Menhec Dersleri
رفتن به کانال در Telegram
Selefin menheci üzere.. Bot hesabımız; @menhecbot Youtube; youtube.com/@MenhecDersleri İletişim; @menhecbot_bot
نمایش بیشترکشور مشخص نشده استدسته بندی مشخص نشده است
294
مشترکین
+124 ساعت
+77 روز
+1530 روز
آرشیو پست ها
Selefin sefih kimselerle muamelelerinden biri de hilim göstermek ve onların eziyetlerine sabretmekti.
▪️Hasan el-Basrî, Allah Teâlâ’nın: “Cahiller onlara hitap ettiklerinde ‘selâm’ derler.” (Furkân, 63) ayeti hakkında şöyle demiştir:
حلماء، إن جهل عليهم لم يجهلوا.
“Onlar halîm kimselerdir. Kendilerine karşı cahillik yapıldığında onlar cahilce davranmazlar.”
▪️Bir adam, İmam Vekî bin Cerrâh’a sövdü. Fakat Vekî ona karşılık vermedi. Kendisine: “Ona cevap vermeyecek misin?” denilince şöyle dedi:
ولِمَ تَعَلَّمْنا العلمَ إذن ؟!
“Öyleyse biz ilmi niçin öğrendik?!”
▪️Bir adam gelip Ahnef’e hakaret etti. Ahnef ona karşı sustu. Adam hakaretini tekrarladı, Ahnef yine sustu. Bunun üzerine adam şöyle dedi:
والهفاه! ما يمنعه من أن يردَّ عليَّ إلا هَواني عليه.
“Eyvahlar olsun! Bana cevap vermesine engel olan şey, ancak beni değersiz görmesidir.”
▪️Ahnef şöyle demiştir:
من لم يصبر على كلمة سمِعَ كلماتٍ، ورُبَّ غيظٍ قد تجرَّعْته مخافةَ ما هو أشدُّ منه.
“Bir söze sabredemeyen kimse, birçok söz işitir. Nice öfkeyi, ondan daha şiddetli bir şeye maruz kalma korkusuyla içime atıp yutmuşumdur.”
▪️Bir adam Şa'bî’ye sövdü. Şa'bî ona şöyle dedi:
إنْ كنتَ كاذبًا يغفِرِ اللهُ لك، وإنْ كنتَ صادقًا يغفِرِ اللهُ لي.
“Şayet yalancıysan Allah seni bağışlasın, doğru söylüyorsan Allah beni bağışlasın.”
Günümüzde muhaliflerimizin durumu da bu şekildedir. Onlar sefih selefleri gibi bizleri hedef alıp asılsız iftiralar, hakaretler ve zanlar ile itham ederken onlara salih selefimiz gibi karşılık vermeyişimiz onları ve ahlaklarını değersiz görmemiz sebebiyledir. Bizler ilmi, muhaliflerimize cevap vermek için elde etmiyoruz; aksi halde onlardan bir farkımız olmaz ve kendimizi de onlar gibi sefih ve değersiz kılardık. Ancak biz kelam yerine eseri, cehalet yerine ilmi, hiffet yerine vakarı tercih ettik, onlar ise bu asıllara muhalefet ederek sünnet ehlinin yolundan arşın arşın ayrıldılar. Allah’tan af ve selamet dileriz.
Nebî'ye Salât Etmek İtaattir
Bir adam Nebî'ye ﷺ gelip şöyle dedi: “Ey Allâh'ın Rasûlü! Seni kendimden, malımdan, ailemden ve çoluk çocuğumdan daha çok seviyorum. Evimde iken hatırlayınca sabredemiyorum, hemen gelip seni görüyorum. Benim ve senin öleceğimizi düşününce anladım ki sen cennete girdiğin zaman Peygamberler ile yüce makamlara götürüleceksin, ben ise cennete girsem bile korkarım seni göremeyeceğim.”
Nebî ﷺ ona cevap vermedi ta ki Cebraîl aleyhisselam şu ayeti indirene kadar:
{وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُولٰٓئِكَ مَعَ الَّذينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّنَ وَالصِّدّ۪يق۪ينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِحينَ وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَفيقًا}
“Kim Allâh'a ve Rasûl'e itaat ederse işte onlar, Allâh’ın kendilerine lutufta bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” | Nisâ, 69.
