Menhec Dersleri
Kanalga Telegram’da o‘tish
Selefin menheci üzere.. Bot hesabımız; @menhecbot Çocuk kanalımız: @menheccocuk Youtube; youtube.com/@MenhecDersleri İletişim; @menhecbot_bot Başka adresimiz yoktur.
Ko'proq ko'rsatishMamlakat belgilanmaganToif belgilanmagan
352
Obunachilar
-324 soatlar
+17 kunlar
+7030 kunlar
Postlar arxiv
Premium hesap kullanan abonelerimizin kanallarımızı güçlendirerek bize destek olmalarını rica ederiz. Bu şekilde çalışmalarımızı bir sınır olmaksızın kolaylıkla paylaşmamıza katkıda bulunmuş olacaksınız.
Destekleriniz için teşekkür ederiz.
Sahabeler, hayatta iken Nebî'ye salât ve selâm ettiği gibi, vefatından sonra da kabrine gelip ona salât ve selam ederlerdi.
Bize Abdullah bin Mesleme, Mâlik’ten, o Abdullah bin Dinar’dan şöyle rivayet etti, dedi ki:
“Abdullah bin Ömer’i, Nebî’nin kabrinin başında durup, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e, Ebubekir ve Ömer radiyallahu anhuma’ya salât ederken gördüm.”
| el-Cehdamî, Fadlu's-salât ale'n-Nebî 98.
اللهم صل وسلم على نبينا محمد.
Repost from Menhec Çocuk
Sevgili Küçük Müslüman!
Allah Teâlâ seni çok seviyor ve güzel ahlâklı bir kul olarak yetişmeni istiyor. Peygamber Efendimiz ﷺ de bizlere doğruluğu, merhameti, edebi, sabrı ve güzel davranışları öğretti.
Bu kitapçık, her gün biraz daha güzel ahlâklı olman için hazırlandı. Burada okuyacağın âyetler, hadisler ve kısa açıklamalar sana hayatın boyunca yol gösterecek inşâAllah.
Unutma! Güzel ahlâk, sadece öğrendiğimiz değil, yaşadığımız zaman değer kazanan bir hazinedir. Her öğrendiğini önce kendin uygulamaya çalış. Küçük adımlarla başlayan güzellikler, Allah'ın izniyle büyük iyiliklere dönüşür.
Rabbimizden dileğimiz; seni Kur'ân'ı seven, sünnete sımsıkı sarılan, anne babasına iyilik eden, insanlara faydalı ve güzel ahlâklı bir Müslüman olarak yetiştirmesidir.
Allah seni hayırda daim kılsın ve ilmine bereket versin. Âmin.
Menhec Çocuk
Selefin menheciyle çocuk eğitimi
Selefin sefih kimselerle muamelelerinden biri de hilim göstermek ve onların eziyetlerine sabretmekti.
▪️Hasan el-Basrî, Allah Teâlâ’nın: “Cahiller onlara hitap ettiklerinde ‘selâm’ derler.” (Furkân, 63) ayeti hakkında şöyle demiştir:
حلماء، إن جهل عليهم لم يجهلوا.
“Onlar halîm kimselerdir. Kendilerine karşı cahillik yapıldığında onlar cahilce davranmazlar.”
▪️Bir adam, İmam Vekî bin Cerrâh’a sövdü. Fakat Vekî ona karşılık vermedi. Kendisine: “Ona cevap vermeyecek misin?” denilince şöyle dedi:
ولِمَ تَعَلَّمْنا العلمَ إذن ؟!
“Öyleyse biz ilmi niçin öğrendik?!”
▪️Bir adam gelip Ahnef’e hakaret etti. Ahnef ona karşı sustu. Adam hakaretini tekrarladı, Ahnef yine sustu. Bunun üzerine adam şöyle dedi:
والهفاه! ما يمنعه من أن يردَّ عليَّ إلا هَواني عليه.
“Eyvahlar olsun! Bana cevap vermesine engel olan şey, ancak beni değersiz görmesidir.”
▪️Ahnef şöyle demiştir:
من لم يصبر على كلمة سمِعَ كلماتٍ، ورُبَّ غيظٍ قد تجرَّعْته مخافةَ ما هو أشدُّ منه.
