en
Feedback
Risale-i Nur Dersleri (Edessa)

Risale-i Nur Dersleri (Edessa)

Open in Telegram
4 665
Subscribers
-124 hours
+47 days
+1330 days
Posts Archive
20190806 17. Lem'a 2. ve 3. Nota.mp392.78 MB

20190805 17. Lem'a 1.Nota.mp378.78 MB

20190803 Kadın ile Erkeğin Cennetteki Makamı Hakkında Sual: Cennette kadın neden erkekle bir olmuyor, erkeğin derecesine çıkmıyor? Cennette erkeklere yetmiş bin huri veriliyor; kadına ise, sadece bir eş veriliyor, velev kocası yetmiş bin şekle de girse. Elcevab: Bu hususu üç maddede izah etmek mümkündür; Birincisi: Cenab-ı Hakk ayette اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ buyuruyor. Cenab-ı Hakk kadını çalışmakla, nafaka temin etmekle mes'ul tutmamıştır, kadının fıtri ibadeti çoluk çocuğuna bakmaktır. Din-i mübin-i İslam kadının nafakasını erkeğe yükletmiştir, erkeğin fıtri ibadeti beş farz namazını kılmakla beraber, Ellah'ı unutmamak şartıyla evinin iaşesini temin etmektir ki; bu ibadettir. İkincisi: Erkek fıtraten cesur yaratılmıştır, fakat kadınlar yaratılış itibariyle cesur değillerdir -Bunu söylerken ferd-i şaz'ları kasdetmiyoruz, bazı cesur kadınlar çıkabilir, ama hüküm ekseriyete binaendir, ferd-i şaz'lar mikyas olamaz, istisnalar kaideyi bozmaz.- Üçüncüsü: Kadın, hamile olduğu ve hayız haline girdiği zaman Cenab-ı Hakk tarafından bazı ağır imtihanlardan muaf tutulmuştur. Cenab-ı Hakk, kadının za'fiyetinden dolayı dinde ne kadar furuz-ul kifaye varsa nadirat hariç hepsini erkeğe yükletmiş. Cihad, emr-i bil ma'ruf-nehyi anil münker, devletin idaresi, nefisle şiddetli mücadele etmek, ukubat-ı şer'iyyenin tatbiki, ceza hukukunun tatbiki, halifelik makamını temsiliyet ve valilik görevini icra etmek gibi hususların hepsinden erkek mes'uldur, bunların hiç birinde kadın sorumlu değildir. Hülasa; ulum-u İslamiyede yer alan farzı kifayelerde kadın sorumlu değildir, isterse yapabilir; fakat yapmadığı zaman mes'uliyeti yoktur; erkek ise bütün furuz-u kifayeden mesuldur. Kadın'ın en büyük cihadı beş farz namazını kılmak ve evinde tentenesiyle meşgul olup evladına bakmaktır. Kadının mükellefiyeti genel itibariyle erkeğe nazaran binde bir bile değildir. Cenab-ı Mevla dünyada erkeğe bu kabiliyeti vermekle beraber, mükellefiyetini de ona göre ağır etmiştir. Kadına ise dünyada zayıf bir kabiliyet vermiş, mükellefiyeti de ona göre az vermiş. Ahirette inkişaf, bu dünyadaki ibadet ve havas ve hissiyatın mükellefiyeti nisbetinde olur. Kadının cennetteki saadeti, kendine göre derece-i saadetin son hudududur; faraza kadın, eşi olan erkeğin yüksek makamına da çıksa, o makamı anlayacak gücü ve kabiliyeti yoktur, fıtratı bu makamın saadet olduğunu anlamaz, kocasının aldığı lezzetten binden birini ancak alır. Nasıl ki; müminler Peygamberin makamınındaki halini anlamıyor, kadın da, erkeğin yüksek makamını anlamaz. Kadın kendi makamında iken, bütün insanların en mes'udu benim ve bundan fazla saadet düşünmek mümkün değildir der. Çünkü orda ne istese isteği anında veriliyor. Akl-ı beşer bu hakikatleri idrakten acizdir. /Muş

