es
Feedback
BAYDNO

BAYDNO

Ir al canal en Telegram

Dış politika ve tarih alanında yazılar.

Mostrar más
6 356
Suscriptores
-324 horas
-107 días
-7530 días
Archivo de publicaciones
BAYDNO
6 357
Şii Ensarullah Hareketi, 2014’ten beri başkent Sana ve ülkenin Batı kıyılarını kontrol ediyor. Yemen’deki genel Şii oranı yüzde 40’larda. Husiler’in en büyük gücü şu anda Yemen nüfusunun yüzde 70-80’ini kontrol ediyor olması. Askeri açıdan ise İran’ın da desteğiyle ellerindeki balistik füze ve kamikaze İHA kapasitesi. Geçen yıl ABD ile ateşkes imzalayan Husiler; Reuters'a göre geçtiğimiz hafta Umman’da ABD ile yaptığı görüşmede, ABD ve İsrail gemilerini hedef almayacaklarını ancak Suudi Arabistan'a ait gemileri bu taahhüdün dışında tuttuklarını ifade etti. Şimdi ise Husiler, Suudi Arabistan’a saldırıyor ve Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan üçlü Mekke Anlaşması’nı imzaladığı için Türkiye ve Pakistan’ı tehdit ediyor. Bir Husi yetkilisi, “Türkiye’yi demir yumrukla vuracağız. Bugün Suudi Arabistan'ı nasıl disipline ediyorsak, onları da öyle disipline edeceğiz.” derken; diğeri de “Türkiye, Suudi Arabistan ile ittifak kurduktan sonra bizim için artık bir düşmandır.” şeklinde tehdit sallıyor. Açıkçası Husiler ile Suud arasındaki savaşa doğrudan müdahil olursak, Yemen’in hemen karşısındaki Somali’deki üssümüz başta olmak üzere, Sudan hatta Afrika genelindeki çalışmalarımız etkilenecek. Kızıldeniz’den geçen gemilerimizi hiç hesaba katmıyorum bile. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Suudi Arabistan'a ciddi saldırılar olduğunu görüyoruz. Bizim anlaşmamızda da müttefiklik anlaşması var, sözümüzün eriyiz.” dese de dış politikada Ukrayna’dan İran Savaşı’na her daim denge gözeten stratejimizi, Suud için rafa kaldırmamamız lazım. Mekke Anlaşması’nın amacını genişletmeden, bölgesel güvenlik için devam ettirmemiz gerekiyor. Karşılığını almamız halinde, TSK’nın saha tecrübesini teknik ve kurmay seviyesinde aktarmamız dışında bir seçeneğin bizim için olumlu olmayacağını düşünüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz?

BAYDNO
6 357
“Türkiye’yi demir yumrukla vuracağız” Yemen’de İran destekli Husiler, Kızıldeniz'in stratejik geçiş noktalarından Babülmendep
“Türkiye’yi demir yumrukla vuracağız” Yemen’de İran destekli Husiler, Kızıldeniz'in stratejik geçiş noktalarından Babülmendep Boğazı'nın ortasında bulunan bir adayı ele geçirmesinin ardından boğazın kontrolünü sağladı. Hürmüz Boğazı’nı İran, Babülmendep Boğazı’nı ise İran destekli Husiler’in kontrol etmesiyle dünya petrol ticaretinin yaklaşık üçte biri risk altına girdi…

