en
Feedback
« bir sunnet »

« bir sunnet »

Open in Telegram

Rasûlullah’ın (ﷺ) unutulmuş sünneti kalmasın, nefisler sâlih amele rağbet etsin, kalpler Rasûl’e ittibânın lezzetiyle yeniden dirilsin diye…

Show more
746
Subscribers
No data24 hours
+237 days
+8230 days
Posts Archive
Abdullah b. Mes'ûd radıyallâhu anh’dan rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Bir kula herhangi bir hüzün veya tasa isâbet eder de: «اللَّهُمَّ إِنِّي عَبْدُكَ، وَابْنُ عَبْدِكَ، وَابْنُ أَمَتِكَ، نَاصِيَتِي بِيَدِكَ، مَاضٍ فِيَّ حُكْمُكَ، عَدْلٌ فِيَّ قَضَاؤُكَ، أَسْأَلُكَ بِكُلِّ اسْمٍ هُوَ لَكَ سَمَّيْتَ بِهِ نَفْسَكَ، أَوْ أَنْزَلْتَهُ فِي كِتَابِكَ، أَوْ عَلَّمْتَهُ أَحَدًا مِنْ خَلْقِكَ، أَوِ اسْتَأْثَرْتَ بِهِ فِي عِلْمِ الْغَيْبِ عِنْدَكَ، أَنْ تَجْعَلَ الْقُرْآنَ رَبِيعَ قَلْبِي، وَنُورَ صَدْرِي، وجِلَاءَ حُزْنِي، وَذَهَابَ هَمِّي» «Allah’ım, ben Senin kulunum. Erkek ve kadın kullarının çocuğuyum. Alnım (kontrolüm) Senin elindedir. Benim hakkımda Senin hükmün geçerlidir. Senin, benim hakkımdaki takdirin adâlettir. Kendini isimlendirdiğin, yahut Kitâbında indirdiğin, yahut kullarından birisine öğrettiğin, yahut da katındaki gayb ilminde yalnızca kendine has kıldığın Sana âit her isimle; Kur’ân’ı kalbimin baharı, göğsümün nûru, hüznümün ortadan kaldırıcısı, gam ve kederimin gidericisi kılmanı isterim» derse, muhakakk ki Allah onun hüzün ve tasasını ortadan kaldırır ve bunun yerine bir rahatlık/çıkış yolu gösterir.» Sahâbe: “Ey Allah’ın Rasûlü, bu duâyı öğrenelim mi?” diye sordular. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurdu: «Evet, bu duâyı işitenin onu öğrenmesi gerekir.»
musnedi ahmed | 199

Ebû Saîd el-Hudrî radıyallâhu anh’dan rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Sana söylediğin takdirde Allah teâlâ’nın kederini gidereceği ve borcunu kaldıracağı bir söz öğreteyim mi? Sabahladığın ve akşamladığın vakit şöyle de: «اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ الْهَمِّ وَالْحَزَنِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ الْعَجْزِ وَالْكَسَلِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ الْجُبْنِ وَالْبُخْلِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ غَلَبَةِ الدَّيْنِ، وَقَهْرِ الرِّجَالِ» «Allah’ım, kederden ve hüzünden Sana sığınırım. Acziyet ve tembellikten Sana sığınırım. Korkaklık ve cimrilikten Sana sığınırım. Borcun bana gâlib gelmesinden ve zâlimlerin benim gücümü kırmasından Sana sığınırım.»
el-câmiu’s-sağîr | 2864

sticker.webp0.25 KB

Ebû Hureyre radıyallâhu anh’dan rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Yanında adım anıldığı hâlde bana salâtta bulunmayan kişinin burnu yere sürtülsün.»
tirmizî | 3468

Ebû Hureyre radıyallâhu anh’dan rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Advâ (hastalığın bir kişiden başka bir kişiye geçmesi) yoktur, tıyera (uğursuzluk) yoktur, hâmeh (baykuşun uğursuzluk sayılması) yoktur, Safer (safer ayının uğursuz sayılması) yoktur.»
buhârî | 5316
Bir şeyin uğursuzluk sayılması veya uğursuz görülmesi câhiliye âdetidir. Nebî ﷺ bir hadîste şöyle buyurmuştur:
«Bir şeyi uğursuz saymak şirktir. Bizden herkes bazı şeylerin uğursuz olduğunu düşünebilir. Ancak Allah teâlâ bu düşünceyi tevekkülle yok eder.»
[ebû dâvud | 3910]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in azatlısı Zeyd’den rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Kim «أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيَّ الْقَيُّومَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ» “Kendisinden başka ilâh olmayan, Hayy ve Kayyûm olan Allah’tan beni bağışlamasını dilerim, ve O’na tevbe ederim” derse, savaştan kaçmış bile olsa, bağışlanır.»
ebû dâvud | 1517