20190803 Cennette Kadına Verilen Nimetler.mp39.84 MB

20190727_20_Lem'a_İhlas_Dersi_Müsbet.mp380.29 MB

Azîz kardeşlerimiz, Kur’an hizmetinde müstakîm arkadaşlarımız! İki mühim düsturu beyân etmekte fâide mülâhaza ediyorum: Birinci Düstûr: Her türlü şaşaadan, riyadan, fahrdan, ucubdan uzak kalmamız hususunda, Kur’ân-ı Hakîm, Ehâdîs-i Nebeviye ve bu asırda Kur’ân’ın ma‘nevî bir tefsiri olan Risâle-i Nûr’un kesin emirleri var. İhlâs, üssü’l-esasdır. Bir zerre ihlaslı amel, batmanlarla halis olmayana müreccahdır. Bundan böyle bu dürûs-u Kur’aniyenin etrafında toplanan kardeşlerimiz, şaşaadan, sûrî toplantılardan, kalabalıklardan kendilerini korumalıdırlar. Herkes kendi nefsini muhatab kabûl ederek yanındaki bir iki arkadaşla samîmî bir sûrette ders yapmaya çalışsın. “Sırren tenevveret” düsturunu bozmasın. Çünkü riyaya girme ihtimali kavîdir. Dâimâ gizli, tedbirli, şaşaadan uzak bir tarzda çalışmak lazımdır. Sırren tenevveret dediğimiz zaman, emniyetten, polisten gizli çalışmak demek istemiyorum. Yani her türlü şaşaalı şeylerden kendimizi korumamızı kasd ediyorum. İkinci Düstûr: Üstâd Bedîüzzaman (ra) Hazretleri’nin ifadesiyle Eûzu billahi mine’ş-şeytani ve’s-siyaseti deyip siyasetten şiddetle ictinâb etmek; dâhilde-hariçte, müsbet-menfi ne kadar cereyan varsa, hepsinden uzak durmak; mümkün olduğu kadar, siyasî partilerin ve cereyanların lehlerinde veya aleyhlerinde konuşmamak; Kur’anî derslerimizle meşgul olup kendi mesleğimizin muhabbetiyle hareket etmek, başkalarının meslekleriyle meşgul olmamak -ki; bu, müsbet hareket diye ta‘rîf edilir.-bu zamanda lâzım ve elzemdir. Zîrâ her bir siyasî partinin ve cereyanın içinde Müslüman kardeşlerimiz bulunabilir. Hulâsa: İki düstûr-u hakikatimiz var. Biri: Sırren tenevveret. Diğeri: Bugünkü siyasetten kaçmaktır. Bu zamanda bu iki düstura riayet etmek, lâzım ve elzemdir. Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî

20190728 İki Düsturu Hakikat.mp37.10 MB

20190720 26.Lema İhtiyarlar Risalesi.mp391.27 MB

İnsanın iradesi şartı adidir; bu şart meydana geldikten sonra Cenab-ı Hakk yaratır. Hayırlı işlerde muktazi vücuttan gelir, yaratan yine vücud sahibi olan Ellah’dır. Senin iraden sadece şartı adi olur, iraden var fakat vücudu hakikisi yoktur, emri i’tibaridir. Şuan burada ders yapıyoruz bu dersimiz, âdemden kıyamete kadar bütün havanın, güneşin, toprağın ve su’yun zerrelerine geçiyor. Buna aklımız ermiyor diyen kişiye şöyle deriz; amerikada konuşan biri aynı anda televizyon vasıtasıyla burada görülüyor, demek o adamın sesi ve sureti biranda bütün zerrata geçmiş ki, televizyonu açtığımız anda konuşuyor. Ayet ve hadislerin işareti ve evliyaların keşfiyatıyla sabittir ki su, hava, toprak ve güneş unsuru herkesin sesini ve suretini alıyor. Üstad hz havanın, sesleri ve suretleri zabtettiğini hüve risalesinde inkârı gayrı kabil bir surette bilfiil isbat etmiştir, aynen böyle olduğu gibi güneş, su ve toprak unsuru da böyledir. Yaptığımız bu ders burada durmuyor bu amelimiz levhi mahv ve isbata geçiyor, levhi mahfuza geçiyor, melekler bu amelimizi yazıyor, bu amelimiz âlemi misalde üzerinde on meyve olan bir ağaç suretinde temessül ediyor ve aynı anda bu amelimiz cennette üzerinde on meyve olan bir ağaç suretinde vücud buluyor. Bununla beraber bu suretimiz de cennette gösterilmek üzere kayıt altına alınıyor. İşlenen günahlar da aynı şekilde dört unsurun tüm zerrelerine geçer, siccine gider, aynı anda âlemi misalde temessül eder, melekler tarafından kayıt altına alınır, cehennemde film şeklinde onlara gösterilir, aynı anda zebanilerin eline geçer, kayda girer, kabirde azaba sebep olur, cehennemde aynı anda ya bir zakkumu cehennem, ya yüksek bir dağ, ya yılan, ya akrep, ya nar, ya zemherir ya da irin şeklinde mahsul verir. Bu şekilde işlenen günah tüm âlemi misali telvis eder. Bu alemi, meleklerin defterlerini, hava, su, güneş ve toprağın zerrelerini kirleten, peygamber ve ruhani alemini rahatsız eden ve bin bir ismi İlahinin karşısına çıkarak vücud alemine karşı telvis meydana getiren adem mahsulatını temizlemek için tek çare cehennemdir. /Muş