“Bir söze sabredemeyen kimse, birçok söz işitir. Nice öfkeyi, ondan daha şiddetli bir şeye maruz kalma korkusuyla içime atıp yutmuşumdur.”
▪️Bir adam Şa'bî’ye sövdü. Şa'bî ona şöyle dedi:
إنْ كنتَ كاذبًا يغفِرِ اللهُ لك، وإنْ كنتَ صادقًا يغفِرِ اللهُ لي.
“Şayet yalancıysan Allah seni bağışlasın, doğru söylüyorsan Allah beni bağışlasın.”
Günümüzde muhaliflerimizin durumu da bu şekildedir. Onlar sefih selefleri gibi bizleri hedef alıp asılsız iftiralar, hakaretler ve zanlar ile itham ederken onlara salih selefimiz gibi karşılık vermeyişimiz onları ve ahlaklarını değersiz görmemiz sebebiyledir. Bizler ilmi, muhaliflerimize cevap vermek için elde etmiyoruz; aksi halde onlardan bir farkımız olmaz ve kendimizi de onlar gibi sefih ve değersiz kılardık. Ancak biz kelam yerine eseri, cehalet yerine ilmi, hiffet yerine vakarı tercih ettik, onlar ise bu asıllara muhalefet ederek sünnet ehlinin yolundan arşın arşın ayrıldılar. Allah’tan af ve selamet dileriz.
Nebî'ye Salât Etmek İtaattir
Bir adam Nebî'ye ﷺ gelip şöyle dedi: “Ey Allâh'ın Rasûlü! Seni kendimden, malımdan, ailemden ve çoluk çocuğumdan daha çok seviyorum. Evimde iken hatırlayınca sabredemiyorum, hemen gelip seni görüyorum. Benim ve senin öleceğimizi düşününce anladım ki sen cennete girdiğin zaman Peygamberler ile yüce makamlara götürüleceksin, ben ise cennete girsem bile korkarım seni göremeyeceğim.”
Nebî ﷺ ona cevap vermedi ta ki Cebraîl aleyhisselam şu ayeti indirene kadar:
{وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُولٰٓئِكَ مَعَ الَّذينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّنَ وَالصِّدّ۪يق۪ينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِحينَ وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَفيقًا}
“Kim Allâh'a ve Rasûl'e itaat ederse işte onlar, Allâh’ın kendilerine lutufta bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” | Nisâ, 69.
Unutmayın, Allah Rasûlü'ne salât etmek de bir itaattir:
اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّؕ يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلٖيماً
“Allah ve melekleri Peygamber’e çokça salat ederler. Ey iman edenler! Siz de ona çokça salât ve selam edin."
| Ahzâb, 56
اللهم صل و سلم على نبينا محمد.
Âdemoğulları Arasında Ortaya Çıkan İlk Şirk
Allah Teâlâ’nın şu buyruğu hakkında:
“İnsanlar tek bir ümmetti. Ardından Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi.” (el-Bakara, 213)
İbn Abbâs şöyle demiştir:
“Âdem ile Nûh arasında on nesil vardı. Bunların tamamı hak bir şeriat üzereydi. Daha sonra ihtilafa düştüler. Bunun üzerine Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi.”(¹)
Katâde, Allah Teâlâ’nın: "İnsanlar tek bir ümmetti" ayeti hakkında şöyle demiştir:
“Onların tamamı hidayet üzereydi. Daha sonra ihtilafa düştüler. Bunun üzerine Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi. Gönderilen ilk peygamber Nûh’tu.”(²)
Allah Teâlâ’nın şu buyruğu hakkında:
“Şöyle dediler: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın! Vedd’i, Süvâ‘ı, Yeğûs’u, Ye‘ûk’u ve Nesr’i asla bırakmayın!” (Nûh, 23)
İbn Abbâs radıyallahu anhumâ şöyle demiştir:
“Bunlar, Nûh kavminden bazı salih kimselerin isimleriydi. Bu kimseler vefat edince şeytan, kavimlerine şöyle telkinde bulundu:
‘Onların oturdukları meclislere birtakım heykeller dikin ve bu heykellere onların isimlerini verin.’