Sehl b. Sa'd radıyallâhu anh’dan rivâyetle, o dedi ki: “Biz Kur’ân okurken yanımıza Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem geldi, içimizde bedevî arablar ve acemler (arab olmayanlar) da vardı. Buyurdu ki: «Elhamdulillah, Allah’ın Kitâbı tektir (ırkları farklı olsa da müslümanların hepsi onu okur). Okuyunuz, zira hepinizin kırâati (dili bilmeyenleriniz düzgün okuyamasa dahî) çok hoştur. İleride onun harflerini ok gibi doğru okuyanlar (kırâatinde ve lafız kurallarında mübalağa edenler) gelecektir. Onlar okumalarının karşılığını dünyâda almayı tercih ederler ve onun sevâbını âhirete bırakmazlar.»
ebû dâvud | 830

Ebû Hureyre radıyallahu anh’dan rivâyetle, o dedi ki: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem hiçbir yemeği hiçbir zaman ayıplamadı. O eğer canı çeker-isterse yemeği yerdi, istemezse (yemeği ayıplamadan) bırakırdı.”
buhârî | 3563
Yiyecek ve içecek, Allah subhânehu ve teâlâ’nın bize bahşedip lütufta bulunduğu rızıklardandır. Bir kimse, hoşlanmadığı bir yemeği eleştirdiğinde, muhakakk ki Allah subhânehu ve teâlâ’nın rızkını reddetmiş demektir. Allah teâlâ’nın nimetleri ise ayıplanmaz, bilakis onlara şükredilmeli ve onlar için Allah’a hamd edilmelidir. Çünkü bunların hiçbirini O bize vermek zorunda değildir. Aksine, O verdiğinde cömertlik yapmış, vermediğinde ise âdil davranmıştır. Bu nedenle Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, hiçbir zaman yemekte kusur bulmamış ve yermemiştir. O canı çektiğinde ve istediğinde yerdi. Eğer beğenmezse onu bırakır, ama rızkına hoşnutsuzluk göstermemek için Allah teâlâ’ya karşı edebinden o yemeği ayıplamaz, bir şey söylemezdi. Bu ise, nimetlerin kulun elinden kaybolmaması için onların korunmasında güzel davranış sergilemek ve aynı zamanda da kişinin güzel ahlâkına işaret eder.

Abdullah b. Amr radıyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e: “İnsanların en üstünü kimdir?” diye soruldu. Buyurdu ki: «Kalbi sâlim, dili sâdık kimsedir.» Dediler ki: “Dili sâdık (asla yalan konuşmayan, dâimâ doğru sözlü) kimseyi bildik, fakat kalbi sâlim nedir?” Buyurdu ki: «O takvâlı, nefsi temiz, günahtan korunmuş, içinde ne zulüm ne kin ve ne de hased bulunan kimsedir.»
ibn mâce | 4216

Repost from Münebbihat
🌟Cuma Sünnetleri
🌟Cuma Sünnetleri

Ömer b. Hattâb radıyallâhu anh’dan rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Kim, gece uyuyakaldığı için hizbini ya da ondan bir kısmını yapamadı ise, onu sabah namazı ile öğle namazı arasında yaparsa, kendisine onu gece işlemiş gibi sevâb yazılır.»
muslim | 747
Hadîste «hizb» ile kastedilen, kişinin sâlih amellerden belirli ölçüde işlemeyi alışkanlık edindiği virdlerdir. Kur’ân kırâati, zikir, namaz gibi. [Örneğin bir kimsenin geceleyin iki rekât namaz alışkanlığı olsa ve bir gece bunu uyku nedeniyle terk etse, sabah-öğle namazı arasında kıldığında tıpkı gece kıldığı gibi büyük bir ecir alır. Yahut her gece -ihlâs/mülk gibi- bir sûre okumayı alışkanlık edinse ama uykusu galebe çalıp da bunu yerine getiremese, sonra sabahleyin bunu telâfi etse, bunu geceleyin işlemiş gibi sevâb alır
.
Bu hadîs, gece vaktinde yapılan ibâdetlerin Allah indinde ne kadar sevimli ve fazîletli olduğunun delîlidir.]