BAYDNO
6 357
Rusya, 32 NATO üyesini karşısına almaktan ziyade birliği test etmek, Avrupa’ya ekonomik/toplumsal maliyet yükleyerek Ukrayna’ya verilen kamuoyu desteğini zayıflatmak istiyor. Ortam da buna uygun. Almanya ve Fransa’daki Rusya’ya yakın aşırı sağcı partilerin yükselişi, petrol ticaretinin zayıflaması, ABD’nin Avrupa’ya “Rusya ile savaşta biz yokuz” söylemleri… Rusya saldırır mı ya da hızlı bir oldu-bitti ile Suwalki koridorunu ele mi geçirir bilmem ama bu gelişmeler düşündürüyor beni. Obama döneminden bu yana Çin’e yönelmeye çalışan ABD, Ortadoğu ve Avrupa’daki ilgisini azaltmak istese de her seferinde karşısına yeni bir sorun çıkarıyor ya da çıkarttırılıyor. Sanki birileri Çin ile mücadelenin önüne bir set oluşturuyor ve ABD’yi oyalıyor. Bu ‘birileri’ de Amerikan ‘derin devletindeki’ Çin’e yönelen Yahudi sermayesi gibi geliyor. Belki de ilk kez komplolar üzerinden konuşacağım. ABD, Avrupa’daki desteğini azaltarak Avrupa ülkelerini Çin ile mücadeleye yönlendirmeye çalıştıkça; Çin, Rusya’yı kışkırtarak Avrupa ülkelerini oyalıyor ve kendi tarafına çekiyor. Rusya ise bu durumda Çin’in ‘güvencesiyle’ stratejik hedeflerine odaklanıyor. Gün sonunda ABD’nin Pasifik’e yönelmesi ne kadar gecikirse Çin ve dolaylı olarak Rusya kazançlı çıkacak. Şu anki tabloda Ruslar kullanılıyor gibi görünse de amaçları hedeflerine ulaşmak ve yeni konjonktürde çıkış yolu bu gibi görünüyor. Takipte kalın: @baydno

BAYDNO
6 357
Sanki ‘birileri’ asıl büyük savaşı erteliyor… Son bir aydır Almanya, Polonya, Letonya, Romanya ve Litvanya’ya yönelik birçok
Sanki ‘birileri’ asıl büyük savaşı erteliyor… Son bir aydır Almanya, Polonya, Letonya, Romanya ve Litvanya’ya yönelik birçok drone saldırısı gerçekleşti. Bazıları patlayıcı yüklü, bazıları ise Rusya’nın keşif ve test amaçlı gönderdiği dronelardı. Bu olayların ortasında CIA Başkanı Ratcliffe Moskova’ya gizli bir ziyarette bulundu. Bu olağandışı ziyaretin benzeri, 4 yıl önce Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasından haftalar önce gerçekleşmişti. Bu nedenle herkes “Acaba Ruslar Avrupa’ya mı saldıracak?” diye soruyor. NATO’nun ABD ve Türkiye’den sonra en büyük ordusu ordusuna sahip olan Polonya, Rusya’nın NATO ülkelerine drone/füze saldırıları düzenleyip bunları “kaza” gibi göstermeye çalışacağını açıkladı. Fransa da kısmen bunu doğruladı. Peki Rusya’nın amacı ne?

BAYDNO
6 357
Netanyahu da bunun ekmeğini çok iyi yiyiyor. 2022’de oyların yüzde 23’ünü alan Netanyahu, diğer aşırı Yahudilerle ittifak kurarak toplam oy oranınım % 48’ini almıştı. Ama çok partili barajlı İsrail siyaseti, Netanyahu’ya meclisin %53’ünün kontrolünü verdi. Fakat Netanyahu için tek avantaj Yahudiler arasındaki bölünmüşlük değil. İsrail nüfusunun yaklaşık beşte birini oluşturan ve devlet kurulurken sınırlar içerisinde kalan Filistinli Araplar çok kritik. 10 milyonluk nüfusa sahip olan İsrail’de aslında Yahudilerin nüfusu 7.8 milyon iken, 2.1 milyon Arap nüfus var. Bunların da 1.8 milyonunu Müslüman Araplar, diğerlerini de Hristiyan ve Dürziler oluşturuyor. Aslında bakıldığında İsrail vatandaşı her beş kişiden biri Müslüman. Buradaki Müslümanlar 2022’de kendi içerisinde ittifak kuramadığı için 120 sandalyeli mecliste 15-16 sandalye yerine 10 sandalye aldı ve Netanyahu ittifakı 64 sandalye ile hükümeti kurdu. Özetle Netanyahu’nun en büyük avantajı aldığı oy değil, karşısındakilerin bölünmüşlüğü. İsrail’deki 1.8 milyon Müslüman Arap bunun farkına vardığı gün, iki üç seçim sonrası yerini sağlamlaştırıp İsrail siyasetinde hesapları yeniden yaptırabilir. Takipte kalın: @baydno

