla verme, yayılma ve paylaşma hâlinde de olmayabilirsiniz. Bu daha çok içsel toparlanma hâli. Ve burada çok önemli bir ayrım var: Toparlanmak her zaman güç kullanarak olmaz. Bazen toparlanmak, gereksiz hareketleri bırakmakla olur. Peki bugün ne yapmamak gerekir? Kendinizi zorlamamak. Düşük enerjiyi daha çok çabalayarak telafi etmemek. İradeyle kendinizi ayağa kaldırmaya çalışmamak. “Enerjim azsa daha fazla yapmalıyım” tuzağına düşmemek. Tam tersine, bugün daha az hareket etmek ama daha net seçimler yapmak gerekir. Enerjiyi korumak. Dikkati dağıtmamak. Sistemi içeriden toplamak. Gereksiz yerlere sızan enerjiyi geri almak. Bugün size en iyi gelecek prensip şu olabilir: Daha az yapmak, ama dağılmamak. Yani mesele “Bugün her şeyi yapmalıyım” değil. Mesele daha çok şu: “Bugün 2–3 net hareket seçiyorum ve kendimi gereksiz yerlere dağıtmıyorum.” Çünkü bugünün sabotajı şöyle konuşabilir: “Enerjim azsa, günüm de zayıf geçecek.” Ama bu her zaman doğru değildir. Az enerji, günün zayıf olduğu anlamına gelmez. Az enerji, yönetimin azaldığı anlamına da gelmez. Bazen az enerji, daha bilinçli seçim yapmayı öğretir. Bugünün yeni formülü şu: Az enerji, az yönetim demek değildir. Az enerji, hareketleri daha doğru seçmek gerektiği anlamına gelir. Bugün kendinize şu soruları sorabilirsiniz: “Şu an gerçekten ne yapmam gerekiyor?” “Hangi hareket gereksiz?” “Nereye enerji sızdırıyorum?” “Bugün beni dağıtmayacak 2–3 net adım ne?” Bazen güç, çok şey yapmakta değildir. Bazen güç; kendini dağıtmadan, az ama doğru hareket edebilmekte saklıdır. Bugün belki de en önemli yaklaşım: Kendini zorlamadan toparlanmak. Enerjiyi büyütmeye çalışmadan korumak. Az hareketle daha fazla merkezde kalmak.
413
13
Dün 13. Kulüp'ün 1. gününü tamamladık. Ve katılımcılar bitişte şunları yazdı: «Çok derinlerde dönüşümler olduğunu düşünüyorum
Dün 13. Kulüp'ün 1. gününü tamamladık. Ve katılımcılar bitişte şunları yazdı: «Çok derinlerde dönüşümler olduğunu düşünüyorum. Bugün bu çalışmalar yine bir dönüm noktası benim için.» «Zihnimde ikilemde kaldığım birçok konu vardı. Cevap ve çözüm buldum. İyi ki gelmişim.» «Resmen kendimi yeniden dizayn edebileceğimi hissettim.» «Çok derin, çok farkındalık — ama bir o kadar da hafif ve keyifliydi.» «Çalışmaya katılıp katılmamak konusunda ikilemde kaldığım bir çalışmaydı. Sebebini şimdi görebildim.» 3,5 saat. Sekiz farklı katmandan hayat yönetimi. Metafizik, enerji, psikoloji, fizyoloji, soy, spiritüellik, davranış ve gizli kazanımlar. Her katmanda hem anlattım hem dönüştürdük. Yarın 2. gün. Ve kayıtlar devam ediyor. 11 Haziran · 2. Oturum Katılmak istiyorsanız bana bugün yazın. donusumfelsefesi@gmail.com
403
14
