6 677
Subscribers
-624 hours
-137 days
-8430 days
Posts Archive
6 677
İki kişinin çalışmak zorunda kaldığı, bazı kesimlere ise dayatıldığı bir toplum oluştu. Evler, en temel ihtiyaç olan gıda enflasyonu ile bir darbe daha aldı. Et almanın zorlaştığı ülkeye alışmışken, sebze ve meyveyi eve sokmanın lüks haline geldiği/yaklaştığı bir duruma sürüklendi.
Kadın daha çok çalışmak zorunda kalsa da her şeye rağmen çocuk yapma kararı verildi. Kadın istihdamını artırmakla övünüldü ama evli çiftlerin çocukları için bir çözüm bulunamadı. Zor bela kreşe çocuğunu gönderen ebeveynler çocuklarına hasret, çocuklar onlara hasret kaldı.
Günümüz Türkiyesinde maalesef ki yukarıda yazdıklarım, milyonların kaderi haline geldi. Tabi ki mesele sadece ekonomi değil. Sorumluluk almaktan korkan, sosyal medya hayatlarının cazibesiyle rahatının bozulmasını istemeyen, saçma sapan feminist tavırdaki ahmakların popülist söylemlerine uyanlar da var. ‘Modernitenin’ aile kavramını yok etmesi başka bir yazının konusu. Ama yukarıdaki sebepler gerçek manada Türkiye’deki sorunun yüzde açısından en temelini oluşturuyor.
Artık büyük bir reform yapmanın vakti geldi de geçiyor. Bu mesele çok başlıklı, seferberlik halinde masaya yatırılması gereken bir konu. Burada birçok kez yazdım hatta son dergide röportajla da anlatmaya çalıştık. Bu yeni değil, hükümetin yeni ele aldığı bir konu. Çözüm lafla değil, icraatle olur. İşin kötüsü ise şu an adımlar atılsa, en iyi ihtimalle yıllar sonra sonuçlarını görebilecek olmamız. @baydno
6 677
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düşen doğum oranlarına ilişkin açıklaması… Olay çoktan milli güvenlik sorunu oldu ama daha yeni yeni dile getiriliyor. Koskoca 24 yıllık süreçte bu sinyallerini veriyordu ama adım atılmadı.
Gençlerin hepsini üniversite mezunu yapmak için taşradaki dağa, İstanbul’da ara sokağa betonarme üniversiteler açıldı. Gençler işsiz kalacağını, aile kurmakta zorlanacağını bile bile okumaya teşvik edildi. Bu kalitesiz üniversitelerle de övünüldü.
İş bulan gençler evlilik yoluna girmeye niyetlendi. Süreç çok masraflı olsa da bir şekilde altından kalktılar ama evli çiftlerin en temel sorunu barınmaydı ve ülkedeki en büyük kriz bu alanda oluştu. Yabancılara kapış kapış evler satılırken, Suriyeliler ile oluşan ev krizi gözardı edildi…
6 677
İhracatının yüzde 60’ından fazlası petrol ve petrol ürünleri olan İran, günde yaklaşık 20 milyon varil petrol geçişinin olduğu Hürmüz Boğazı’nı kapattı. Kendi söylemine göre boğazdan geçmeye çalışan herhangi bir gemiye saldıracak. Bu boğaz öyle stratejik öneme sahip ki dünya petrol tüketiminin yaklaşık beşte biri buradan geçiyor. Ama teknik olarak boğazı kapatan İran değil. Gerçek şu ki; bu gemilerin geçişine garanti vermeyen, dünyadaki ticari gemilerin yaklaşık %90’ını sigortalayan 7 büyük deniz sigorta kulübü, bölgedeki savaş risk sigortasını iptal ettiği için bölgede gemi trafiği neredeyse sıfıra indi. Avustralyalı bağımsız analist Shanak Perera bu konuyu çok detaylı ele almış.
Gemilerde sigorta olmayınca limanlar gemiyi kabul etmiyor, yük sahipleri malına sigorta yapılmayınca yükünü yüklemiyor, bankalar da finansman vermiyor. Aslında teknik olarak gemiler geçebilir ama ticari olarak artık boğazdan geçemez.