BAYDNO
6 357
İsrail dışarıdan görüldüğü gibi değil… İsrail’de sanılanın aksine tek tip bir “Yahudi toplumu” yok. Ülkenin Yahudi nüfusu, dü
İsrail dışarıdan görüldüğü gibi değil… İsrail’de sanılanın aksine tek tip bir “Yahudi toplumu” yok. Ülkenin Yahudi nüfusu, dünyanın farklı bölgelerinden Filistin topraklarına göç eden, farklı etnik ve kültürel kökenlere sahip topluluklardan oluşuyor. Avrupa ve eski Sovyet coğrafyasından Yemen’e, Irak’tan Fas’a, Etiyopya’dan Arjantin’e kadar birbirinden tamamen farklı kültürlerden gelen topluluklar bugün “İsrailli Yahudi” kimliği altında birleşiyor. Laik Aşkenazlar, Arap coğrafyasından gelen Mizrahiler, eski Sovyet coğrafyasından gelenler, Etiyopyalı Yahudiler ve kendi içinde dahi farklı gruplara ayrılan Harediler; siyasi ve toplumsal olarak birbirlerinden ciddi şekilde ayrışıyor. Bu nedenle de Yahudiler, farklı siyasi partiler içerisindeler ve ülkede tek başına iktidar olmak neredeyse mümkün değil. Hükümetler koalisyonlarla kuruluyor.

BAYDNO
6 357
Bilmiyorum unutuluyor mu yoksa İran sevdası mı ağır basıyor? Irak’ta Şii milisleri Türk üssü Başika’ya saldırtan, Suriye’de kendi mezhepsel çıkarları için Esad ile birlikte binlerce masumun ölümüne sebep olan, Lübnan’ı ve işgal sonrası Irak’ı yine kendi çıkarları için milis ülkesine çeviren, Afganistan’dan tutun da Yemen’e kadar gariban Şiileri kendi çıkarları için Suriye’de çatıştıran, Suriye’nin kuzeyinde 13 yıl boyunca PKK ile kol kola olan, ırkı geçtim kendi mezhebinden olmasına rağmen Azerbaycan’a karşı Ermenistan ile müttefik olan, Türkiye içerisindeki birçok Şii grubu kışkırtarak Cumhuriyet’in temellerine dinamit gibi yerleştirmeye çalışan bir İran var. Sayısız olay var. İran bunları yaparken Türkiye’ye açık bir savaş ilan etmedi, bir kurşun sıkmadı. İran, Türkiye’ye karşı doğrudan savaşa girmeden vekil güçler, siyasi nüfuz ağları ve örtülü operasyonlarla gri bölge stratejisi yürüttü. Bunlar son 20 yılda olanlar, aklıma gelenler. İsrail ile olan savaşta İran’ın yanındayız ama İran’ı da biliriz. Mollanın imkanı olsa Türkiye’yi bir kaşık suda boğar. Bu nedenle İsrail faktörü var diye İran güzellemesi de yapılmasın. Ilık yorumlara gerek yok. Derdimiz Türkiye’nin çıkarları ise gerekirse her sahada ve masada öncelikli olarak İsrail ile sonra da (tıpkı molla rejimi gibi) İran ile mücadele etmeliyiz. Bitti. @baydno

BAYDNO
6 357
Mekke Anlaşması ile Türkiye İran’ı mı kuşatıyor? Anlaşmanın duyurulmasından bu yana “Amaç İsrail olmalı, İran olmamalı” benze
Mekke Anlaşması ile Türkiye İran’ı mı kuşatıyor? Anlaşmanın duyurulmasından bu yana “Amaç İsrail olmalı, İran olmamalı” benzeri yorumlar yapılıyor. Öncelikle şunu söyleyeyim. Bu ittifakın amacı saldırıysa büyük hata ancak savunma ittifakıysa başarılı bir anlaşma. Türkiye’yi düşünen hiçbir hükümetin İran’a saldırmayı aklından bile geçirmemesi lazım. Bu durum kazananı olmayan bir savaş olacaktır. Mekke Anlaşması’ndaki Suud’un önceliği İran iken Türkiye’nin İsrail, Pakistan’ın ise İsrail ile müttefik olan Hindistan. Anlaşma konusunda çekinceler olabilir, pratiği görmek gerekiyor tabi ki ancak bu anlaşmayı doğrudan İran odağına çekmek bana mantıklı gelmiyor. Son savaşta da görüldüğü gibi İran ile dengeyi yıllardır koruyoruz. Parçalanmamasını da istiyoruz ama bölgede bu İran yönetimiyle mücadele etmek bize farz. Bu konuda hükümet de başarılı değil…