9.06.2026 Bugün alanda çok hafif ama dikkat edilmesi gereken bir enerji var. Bu herkes için geçerli olmayabilir. Herkes bunu aynı şekilde hissetmeyebilir. Herkesin hayatında bugün açık bir karşılığı olmayabilir. Ama eğer bugün siz de sebepsiz bir hüzün, içe çöken bir sessizlik, geçmişe dair anılar, kayıp teması, vefat etmiş kişilerle ilgili rüyalar ya da açıklayamadığınız bir özlem hissediyorsanız, bunu hemen kişisel bir problem olarak görmeyin. Bugün alanda hafif bir hafıza, yas, geçmiş ve gidenler katmanı hissedilebilir. Sanki görünmeyen bir yerden eski duygular, eski bağlar, kapanmamış vedalar, hatırlanmamış anılar ya da ruhsal hafızalar kendini çok ince bir şekilde hatırlatıyor olabilir. Bu, mutlaka kötü bir şey olacak anlamına gelmez. Bu, hemen bir işaret aramamız gerektiği anlamına da gelmez. Bu, kendimizi korkuya ya da yoruma teslim etmemiz gereken bir durum değildir. Bazen alan sadece bir şeyleri gösterir. Bizden istediği şey paniklemek değil, fark etmektir. Bugünün enerjisi bana “hızlanma” enerjisinden çok, içsel dikeyliği koruma enerjisi gibi geliyor. Yani bugün önemli olan daha fazla zorlamak, daha çok yapmak, kendimizi hızlandırmak değil. Bugün önemli olan: Kendi merkezimizde kalmak. Bedenimizi hissetmek. Zihnimizi toparlamak. Duygusal alanda ne yükselirse yükselsin, onun içine düşmemek. Gördüğümüz alanla özdeşleşmemek. Çünkü bazı günler insan sadece kendi duygusunu değil, kolektif alandaki duyguyu da hisseder. Ve burada çok önemli bir ayrım var: Ben bunu hissediyorum. Ama bu, ben oldum demek değildir. Hüzün varsa, hüzün vardır. Ama ben hüzün değilim. Geçmiş hatırlanıyorsa, geçmiş hatırlanıyordur. Ama ben geçmişin içinde kaybolmak zorunda değilim. Gidenler, kayıplar, eski bağlar, eski hikâyeler alanda kendini gösteriyorsa; onları inkâr etmek zorunda değilim. Ama onların enerjisine yönetimi vermek zorunda da değilim. Bugünün ana cümlesi şu olabilir: Alanı görüyorum, ama alan olmuyorum. Hissediyorum, ama yönetimi hissettiğim şeye bırakmıyorum. İnce olanı inkâr etmiyorum, ama hayatımın merkezini ona teslim etmiyorum. Eğer bugün sizde de böyle bir enerji çalışıyorsa, kendinizi hemen analiz etmeye zorlamayın. Sadece fark edin: Bugün içimde ne yükseliyor? Bu gerçekten bana mı ait, yoksa alandan mı geçiyor? Ben şu an neyin içine çekiliyorum? Ve merkezime nasıl geri dönebilirim? Bugün kendinize sık sık şunu hatırlatabilirsiniz: Ben gözlemci konumundayım. Ben kendi bedenimdeyim. Ben kendi hayatımdayım. Ben kendi merkezimde kalmayı seçiyorum. Hafıza gelebilir. Rüya gelebilir. Hüzün gelebilir. Eski bir özlem yükselebilir. Ama sizin göreviniz bunların hepsinin peşinden gitmek değil. Sizin göreviniz, onları fark edip kendi dikey hattınızı korumak. Bugün belki de en güçlü pratik budur: Hızlanmak değil. Daha fazlasını yapmak değil. Kendinizi zorlamak değil. Genel alanın içine düşmeden, kendi merkezinizde kalabilmek. Çünkü bazen gerçek güç, enerjiyi değiştirmeye çalışmakta değil; onu görüp kendini kaybetmemekte saklıdır.