Unutmayın, Allah Rasûlü'ne salât etmek de bir itaattir:
اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّؕ يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلٖيماً
“Allah ve melekleri Peygamber’e çokça salat ederler. Ey iman edenler! Siz de ona çokça salât ve selam edin."
| Ahzâb, 56
اللهم صل و سلم على نبينا محمد.
Âdemoğulları Arasında Ortaya Çıkan İlk Şirk
Allah Teâlâ’nın şu buyruğu hakkında:
“İnsanlar tek bir ümmetti. Ardından Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi.” (el-Bakara, 213)
İbn Abbâs şöyle demiştir:
“Âdem ile Nûh arasında on nesil vardı. Bunların tamamı hak bir şeriat üzereydi. Daha sonra ihtilafa düştüler. Bunun üzerine Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi.”(¹)
Katâde, Allah Teâlâ’nın: "İnsanlar tek bir ümmetti" ayeti hakkında şöyle demiştir:
“Onların tamamı hidayet üzereydi. Daha sonra ihtilafa düştüler. Bunun üzerine Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi. Gönderilen ilk peygamber Nûh’tu.”(²)
Allah Teâlâ’nın şu buyruğu hakkında:
“Şöyle dediler: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın! Vedd’i, Süvâ‘ı, Yeğûs’u, Ye‘ûk’u ve Nesr’i asla bırakmayın!” (Nûh, 23)
İbn Abbâs radıyallahu anhumâ şöyle demiştir:
“Bunlar, Nûh kavminden bazı salih kimselerin isimleriydi. Bu kimseler vefat edince şeytan, kavimlerine şöyle telkinde bulundu:
‘Onların oturdukları meclislere birtakım heykeller dikin ve bu heykellere onların isimlerini verin.’
Onlar da bunu yaptılar. Ancak bu heykellere henüz ibadet edilmedi. Nihayet onları diken kimseler vefat edip bu husustaki ilim unutulunca, bu heykellere ibadet edilmeye başlandı.”(³)
Muhammed b. Kays şöyle demiştir:
“Onlar, Âdemoğullarından salih bir topluluktu. Kendilerini örnek alıp onlara uyan bazı kimseler de vardı. Bu salih kimseler vefat edince, kendilerini örnek alan arkadaşları şöyle dediler:
‘Onların suretlerini yapsak, onları her hatırladığımızda ibadete karşı daha fazla şevk duyarız.’
Bunun üzerine onların suretlerini yaptılar. Bunlar da vefat edip arkalarından başka nesiller gelince İblîs, gizlice onların arasına sokularak şöyle dedi:
‘Onlar, bu kimselere ibadet ediyorlardı ve onların hürmetine kendilerine yağmur yağdırılıyordu.’
Bunun üzerine onlar da bu suretlere ibadet etmeye başladılar.”(⁴)
---
¹ İbn Cerîr et-Taberî, Tefsir, 4048.
² İbn Cerîr et-Taberî, Tefsir, 4049.
³ Buhârî, Sahîh, 4636.
⁴ İbn Cerîr et-Taberî, Tefsir, 23/639.
Sevgi ve özlem gibi duygular şer'i bir ölçü ile dizginlenmezse, bu durum ileride daha büyük bir mefsedetlere yol açmaktadır.
Tabiîn'den Ebû Osman en-Nehdî şöyle demiştir:
"Onlar üç on günü ta'zim ederlerdi:
Muharrem’in ilk on günü, Zilhicce’nin ilk on günü, Ramazan’ın son on günü."
| Mervezî, Kıyâmu’l Leyl.
1 Muharrem 1448.
Rabbinin, kendisini Arş üzerinde kendisiyle beraber oturtmakla şereflendirdiği zata salât edin.
﴿عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا﴾
"Umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûd'a ulaştıracaktır." | el-İsrâ, 79.