En çok da dünyanın en büyük LNG ihracatçılarından biri ve gazının tamamı Hürmüz’den geçen Katar bu hikayede yanan taraf oldu çünkü boğaz dışında hiçbir alternatifi yok. Savaş ne kadar uzarsa, Arap ülkeleri de o kadar yara alacak. Savaş haftalar sonra tamamen sona erip petrol akışı başlasa da asıl risk, sigorta sisteminin yeniden kurulmasının aylar alacak olması.
İran dini lideri ölmeden bir gün önce brent petrol 72$ iken şu an 110$ seviyelerini gördü. Gidişat 150$ bandı olabilir. Bu da dünya genelinde bir krizin kapıda olduğunu bizlere gösteriyor. Takipte kalın: @baydno
6 677
Petrol farkları ve Hürmüz Boğazı meselesi…
En fazla petrol rezervine sahip ülke ile en fazla petrol üreten ülke arasında fark var. En fazla petrol rezervine sahip birinci ülke Venezuela, dördüncü ülke İran, dokuzuncu ülke de ABD. Ama ABD, en fazla petrol üreten ülke konumunda. İran dokuzuncu sırada ama Venezuela listede bile yok. Çünkü petrol var, petrol var…
Yoğunluğu yüksek olan petrolün işlemesi yani rafine edilmesi ekstra maliyet gerektiriyor. Venezuela’daki petrol böyle bir petrol. ABD’deki petrol kalitesi çok iyi olsa da İran petrolü gibi dünya genelindeki rafinerilere tam uygunluk sağlayan bir petrol değil. İran petrolü çok kıymetli yani…
6 677
İlk olarak Irak’ta Saddam, Libya’da Kaddafi, Sudan’da Beşir, Yemen’de Abdullah, Suriye’de Esad ve son olarak İran’da dini lider Hamaney… Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) başladığı 2000’li yıllardan bu yana çoğu ülke krizler sonrası parçalandı. Zaten BOP’un da gayriresmi amacı buydu. Güçlü, bütün halinde ülkenin bölgede kalmaması.
Şimdi gelelim asıl konuya. Son iki yıldır Trump ile birlikte Türkiye’nin rolü ABD için tekrar öne çıkmaya başladı. Bunun sebebi de onca kriz, darbe girişimi ve çatışmaya rağmen Türkiye’nin bir şekilde güçlü bir orduyla devam etmesi, savunma sanayisine yatırımları ve istikrarlı bir yönetimle devam etmesi. Burada tartışmalı çok konu olsa da Trump onlarla ilgilenmiyor. İran’da olabilecek olası kaos, rejim veya politika değişikliği sonrası sıra Türkiye’ye mi gelecek?
İsrail eski Başbakanı Bennett ‘Türkiye bir tehdittir ve ikinci İran’dır’ derken, eski Pentagon çalışanı, Türkiye karşıtı Michael Rubin de ‘Ankara 2036’da, Tahran 2026’daki gibi olacak mı?’ diye soruyor. Türkiye’nin diğer ülkelerden farkı, NATO üyesi olması ve Batı bloku içerisinde yer alması. Bu nedenle İran veya Irak ile aynı kaderi yaşayacağını sanmıyorum. Ayrıca Türkiye, seçimle liderini seçiyor ve İsrail için en büyük tehdit Erdoğan olabilir. Devletin kalıcı politikası İran gibi İsrail veya ABD karşıtı değil. Bu en önemli çizgi.