Onlar da bunu yaptılar. Ancak bu heykellere henüz ibadet edilmedi. Nihayet onları diken kimseler vefat edip bu husustaki ilim unutulunca, bu heykellere ibadet edilmeye başlandı.”(³)
Muhammed b. Kays şöyle demiştir:
“Onlar, Âdemoğullarından salih bir topluluktu. Kendilerini örnek alıp onlara uyan bazı kimseler de vardı. Bu salih kimseler vefat edince, kendilerini örnek alan arkadaşları şöyle dediler:
‘Onların suretlerini yapsak, onları her hatırladığımızda ibadete karşı daha fazla şevk duyarız.’
Bunun üzerine onların suretlerini yaptılar. Bunlar da vefat edip arkalarından başka nesiller gelince İblîs, gizlice onların arasına sokularak şöyle dedi:
‘Onlar, bu kimselere ibadet ediyorlardı ve onların hürmetine kendilerine yağmur yağdırılıyordu.’
Bunun üzerine onlar da bu suretlere ibadet etmeye başladılar.”(⁴)
---
¹ İbn Cerîr et-Taberî, Tefsir, 4048.
² İbn Cerîr et-Taberî, Tefsir, 4049.
³ Buhârî, Sahîh, 4636.
⁴ İbn Cerîr et-Taberî, Tefsir, 23/639.
Sevgi ve özlem gibi duygular şer'i bir ölçü ile dizginlenmezse, bu durum ileride daha büyük bir mefsedetlere yol açmaktadır.
Tabiîn'den Ebû Osman en-Nehdî şöyle demiştir:
"Onlar üç on günü ta'zim ederlerdi:
Muharrem’in ilk on günü, Zilhicce’nin ilk on günü, Ramazan’ın son on günü."
| Mervezî, Kıyâmu’l Leyl.
1 Muharrem 1448.
Rabbinin, kendisini Arş üzerinde kendisiyle beraber oturtmakla şereflendirdiği zata salât edin.
﴿عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا﴾
"Umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûd'a ulaştıracaktır." | el-İsrâ, 79.
İmam Mücâhid dedi ki:
«يُجْلِسُهُ مَعَهُ عَلَى الْعَرْشِ»
"Allah onu Arş üzerinde kendisiyle beraber oturtacaktır." | es-Sünne, el-Hallâl
اللهم صلِّ وسلم وبارك على نبينا محمد ﷺ.
Allah'ım! Nebimiz Muhammed'e salât, selâm ve bereket ihsan eyle.
İlim Ehlinden İlim Talebelerine Nasihat
Bismillâh. Salât ve selâm Rasûlullah’ın ve bütün ashâbının üzerine olsun.
İlim talebi hususunda her ilimde önce usûlleri sağlamlaştırmanız gerekir. Önce ilmin dilini sağlamlaştırın. İlmin dili Arapçadır. Bununla beraber her ilmin ıstılahlarını/terimlerini de sağlam öğrenin.
Mesela akîdede belli metinleri okuyorsunuz. Fıkıhta da böyledir. Her kitapta kendiniz için ezberleyeceğiniz bir metin belirleyin. Mesela akîdede “Raziyeyn şöyle şöyle demiştir..” gibi bir metni ezberlersiniz. Fıkıhta da bir metin ezberlersiniz. Sonra her ilimde ezberleyeceğiniz bir metniniz olur. Bu metin kısa olmalı ve onu doğru bir şekilde sağlamlaştırmalısınız.
Başlangıçta, onu iyice sağlamlaştırmadan bir sonrakine geçmeyin. Mesela “Raziyeyn” metninden çıkmayın ta ki onun ne anlama geldiğini, maksadının ne olduğunu, delilinin ne olduğunu, delile nasıl bağlandığını, ona nasıl istidlâl edildiğini, bu konuda kimin muhalefet ettiğini öğreninceye kadar. Yani her ifadeyi anlayın, tafsilatlı bir anlayışla kavrayın.