İmam Mücâhid dedi ki:
«يُجْلِسُهُ مَعَهُ عَلَى الْعَرْشِ»
"Allah onu Arş üzerinde kendisiyle beraber oturtacaktır." | es-Sünne, el-Hallâl
اللهم صلِّ وسلم وبارك على نبينا محمد ﷺ.
Allah'ım! Nebimiz Muhammed'e salât, selâm ve bereket ihsan eyle.
İlim Ehlinden İlim Talebelerine Nasihat
Bismillâh. Salât ve selâm Rasûlullah’ın ve bütün ashâbının üzerine olsun.
İlim talebi hususunda her ilimde önce usûlleri sağlamlaştırmanız gerekir. Önce ilmin dilini sağlamlaştırın. İlmin dili Arapçadır. Bununla beraber her ilmin ıstılahlarını/terimlerini de sağlam öğrenin.
Mesela akîdede belli metinleri okuyorsunuz. Fıkıhta da böyledir. Her kitapta kendiniz için ezberleyeceğiniz bir metin belirleyin. Mesela akîdede “Raziyeyn şöyle şöyle demiştir..” gibi bir metni ezberlersiniz. Fıkıhta da bir metin ezberlersiniz. Sonra her ilimde ezberleyeceğiniz bir metniniz olur. Bu metin kısa olmalı ve onu doğru bir şekilde sağlamlaştırmalısınız.
Başlangıçta, onu iyice sağlamlaştırmadan bir sonrakine geçmeyin. Mesela “Raziyeyn” metninden çıkmayın ta ki onun ne anlama geldiğini, maksadının ne olduğunu, delilinin ne olduğunu, delile nasıl bağlandığını, ona nasıl istidlâl edildiğini, bu konuda kimin muhalefet ettiğini öğreninceye kadar. Yani her ifadeyi anlayın, tafsilatlı bir anlayışla kavrayın.
Bu başlangıçta hepsinin bir defada şart olduğu anlamına gelmez. Bunu aşama aşama alabilirsiniz. Bazen insanın bir meseledeki ilmi zamanla gelişir ve artar.
Söylemek istediğim en önemli şey şudur; buna dikkat edin! İlim talebinde insan için önemli olan mesele, dediğim gibi, zabt/sağlamlaştırma meselesidir. Diğer mesele de fehm/anlama meselesidir. Bir şeyi anladığınızda mutlaka onu birine arz etmelisiniz. Sadece kendi kendinize okuyup “Ben anladım, tamam” demeyin.
Mesela bir kardeşinize gelirsiniz ve dersiniz ki: “Ben bunu anladım. Raziyeyn’ın ‘Kur’ân lafzı mahlûktur’ sözü hakkında şöyle şöyle anladım. Benim anlayışım doğru mu?” O da der ki: “Evet, anlayışın doğru.” İşte böyle yapılır.
Bir de müteşâbih meselelere dalmayın. Bazen müşkil bir eser okursunuz. Başlangıçta size karışık gelen bir eser geldiğinde şunu bilin: Bizde Kur’ân’da muhkem ve müteşâbih olduğu gibi, eserlerde de muhkem ve müteşâbih vardır. Muhkem olanı alırız, müteşâbih olanı ise bırakırız. Bazen onu muhkem olana döndürürüz. Bazen de mesele zaman geçtikçe anlaşılır.
Müteşâbih sebebiyle muhkem olanı değiştirmeyin. Bazı insanlar müteşâbih bir şey bulur ve muhkemini değiştirir. Der ki: “Madem bu eserde bir kapalılık var, o halde bu muhkem olan şey de şüphelidir.” Hayır. Biz muhkem olanı alır, ona sarılırız. Allah Teâlâ’nın izniyle, sonra bir müteşâbih şey bulduğumuzda onu ayrıca inceleriz: “Bunun anlamı nedir?” diye bakarız.
Bu, ister Allah’ın kelâmında olsun, ister Rasûlü’nün sözünde olsun, ister selefin sözünde olsun, ister âlimlerin sözlerinde olsun daima muhkem ve müteşâbih vardır. Muhkem vardır, müteşâbih vardır. Bu noktaya tamamen dikkat edin.