BAYDNO
6 357
Açıklanan bildiriye göre üç ülkeden birine silahlı saldırı olması halinde, diğer ülkeler bunu kendisine yapılmış bir saldırı olarak sayacak. Şimdi “Suud’a saldırı olunca yine ihaleye biz mi gireceğiz?” diye soruyor olabilirsiniz. Evet, anlaşmaya göre böyle. Eylül 2025’te Suudi Arabistan ve Pakistan arasında benzer bir anlaşma imzalanmıştı. Yaklaşık 7 ay sonra Mart 2026’da İran Suud’u vurdu. Bildiğiniz gibi Pakistan İran’a müdahale etmedi, en fazla ABD ile İran arasındaki görüşmelerde arabulucu oldu. Kendisine yapılmış gibi hissettiyse de cevap vermedi yani. Bu mesele tamamen ‘caydırıcılık’. İki anlaşmada da saldırıya otomatik cevap veya şu kadar bölük ile cevap verilecek denmiyor. NATO’da olduğu gibi. Ucu açık ama bölgesel bir paktın temeli gibi. Bölgede yeni bir güvenlik mimarisi oluşuyor ki kaynaklara göre bu anlaşma, İran ve İsrail hariç bölge ülkelerine de açık. Sadece Ortadoğu ve Körfez’de değil, Afrika’da da ortak hareket edilmesinin önü açılıyor. Pakistan, kıtadaki Hindistan etkisine karşı adım atarken ittifaka nükleer caydırıcılık ekliyor. Suudiler ise Husiler’den bölge genelindeki İsrail destekçisi BAE’ye karşı Türkiye gibi Somali’den Sudan’a, Libya’dan Mali’ye etkin olan bir ülke ile müttefik oluyor. Üçlü ittifak önceden de konuşuluyordu ancak İran Savaşı ve İsrail’in saldırganlığı bu ittifakı erkene çekti. Hem Pakistan hem de Türkiye Arap ülkelerinin ‘ağabeyi’ni yanına alarak sahada alan açacak. Muhtemelen de yeni ekonomik işbirlikleri hedefleniyor. Daha önceki adımlar düşünüldüğünde şahsen Suud güven vermiyor ama şu anki konjonktür çok farklı. Bakalım neler olacak. Takipte kalın: @baydno

BAYDNO
6 357
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün Mekke’de ortak savunma anlaşması imzaladı. Suud’un parası, Pakistan’ın nükleeri, T
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün Mekke’de ortak savunma anlaşması imzaladı. Suud’un parası, Pakistan’ın nükleeri, Türkiye’nin ise askeri teknolojisi ve operasyon gücü. Yeni oluşturulan savunma ekseni; yaklaşık 400 milyonluk nüfusu, nominal olarak 3,3 trilyon doları aşan; satın alma gücü paritesine göre ise 8,5 trilyon dolara yaklaşan ekonomiye sahip. Üç ülke birlikte 1,1 milyondan fazla aktif askeri personele, 1.000’i aşkın savaş ve taarruz uçağına, binlerce tank ile geniş füze, İHA/SİHA, hava savunma ve deniz gücü ile caydırıcı bir eksen oluşturuyor…