Türkiye’nin ABD için tehdit oluşturması da mümkün değil. Şu bir gerçek ki ‘müttefiklik’, Türkiye’nin dolaylı olarak da kontrol altında olması anlamına geliyor. Ama İsrail için tehdit oluşturması mümkün ve bunun ABD kontrolünde olacağı için İran ile aynı senaryonun yaşanacağını düşünmüyorum. Ben “vururuz, yıkarız” modunda olmasam da Türkiye’nin askeri, ekonomik, politik, kültürel ve tarihi olarak diğer hiçbir ülkeye benzemediğini, bunu İsrail’in de çok iyi bildiğini düşünüyorum. Yani özetle; bu konuda herhangi bir gerginlik yaşamaya gerek yok. Bu düşüncelerin sonu yok. Sıfır hamaset ile söylüyorum; Türkiye’den ziyade bence İsrail orta vadede akıbetini sorgulasa daha iyi olur. Onu da başka yazıya saklayalım. Takipte kalın: @baydno
6 677
“Sıra Türkiye’de”
2000’li yılların başında ABD tarafından başlatılan, Ortadoğu’yu tekrar dizayn etmeyi amaçlayan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), resmiyette demokrasi insan hakları ve reformları amaçlasa da arka planda bölgede yeni haritalar çizilmesi ve diktatörlerin ortadan kaldırılmasının hedeflendiği söyleniyor. Açıkçası biz de bunu anlıyoruz. Geçmişte Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakan iken bu projenin ‘eş başkanlarından biri’ olduğunu söylemiş, zamanla bu söylemlerden vazgeçmiştir. Aslında vazgeçme sebebi de ABD’nin bu projeyi rafa kaldırması. Bana kalırsa en belirgin sebep, “one minute” krizi ve Erdoğan’ın İsrail karşıtlığı sonrası saf dışı bırakılması. Zaten bu tarihten itibaren yaşananlara baktığımızda, “Erdoğan Türkiye’sinin” ABD tarafından aforoz edildiği görülüyor. Arap Baharı sürecini de kendi lehine kullanmak isteyen Türkiye’ye karşı ABD’nin adımları da bunun başka bir kanıtı…
6 677
Trump, Venezuela’da Maduro’yu kaçırdığında, yerine yardımcısının geçişini sağladı. Yardımcısı Rodriguez ise Maduro’yu savunsa da ABD’li şirketlere kapıları açıp Amerikalı bakanları ülkeye davet etti. Büyük bir değişimdi bu. Trump, Venezuela’da ülkeden kaçırdığı muhalif lider Machado’yu neden başkan yapmadınız sorusuna, “Irak’ta Saddam sonrası yanlış politikalar ile Saddam’ın adamları radikalleşti ve IŞİD’i kurdu, Venezuela’da buna izin vermeyiz” dedi. Aslında bu ABD adına stratejik bir ders almaydı. İran’da neyi planlıyorlar?
İran meselesinde olay tamamen İsrail güvenliği. İran’da dini lider dahil neredeyse tüm isimleri de resmi olarak İsrail öldürdü. İsrail için İran halkı önemli değil ama ABD hâlâ İran halkını, sonraki rejimi ekonomik ve politik olarak istiyor. Bu nedenle de Hamaney’in ölümü sonrası yeni isimle rejim ortadan kalmadan, ABD’ye daha ılımlı bir dini lider ile bu olaylar son bulabilir.
Ben her zamanki gibi öncelikli olarak Türkiye adına endişe duyuyorum. İran’da olası bir kaosun sığınmacı akınından bölgesel çatışmalara kadar birçok krize sebep olması uzak değil. 22 milyonluk Suriye ne hale getirdi bizi. 90 milyonluk İran neler yapabilir, düşünmek bile istemiyorum. “Sıra Türkiye’ye geliyor” söylemleri ayrı mesele zaten.
Acı gerçek şu ki; Saddam’ı Kurban Bayramı’nda asanları alkışlayan molla rejimi, Ramazan ayında dini liderini aynı isimlere kurban veriyor. @baydno
6 677
İran’da dini lider Hamaney, İsrail saldırısında öldürüldü. Ülkede 40 günlük yas ilan edildi. Önceki kayıplar İran için önemliydi ama dini liderin öldürülmesi, rejimi yıkmasa da baştan aşağı değiştirebilecek bir hamle.
İran’daki bir kaos en çok Türkiye ve bölge ülkelerini etkiler. Ama buradaki mesele amacın İran’da rejimi yıkmak mı yoksa isimleri değiştirmek mi olduğu. Suriye ile İran’ı kıyaslamak çok sağlıklı olmasa da Suriye’de şunu gördük:
Esad sonrası bir lider, tek Suriye, Batı’ya da Rusya’ya da düşman olmayan bir figür. Türkiye’nin öncülüğünde Şara yıllarca hazırlandı, uluslararası sisteme entegrasyonu da önceden planlandığı için şu anki tablo ortaya çıktı. Yani yıllarca süren iç savaş sonrası Suriye’nin bu kadar istikrarlı olmasının başka açıklaması olamazdı…
6 677
Yıl 2019. Mavi Vatan sınırlarına dair ilk anlaşmayı, BM’nin tanıdığı meşru Libya hükümeti ile imzaladık. Bu her şeyin başlangıcıydı çünkü Mısır, Rusya ve BAE destekli Hafter güçleri başkent Trablus kapılarına yaklaşmıştı. 2 ay sonra Libya tezkeresi meclisten geçti ve Türk askeri Libya yolunu tutmaya başladı. Bir de Korgeneral görevlendirildi. 2020 Ocak ayından Haziran’a kadar Hafter güçleri öyle bir süpürüldü ki Sirte’ye kadar püskürtüldü. Hafter ve Mısır 6 Haziran’da ateşkes ilan etti. Aslında Mısır ile Türkiye arasındaki ilişki de burada başladı. Yani Sirte’de, Kaddafi’nin doğduğu topraklarda.