Diğer bir nokta da şudur: Herhangi bir meselenin sizin yanınızda sağlam yerleşmesini istiyorsanız, o konuda yazın veya onu öğretin. Böylece o mesele sizde kökleşir.
“Ben bir mesele öğrendim. Bu meselenin bende kalmasını, gitmemesini, unutmamayı istiyorum. Ne yapayım?” Ya onu yazarsın, ister Arapça yaz ister tercüme ederek yaz. Onun hakkında bir paylaşım, makale veya risale yazarsın. Ya da onu bir derste başkalarına öğretirsin. İşte böyle yaparsan, inşaAllah Tebâreke ve Teâlâ, o mesele seninle beraber sabit kalır.
Allah sizden razı olsun ve sizi hayırla mükâfatlandırsın.
İşte Onlar Bununla Yükseldiler
Tâvûs şöyle demiştir:
«رُبَّمَا رَأَى ابْنُ عَبَّاسٍ الرَّأْيَ ثُمَّ تَرَكَهُ»
“İbn Abbâs bazen bir görüşe varır, sonra onu terk ederdi.” | Dârimî, Sunen 654.
Yani kendisine daha doğru olan delil, daha sahih olan bilgi veya hakka daha yakın olan görüş ortaya çıkınca önceki görüşünde ısrar etmezdi.İmam Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî -rahimehullah- şöyle demiştir: «وَلَيْسَتْ تَدْخُلُنِي أَنَفَةٌ مِنْ إِظْهَارِ الِانْتِقَالِ عَمَّا كُنْتُ أَرَى إِلَى غَيْرِهِ، إِذَا بَانَتِ الْحُجَّةُ فِيهِ، بَلْ أَتَدَيَّنُ بِأَنَّ عَلَيَّ الرُّجُوعَ عَمَّا كُنْتُ أَرَى إِلَى مَا رَأَيْتُ الْحَقَّ» “Delil ortaya çıktığında, daha önce sahip olduğum görüşten başka bir görüşe geçtiğimi açıklamak bana hiçbir gurur ve kibir getirmez. Bilakis ben, daha önce gördüğüm görüşten, hak olduğunu gördüğüm şeye dönmeyi üzerime dinî bir görev bilirim.” | Cima'u'l-İlim, 25-26.
Selefin yüceliği, hatasız olmalarında değil, hak ortaya çıktığında ona teslim olmalarındaydı. Onlar kendi sözlerini, şahsiyetlerini ve önceki kanaatlerini hakka perde yapmazlardı. İlim talebesine yakışan şudur: Kendi görüşüne değil, delile sadık olmak. Şahsına değil, hakka değer vermek. Hata edince savunmaya değil, rücû etmeye yönelmek. İnsanların gözündeki itibarını değil, Allah katındaki selametini öncelemek. Çünkü hakka dönmek eksiklik değil, fazilettir. Önceki görüşünden dönmek zillet değil, ilmin edebidir. Asıl zillet, hak belli olduktan sonra nefsin izzetini korumak için batılda ısrar etmektir.
Ebû Hureyre'den radıyallahu anh rivayet edildiğine göre Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
مَنْ صَلَّى عَلَيَّ صَلَاةً صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ عَشْرًا.
“Kim bana bir defa salât getirirse, Allah da ona on defa salât eder.”
Süfyân es-Sevrî'den ve ilim ehlinin bir kısmından şöyle dedikleri rivayet edilmiştir:
صَلَاةُ الرَّبِّ الرَّحْمَةُ، وَصَلَاةُ المَلَائِكَةِ الِاسْتِغْفَارُ.
“Rabbin salâtı rahmetidir, meleklerin salâtı ise istiğfardır.”
| Tirmizî, Sunen.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ، اللَّهُمَّ بَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ.