20190720 28.Söz ve 11.Şua 11.Mesele 12.Ders Cehenneme Dairdir Resul-u Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur; Sahabîlerime dil uzatanları gördüğünüzde "Ellah'ın laneti kötülüğünüzün üzerine olsun" deyin. Resul-u Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur; Bir cenaze gördüğünüz zaman o cenazeye hürmet edin, cenaze geçene ya da indirilene kadar ayağa kalkın. Resul-u Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur; Âlemde bir ayet gördüğünüz zaman hemen iki rekat namaz kılın. <Âlemde ay tutulması ve güneş tutulması gibi bir ayet gördüğünüz zaman iki rekat namaz kılın ya da secde edin.> Resul-u Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur; Değiştirmeye gücünüzün yetmediği bir kötülük gördüğünüzde, o şey Ellah tarafından değiştirilinceye kadar sabredin.

20190720_28_Söz_ve_11_Şua_11_Mesele.mp384.44 MB

20190717 28.Söz Zeyl 11.Ders (Cehenneme Dairdir) Cehennem kafirleri çepe çevre kuşatmıştır, ayetinde üç mana vardır; Birinci mana; cehennem ileride o kafirleri ihata edecektir, İkinci mana; tüm denizlerde ateş mevcut olup, kafirleri ihata etmiştir ve irade-i İlahiye istediği zaman onları yakalayacaktır, ibn-i abbas da bu manayı tercih ediyor. Üçüncü mana; her kafirin kalbinde bulunan inkar, kendisi bir ateştir ki; kafiri kuşatmıştır. Şu kainat içerisindeki sanat-ı İlahiyeyi ve ni'meti İlahiyeyi inkar eden adam, fikren nerededir? Ateşin tam içindedir. Çünkü, vücudunda bulunan kılların uzaması, midene giren gıdaların işlenmesi, damarlarındaki kanın dolaşması, gözünün görmesi, kulağının işletmesinden hiç haberin oluyor mu? Elbette ki; vücudundaki bu faaliyetlerin hiç birinden haberin olmuyor. Bu faaliyetleri bile bile inkar eden adam, bütün hakikatleri inkar ediyor. Hem böyle bir adam, ufak bir musibete karşı kalbinde noktayı istinadı bulamadığı gibi, cennete inancı olmadığı için noktayı istimdadı da yoktur. Noktayı istinad ve istimdadı kaybeden adamın hali, aynı cehennem halidir. Bu adam sağına baksa ölümü, soluna, istikbaline baksa mezaristanı, önüne baksa kabri, arkasına baksa eceli görür. Küçük sözler ve risale-i nur'un muhtelif yerlerindeki temsilatlar böyle bir adamın bilfiil cehennemde olduğunu, küfrün içinde aynı cehennem tohumu saklı bulunduğunu, o küfür tohumu gelişirse cehennemi kübraya inkılab edeceğini isbat etmiştir. İman, bir mânevî tûbâ-i Cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise mânevî bir zakkum-u Cehennem tohumunu saklıyor. Cennetin vücuduna hiçbir sebep olmazsa bile dua'yı nebevi ile münacatı nebevi tek başıyla cennetin icadına sebeptir. Aynen öyle de kafirlerin küfrü cehennemin icadına sebeptir. Şer'i şerife göre temizlik su ile olduğu gibi tan'dır ve benzeri maddelerin temizliği de ateş ile yani yakmak ile olur. Cehennem temizleyicidir, küfür ancak ateş ile temizlenir. Cehennem, alemin icadından şimdiye kadar gelip geçen küfrün bütün pisliklerinden alemi kurtarıyor. Cehennemin asıl ağaçları cehennemde olmakla beraber, diğer tüm ağaçları burada işlenen günahlar ile oluşmaktadır. Mü'minin işlemiş olduğu günahlar cehennemde tecessüm eder; fakat mü'min günahından tövbe ettiği için cehennemde muazzeb olmaz, cehenneme giden kafirler o günahla muazzeb olur. Kafirin işlediği güzel ameller cennette meyve verir; fakat cennete giden mü'minler onunla istifade eder. İman cennet arazisinin tapusu olduğu gibi; küfür de cehennemin tapusudur, cehennemin bütün levazımatıyla kaydına sebeptir. Cehennem hem celalli meleklerin ibadet yeridir, hem de dünyaya hararet versin, insanlar rahat yaşasınlar diye yaratılmıştır; cehennemin azab yeri olması dolayısıyladır. Cenab-ı Ellah, insanları kendisine ibadet edip cennete gitsinler diye yaratmıştır; kul, ibadet etmeyip isyan edince cehennem dolayısıyla devreye giriyor. /Muş