Şu anda Türkiye, Mısır ile birlikte Libya’daki iki ayrı hükümeti ve orduyu tek Libya haline getirmeye çalışıyor. Buradaki ortaklık öyle bir seviyeye geldi ki Sudan’da BAE destekli Hızlı Destek Kuvvetleri’ne karşı ortak hareket ediliyor. Mısır’daki gizli hava üssünden kalkan Türk SİHA’ları Sudan’da uçuyor. Yetmiyor, Türkiye’nin konuşlandığı Somali’de de işbirliği kendisini gösteriyor. Türkiye’nin ardından Mısır da hava kuvvetlerini ve 1100 askerini başkent Mogadişu’ya konuşlandırdı. Bu karar, İsrail’in Somaliland’ı resmen tanıması sonrası geldi.
Yemen’den BAE’yi çıkaran Suudi Arabistan da Mısır ve Türkiye ile aynı politikayı izliyor. Türkiye ise hem Mısır’ı hem de Suudi Arabistan’ı oyuna dahil ediyor. Suud ile Somali savunma anlaşması imzaladı. Türkiye F-16 konuşlandırılmasının ardından şimdi de Somali kıyılarında petrol arayan Çağrı Bey Sondaj Gemisi’nin güvenliği için üç savaş gemisi gönderdi. Yakın zamanda da Türk Donanması’nın Somali’de deniz üssü kuracağı söyleniyor.
Özetle bölge, yeni ittifaklar ile hareketlenecek gibi duruyor. Suriye, Libya, Karabağ, Somali ve Sudan derken, Türk dış politikasının ve askerinin istikrarlı bir duruş ile hedeften vazgeçmemesi ve ‘dosta güven düşmana korku’ modunda ilerlemesi takdire şayan. Takipte kalın: @baydno
6 677
17 yıl sonra ilk… Geriye sarıp bugüne geleceğiz.
Libya’da 17 yıl sonra verilen ilk petrol ve doğalgaz ihalesinde Türk firması TPAO, 5 sahanın 2’sini kazandı. Bir de bu iki saha, Libya’nın en verimli bölgesi Sirte Havzası’nda. Burası çok önemli çünkü Sirte çoğu kişinin bilmediği bir öneme sahip…
6 677
Suriye’de hapishanedeki IŞİD’lilerin nakli nedeniyle YPG ile Suriye ordusu arasındaki ateşkesin süresi uzadı. Ateşkes uzadıkça, PKK’ya destek veren Barzani gerçeği gün yüzüne çıkmaya başladı. Barzani, normal şartlarda PKK çıkarları için bu kadar çabalamaz. Türkiye’yi de doğrudan karşısına almaz. Fırsatı bulmuşken “Kürtlerin lideri” rolünü oynuyor. Halk tabanını kaybetmemek için de bir çaba bu.
Düne kadar Barzani’ye yakın Suriye’deki Kürt partileri, kontrol ettiği topraklara almayan SDG/PKK gerçeği vardı. Şimdi Barzani “Kürtler için” Papa’ya gidiyor, ABD ile görüşmede var, Kürtçülüğü damarlara kadar yaşatma gayretiyle yırtınıyor.
Burada iki seçenek var. Ya kendi bölgesindeki (IKBY) Kürtlerin de gazının alarak ailesinin gücüne güç katmak istiyor ya da “PKK bitecek, sen kaldın ve sen ‘kontrolümüzde’ yürü” denildi. Komplo kurmayalım, biri demesin ve o gördü diyelim. Oluşan yeni konjonktürdeki değişimi kendi lehine kullanmak istiyor şeklinde yorumlayabiliriz.