Allah Teâlâ’nın Yüceliğinin (Uluv) ve Semada Oduğunun İspatı
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
﴿ أَأَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاءِ أَن يَخْسِفَ بِكُمُ الْأَرْضَ ﴾
“Gökte olanın sizi yere batırmasından emin mi oldunuz?” (Mülk, 16)
﴿ أَمْ أَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاءِ أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا ﴾
“Yoksa gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir azap göndermesinden emin mi oldunuz?” (Mülk, 17)
﴿ إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ ﴾
“Güzel söz O’na yükselir, salih ameli de O yükseltir.” (Fâtır, 10)
﴿ يَا عِيسَىٰ إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ ﴾
“Ey Îsâ! Şüphesiz seni vefat ettirecek ve seni Kendime yükselteceğim.” (Âl-i İmrân, 55)
﴿ بَل رَّفَعَهُ اللَّهُ إِلَيْهِ ﴾
“Bilakis Allah onu Kendisine yükseltmiştir.” (Nisâ, 158)
﴿ وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ ﴾
“O, kullarının üzerinde mutlak hâkimdir.” (En‘âm, 18)
Allah Teâlâ, değerli melekler hakkında da şöyle buyurmuştur:
﴿ يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوْقِهِمْ ﴾
“Onlar, üstlerinde bulunan Rablerinden korkarlar.” (Nahl, 50)
﴿ يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مِنَ السَّمَاءِ إِلَى الْأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ ﴾
“O, işi gökten yere doğru düzenler, sonra da o iş O’na yükselir.” (Secde, 5)
﴿ تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ ﴾
“Melekler ve Ruh (Cebrâil) O’na yükselir.” (Meâric, 4)
﴿ سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْأَعْلَى ﴾
“Yüce Rabbinin adını tesbih et.” (A‘lâ, 1)
Ebû Saîd el-Hudrî’den radıyallahu anh, Ali b. Ebî Tâlib’in Yemen’den gönderdiği altının taksimiyle ilgili hadiste Nebî ﷺ şöyle buyurmuştur:
«أَنَا أَمِينُ مَنْ فِي السَّمَاءِ»
“Ben, gökte olanın (Allah’ın) emîn (güvenilir) kıldığı kimseyim.”
Yine bir hadiste Rasûlullah ﷺ, Husayn’a şöyle buyurdu:
«يَا حُصَيْنُ، كَمْ إِلَهًا تَعْبُدُ الْيَوْمَ؟»
“Ey Husayn! Bugün kaç ilaha ibadet ediyorsun?”
Husayn: “Yeryüzünde yedi ilaha ve gökte bir ilaha.” dedi. Rasûlullah ﷺ buyurdu:
«فَإِذَا هَلَكَ الْمَالُ مَنْ تَدْعُو؟»
“Malın helâk olduğunda kime dua edersin?”
Husayn: “Gökte olana.” dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
«فَيَسْتَجِيبُ لَكَ وَحْدَهُ وَتُشْرِكُهُمْ مَعَهُ؟»
“O tek başına sana cevap veriyor da sen yine de onları O’na ortak mı koşuyorsun?” dedi.
Cuma Gününde Duanın Kabul Edildiği Saat
Ebû Hureyre'den radıyallahu anh rivayet edildiğine göre Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
"Güneşin üzerine doğduğu en hayırlı gün Cuma günüdür. Âdem o günde yaratıldı, o günde cennete konuldu, o günde cennetten çıkarıldı. Yine o günde öyle bir vakit vardır ki, bir Müslüman kul namaz hâlindeyken o vakte rastlayıp Allah'tan bir şey isterse, Allah mutlaka ona istediğini verir."
Ebû Hureyre dedi ki:
Abdullah b. Selâm ile karşılaştım ve ona bu hadisi anlattım. Bunun üzerine şöyle dedi:
— 'Ben o saati biliyorum.'
Ben de:
— 'Bana onu haber ver, bunu benden esirgeme' dedim.
O şöyle dedi:
— 'O vakit, ikindiden sonra güneş batıncaya kadar olan zamandır.'
Ben dedim ki:
— 'Bu nasıl olur? Rasûlullah ﷺ:
"Bir Müslüman kul ona namaz kılarken rastlar..." buyurdu. Hâlbuki bu vakitte namaz kılınmaz.'
Abdullah b. Selâm şöyle dedi:
— 'Rasûlullah ﷺ'in: "Kim namazı beklemek üzere bir yerde oturursa, namaz kıldığı hükmündedir." buyurduğunu bilmiyor musun?'