BAYDNO
6 357
Mesela ABD, Nvidia ve AMD gibi Amerikan şirketlerinin yüksek performanslı GPU’ları Çin’e doğrudan satmasını sınırlandırıyor. Yapay zekaları eğiten şey tam da bu çipler. Çin de bundan mahrum kalıyor. Ama bu yetmiyor; ABD, çipleri üreten makineleri, makine ABD’ye ait değilse bile içerisinde ABD üretimi parça varsa, tüm makinenin satışını engelliyor ya da kime ne kadar satacağına yasak getiriyor. Mesela dünyanın önde gelen makine üreticisi Hollandalı ASML’ye Çin engeli koydurtabiliyor. Bu konuda Güney Kore ve Japon firmalarını da kontrol ediyor. Aslında F-16 ve F-35 meselesi gibi. Aslında şu an Çin kendi GPU’larını, makinelerini ve yazılımları üretebiliyor ama pahalı ve verimi kötü. Şu an ABD seviyesi gibi ileri teknoloji de değil. Çünkü çip üretimi, fabrika kur yap gibi bir şey değil. Geçtiğimiz yıl dünyanın en değerli şirketi olan Nvidia’nın 30 yıllık birikimiyle son teknoloji çiplerini üretmenin ARGE’si, parayla değil, zamanla olabilecek bir tecrübe. ABD de bu teknolojiyi Çin’e hızlı ulaştırmak istemiyor. Ama aynı ABD, Çin’in yapay zeka konusunda gelişmesini durduramayacağının da farkında. Amacı, Pekin’in bu teknolojiye ulaşmasını masraflı hale getirmek, yavaşlatmak ve en önemlisi birkaç nesil geriden gelmesini sağlamak. Çin elbette bu birikimi edinecek ve yerlileştirecek ama o sırada ABD nerede olacak? İki ülke arasındaki savaştaki tüm mesele bu. Çin’in Şanghay kentinde, çoğunluğu ‘Doğu Bloku’ içerisindeki 29 ülke, yapay zekanın faydalı, güvenli ve adil şekilde geliştirilmesi için küresel işbirliğini hedefleyen Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütünün (WAICO) kurulmasına ilişkin anlaşmayı imzaladı. Çin ise ABD tekelindeki bu sistemi, tatlı sözlerle örgüt kurarak tek çatıya toplamak istiyor. Yapay zeka sadece CHATGPT’ye soru sormak değil. Birçok üçüncü dünya ülkesinin AI modeli geliştirme veya veri merkezi kurma bütçesi de teknolojisini de yok. Çin de bu örgüt ile birlikte ülkelere altyapı sunacak ve bu ülkeleri kendi bulut sistemlerine mecbur bırakacak. Aslında Çin’in yapay zeka konusundaki düşünceleri, Batı merkezli olmayan ülkeler açısından faydalı da görünebilir. Çin’in Batı karşısında yeni bir ‘Teknoloji BM’si’ kurma girişimi, siyasi bir arkaplana sahip olsa da Pekin’in düşüncesi şu: “Her devlet, kendi ülkesindeki yapay zekâyı kendi siyasi ve kültürel şartlarına göre yönetebilmelidir.” WAICO’nun yaklaşımı, tıpkı BRICS gibi, Batılı kuruluşlardan farklı. Yapay zekâ yönetiminde “haklar ve güvenlik” merkezli Batı yaklaşımına karşı, “egemenlik ve kalkınma” merkezli ikinci bir kutup olarak tanımlıyor. Bu örgütün amacı. Çin ise yukarıda bahsettiklerimin yanında bir de şunu planlıyor: Yapay zekanın uluslararası kurallarını çizeceksek, bu Çin’in çıkarlarına göre şekillendirilmeli. İleride örgüt bünyesindeki ülkelere AI tabanlı bir sistem sunsa da muhtemelen eski nesil çipleri ve modelleri kurgulayıp, ileri seviye bilgileri kendisine saklayacaktır. Yani ABD’nin şu anda yaptığı gibi. İki ülke arasında rekabet her alanda kendisini gösterse de “gelecek = yapay zeka” olduğu için mücadelenin bu ayağı çok çetin olacak.

BAYDNO
6 357
Çin, 28 ülkeyle birlikte “Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü”nü (WAICO) kurdu. Çin lideri Şi, “Yapay zekanın geliştirilmesi, t
Çin, 28 ülkeyle birlikte “Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü”nü (WAICO) kurdu. Çin lideri Şi, “Yapay zekanın geliştirilmesi, tek bir ülkenin tek başına sahnelediği bir performans değil, küresel işbirliğinin senfonisi olmalıdır.” diyerek, merkezi Şanghay’da olacak olan örgütün kuruluş açıklamasını yaptı. Aynı duyuruda, ABD’nin Çin’in dünyanın en ileri çip ve yapay zeka teknolojilerinin bir kısmına erişimini engellemesine tepki gösterdi. Önce bu meseleyi, sonra da Çin’in ‘tatlış görünümlü’ örgüt planını anlatayım.