20190717 28.Söz Zeyl Cehenneme Dairdir 11.Ders.mp360.22 MB

20190716 28.Söz 10.Ders Ya Rab, tur'daki tecelliyat hürmetine, sair'deki tecelliyat hürmetine, hira'daki tecelliyat hürmetine; şu milleti, şu insaniyeti zillet ve perişaniyetten kurtar. Resul-u Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur; Ahiret işini taleb ettiğinde işin rast geliyor, dünya işini taleb ettiğinde işin rast gelmiyorsa bu, senin halinin güzelliğini işarettir. Resul-u Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur; Camide alış veriş yapan birini gördüğünüz zaman, Ellah ticaretinden kar ettirmesin, ticaretin hayırlı, bereketli olmasın deyin. Kaybettiği bir şeyi camide bulunanlara gördünüz mü diye soran kişiye Ellah kaybolan şeyini buldurmasın deyin. Resul-u Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur; Cahiliye adetinin nisbeti ile kendini medheden birini gördüğünüz zaman, kinayeli olmayarak, açıkça şöyle söyleyin, sen babanın menisiyle fahirleniyorsun, git babanın zekerini öp.

20190716 28.Söz 10.Ders.mp371.94 MB

20190714 28.Mektub 8.Mesele 4.Nükte Sadisen 28.Söz Cennete Dairdir 8.Ders Resul-u Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur; Biriniz kendi şahsında, malında veya Müslüman kardeşinde çok hoşuna giden bir şey gördüğünde, bereketi için duâ etsin. Çünkü göz değmesi haktır. Resul-u Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur; Biriniz musîbete uğramış birini gördüğünde içinden, "Beni sana verdiği musibetten koruyan, beni sana ve kullarının birçoğuna gerçekten üstün kılan Ellah'a hamdolsun" derse, bu söz kendisine verilen o nimete şükür olur. Resul-u Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur; Biriniz bir Müslüman kardeşinde bir musibet gördüğünde; kendisi o musibete uğratılmadığı için Ellah'a hamdetsin. Fakat bunu ona duyurmasın. Resul-u Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur; Biriniz güzel bir kadın gördüğünde, ondan hoşlanırsa, hanımına gelsin ve onunla beraber olsun. Çünkü ikisindeki birdir, onda olan hanımında da vardır. Ey bütün insanların müşkilini halleden ve ey bütün kapalı kapıları açan Ellah’ım, başta bize ve bu cemaate hayırlı kapıları aç, ganimet olarak bize ve bu ümmete verdiğin helal malın başkalarının ellerine geçmesine fırsat verme. Âmin. Ya Rabbi, sonsuz nimetleri üstümüze sermişsin, hepsine şükrederiz; en büyük nimet bu derslerdir ki, günde bir iki saat bu derslerle iştigal ediyoruz. Resul-u Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur; Herkes birbirine düşüp, birbirine hainlik yaptığı zaman evine kapan, dışarı çıkma, diline hâkim ol, marufu al, münkerat-ı şer’iyeyi bırak, kendi nefsinin ıslahıyla meşgul ol, insanların işine karışma. Cenab-ı Hakk Cennetin mehâsininin nümunelerini, küçük bir mikyasta, cennetliklere ve hurilerine giydirir ve her biri, birer küçük cennet hükmüne geçer. Cennette giydirilen elbiseler hem canlıdır, hem renkleri birbirinden farklıdır, hem de bir elbise diğerinin görülmesine engel değildir. Cennette ne kadar enva-ı mehasin var ise, insan devamlı bir surette mübaşeret etmek istediği için, Cenab-ı Hakk insana bütün enva-ı mehasini cami bir elbise giydirir. Eşler birbirine baktığı zaman enva-ı cennetin hepsini birden müşahede eder, madde ile mana birleşir, zahiren güzelliğin son derecesi seyredilirken, batınen esma ve sıfata nazar edilir ve aynı anda aşkı hakiki tezahür eder. /Muş