6 297
Подписчики
-224 часа
-197 дней
-6430 дней
Архив постов
6 296
Her şey 1 Kasım 2024 günü, Sırbistan’ın ikinci büyük şehri Novi Sad tren garında gölgelik çatının çöküp 16 kişinin ölümüne yol açmasıyla başladı. Olay sonrası gar ihalesi dosyası halktan gizlendi. Hükümetin kendine yakın birilerini gizlediği düşüncesi ve mahkeme önüne kimseyi çıkartmaması, öğrencileri sokağa çıkarttı. Forum sitelerinden organize olan ‘Z Kuşağı’ öğrenciler de sokaklara indi. İlk olarak olayın olduğu şehirdeki bir üniversitede başlayan gösteriler, kısa sürede ülke geneline yayıldı. Bu süreçte iki bakan ve başbakan istifa etmek zorunda kaldı. Vucic de erken seçim kararı aldı.
Öğrenciler iktidara karşıydı ancak aynı zamanda muhalefete de meydan okuyordu. Ülkede iktidar ile birlikte yetersiz gördükleri geleneksel muhalefetin de gitmesi gerektiği belirten bu hareket, kendi içerisinde kimseyi kahramanlaştırmadan gösterilerini devam ettirdi. Liderleri yoktu…
Vucic yönetimine karşı lidersiz ilerleyen hareket, savcıların da harekete geçmesi engelleyerek seçime odaklandı. 250 sandalyeli parlamento için önce parti kurdu, sonra da milletvekili adaylarını belirlemek için duyuru yaptı. Vucic’in partisiyle bağı olmamak şartıyla; ‘Öğrenci Listesi’ inden vekil olmayı düşünenlerin müracaat etmelerini istedi. Profesör, bilim insanı, doktor, sanatçı ve birçok gruptan 250 aday, öğrenciler önderliğindeki toplantılar neticesinde liyakat esasına göre seçildi. Hiçbir öğrenci aday yapılmadı. 250 adayın 150’si doktora mezunlarından seçildi.
Gerçekçi olursak bu öğrenciler ülkenin yeni muhalefeti olma planları yaparken kendilerini iktidarda buldu. Yolsuzluk, haksız kazanç, liyakatsiz devlet kadroları ve hukuk ihlallerine karşı etkin mücadele edeceğini söyleyen ‘Öğrenci Listesi’, şimdi bir devleti yönetmekle meşgul olacak. Yakın tarihin en ilginç olaylarından biri bana göre. Dış politikada ne yapacak, parti yönetimini nasıl sürdürecekler merak ediyorum doğrusu. Takipteyiz: @baydno
6 296
Sırbistan’da öğrenciler hükümet kuruyor…
Sırbistan’da 14 yıllık Vucic iktidarını deviren ‘Öğrenci Listesi’nin milletvekilleri arasında tek bir öğrenci bile yok. Üstelik hareketin belirlenmiş bir lideri de bulunmuyor. Peki bu hareket seçimleri nasıl kazandı?
6 296
Her türlü afette sahadadır Türk Silahlı Kuvvetleri. Hatta 6 yıl önce Van’daki çığ sonrası da “Türk Silahlı Kuvvetleri sadece bir ordu değildir.” demiştim ama İstanbul’daki sel felaketi sonrası sokakların temizliği için Jandarma komandoları görünce gerçekten çıldırdım artık. Abi, afet sonrası vatandaşları kurtarmak görev tanımında olabilir ama sokakların temizliği konusunda da askeri sahaya sürmeyin. Dağ bayır olsa anlayacağım. Velev ki sürdünüz; bu şehirlerin, ilçelerin belediye personellerinin de olduğunu hatırlayın. Çalışan emekçilere lafım yok da sahadaki belediye personelinden çok binalarda çayını yudumlayan adamlar var.
Herkesin hemfikir olduğu konu tüm devlet daireleri, belediye müdürlüklerinde personeller önlerinde çay, bir saatlik işleri 4 saatte yapıyor. İstisnasız halkın çok büyük bir kısmı da böyle düşünüyor. Devletin memurlarının da belediye personellerinin de alanına göre en temel arama kurtarma ve ilk yardım eğitimlerini alıp, olası afet durumlarında sahada olması gerekmez mi?