Bu başlangıçta hepsinin bir defada şart olduğu anlamına gelmez. Bunu aşama aşama alabilirsiniz. Bazen insanın bir meseledeki ilmi zamanla gelişir ve artar.
Söylemek istediğim en önemli şey şudur; buna dikkat edin! İlim talebinde insan için önemli olan mesele, dediğim gibi, zabt/sağlamlaştırma meselesidir. Diğer mesele de fehm/anlama meselesidir. Bir şeyi anladığınızda mutlaka onu birine arz etmelisiniz. Sadece kendi kendinize okuyup “Ben anladım, tamam” demeyin.
Mesela bir kardeşinize gelirsiniz ve dersiniz ki: “Ben bunu anladım. Raziyeyn’ın ‘Kur’ân lafzı mahlûktur’ sözü hakkında şöyle şöyle anladım. Benim anlayışım doğru mu?” O da der ki: “Evet, anlayışın doğru.” İşte böyle yapılır.
Bir de müteşâbih meselelere dalmayın. Bazen müşkil bir eser okursunuz. Başlangıçta size karışık gelen bir eser geldiğinde şunu bilin: Bizde Kur’ân’da muhkem ve müteşâbih olduğu gibi, eserlerde de muhkem ve müteşâbih vardır. Muhkem olanı alırız, müteşâbih olanı ise bırakırız. Bazen onu muhkem olana döndürürüz. Bazen de mesele zaman geçtikçe anlaşılır.
Müteşâbih sebebiyle muhkem olanı değiştirmeyin. Bazı insanlar müteşâbih bir şey bulur ve muhkemini değiştirir. Der ki: “Madem bu eserde bir kapalılık var, o halde bu muhkem olan şey de şüphelidir.” Hayır. Biz muhkem olanı alır, ona sarılırız. Allah Teâlâ’nın izniyle, sonra bir müteşâbih şey bulduğumuzda onu ayrıca inceleriz: “Bunun anlamı nedir?” diye bakarız.
Bu, ister Allah’ın kelâmında olsun, ister Rasûlü’nün sözünde olsun, ister selefin sözünde olsun, ister âlimlerin sözlerinde olsun daima muhkem ve müteşâbih vardır. Muhkem vardır, müteşâbih vardır. Bu noktaya tamamen dikkat edin.
Diğer bir nokta da şudur: Herhangi bir meselenin sizin yanınızda sağlam yerleşmesini istiyorsanız, o konuda yazın veya onu öğretin. Böylece o mesele sizde kökleşir.
“Ben bir mesele öğrendim. Bu meselenin bende kalmasını, gitmemesini, unutmamayı istiyorum. Ne yapayım?” Ya onu yazarsın, ister Arapça yaz ister tercüme ederek yaz. Onun hakkında bir paylaşım, makale veya risale yazarsın. Ya da onu bir derste başkalarına öğretirsin. İşte böyle yaparsan, inşaAllah Tebâreke ve Teâlâ, o mesele seninle beraber sabit kalır.
Allah sizden razı olsun ve sizi hayırla mükâfatlandırsın.
İşte Onlar Bununla Yükseldiler
Tâvûs şöyle demiştir:
«رُبَّمَا رَأَى ابْنُ عَبَّاسٍ الرَّأْيَ ثُمَّ تَرَكَهُ»
“İbn Abbâs bazen bir görüşe varır, sonra onu terk ederdi.” | Dârimî, Sunen 654.
Yani kendisine daha doğru olan delil, daha sahih olan bilgi veya hakka daha yakın olan görüş ortaya çıkınca önceki görüşünde ısrar etmezdi.İmam Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî -rahimehullah- şöyle demiştir: «وَلَيْسَتْ تَدْخُلُنِي أَنَفَةٌ مِنْ إِظْهَارِ الِانْتِقَالِ عَمَّا كُنْتُ أَرَى إِلَى غَيْرِهِ، إِذَا بَانَتِ الْحُجَّةُ فِيهِ، بَلْ أَتَدَيَّنُ بِأَنَّ عَلَيَّ الرُّجُوعَ عَمَّا كُنْتُ أَرَى إِلَى مَا رَأَيْتُ الْحَقَّ» “Delil ortaya çıktığında, daha önce sahip olduğum görüşten başka bir görüşe geçtiğimi açıklamak bana hiçbir gurur ve kibir getirmez. Bilakis ben, daha önce gördüğüm görüşten, hak olduğunu gördüğüm şeye dönmeyi üzerime dinî bir görev bilirim.” | Cima'u'l-İlim, 25-26.