Enes b. Mâlik radıyallâhu anh’dan rivâyetle, o dedi ki: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, ölene dek yüksek bir masa üzerinde yemek yemedi.”
buhârî | 6450
Hadîste geçen «hivân»; üzerinde büyüklerin, müreffeh yaşayan kimselerin ve zenginlerin yemek yediği, yerden yüksek masa demektir. Yüksek masada yemek yemek her zaman zenginlerin âdeti ve zâlimlerin(cebbâr kimselerin) alışkanlığı olagelmiştir; onlar, yemek yerken eğilmeye muhtaç duruma düşmemek için böyle yaparlar. Bu yüzden de Nebîmiz sallallahu aleyhi ve sellem onlara benzemiyordu, O da ﷺ ashâbı da her zaman yere serilen sofralar üzerinde yemek yemişlerdir. Dünyada ve onun alâmeti olan şeylerde tevâzu ve zühd üzere olmak, ve ümmetine de bunu öğretmek için böyle yapmıştır.

Câbir b. Abdullah radıyallâhu anh’dan rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Eğer sizin (tedavi için kullanacağınız) ilaçlardan herhangi birisinde hayır varsa, bu kan aldırmak için bir neşter vurmakta (hacamat olmak) yahut bir bal içimindedir.»
buhârî | 5683
İbnu’l Kayyim dedi ki: “Allah, Kitâbında "Kur’ân ve bal"dan başkasını şifâ olarak vasfetmemiştir. Bu ikisi, iki şifâdır. Biri, kalplerin sapkınlık ve dalâlet hastalıklarına şifâ, şüphe ve şehvetlerine ilaçtır. Diğeri, hastalıkları, rahatsızlıkları vs. için, bedene şifâdır. Mekke’de kaldığım dönemde çeşitli hastalıklara yakalandım, orada diğer şehirlerdeki gibi doktor veya ilaç yoktu. Ben de kendimi bal ve zemzem suyuyla iyileştirdim, ve bu ikisinde hayret verici bir şifâ gördüm.” Rebî' b. Huseym şöyle derdi: “Hasta olan için, bal gibisini bilmiyorum.”

sticker.webp0.03 KB

Ebû Hureyre radıyallâhu anh’dan rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Âdem oğlu secde (âyeti) okuyup da secde ettiği zaman şeytân ağlayarak uzaklaşır, der ki: "Yazıklar olsun bana! Âdem oğlu secde ile emrolundu ve secde etti, böylece ona cennet var. Ben ise secde ile emrolundum ve isyân ettim, bana ateş var!"»
muslim | 81

Âişe radıyallâhu anhâ’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hoşuna giden bir şey gördüğü zaman «الحمدُ للهِ الَّذِي بِنِعْمَتِهِ تَتِمُّ الصَّالِحَاتِ» : “Sâlih-güzel işlerin, O’nun nimetiyle tamama erdiği Allah’a hamd olsun” der, hoşuna gitmeyen bir şey gördüğünde ise «الحَمدُ للهِ عَلَى كُلِّ حَالٍ» : “Her hâl üzere Allah’a hamd olsun” derdi.
ibn mâce | 3081
Şureyh el-Kâdî şöyle derdi: “Ben başıma bir musîbet geldiğinde onun için Allah’a dört kez hamd ederim: -Ondan daha büyüğü vukû bulmadığı için hamd ederim, -Ona sabretmekle beni rızıklandırdığı için hamd ederim, -Sevâbını umduğum için istircâ etmeye (innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn demeye) beni muvaffak kıldığı için hamd ederim, -O musîbeti benim Dînimde kılmadığı için hamd ederim.” [Siyeru Alâmi’n-Nubelâ 4/105]