Türkiye’de belediye personelleri dahil 5.5 milyon memur varmış. 800 bininin askeri personel ve polis olduğunu düşünürsek, geriye 4.5 milyondan fazla kişi kalıyor. Ama sel olur asker, deprem olur asker, çığ düşer asker… Polisler de var tabi onları da es geçmeyeyim ama 4.5 milyon insanın belli bir kısmını da olağanüstü durumlar için eğitip sahaya sürebilecek bir altyapı kurulması lazım. Nüfus, adliye, tarım, orman veya karayolları onlarca müdürlükte binlerce memur var. Bu devlet için çalışılıyorsa, olağanüstü durumlarda da konfor alanından çıkılması lazım. Tabi ki buradaki sorun, karar vericilerin adım atmaması. Tüm ailesi memur olan biri olarak söylüyorum bunu.
6 296
Başörtüsü meselesi, Türkiye’de bile karşı olanların büyük çoğunluğunun zamanla pişmanlık yaşadığı, yıllar içerisinde milyonlarca insanın yıpratıldığını kabul etmesiyle sonuçlanan bir hadisedir. Laiklik ile hiçbir ilgisinin olmadığını herkesin bildiği bir yasaktı. Böyle bir durumun canlı şahidi haline gelen milyonlarca Türk’ün, kardeş ülkedeki yasağı eleştirip yerden yere vurması da haktır. Azerbaycanlıların yorumlarında konunun İran ile ilgili olduğunun vurgulanması da kaçak dövüşmenin metine dönüşmüş hali gibi geliyor. Bu alenen İran’a yazar. Özellikle bu konuyu Türkiye’deki siyasal İslamcı kesim de eleştirdiği için, yasağın haklı olduğunu savunmayın. Yasağın yanlış olduğunu ikrar etmekten korkmayın. Burada hemfikirsek şunu da bilelim.
Önceki yazımda da yazdığım gibi asıl mesele, Azerbaycan liderinin ‘parasıyla SİHA’ları aldık, kimse bize yardım etmedi’ minvalinde dolaylı olarak Türkiye’yi suçlamasıyla başlayan ve üzerine gelen yasak kararı. Hepsinin üst üste gelmesi şaşırtıcı değil mi? Sanki Azerbaycan, İsrail ile ABD hattına sırtını vererek ‘Türkiye’ye de karşı’ yeni bir cepheye dahil oluyor ve en küçük gerekçeleri büyüterek Türkiye ile kriz yaratmak istiyor gibi.
Azerbaycan’ın İsrail ile ilişkileri Türkiye ile olan ilişkilerinden çok daha derin ve güçlü olsa da bazı çizgiler aşılırsa dönüşü olmayacaktır. @baydno
6 296
Azerbaycan’da yeni düzenlemeyle okullarda öğretmen ve öğrencilere başörtüsü yasağı geldi. Aliyev’in iktidar partisi açıklamasında meseleyi manipülasyonlarla büyütmeyin, siyasi baskı aracı olarak kullanmayın diyor. En çarpıcı kısım ise “Bir devlet iki millet” ilkesi, karşılıklı iç işlerimize karışılması anlamı taşımıyor söylemi.
Azerbaycan ile Türkiye’nin ilişkileri, iki devlet ilişkisinin önüne geçmiş, halkların adeta kardeş haline geldiği bir zemine oturmuştur. Bu nedenle, Azerbaycan’ın savaşı bizim savaşımız, Türkiye’nin savaşı da Azerbaycan’ın savaşı haline gelmiştir. Onların derdi bizim, bizimki de onların. Türkiye’de Karabağ’a karşı ses çıkaranlar nasıl Azerbaycan’da yerden yere vurulduysa, aynısını Türkiye’de görmek şaşırtmamalı. Nasıl ki Azerbaycan’da yaşayan Yahudilere özgürlük tanınıyorsa, kendi dini olan Müslümanlara da tanınmalı…
6 296
Burada herkes, ben de dahil, Aliyev Türkiye’yi hedef gösteriyor diye algıladı. Özellikle Azerbaycan medyasında Aliyev’in “kimse yanımızda olmadı” derken AB ülkeleri ve Rusya’yı, silah konusunda da Rusya’yı işaret ettiği yazıyor. Doğrudan Türkiye’yi hedef gösterdiğini yazanlar da var. İki ülke ilişkilerine zarar gelmemesi için çabalayanlar kesinlikle bunu kabul etmiyor. Ama gerçekçi olalım.