494
15
9.06.2026 Bugün alanda çok hafif ama dikkat edilmesi gereken bir enerji var. Bu herkes için geçerli olmayabilir. Herkes bunu aynı şekilde hissetmeyebilir. Herkesin hayatında bugün açık bir karşılığı olmayabilir. Ama eğer bugün siz de sebepsiz bir hüzün, içe çöken bir sessizlik, geçmişe dair anılar, kayıp teması, vefat etmiş kişilerle ilgili rüyalar ya da açıklayamadığınız bir özlem hissediyorsanız, bunu hemen kişisel bir problem olarak görmeyin. Bugün alanda hafif bir hafıza, yas, geçmiş ve gidenler katmanı hissedilebilir. Sanki görünmeyen bir yerden eski duygular, eski bağlar, kapanmamış vedalar, hatırlanmamış anılar ya da ruhsal hafızalar kendini çok ince bir şekilde hatırlatıyor olabilir. Bu, mutlaka kötü bir şey olacak anlamına gelmez. Bu, hemen bir işaret aramamız gerektiği anlamına da gelmez. Bu, kendimizi korkuya ya da yoruma teslim etmemiz gereken bir durum değildir. Bazen alan sadece bir şeyleri gösterir. Bizden istediği şey paniklemek değil, fark etmektir. Bugünün enerjisi bana “hızlanma” enerjisinden çok, içsel dikeyliği koruma enerjisi gibi geliyor. Yani bugün önemli olan daha fazla zorlamak, daha çok yapmak, kendimizi hızlandırmak değil. Bugün önemli olan: Kendi merkezimizde kalmak. Bedenimizi hissetmek. Zihnimizi toparlamak. Duygusal alanda ne yükselirse yükselsin, onun içine düşmemek. Gördüğümüz alanla özdeşleşmemek. Çünkü bazı günler insan sadece kendi duygusunu değil, kolektif alandaki duyguyu da hisseder. Ve burada çok önemli bir ayrım var: Ben bunu hissediyorum. Ama bu, ben oldum demek değildir. Hüzün varsa, hüzün vardır. Ama ben hüzün değilim. Geçmiş hatırlanıyorsa, geçmiş hatırlanıyordur. Ama ben geçmişin içinde kaybolmak zorunda değilim. Gidenler, kayıplar, eski bağlar, eski hikâyeler alanda kendini gösteriyorsa; onları inkâr etmek zorunda değilim. Ama onların enerjisine yönetimi vermek zorunda da değilim. Bugünün ana cümlesi şu olabilir: Alanı görüyorum, ama alan olmuyorum. Hissediyorum, ama yönetimi hissettiğim şeye bırakmıyorum. İnce olanı inkâr etmiyorum, ama hayatımın merkezini ona teslim etmiyorum. Eğer bugün sizde de böyle bir enerji çalışıyorsa, kendinizi hemen analiz etmeye zorlamayın. Sadece fark edin: Bugün içimde ne yükseliyor? Bu gerçekten bana mı ait, yoksa alandan mı geçiyor? Ben şu an neyin içine çekiliyorum? Ve merkezime nasıl geri dönebilirim? Bugün kendinize sık sık şunu hatırlatabilirsiniz: Ben gözlemci konumundayım. Ben kendi bedenimdeyim. Ben kendi hayatımdayım. Ben kendi merkezimde kalmayı seçiyorum. Hafıza gelebilir. Rüya gelebilir. Hüzün gelebilir. Eski bir özlem yükselebilir. Ama sizin göreviniz bunların hepsinin peşinden gitmek değil. Sizin göreviniz, onları fark edip kendi dikey hattınızı korumak. Bugün belki de en güçlü pratik budur: Hızlanmak değil. Daha fazlasını yapmak değil. Kendinizi zorlamak değil. Genel alanın içine düşmeden, kendi merkezinizde kalabilmek. Çünkü bazen gerçek güç, enerjiyi değiştirmeye çalışmakta değil; onu görüp kendini kaybetmemekte saklıdır.