ABD, en büyük büyükelçiliğini Erbil’de açıyor, SDG’ye “ortaklığımız bitti” diyor. Amerikan güdümünde varlık gösteren Barzani buna karşı gelir mi? Gelmez, biliyor çünkü. Hakan Fidan’ın sıra Sincar’a (Irak’ın kuzeyinin Suriye sınırı) da gelecek, Irak’taki örgütün de temizlenmesi lazım yorumları boş değil.
Hatırlarsanız Trump, ‘Irak’ta Saddam’ı devirdik ve IŞİD doğdu, Venezuela’da bu hatayı yapmayacağız’ dedi ve Maduro’nun yardımcısıyla yola devam etti. Burada da PKK sonrası boşluğu, yeni PKK gibi örgütlerin önünü kesmek için Barzani’ye devretmiş olabilir. Ben bunu Türkiye lehine şeklinde yorumlamıyorum. Tabi ki bunlar yorum ve zaman bize neler gösterecek göreceğiz. @baydno
6 677
Suriye’de olanlarla ilgili yeni yazı yayınlayamadım ama şu anki durum bizlere, Suriye’nin kuzeyinde bir PKK devleti hayalinin sona erdiğini gösteriyor. Bu önemli çünkü çok şükür ki bir askerimizin bile ayağına taş değmeden mesele çözüldü.
Dediğimiz gibi SDG’nin 100 bin kişilik ordu söylemleri çöp çıktı, ABD aradan çekildiğinde, Arap aşiretlerle karşı karşıya kalınca şansı olmadığını görmüş oldular. 10 yıldır konuyla ilgili yazılarda ‘er ya da geç’ diye yazmalarım neticeye ulaştı. Çok şükür. Şimdi farklı bir meseleyi ele alacağım.
6 677
Esad gitti, iki anlaşma yapıldı. Tüm gruplar uyarken sen uymadın. Süre verildi, hep daha fazlasını istedin. Amerikan desteği kesilince İsrail’e döndün. Bir ayrıcalığın varmış gibi bir de dünyayı ayağa kaldırmaya çalıştın.
100 bin ordu safsatasıyla herkesi kandırmaya çalıştın. Sonucu gördük.
Bir de her zaman Kürtlerin en özgür şekilde yurttaş olarak yaşadığı Türkiye’ye düşman olmayı sürdürdün. Sonuç; iki günde (şimdilik) Rakka ve Deyri Zor gibi büyük şehirlerin çevresi hiç çatışma olmadan elinden çıktı. Kaçtın kuzeydeki bölgelere. Suriye ordusu çatışmalara girmiyor bile. Tüm kontroller aşiretlerde. Ordu da girerse bir haftada aşiretlerle birlikte kuzeye kadar çıkılır zaten.
Ortadoğu tarihini okuyorum, 15 yıldır Suriye’yi de bölgeyi de takip ediyorum. Bazı şeyler var olur, bazı şeyler var olmaz. Daha fazla yazmayacağım. İlerleyen günlerde güncelleme yaparım ama ayağına taş değmesin diye dualar ettiğimiz Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yormadınız, Allah razı olsun. Siz ne kadar yırtınsanız da Türkiye’ye zeval getiremeyeceksiniz. Kürt de Türk de al bayrağını dalgalandırmayı sürdürecek. İzleyin ve görün. Takipte kalın: @baydno
6 677
Son 48 saatin özeti şu; SDG, Arap aşiretlerin ayaklanmasıyla topraklarının yaklaşık %40’ını kaybetti. Şu anda da ateşkes imzalandı. İçerik doğruysa ve yine bir şey çıkmazsa, özerklik meselesi sona erdi.
Yıllardır sayısız kez yazdım. Arapların şehirlerini kontrol ederek devletçilik oynayamazsın. Hepsi kendinden bile olmayan yüzde 10 Kürt nüfusuyla Suriye’nin neredeyse üçte birini işgal edemezsin. Aşiretler olayını da söyledik.
ABD’ye güvenerek Türkiye’yi de koskoca Suriye halkını da karşına alamazsın. Kendi çıkarlarına karşı Kürtleri heba ettin. Kendinden olmayan; Barzani’ye yakın ve diğer muhafazakar dindar Kürtleri Suriye’de kontrol ettiğin topraklara bile almadın. Tüm partilerini kapattın.