Aslında bu tartışma, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2024 yılında Gazze saldırıları sebebiyle İsrail'e yönelik; 'Karabağ'a nasıl girdiysek, Libya'ya nasıl girdiysek, aynısını yaparız' açıklamasının ardından başlamıştı. Azerbaycan resmi gazetesi, bu açıklama sonrası zaferin Aliyev’e ait olduğunu, SİHA’ların parasını verdiklerini anlatan metinler yayınladı. Oysa Aliyev, daha önce birçok kez Türkiye’nin rolünün savaşta oyun değiştirdiğini söylemişti. Daha neler neler dedi. İkinci fotoğrafa ekledim sözlerini. Ama buradaki mesele bu kadar basit değil.
Türkiye’nin rolü inkar edilemez ve oyunun kurallarını değiştiren nitelikteydi. Çok büyük cesaret isteyen bir karardı. Ama Türkiye’nin aksine İsrail ile yakın ilişkilere sahip olan Azerbaycan, ‘İsrail’in de etkisiyle’ söylemlerini değiştirip en azından zaferdeki Türkiye etkisinin üzerini örtmeye çalışıyor gibi duruyor. Çünkü İran, Ermenistan ve Rusya’nın güçsüzleşmesi, Bakü’nün gözünü açtı. İsrail desteğinin yanında bir de ABD ile ‘stratejik ortak’ anlaşması imzalanması, Azerbaycan’a özgüven verdi.
Ben Azerbaycan’ın Türkiye ile ilişkileri bozmak istediğini düşünmüyorum ama İsrail’i de önemsediğini, bağımsız dış politikaya sahip olduklarını, Karabağ Zaferi’nin de tamamen Türkiye’ye yıkılmamasını bir kez daha vurgulamak istediğini düşünüyorum. Özellikle Azerbaycan’daki okurlarımın yorumlarını bekliyorum. Takipte kalın: @baydno
6 296
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, partisinin 8. kurultayında Türkiye’ye söylediği iddia edilen sözler:
“Kimsenin yardımına veya himayesine ihtiyacımız yok. Yardıma ihtiyacımız olduğunda kimse bize yardım etmedi. Silahlarımız dahil sahip olduğumuz her şeyi, son mermisine kadar dünya piyasası fiyatlarından parayla satın aldık.”
Aliyev bu sözleri Türkiye için mi söyledi?
Meseleyi çok uzatmayacağım.
6 296
Şii Ensarullah Hareketi, 2014’ten beri başkent Sana ve ülkenin Batı kıyılarını kontrol ediyor. Yemen’deki genel Şii oranı yüzde 40’larda. Husiler’in en büyük gücü şu anda Yemen nüfusunun yüzde 70-80’ini kontrol ediyor olması. Askeri açıdan ise İran’ın da desteğiyle ellerindeki balistik füze ve kamikaze İHA kapasitesi. Geçen yıl ABD ile ateşkes imzalayan Husiler; Reuters'a göre geçtiğimiz hafta Umman’da ABD ile yaptığı görüşmede, ABD ve İsrail gemilerini hedef almayacaklarını ancak Suudi Arabistan'a ait gemileri bu taahhüdün dışında tuttuklarını ifade etti.
Şimdi ise Husiler, Suudi Arabistan’a saldırıyor ve Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan üçlü Mekke Anlaşması’nı imzaladığı için Türkiye ve Pakistan’ı tehdit ediyor. Bir Husi yetkilisi, “Türkiye’yi demir yumrukla vuracağız. Bugün Suudi Arabistan'ı nasıl disipline ediyorsak, onları da öyle disipline edeceğiz.” derken; diğeri de “Türkiye, Suudi Arabistan ile ittifak kurduktan sonra bizim için artık bir düşmandır.” şeklinde tehdit sallıyor.
Açıkçası Husiler ile Suud arasındaki savaşa doğrudan müdahil olursak, Yemen’in hemen karşısındaki Somali’deki üssümüz başta olmak üzere, Sudan hatta Afrika genelindeki çalışmalarımız etkilenecek. Kızıldeniz’den geçen gemilerimizi hiç hesaba katmıyorum bile. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Suudi Arabistan'a ciddi saldırılar olduğunu görüyoruz. Bizim anlaşmamızda da müttefiklik anlaşması var, sözümüzün eriyiz.” dese de dış politikada Ukrayna’dan İran Savaşı’na her daim denge gözeten stratejimizi, Suud için rafa kaldırmamamız lazım.