4
16
Bugüne kadar sizlerle daha çok artık çok belirgin hale gelmiş, kolektif alanda net şekilde görünür olmuş enerjileri paylaşıyordum. Dünyada olan bitenlerin arkasındaki aktüel enerji akışlarını, bilinç alanında öne çıkan temaları, birçok kişinin aynı anda hissetmeye başladığı dönüşüm süreçlerini anlatıyordum. Bu tür enerjiler netleştiğinde, çoğu kişi onları kendi hayatında da kolayca fark edebiliyor: “Evet, ben de bunu yaşıyorum.” “Evet, son günlerde tam olarak böyle hissediyorum.” “Evet, bu tema bende de aktif.” Ama bugün itibariyle biraz daha farklı bir paylaşım alanı açmak istiyorum. Artık sadece çok belirginleşmiş, herkes tarafından kolayca fark edilebilen enerjileri değil; henüz tam olarak netleşmemiş, yeni yeni oluşmaya başlayan, kendini çok hafif işaretlerle gösteren enerji hareketlerini de sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü şunu fark ediyorum: Bazı enerjiler henüz kolektif alanda çok net görünür olmuyor. Henüz herkesin hayatında açık bir şekilde çalışmıyor. Henüz “evet, bu kesin olarak budur” diyebileceğimiz kadar belirginleşmemiş oluyor. Ama buna rağmen alanda hafif bir esinti gibi hissedilmeye başlıyor. Bazı kişiler bunu daha erken algılıyor. Bazı kişiler rüyalarında, bedeninde, duygusal halinde, içsel huzursuzluğunda, ani hatırlamalarında ya da açıklayamadığı bir ruh halinde hissetmeye başlıyor. Bu yüzden bundan sonra zaman zaman sizlerle yalnızca “netleşmiş” enerjileri değil, henüz oluşum aşamasında olan enerjileri de paylaşacağım. Bu paylaşımlar herkes için aynı anda geçerli olmayabilir. Herkes “evet, bende de var” demeyebilir. Bu çok normal. Çünkü bazı enerjiler önce belirli bir kitleyi etkiler. Önce daha hassas algıya sahip olanlarda görünür. Önce alana daha açık olan kişilerde küçük işaretlerle kendini gösterir. Sonra zaman içinde daha geniş bir alana yayılabilir ya da yayılmadan sadece belirli bir katmanda kalabilir. Benim için bu da yeni bir eşik. Enerjinin tamamen netleşmesini beklemeden, henüz oluşum hâlindeyken de onu fark etmeye, tanımlamaya ve sizlerle paylaşmaya başlıyorum. Bunu bir kehanet, kesin bir öngörü ya da “mutlaka böyle olacak” şeklinde değil; alan okuması, sezgisel gözlem ve farkındalık paylaşımı olarak almanızı isterim. Bugün itibariyle zaman zaman şunu paylaşacağım: “Bu enerji herkeste olmayabilir. Ama bugün alanda böyle bir iz, böyle bir hareket, böyle bir hafif titreşim var. Eğer sizde de çalışıyorsa, bunu fark edin ve yönetimi ona bırakmayın.” Çünkü yeni dönemde sadece belirgin olanı değil, belirginleşmeye başlayan şeyi de okuyabilmek önemli. Bazen en güçlü farkındalık, enerji tamamen ortaya çıktığında değil; henüz ilk işaretlerini verirken gelir.