BAYDNO
6 357
İki kişinin çalışmak zorunda kaldığı, bazı kesimlere ise dayatıldığı bir toplum oluştu. Evler, en temel ihtiyaç olan gıda enflasyonu ile bir darbe daha aldı. Et almanın zorlaştığı ülkeye alışmışken, sebze ve meyveyi eve sokmanın lüks haline geldiği/yaklaştığı bir duruma sürüklendi. Kadın daha çok çalışmak zorunda kalsa da her şeye rağmen çocuk yapma kararı verildi. Kadın istihdamını artırmakla övünüldü ama evli çiftlerin çocukları için bir çözüm bulunamadı. Zor bela kreşe çocuğunu gönderen ebeveynler çocuklarına hasret, çocuklar onlara hasret kaldı. Günümüz Türkiyesinde maalesef ki yukarıda yazdıklarım, milyonların kaderi haline geldi. Tabi ki mesele sadece ekonomi değil. Sorumluluk almaktan korkan, sosyal medya hayatlarının cazibesiyle rahatının bozulmasını istemeyen, saçma sapan feminist tavırdaki ahmakların popülist söylemlerine uyanlar da var. ‘Modernitenin’ aile kavramını yok etmesi başka bir yazının konusu. Ama yukarıdaki sebepler gerçek manada Türkiye’deki sorunun yüzde açısından en temelini oluşturuyor. Artık büyük bir reform yapmanın vakti geldi de geçiyor. Bu mesele çok başlıklı, seferberlik halinde masaya yatırılması gereken bir konu. Burada birçok kez yazdım hatta son dergide röportajla da anlatmaya çalıştık. Bu yeni değil, hükümetin yeni ele aldığı bir konu. Çözüm lafla değil, icraatle olur. İşin kötüsü ise şu an adımlar atılsa, en iyi ihtimalle yıllar sonra sonuçlarını görebilecek olmamız. @baydno

BAYDNO
6 357
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düşen doğum oranlarına ilişkin açıklaması… Olay çoktan milli güvenlik sorunu oldu ama daha yeni yeni
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düşen doğum oranlarına ilişkin açıklaması… Olay çoktan milli güvenlik sorunu oldu ama daha yeni yeni dile getiriliyor. Koskoca 24 yıllık süreçte bu sinyallerini veriyordu ama adım atılmadı. Gençlerin hepsini üniversite mezunu yapmak için taşradaki dağa, İstanbul’da ara sokağa betonarme üniversiteler açıldı. Gençler işsiz kalacağını, aile kurmakta zorlanacağını bile bile okumaya teşvik edildi. Bu kalitesiz üniversitelerle de övünüldü. İş bulan gençler evlilik yoluna girmeye niyetlendi. Süreç çok masraflı olsa da bir şekilde altından kalktılar ama evli çiftlerin en temel sorunu barınmaydı ve ülkedeki en büyük kriz bu alanda oluştu. Yabancılara kapış kapış evler satılırken, Suriyeliler ile oluşan ev krizi gözardı edildi…

BAYDNO
6 357
İhracatının yüzde 60’ından fazlası petrol ve petrol ürünleri olan İran, günde yaklaşık 20 milyon varil petrol geçişinin olduğu Hürmüz Boğazı’nı kapattı. Kendi söylemine göre boğazdan geçmeye çalışan herhangi bir gemiye saldıracak. Bu boğaz öyle stratejik öneme sahip ki dünya petrol tüketiminin yaklaşık beşte biri buradan geçiyor. Ama teknik olarak boğazı kapatan İran değil. Gerçek şu ki; bu gemilerin geçişine garanti vermeyen, dünyadaki ticari gemilerin yaklaşık %90’ını sigortalayan 7 büyük deniz sigorta kulübü, bölgedeki savaş risk sigortasını iptal ettiği için bölgede gemi trafiği neredeyse sıfıra indi. Avustralyalı bağımsız analist Shanak Perera bu konuyu çok detaylı ele almış. Gemilerde sigorta olmayınca limanlar gemiyi kabul etmiyor, yük sahipleri malına sigorta yapılmayınca yükünü yüklemiyor, bankalar da finansman vermiyor. Aslında teknik olarak gemiler geçebilir ama ticari olarak artık boğazdan geçemez. En çok da dünyanın en büyük LNG ihracatçılarından biri ve gazının tamamı Hürmüz’den geçen Katar bu hikayede yanan taraf oldu çünkü boğaz dışında hiçbir alternatifi yok. Savaş ne kadar uzarsa, Arap ülkeleri de o kadar yara alacak. Savaş haftalar sonra tamamen sona erip petrol akışı başlasa da asıl risk, sigorta sisteminin yeniden kurulmasının aylar alacak olması. İran dini lideri ölmeden bir gün önce brent petrol 72$ iken şu an 110$ seviyelerini gördü. Gidişat 150$ bandı olabilir. Bu da dünya genelinde bir krizin kapıda olduğunu bizlere gösteriyor. Takipte kalın: @baydno