Mekke Anlaşması’nın amacını genişletmeden, bölgesel güvenlik için devam ettirmemiz gerekiyor. Karşılığını almamız halinde, TSK’nın saha tecrübesini teknik ve kurmay seviyesinde aktarmamız dışında bir seçeneğin bizim için olumlu olmayacağını düşünüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz?
6 296
“Türkiye’yi demir yumrukla vuracağız”
Yemen’de İran destekli Husiler, Kızıldeniz'in stratejik geçiş noktalarından Babülmendep Boğazı'nın ortasında bulunan bir adayı ele geçirmesinin ardından boğazın kontrolünü sağladı. Hürmüz Boğazı’nı İran, Babülmendep Boğazı’nı ise İran destekli Husiler’in kontrol etmesiyle dünya petrol ticaretinin yaklaşık üçte biri risk altına girdi…
6 296
Rusya, 32 NATO üyesini karşısına almaktan ziyade birliği test etmek, Avrupa’ya ekonomik/toplumsal maliyet yükleyerek Ukrayna’ya verilen kamuoyu desteğini zayıflatmak istiyor. Ortam da buna uygun. Almanya ve Fransa’daki Rusya’ya yakın aşırı sağcı partilerin yükselişi, petrol ticaretinin zayıflaması, ABD’nin Avrupa’ya “Rusya ile savaşta biz yokuz” söylemleri…
Rusya saldırır mı ya da hızlı bir oldu-bitti ile Suwalki koridorunu ele mi geçirir bilmem ama bu gelişmeler düşündürüyor beni. Obama döneminden bu yana Çin’e yönelmeye çalışan ABD, Ortadoğu ve Avrupa’daki ilgisini azaltmak istese de her seferinde karşısına yeni bir sorun çıkarıyor ya da çıkarttırılıyor. Sanki birileri Çin ile mücadelenin önüne bir set oluşturuyor ve ABD’yi oyalıyor. Bu ‘birileri’ de Amerikan ‘derin devletindeki’ Çin’e yönelen Yahudi sermayesi gibi geliyor.
Belki de ilk kez komplolar üzerinden konuşacağım. ABD, Avrupa’daki desteğini azaltarak Avrupa ülkelerini Çin ile mücadeleye yönlendirmeye çalıştıkça; Çin, Rusya’yı kışkırtarak Avrupa ülkelerini oyalıyor ve kendi tarafına çekiyor. Rusya ise bu durumda Çin’in ‘güvencesiyle’ stratejik hedeflerine odaklanıyor. Gün sonunda ABD’nin Pasifik’e yönelmesi ne kadar gecikirse Çin ve dolaylı olarak Rusya kazançlı çıkacak. Şu anki tabloda Ruslar kullanılıyor gibi görünse de amaçları hedeflerine ulaşmak ve yeni konjonktürde çıkış yolu bu gibi görünüyor. Takipte kalın: @baydno
6 296
Sanki ‘birileri’ asıl büyük savaşı erteliyor…
Son bir aydır Almanya, Polonya, Letonya, Romanya ve Litvanya’ya yönelik birçok drone saldırısı gerçekleşti. Bazıları patlayıcı yüklü, bazıları ise Rusya’nın keşif ve test amaçlı gönderdiği dronelardı. Bu olayların ortasında CIA Başkanı Ratcliffe Moskova’ya gizli bir ziyarette bulundu. Bu olağandışı ziyaretin benzeri, 4 yıl önce Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasından haftalar önce gerçekleşmişti. Bu nedenle herkes “Acaba Ruslar Avrupa’ya mı saldıracak?” diye soruyor.
NATO’nun ABD ve Türkiye’den sonra en büyük ordusu ordusuna sahip olan Polonya, Rusya’nın NATO ülkelerine drone/füze saldırıları düzenleyip bunları “kaza” gibi göstermeye çalışacağını açıkladı. Fransa da kısmen bunu doğruladı. Peki Rusya’nın amacı ne?