412
17
Eğitim değerinde bir çalışmaya hazır mısınız? Yarın — 9 Haziran — 13. Kulüp'ün ilk günü. Ve yarın çalışacağımız konuları bugün sizinle paylaşmak istedim. Çünkü bu bir sohbet değil. Her başlığı hem açıklayacağım hem de o alanda doğrudan dönüşüm yapacağız. Yarın sekiz katmandan bakıyoruz: 🔹 Metafizik katman Hayat bana mı oluyor — yoksa ben mi yaratıyorum? 🔹 Enerji katmanı Dikkatimi ve gücümü farkında olmadan kime veriyorum? 🔹 Psikolojik katman İçimdeki hangi parça yönetmekten korkuyor? 🔹 Fizyolojik katman Stres altındaki sinir sistemi nasıl yönetimi elimden alıyor? 🔹 Soy katmanı Ailede kim yönetmekle cezalandırıldı? Hangi sadakat beni geri tutuyor? 🔹 Spiritüel katman «Akışa güveniyorum» gerçek mi — yoksa sorumluluktan kaçış mı? 🔹 Davranış katmanı Yönetim felsefede değil, günlük hayatta görünür. 🔹 Gizli kazanımlar Neden yönetmemek bazen daha güvenli hissettiriyor? Yarın alanda çalışıyoruz. Kayıtlar açık. Katılım bedeli: 3.800 TL Kayıt için bana yazın donusumfelsefesi@gmail.com
348
18
«Benim olan gelir. Gelmiyorsa benim değildir.» Bu cümleyi hiç söylediniz mi kendinize? Ya da şunları: «Evren isteseydi verirdi.» «Zamanı gelince olur.» «Akışa güveniyorum.» «Demek ki benim değilmiş.» Bu cümleler kulağa çok huzurlu geliyor. Çok olgun. Çok spiritüel. Ama bugün size çok önemli bir şeyi sormak istiyorum: Bu cümleleri söylerken içinizde ne oluyor? Çünkü bu cümleler iki çok farklı yerden gelebilir. Birinci yer — gerçek güven: Cümleyi söyledikten sonra içinizde bir huzur var. Bir netlik. Ve o huzurun ardından — canlı bir eylem geliyor. Adım atıyorsunuz. Seçiyorsunuz. İlerliyorsunuz. İkinci yer — program: Cümleyi söyledikten sonra içinizde bir rahatlama var. Ama bu rahatlama aslında bir erteleme. Bekliyorsunuz. Hayatınız askıya alınıyor. Sorumluluk sessizce başka bir yere bırakılıyor. İkisi aynı cümle. Ama biri özgürlük — diğeri tuzak. Son haftalarda birlikte yürüttüğümüz yayın serisinde çok net bir şey gördük: Çoğumuz hayatımızı yönettiğimizi düşünüyoruz. Ama oyun alanı başka bir şey gösteriyor. İçimizdeki sesler — aile sesleri, korkular, eski kararlar, «elalem» — bizim adımıza seçiyor. Biz ise «akışa güveniyorum» diyoruz. Ve bu farkı görmek — yayına gelen pek çok kişiyi şaşırttı. «Yayın başında yönettiğimi düşünüyordum. Sonunda anladım ki yönetmiyormuşum.» --- İşte tam burada çok ince bir ayrım var. «Benim olan gelir» cümlesini gerçekten akıştan söyleyebilmek için — önce o akışı bloke eden programları görmek gerekiyor. Çünkü program varken akış yok. Sadece bekleme var. Gerçek güven pasif değildir. Gerçek güven — içi temizlenmiş, programları görülmüş, kendi sesi duyulabilir hale gelmiş bir insanın halidir. 13. Kulüp'te tam da bunu çalışıyoruz. Hayatınızın yönetimini elinizden alan programları, kısıtlamaları ve döngüleri — TDM ile dönüştüreceğim. Yayınları izlediniz. Alanın ne gösterdiğini gördünüz. Şimdi sıra gerçek çalışmada. 📅 9 ve 11 Haziran Katılım bedeli: 3.800 TL Son kayıt: 11 Haziran Katılmak istiyorsanız bana yazın.
380
19
Yarın, 6 Haziran saat 09.00 için bir seans müsaitliğim oluştu. Bireysel çalışma almak isteyenler donusumfelsefesi@gmail.com veya yorumlara yazabilir.