BAYDNO
6 357
Petrol farkları ve Hürmüz Boğazı meselesi… En fazla petrol rezervine sahip ülke ile en fazla petrol üreten ülke arasında fark
Petrol farkları ve Hürmüz Boğazı meselesi… En fazla petrol rezervine sahip ülke ile en fazla petrol üreten ülke arasında fark var. En fazla petrol rezervine sahip birinci ülke Venezuela, dördüncü ülke İran, dokuzuncu ülke de ABD. Ama ABD, en fazla petrol üreten ülke konumunda. İran dokuzuncu sırada ama Venezuela listede bile yok. Çünkü petrol var, petrol var… Yoğunluğu yüksek olan petrolün işlemesi yani rafine edilmesi ekstra maliyet gerektiriyor. Venezuela’daki petrol böyle bir petrol. ABD’deki petrol kalitesi çok iyi olsa da İran petrolü gibi dünya genelindeki rafinerilere tam uygunluk sağlayan bir petrol değil. İran petrolü çok kıymetli yani…

BAYDNO
6 357
İlk olarak Irak’ta Saddam, Libya’da Kaddafi, Sudan’da Beşir, Yemen’de Abdullah, Suriye’de Esad ve son olarak İran’da dini lider Hamaney… Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) başladığı 2000’li yıllardan bu yana çoğu ülke krizler sonrası parçalandı. Zaten BOP’un da gayriresmi amacı buydu. Güçlü, bütün halinde ülkenin bölgede kalmaması. Şimdi gelelim asıl konuya. Son iki yıldır Trump ile birlikte Türkiye’nin rolü ABD için tekrar öne çıkmaya başladı. Bunun sebebi de onca kriz, darbe girişimi ve çatışmaya rağmen Türkiye’nin bir şekilde güçlü bir orduyla devam etmesi, savunma sanayisine yatırımları ve istikrarlı bir yönetimle devam etmesi. Burada tartışmalı çok konu olsa da Trump onlarla ilgilenmiyor. İran’da olabilecek olası kaos, rejim veya politika değişikliği sonrası sıra Türkiye’ye mi gelecek? İsrail eski Başbakanı Bennett ‘Türkiye bir tehdittir ve ikinci İran’dır’ derken, eski Pentagon çalışanı, Türkiye karşıtı Michael Rubin de ‘Ankara 2036’da, Tahran 2026’daki gibi olacak mı?’ diye soruyor. Türkiye’nin diğer ülkelerden farkı, NATO üyesi olması ve Batı bloku içerisinde yer alması. Bu nedenle İran veya Irak ile aynı kaderi yaşayacağını sanmıyorum. Ayrıca Türkiye, seçimle liderini seçiyor ve İsrail için en büyük tehdit Erdoğan olabilir. Devletin kalıcı politikası İran gibi İsrail veya ABD karşıtı değil. Bu en önemli çizgi. Türkiye’nin ABD için tehdit oluşturması da mümkün değil. Şu bir gerçek ki ‘müttefiklik’, Türkiye’nin dolaylı olarak da kontrol altında olması anlamına geliyor. Ama İsrail için tehdit oluşturması mümkün ve bunun ABD kontrolünde olacağı için İran ile aynı senaryonun yaşanacağını düşünmüyorum. Ben “vururuz, yıkarız” modunda olmasam da Türkiye’nin askeri, ekonomik, politik, kültürel ve tarihi olarak diğer hiçbir ülkeye benzemediğini, bunu İsrail’in de çok iyi bildiğini düşünüyorum. Yani özetle; bu konuda herhangi bir gerginlik yaşamaya gerek yok. Bu düşüncelerin sonu yok. Sıfır hamaset ile söylüyorum; Türkiye’den ziyade bence İsrail orta vadede akıbetini sorgulasa daha iyi olur. Onu da başka yazıya saklayalım. Takipte kalın: @baydno