6 296
Netanyahu da bunun ekmeğini çok iyi yiyiyor. 2022’de oyların yüzde 23’ünü alan Netanyahu, diğer aşırı Yahudilerle ittifak kurarak toplam oy oranınım % 48’ini almıştı. Ama çok partili barajlı İsrail siyaseti, Netanyahu’ya meclisin %53’ünün kontrolünü verdi. Fakat Netanyahu için tek avantaj Yahudiler arasındaki bölünmüşlük değil. İsrail nüfusunun yaklaşık beşte birini oluşturan ve devlet kurulurken sınırlar içerisinde kalan Filistinli Araplar çok kritik.
10 milyonluk nüfusa sahip olan İsrail’de aslında Yahudilerin nüfusu 7.8 milyon iken, 2.1 milyon Arap nüfus var. Bunların da 1.8 milyonunu Müslüman Araplar, diğerlerini de Hristiyan ve Dürziler oluşturuyor. Aslında bakıldığında İsrail vatandaşı her beş kişiden biri Müslüman. Buradaki Müslümanlar 2022’de kendi içerisinde ittifak kuramadığı için 120 sandalyeli mecliste 15-16 sandalye yerine 10 sandalye aldı ve Netanyahu ittifakı 64 sandalye ile hükümeti kurdu.
Özetle Netanyahu’nun en büyük avantajı aldığı oy değil, karşısındakilerin bölünmüşlüğü. İsrail’deki 1.8 milyon Müslüman Arap bunun farkına vardığı gün, iki üç seçim sonrası yerini sağlamlaştırıp İsrail siyasetinde hesapları yeniden yaptırabilir. Takipte kalın: @baydno
6 296
İsrail dışarıdan görüldüğü gibi değil…
İsrail’de sanılanın aksine tek tip bir “Yahudi toplumu” yok. Ülkenin Yahudi nüfusu, dünyanın farklı bölgelerinden Filistin topraklarına göç eden, farklı etnik ve kültürel kökenlere sahip topluluklardan oluşuyor.
Avrupa ve eski Sovyet coğrafyasından Yemen’e, Irak’tan Fas’a, Etiyopya’dan Arjantin’e kadar birbirinden tamamen farklı kültürlerden gelen topluluklar bugün “İsrailli Yahudi” kimliği altında birleşiyor. Laik Aşkenazlar, Arap coğrafyasından gelen Mizrahiler, eski Sovyet coğrafyasından gelenler, Etiyopyalı Yahudiler ve kendi içinde dahi farklı gruplara ayrılan Harediler; siyasi ve toplumsal olarak birbirlerinden ciddi şekilde ayrışıyor. Bu nedenle de Yahudiler, farklı siyasi partiler içerisindeler ve ülkede tek başına iktidar olmak neredeyse mümkün değil. Hükümetler koalisyonlarla kuruluyor.
6 296
Bilmiyorum unutuluyor mu yoksa İran sevdası mı ağır basıyor?
Irak’ta Şii milisleri Türk üssü Başika’ya saldırtan, Suriye’de kendi mezhepsel çıkarları için Esad ile birlikte binlerce masumun ölümüne sebep olan, Lübnan’ı ve işgal sonrası Irak’ı yine kendi çıkarları için milis ülkesine çeviren, Afganistan’dan tutun da Yemen’e kadar gariban Şiileri kendi çıkarları için Suriye’de çatıştıran, Suriye’nin kuzeyinde 13 yıl boyunca PKK ile kol kola olan, ırkı geçtim kendi mezhebinden olmasına rağmen Azerbaycan’a karşı Ermenistan ile müttefik olan, Türkiye içerisindeki birçok Şii grubu kışkırtarak Cumhuriyet’in temellerine dinamit gibi yerleştirmeye çalışan bir İran var. Sayısız olay var.
İran bunları yaparken Türkiye’ye açık bir savaş ilan etmedi, bir kurşun sıkmadı. İran, Türkiye’ye karşı doğrudan savaşa girmeden vekil güçler, siyasi nüfuz ağları ve örtülü operasyonlarla gri bölge stratejisi yürüttü. Bunlar son 20 yılda olanlar, aklıma gelenler. İsrail ile olan savaşta İran’ın yanındayız ama İran’ı da biliriz. Mollanın imkanı olsa Türkiye’yi bir kaşık suda boğar. Bu nedenle İsrail faktörü var diye İran güzellemesi de yapılmasın. Ilık yorumlara gerek yok. Derdimiz Türkiye’nin çıkarları ise gerekirse her sahada ve masada öncelikli olarak İsrail ile sonra da (tıpkı molla rejimi gibi) İran ile mücadele etmeliyiz. Bitti. @baydno
6 296
Mekke Anlaşması ile Türkiye İran’ı mı kuşatıyor?