Esad ile 10 yıl bilfiil anlaştın. Esad çekildi toprakları kontrol ettin, ABD geldi topraklarını genişlettin. Fırat’ın doğusunda Amerikan, batısında Rus savaş uçaklarının desteğini aldın. Yetmedi, geçen hafta Halep’teki iki mahallede yıllar önce Esad ile ortaklık kurup Halep’in kuşatmaya alınmasına neden oldun…
6 677
Afrika’da sayısız ülke böyle ülke vasfını kaybedip milyonlarca insanı toprağa kavuşturdu. PKK’nın yaptığı şey, bu ihtimali düşünmeden diğer ihtimal üzerine oynamak. Ama sayısız kez tarih bunu bize gösterdi ve anlattı. Pek medeni Avrupa’da bile 200 yıl önce böyleydi. Ortadoğu ve Afrika da hâlâ böyle. Ateşle oynuyorlar.
Türkiye’de PKK’yı destekleyen DEM’li siyasiler kendilerince sağa sola tehdit savursa da gerçekten uzak, rahatları yerindeyken konuşuyorlar. Suriye’de ülkenin üçte birine yakınını işgal edip, Arapların yaşadığı şehirlerde azınlığın tahakkümünü yaşatmak isteseler de anlamsız.
Suriye lideri Şara’ya göre SDG’nin kontrol ettiği bölgelerde yaşayan Kürt nüfus oranı yüzde 12 civarı. Hadi o abarttı diyelim, yüzde 25 olsun. Böyle bir matematikle, özerk bir bölge kurma gayreti gerçekçi mi? Halep’te Türkmen, Kürt veya Hristiyan ağırlıklı mahalleler varken, sadece kendi mahallesinde egemenliğini sürdürmek akıl işi mi? Anlaşma ile çıkacağını garanti ederken çıkmamak ve sonrasında da “Kürtlere saldırılıyor” diye ajitasyon yapmak…
Ne kadar propaganda yapılırsa yapılsın, sahadan uzak olmayın. İnsani duygularla meseleyi savunan insanlar da bazı şeyleri görmeli. Örgüt, kendi çıkarları için 20 milyon Arap’ın ortasına kendisinden olan veya olmayan Kürtleri atıyor. Tutunamayacağını anladığı için de çekilmelerini sürdürüyor. Ama halklar arasındaki nefret körükleniyor. Aman dikkat! @baydno
6 677
Meseleye Türkiye’nin PKK karşıtlığı olarak bakmayın, o perspektifi kenara bırakın.
🇮🇶46 milyonluk Irak’ın en fazla %20’si Kürt,
🇸🇾 25 milyonluk Suriye’nin en fazla %12’si Kürt,
🇮🇷 90 milyonluk İran’ın en fazla %14’ü Kürt.
Türkiye’yi katmıyorum çünkü Türkiye’de Kürtler eşit vatandaş olarak her türlü işi, aşı ve eğitimi elde edebiliyor. Siz bakmayın PKK’lı siyasilere. Türkiye’de PKK’ya sempati besleyenleri geçtim PKK’lılar bile bile faydalanıyor. Ama Suriye, Irak ve hatta İran’daki mesele ince bir çizgide. PKK kendi çıkarları için algı oluşturuyor ancak Kürt-Arap (veya Farsi) savaşı başlatmanın eşiğinde. Kendisi gibi düşünmeyen Kürt çoğunluğu da tehlikeye atıyor. Bu ülkelerde halklar arasındaki nefret daha da artırılırsa kimse bu savaşı durduramaz. Bu şaka değil.
6 677
Venezuela, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkesi olmasının yanı sıra; altın, demir cevheri, boksit ve koltan gibi stratejik madenlerde de küresel ölçekte ilk sıralarda yer alan, ancak bu potansiyelini kullanamayan istisnai bir ülke.
25 trilyon dolarlık yeraltı kaynaklarından bahsediliyor. Eee peki Venezuela’da paranın pul olmasının sebebi neydi? Birçok sebebi olsa da bu petrolü çıkarabilecek modern altyapısı yok. Rafineriler bakımsız, ağır petrolü işleyecek tesis yok. Buna rağmen petrol çıkıyor, satışa hazır ama Batı ve ABD yaptırımları nedeniyle kimseye satamıyor. Ülkenin bu hale gelmesinin en büyük sebeplerinden biri de ABD tabi ki. Amerikan şirketlerini ülkeye almıyor diye ülkeyi ambargolarla uluslararası ticaretin dışına itti. Aynısını İran’a da yapıyorlar şu an. Maalesef ki Amerikan haydutluğu böyle bir şey. “Ya bizimlesin ya hiç” diyor. Küresel dünyada anti-Amerikancı veya anti-Çin politikaları başarısızlığa mahkum bir Soğuk Savaş kafası. Başarısızlığa da mahkum.