Ali radıyallâhu anh’dan rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Bağışlanmış olsan bile, söylediğin takdirde Allah’ın sana mağfiret edeceği kelimeleri sana öğreteyim mi? De ki: «لَا إلهَ إلَّا اللهُ العَلِيُّ العَظِيمُ، لَا إلهَ إلَّا اللهُ الحَكِيمُ الكَرِيمُ، لَا إلهَ إلَّا اللهُ سُبْحَانَ اللهِ رَبِّ السَّمَوَاتِ السَّبْعِ ورَبِّ العَرْشِ العَظِيمِ، الحمدُ للهِ ربِّ العالَمِينَ» «Alî ve Azîm olan Allah’tan başka ilâh yoktur, Hakîm ve Kerîm olan Allah’tan başka ilâh yoktur, Allah’tan başka ilâh yoktur, yedi göklerin Rabbi ve azîm Arş’ın Rabbi Allah eksikliklerinden münezzehtir, hamd âlemlerin Rabbi Allah’adır.»
sahîhu’l câmi | 2621

Ebû Hureyre radıyallâhu anh’dan rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Üç kimse vardır ki, Allah onların duâsını reddetmez: Allah’ı çok zikreden kimse, zulme uğramış kimse, ve adaletli yönetici.»
sahîhu’l câmi | 3064

en-Nu'mân b. Beşîr radıyallâhu anh’dan rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: «Allah’ın hududunu korumada gayret edenler ile o hududu aşan kimsenin misali; tıpkı bir gemide yerleşmek için kura çeken bir kavmin misali gibidir. Kura çektikten sonra onların bir kısmı geminin üst kısmına bir kısmı da alt kısmına düşerler. Aşağıda olanlar su almak istedikleri zaman kendilerinden üstte olanların aralarından geçerler. Sonra kendi aralarında şöyle derler: Ne olur kendi nasibimiz olan suyu alacak kadar -şuradan- bir delik açsak da yukarıdakilere eziyet vermesek. Eğer o gemide olanlar, onları yapmak istedikleriyle başbaşa bırakırlarsa, hep birlikte helak olurlar, yok onların ellerini tutarlarsa onlar kurtulmuş olduğu gibi, diğerlerinin hepsi de kurtulmuş olurlar.»
buhârî | 2686
«
Aralarında günahlarla amel edilen hiçbir kavim olmasın ki, onlar buna engel olmaya ve bunu değiştirmeye güçleri yettiği hâlde, bunu değiştirmeye çalışmazlarsa, Allah neredeyse onlara umumî bir ceza gönderecek olur.» [İbn Mâce 2/1327] İmâm el-Kurtubî dedi ki: “Allah teâlâ emri bi’l-ma'rûf nehyi ani’l-munker meselesiyle mü’minler ile münafıklar arasındaki farkı ortaya çıkarmak istemiştir. Öyle ise, ma'rûfu emretmek ve münkerden alıkoymak müminlerin en önemli vasıflarındandır. Onun da başı İslâm’a davet ve Allah yolunda cihaddır.” [el-Câmiu Li Ahkâmi’l-Kur’ân 8/202]

Mâlik b. Rebîa radıyallâhu anh’dan rivâyetle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün mescidden çıkarken mescidin çıkışında erkek ve kadınların yolda birbirine karıştığını görünce, kadınlara hitâben şöyle buyurdu: «Geri çekilin. Sizin yolun ortasında yürümeniz uygun değildir, sizler yolun kenarından yürüyünüz.» Bunun üzerine kadınlar duvara öyle bitişik yürümeye başladılar ki, yakınlıklarından elbiseleri duvara takılıyordu.
ebû dâvud | 5272 | hasen
“Geri durun”
: Yani, erkeklerin dağılmasını bekleyin ve onların (önünden değil) arkasından yürüyün, ve yolda yürüdüğünüz zaman da yolun kenarından yürüyün.
“Çünkü yolun ortasında yürümeniz uygun değildir”
: Yani, kadınların yolda/yolun ortasında yürümesi doğru değildir.
“Yolun kenarından yürüyünüz”
: Yani, kadınlar ihtiyaçları için dışarı çıkıyorlarsa şerî edebe uymalı ve yolun iki yanından birinde yürümelidirler. Böylece kadınlar bu nebevî emre hemen uyup icâbet ettiler.
“Kadınlar duvara yapışıyordu, öyle ki yapıştığı için elbisesi duvara takılıyordu”
: Yani yolda yürürken o kadar kenardan yürürlerdi ki, elbiseleri duvara takılırdı. İşte bu da onların, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in emrine bağlılıklarının şiddetindendir. Hadîste: Erkekler ve kadınların kalabalıklaşmamasına ve karışmamasına dikkat etmeye, ve umûmî yerlerde aralarındaki durumun nasıl olması gerektiğine dair bir yönlendirme vardır.