428
20
SEANSLARDAN GELEN İLHAM🪶 Herkesi uyandırmak zorunda değilsiniz. Bunu söylemek kolay. Ama içselleştirmek — özellikle yıllar boyunca insanlar için alan açtıysanız — çok daha zor. Anlatırsınız. Çağırırsınız. Hatırlatırsınız. Alan açarsınız. Çalışma yaparsınız. Ama karşınızdaki kişi hâlâ aynı yerde duruyor gibi görünür. İşte burada çok derin bir yorgunluk başlar: "Ben ne yapıyorum?" "Bu çalışmalar işe yarıyor mu?" "İnsanlar duymuyorsa, ben neden devam ediyorum?" "Uyuyan birini uyandıramıyorsam, benim katkım ne?" Bugünkü seansta bunun çok önemli bir katmanını gördüm. Eskiden uyanış daha hızlı ve daha görünür olabiliyordu. Bir insan bir şeyi fark ettiğinde, içinde hemen bir hareket başlıyordu. Farkındalık daha çabuk eyleme dönüşüyordu. Bilinç açıldığında, kişi daha kolay ayağa kalkabiliyordu. Ama şu anki dönemde süreç her zaman böyle işlemiyor. Zihinler çok yorgun. Bedenler çok yük taşıyor. Ve bu yük görünmüyor çoğu zaman — ama içeride çok yer kaplıyor. Bu yüzden bazı insanlarda uyanış hemen hareket olarak görünmüyor. Bazen önce bir kapanma oluyor. Bazen yavaşlama. Bazen donma. Bazen içeri çekilme. Dışarıdan bakınca kişi hiçbir şey anlamamış gibi duruyor. Ama içeride süreç devam ediyor olabilir. Çünkü insan uyurken bile bedeni çalışmaya devam eder. Kalbi atar. Nefesi devam eder. Hücreleri yenilenir. İçeride görünmeyen süreçler sürer. Enerji çalışmaları da bazen böyle işler. Bu yüzden bazen görevimiz birini sarsmak değildir. Zorlamak değildir. "Haydi kalk, artık gör, artık anla" diye alanına baskı yapmak değildir. Bazen görevimiz sadece şudur: Yanında kalmak. Alanı temiz tutmak. Kişi hazır olduğunda tutunabileceği güvenli bir yer olmak. Çünkü uyuyan bir insanın yanında iki şekilde durabilirsiniz. Ya sürekli dürtersiniz: "Kalk artık, kendine gel, hareket et." Ya da sessizce yanında kalırsınız: "Ben buradayım. Hazır olduğunda elini tutabilirsin." Bu ikisi aynı enerji değildir. Birincisi baskı yaratır. İkincisi güven oluşturur. Benim için son dönemin önemli farkındalıklarından biri bu: Her insanı uyandırmak benim görevim değil. Ama kendi alanımı canlı, temiz ve erişilebilir tutmak benim sorumluluğum. Çünkü herkes uyumuyor. Bazıları hâlâ duyuyor. Bazıları hazır. Bazıları uyanık kalmak için destek arıyor. Eskiden dönüşüm daha çok şuna benziyordu: "Fark ettim, anladım, harekete geçiyorum." Şimdi bazı süreçler daha çok şuna benziyor: "Bir şey içimde çalışıyor, ama henüz hareket edemiyorum." Bu da başarısızlık değildir. Bazen bu, ayağa kalkmadan önce içeride yaşam enerjisinin yeniden toplanmasıdır. Bu yüzden uyandırma zorunluluğunu bırakabiliriz. Ama ışığı kapatmak zorunda değiliz. Ben zorla uyandırmak için değil, hazır olanın yolunu görebilmesi için buradayım. Ve bazen en büyük katkı, birini uyandırmak değil — uyandığında hâlâ burada olmaktır.
519