Selefin yüceliği, hatasız olmalarında değil, hak ortaya çıktığında ona teslim olmalarındaydı. Onlar kendi sözlerini, şahsiyetlerini ve önceki kanaatlerini hakka perde yapmazlardı. İlim talebesine yakışan şudur: Kendi görüşüne değil, delile sadık olmak. Şahsına değil, hakka değer vermek. Hata edince savunmaya değil, rücû etmeye yönelmek. İnsanların gözündeki itibarını değil, Allah katındaki selametini öncelemek. Çünkü hakka dönmek eksiklik değil, fazilettir. Önceki görüşünden dönmek zillet değil, ilmin edebidir. Asıl zillet, hak belli olduktan sonra nefsin izzetini korumak için batılda ısrar etmektir.
Ebû Hureyre'den radıyallahu anh rivayet edildiğine göre Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
مَنْ صَلَّى عَلَيَّ صَلَاةً صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ عَشْرًا.
“Kim bana bir defa salât getirirse, Allah da ona on defa salât eder.”
Süfyân es-Sevrî'den ve ilim ehlinin bir kısmından şöyle dedikleri rivayet edilmiştir:
صَلَاةُ الرَّبِّ الرَّحْمَةُ، وَصَلَاةُ المَلَائِكَةِ الِاسْتِغْفَارُ.
“Rabbin salâtı rahmetidir, meleklerin salâtı ise istiğfardır.”
| Tirmizî, Sunen.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ، اللَّهُمَّ بَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ.
Allah Teâlâ’nın Yüceliğinin (Uluv) ve Semada Oduğunun İspatı
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
﴿ أَأَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاءِ أَن يَخْسِفَ بِكُمُ الْأَرْضَ ﴾
“Gökte olanın sizi yere batırmasından emin mi oldunuz?” (Mülk, 16)
﴿ أَمْ أَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاءِ أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا ﴾
“Yoksa gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir azap göndermesinden emin mi oldunuz?” (Mülk, 17)
﴿ إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ ﴾
“Güzel söz O’na yükselir, salih ameli de O yükseltir.” (Fâtır, 10)
﴿ يَا عِيسَىٰ إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ ﴾
“Ey Îsâ! Şüphesiz seni vefat ettirecek ve seni Kendime yükselteceğim.” (Âl-i İmrân, 55)
﴿ بَل رَّفَعَهُ اللَّهُ إِلَيْهِ ﴾
“Bilakis Allah onu Kendisine yükseltmiştir.” (Nisâ, 158)
﴿ وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ ﴾
“O, kullarının üzerinde mutlak hâkimdir.” (En‘âm, 18)
Allah Teâlâ, değerli melekler hakkında da şöyle buyurmuştur:
﴿ يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوْقِهِمْ ﴾
“Onlar, üstlerinde bulunan Rablerinden korkarlar.” (Nahl, 50)
﴿ يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مِنَ السَّمَاءِ إِلَى الْأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ ﴾
“O, işi gökten yere doğru düzenler, sonra da o iş O’na yükselir.” (Secde, 5)
﴿ تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ ﴾
“Melekler ve Ruh (Cebrâil) O’na yükselir.” (Meâric, 4)
﴿ سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْأَعْلَى ﴾
“Yüce Rabbinin adını tesbih et.” (A‘lâ, 1)
Ebû Saîd el-Hudrî’den radıyallahu anh, Ali b. Ebî Tâlib’in Yemen’den gönderdiği altının taksimiyle ilgili hadiste Nebî ﷺ şöyle buyurmuştur:
«أَنَا أَمِينُ مَنْ فِي السَّمَاءِ»
“Ben, gökte olanın (Allah’ın) emîn (güvenilir) kıldığı kimseyim.”