Anlaşmanın duyurulmasından bu yana “Amaç İsrail olmalı, İran olmamalı” benzeri yorumlar yapılıyor. Öncelikle şunu söyleyeyim. Bu ittifakın amacı saldırıysa büyük hata ancak savunma ittifakıysa başarılı bir anlaşma. Türkiye’yi düşünen hiçbir hükümetin İran’a saldırmayı aklından bile geçirmemesi lazım. Bu durum kazananı olmayan bir savaş olacaktır. Mekke Anlaşması’ndaki Suud’un önceliği İran iken Türkiye’nin İsrail, Pakistan’ın ise İsrail ile müttefik olan Hindistan. Anlaşma konusunda çekinceler olabilir, pratiği görmek gerekiyor tabi ki ancak bu anlaşmayı doğrudan İran odağına çekmek bana mantıklı gelmiyor. Son savaşta da görüldüğü gibi İran ile dengeyi yıllardır koruyoruz. Parçalanmamasını da istiyoruz ama bölgede bu İran yönetimiyle mücadele etmek bize farz. Bu konuda hükümet de başarılı değil…
6 296
Açıklanan bildiriye göre üç ülkeden birine silahlı saldırı olması halinde, diğer ülkeler bunu kendisine yapılmış bir saldırı olarak sayacak. Şimdi “Suud’a saldırı olunca yine ihaleye biz mi gireceğiz?” diye soruyor olabilirsiniz. Evet, anlaşmaya göre böyle.
Eylül 2025’te Suudi Arabistan ve Pakistan arasında benzer bir anlaşma imzalanmıştı. Yaklaşık 7 ay sonra Mart 2026’da İran Suud’u vurdu. Bildiğiniz gibi Pakistan İran’a müdahale etmedi, en fazla ABD ile İran arasındaki görüşmelerde arabulucu oldu. Kendisine yapılmış gibi hissettiyse de cevap vermedi yani. Bu mesele tamamen ‘caydırıcılık’. İki anlaşmada da saldırıya otomatik cevap veya şu kadar bölük ile cevap verilecek denmiyor. NATO’da olduğu gibi. Ucu açık ama bölgesel bir paktın temeli gibi. Bölgede yeni bir güvenlik mimarisi oluşuyor ki kaynaklara göre bu anlaşma, İran ve İsrail hariç bölge ülkelerine de açık. Sadece Ortadoğu ve Körfez’de değil, Afrika’da da ortak hareket edilmesinin önü açılıyor. Pakistan, kıtadaki Hindistan etkisine karşı adım atarken ittifaka nükleer caydırıcılık ekliyor. Suudiler ise Husiler’den bölge genelindeki İsrail destekçisi BAE’ye karşı Türkiye gibi Somali’den Sudan’a, Libya’dan Mali’ye etkin olan bir ülke ile müttefik oluyor.
Üçlü ittifak önceden de konuşuluyordu ancak İran Savaşı ve İsrail’in saldırganlığı bu ittifakı erkene çekti. Hem Pakistan hem de Türkiye Arap ülkelerinin ‘ağabeyi’ni yanına alarak sahada alan açacak. Muhtemelen de yeni ekonomik işbirlikleri hedefleniyor. Daha önceki adımlar düşünüldüğünde şahsen Suud güven vermiyor ama şu anki konjonktür çok farklı. Bakalım neler olacak. Takipte kalın: @baydno
6 296
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün Mekke’de ortak savunma anlaşması imzaladı. Suud’un parası, Pakistan’ın nükleeri, Türkiye’nin ise askeri teknolojisi ve operasyon gücü. Yeni oluşturulan savunma ekseni; yaklaşık 400 milyonluk nüfusu, nominal olarak 3,3 trilyon doları aşan; satın alma gücü paritesine göre ise 8,5 trilyon dolara yaklaşan ekonomiye sahip. Üç ülke birlikte 1,1 milyondan fazla aktif askeri personele, 1.000’i aşkın savaş ve taarruz uçağına, binlerce tank ile geniş füze, İHA/SİHA, hava savunma ve deniz gücü ile caydırıcı bir eksen oluşturuyor…
6 296
Mesela ABD, Nvidia ve AMD gibi Amerikan şirketlerinin yüksek performanslı GPU’ları Çin’e doğrudan satmasını sınırlandırıyor. Yapay zekaları eğiten şey tam da bu çipler. Çin de bundan mahrum kalıyor. Ama bu yetmiyor; ABD, çipleri üreten makineleri, makine ABD’ye ait değilse bile içerisinde ABD üretimi parça varsa, tüm makinenin satışını engelliyor ya da kime ne kadar satacağına yasak getiriyor. Mesela dünyanın önde gelen makine üreticisi Hollandalı ASML’ye Çin engeli koydurtabiliyor. Bu konuda Güney Kore ve Japon firmalarını da kontrol ediyor. Aslında F-16 ve F-35 meselesi gibi.