Sonuca gelecek olursak;
İlk önce göstermelik bir “terör örgütü lideri” ilanı ve sonra bir lideri alıp kendi ülkene götürüp yargılamak… Maduro’ya yapılan operasyon, göstermelik kılıflarla her lidere yapılabilir. Maalesef ki her şeye rağmen bir kez daha şunu gördük; hâlâ tek süper güç Amerika Birleşik Devletleri.
6 677
Maduro meselesi… ''Petrol haklarımızı elimizden aldılar. Orada çok petrolümüz vardı. Şirketlerimizi oradan çıkardılar. Ve biz onu geri istiyoruz.'' dedi haftalar önce Trump. Bugün de Maduro’yu 3 saatte kaçırıp “Artık Venezuela’yı biz yöneteceğiz” diyor.
Eski kamyon şoförü olan Maduro, Chavez’in ölümünden bu yana 13 yıldır ülkeyi yönetiyordu. Özellikle son seçimde alenen muhalefetin kazandığı bir seçimi gaspetti. Bolivarcı sosyalist çizgide ülkeyi yöneten Maduro, bana göre başarısız bir siyasetçiydi. Anti-Amerikancı politika izlemeyi marifet sandı. Çinliler ucuz petrolle yoluna bakarken, Ruslar da kendi kabuğunda silah falan oyalayıp durdu. Sonuç olarak da bugün ABD, tarihte görülmemiş bir operasyonla Maduro’yu ve eşini kaçırdı. Trump’ın aylar önce CIA’ya verdiği operasyon işe yaramış ki içeriden işbirlikçilerle Maduro nokta operasyonla paketlendi…
6 677
Somali, Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük askeri üssünün bulunduğu ve en büyük büyükelçisinin olduğu ülke. Afrika politikasını yürüttüğü yer. Deniz güvenliğini Türk Deniz Kuvvetleri üstlendi ve petrol arıyor. 14 yıldır Somali’deki limanları da işleten Türkiye, bu kararın kendisine karşı atılan adım olduğunu farkında. Bölgede istikrar arayan Türkiye, hatırlarsınız Somaliland’ın tanınması karşılığında Etiyopya ile Somaliland anlaşma yapmış, oluşan krizi Türkiye çözmüştü.
Gözden kaçan bir detay daha var. Ne tesadüf ki 6 ay önce ABD Kongresi, 2026 için Dışişleri Bakanı’na Somaliland ile ikili iş birliği yollarını araştırma talimatı vermişti. Bana kalırsa İsrail ABD’yi ikna etti. ABD’nin kıtadaki operasyonel gücü (AFRICOM), üç gün önce Somaliland’daydı.
Muhtemel senaryoda BAE, Somaliland’daki varlığını artıracak, ilerleyen dönemde de İsrail silahları bölgeye konuşlanacak. Tıpkı Yunanistan-Güney Kıbrıs-İsrail ittifakı sonrası Ege’de İsrail silahlarının konuşlanması gibi.
Bölgenin Yemen’deki Husiler’in de karşısında olması da İsrail’in işine gelecektir. İsrail, Türkiye’ye yönelik her cephede askeri ve diplomatik girişimlerini sürdürüyor ve yeni hedefinin Türkiye olduğu ortada.
6 677
İsrail varsa işbirlikçisi Birleşik Arap Emirlikleri de orada vardır. Ben bu gelişmeyi BAE’den ayrı görmüyorum. BAE, geçen yıl Somaliland askerlerini eğitmek için adım attı ve askeri ekipman sağladı. Libya’dan Sudan’a meşru hükümetlere karşı güçleri silahlandıran BAE, Somaliland’da da benzer adımlar atıyor. İsrail’in bölgedeki menfaatleri için ortak hareket eden Abu Dabi, BM tarafından tanınmayan bölgeye yasal statü getirmek istiyor. Bunu da, ‘uluslararası dokunulmazlığı’ olan İsrail ile gerçekleştiriyor. Tüm dünyanın karşı olduğu kararı anca İsrail verebilirdi.
Available now! Telegram Research 2025 — the year's key insights 