Yine bir hadiste Rasûlullah ﷺ, Husayn’a şöyle buyurdu:
«يَا حُصَيْنُ، كَمْ إِلَهًا تَعْبُدُ الْيَوْمَ؟»
“Ey Husayn! Bugün kaç ilaha ibadet ediyorsun?”
Husayn: “Yeryüzünde yedi ilaha ve gökte bir ilaha.” dedi. Rasûlullah ﷺ buyurdu:
«فَإِذَا هَلَكَ الْمَالُ مَنْ تَدْعُو؟»
“Malın helâk olduğunda kime dua edersin?”
Husayn: “Gökte olana.” dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
«فَيَسْتَجِيبُ لَكَ وَحْدَهُ وَتُشْرِكُهُمْ مَعَهُ؟»
“O tek başına sana cevap veriyor da sen yine de onları O’na ortak mı koşuyorsun?” dedi.
Cuma Gününde Duanın Kabul Edildiği Saat
Ebû Hureyre'den radıyallahu anh rivayet edildiğine göre Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
"Güneşin üzerine doğduğu en hayırlı gün Cuma günüdür. Âdem o günde yaratıldı, o günde cennete konuldu, o günde cennetten çıkarıldı. Yine o günde öyle bir vakit vardır ki, bir Müslüman kul namaz hâlindeyken o vakte rastlayıp Allah'tan bir şey isterse, Allah mutlaka ona istediğini verir."
Ebû Hureyre dedi ki:
Abdullah b. Selâm ile karşılaştım ve ona bu hadisi anlattım. Bunun üzerine şöyle dedi:
— 'Ben o saati biliyorum.'
Ben de:
— 'Bana onu haber ver, bunu benden esirgeme' dedim.
O şöyle dedi:
— 'O vakit, ikindiden sonra güneş batıncaya kadar olan zamandır.'
Ben dedim ki:
— 'Bu nasıl olur? Rasûlullah ﷺ:
"Bir Müslüman kul ona namaz kılarken rastlar..." buyurdu. Hâlbuki bu vakitte namaz kılınmaz.'
Abdullah b. Selâm şöyle dedi:
— 'Rasûlullah ﷺ'in: "Kim namazı beklemek üzere bir yerde oturursa, namaz kıldığı hükmündedir." buyurduğunu bilmiyor musun?'
Ben:
— 'Evet, biliyorum, dedim.'
O da:
— 'İşte kastedilen budur' dedi.
Tirmizî rahimehullah şöyle demiştir:
“Bu hadisin uzun bir kıssası vardır. Bu hadis sahihtir. Hadiste geçen ‘Bana onu haber ver ve bunu benden esirgeme’ ifadesinin anlamı: ‘Onu bana söylemekten cimrilik etme’ demektir.
| Tirmizî, Sunen (491).
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
"Cuma günü on iki saatten oluşur. O gün içerisinde öyle bir vakit vardır ki, bir Müslüman kul Allah'tan bir şey ister de Allah ona onu vermiş olmasın. O hâlde onu ikindiden sonraki son saatte arayın."
| Ebu Dâvûd, Sunen (1048).
Tirmizî rahimehullah şöyle demiştir:
“Peygamber ﷺ’in ashabından ve onlardan sonraki bazı ilim ehli, kabul saatinin ikindiden sonra güneş batıncaya kadar olan vakit olduğu görüşündedirler.
Ahmed b. Hanbel ve İshak b. Râhûye de bu görüştedir.
Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir:
‘Duanın kabul edilmesinin umulduğu saat hakkında gelen hadislerin çoğu, bunun ikindi namazından sonra olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte güneşin zevalinden (öğle vaktinin girişinden) sonra da kabul edilmesi umulur.’”
| Tirmizî, Sunne (489).
Seleften birçok âlim ve hadislerin büyük bir kısmına göre Cuma gününde duanın kabul edilmesinin en çok umulduğu vakit, ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar olan son saatlerdir. Bu sebeple bu vakitlerde duaya, zikre ve istiğfara daha fazla gayret etmek müstehaptır.