Aslında şu an Çin kendi GPU’larını, makinelerini ve yazılımları üretebiliyor ama pahalı ve verimi kötü. Şu an ABD seviyesi gibi ileri teknoloji de değil. Çünkü çip üretimi, fabrika kur yap gibi bir şey değil. Geçtiğimiz yıl dünyanın en değerli şirketi olan Nvidia’nın 30 yıllık birikimiyle son teknoloji çiplerini üretmenin ARGE’si, parayla değil, zamanla olabilecek bir tecrübe. ABD de bu teknolojiyi Çin’e hızlı ulaştırmak istemiyor. Ama aynı ABD, Çin’in yapay zeka konusunda gelişmesini durduramayacağının da farkında. Amacı, Pekin’in bu teknolojiye ulaşmasını masraflı hale getirmek, yavaşlatmak ve en önemlisi birkaç nesil geriden gelmesini sağlamak. Çin elbette bu birikimi edinecek ve yerlileştirecek ama o sırada ABD nerede olacak? İki ülke arasındaki savaştaki tüm mesele bu.
Çin’in Şanghay kentinde, çoğunluğu ‘Doğu Bloku’ içerisindeki 29 ülke, yapay zekanın faydalı, güvenli ve adil şekilde geliştirilmesi için küresel işbirliğini hedefleyen Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütünün (WAICO) kurulmasına ilişkin anlaşmayı imzaladı.
Çin ise ABD tekelindeki bu sistemi, tatlı sözlerle örgüt kurarak tek çatıya toplamak istiyor. Yapay zeka sadece CHATGPT’ye soru sormak değil. Birçok üçüncü dünya ülkesinin AI modeli geliştirme veya veri merkezi kurma bütçesi de teknolojisini de yok. Çin de bu örgüt ile birlikte ülkelere altyapı sunacak ve bu ülkeleri kendi bulut sistemlerine mecbur bırakacak. Aslında Çin’in yapay zeka konusundaki düşünceleri, Batı merkezli olmayan ülkeler açısından faydalı da görünebilir.
Çin’in Batı karşısında yeni bir ‘Teknoloji BM’si’ kurma girişimi, siyasi bir arkaplana sahip olsa da Pekin’in düşüncesi şu:
“Her devlet, kendi ülkesindeki yapay zekâyı kendi siyasi ve kültürel şartlarına göre yönetebilmelidir.”
WAICO’nun yaklaşımı, tıpkı BRICS gibi, Batılı kuruluşlardan farklı. Yapay zekâ yönetiminde “haklar ve güvenlik” merkezli Batı yaklaşımına karşı, “egemenlik ve kalkınma” merkezli ikinci bir kutup olarak tanımlıyor. Bu örgütün amacı. Çin ise yukarıda bahsettiklerimin yanında bir de şunu planlıyor: Yapay zekanın uluslararası kurallarını çizeceksek, bu Çin’in çıkarlarına göre şekillendirilmeli. İleride örgüt bünyesindeki ülkelere AI tabanlı bir sistem sunsa da muhtemelen eski nesil çipleri ve modelleri kurgulayıp, ileri seviye bilgileri kendisine saklayacaktır. Yani ABD’nin şu anda yaptığı gibi.
İki ülke arasında rekabet her alanda kendisini gösterse de “gelecek = yapay zeka” olduğu için mücadelenin bu ayağı çok çetin olacak.