BAYDNO
6 357
“Sıra Türkiye’de” 2000’li yılların başında ABD tarafından başlatılan, Ortadoğu’yu tekrar dizayn etmeyi amaçlayan Büyük Ortado
“Sıra Türkiye’de” 2000’li yılların başında ABD tarafından başlatılan, Ortadoğu’yu tekrar dizayn etmeyi amaçlayan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), resmiyette demokrasi insan hakları ve reformları amaçlasa da arka planda bölgede yeni haritalar çizilmesi ve diktatörlerin ortadan kaldırılmasının hedeflendiği söyleniyor. Açıkçası biz de bunu anlıyoruz. Geçmişte Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakan iken bu projenin ‘eş başkanlarından biri’ olduğunu söylemiş, zamanla bu söylemlerden vazgeçmiştir. Aslında vazgeçme sebebi de ABD’nin bu projeyi rafa kaldırması. Bana kalırsa en belirgin sebep, “one minute” krizi ve Erdoğan’ın İsrail karşıtlığı sonrası saf dışı bırakılması. Zaten bu tarihten itibaren yaşananlara baktığımızda, “Erdoğan Türkiye’sinin” ABD tarafından aforoz edildiği görülüyor. Arap Baharı sürecini de kendi lehine kullanmak isteyen Türkiye’ye karşı ABD’nin adımları da bunun başka bir kanıtı…

BAYDNO
6 357
Trump, Venezuela’da Maduro’yu kaçırdığında, yerine yardımcısının geçişini sağladı. Yardımcısı Rodriguez ise Maduro’yu savunsa da ABD’li şirketlere kapıları açıp Amerikalı bakanları ülkeye davet etti. Büyük bir değişimdi bu. Trump, Venezuela’da ülkeden kaçırdığı muhalif lider Machado’yu neden başkan yapmadınız sorusuna, “Irak’ta Saddam sonrası yanlış politikalar ile Saddam’ın adamları radikalleşti ve IŞİD’i kurdu, Venezuela’da buna izin vermeyiz” dedi. Aslında bu ABD adına stratejik bir ders almaydı. İran’da neyi planlıyorlar? İran meselesinde olay tamamen İsrail güvenliği. İran’da dini lider dahil neredeyse tüm isimleri de resmi olarak İsrail öldürdü. İsrail için İran halkı önemli değil ama ABD hâlâ İran halkını, sonraki rejimi ekonomik ve politik olarak istiyor. Bu nedenle de Hamaney’in ölümü sonrası yeni isimle rejim ortadan kalmadan, ABD’ye daha ılımlı bir dini lider ile bu olaylar son bulabilir. Ben her zamanki gibi öncelikli olarak Türkiye adına endişe duyuyorum. İran’da olası bir kaosun sığınmacı akınından bölgesel çatışmalara kadar birçok krize sebep olması uzak değil. 22 milyonluk Suriye ne hale getirdi bizi. 90 milyonluk İran neler yapabilir, düşünmek bile istemiyorum. “Sıra Türkiye’ye geliyor” söylemleri ayrı mesele zaten. Acı gerçek şu ki; Saddam’ı Kurban Bayramı’nda asanları alkışlayan molla rejimi, Ramazan ayında dini liderini aynı isimlere kurban veriyor. @baydno

BAYDNO
6 357
İran’da dini lider Hamaney, İsrail saldırısında öldürüldü. Ülkede 40 günlük yas ilan edildi. Önceki kayıplar İran için önemli
İran’da dini lider Hamaney, İsrail saldırısında öldürüldü. Ülkede 40 günlük yas ilan edildi. Önceki kayıplar İran için önemliydi ama dini liderin öldürülmesi, rejimi yıkmasa da baştan aşağı değiştirebilecek bir hamle. İran’daki bir kaos en çok Türkiye ve bölge ülkelerini etkiler. Ama buradaki mesele amacın İran’da rejimi yıkmak mı yoksa isimleri değiştirmek mi olduğu. Suriye ile İran’ı kıyaslamak çok sağlıklı olmasa da Suriye’de şunu gördük: Esad sonrası bir lider, tek Suriye, Batı’ya da Rusya’ya da düşman olmayan bir figür. Türkiye’nin öncülüğünde Şara yıllarca hazırlandı, uluslararası sisteme entegrasyonu da önceden planlandığı için şu anki tablo ortaya çıktı. Yani yıllarca süren iç savaş sonrası Suriye’nin bu kadar istikrarlı olmasının başka açıklaması olamazdı…