Ben:
— 'Evet, biliyorum, dedim.'
O da:
— 'İşte kastedilen budur' dedi.
Tirmizî rahimehullah şöyle demiştir:
“Bu hadisin uzun bir kıssası vardır. Bu hadis sahihtir. Hadiste geçen ‘Bana onu haber ver ve bunu benden esirgeme’ ifadesinin anlamı: ‘Onu bana söylemekten cimrilik etme’ demektir.
| Tirmizî, Sunen (491).
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
"Cuma günü on iki saatten oluşur. O gün içerisinde öyle bir vakit vardır ki, bir Müslüman kul Allah'tan bir şey ister de Allah ona onu vermiş olmasın. O hâlde onu ikindiden sonraki son saatte arayın."
| Ebu Dâvûd, Sunen (1048).
Tirmizî rahimehullah şöyle demiştir:
“Peygamber ﷺ’in ashabından ve onlardan sonraki bazı ilim ehli, kabul saatinin ikindiden sonra güneş batıncaya kadar olan vakit olduğu görüşündedirler.
Ahmed b. Hanbel ve İshak b. Râhûye de bu görüştedir.
Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir:
‘Duanın kabul edilmesinin umulduğu saat hakkında gelen hadislerin çoğu, bunun ikindi namazından sonra olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte güneşin zevalinden (öğle vaktinin girişinden) sonra da kabul edilmesi umulur.’”
| Tirmizî, Sunne (489).
Seleften birçok âlim ve hadislerin büyük bir kısmına göre Cuma gününde duanın kabul edilmesinin en çok umulduğu vakit, ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar olan son saatlerdir. Bu sebeple bu vakitlerde duaya, zikre ve istiğfara daha fazla gayret etmek müstehaptır.
﴿لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللهَ كَثِيرًا﴾
“Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çokça zikreden kimseler için, Allah’ın Rasûlü’nde sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 21)
اللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ كُلَّمَا ذَكَرَهُ الذَّاكِرُونَ وَغَفَلَ عَنْ ذِكْرِهِ الغَافِلُونَ.
Allah'ım, Nebîmiz Muhammed’e zikredenlerin zikrettiği ve gafillerin zikretmeyi ihmal ettiği kadar salât, selâm ve bereket ihsan et.
Allah Teâlâ, yeryüzünün doğusunda ve batısında bulunan, İbrahim’in -aleyhisselâm- milletine tâbi olan, Muhammed’e -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ona ihsan üzere tâbi olanların menhecini rehber edinen, şirkten, bid‘atten ve ehlinden teberrî eden bütün Müslüman kardeşlerimizin bayramını mübarek kılsın.
Allah Teâlâ bizden ve sizden kabul buyursun. Bizleri İslâm ve sünnet üzere sabit kılsın.
اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ، وَاللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ وَلِلَّهِ الْحَمْدُ.
Kurban Bayramı’nın sünnetleri, hükümleri ve edepleri
▪️Bayram günü süslenmek, gusletmek ve güzel koku sürünmek müstehaptır. Çünkü Nebimiz ﷺ bayram günlerinde kırmızı bir hülle giyerdi.
▪️Bayram namazından sonra tebrikleşmek meşrudur. Seleften gelen rivayetlerde onların birbirlerine: “Allah bizden de senden de kabul etsin” (تقبل الله منا ومنك) dedikleri nakledilmiştir.
▪️Mutlak tekbirler her vakitte getirilir. Mukayyed tekbirler ise farz namazların ardından bayram günlerinin son günü güneş batıncaya kadar devam eder.
▪️Bayram namazına gitmek sünnettir. Kadınların da —hayız halinde olsalar bile— tekbirlere katılmaları teşvik edilmiştir. Ancak onlar namaz kılmaz, sadece tekbir getirirler.
▪️Muharrem şeylerden gözleri sakındırmak gerekir. Çünkü bunlar haram aylardandır. Nasıl ki iyiliklerin sevabı katlanıyorsa, kötülüklerin günahı da büyür: “O aylarda kendinize zulmetmeyin.”
▪️Bayram hutbesi namazdan sonra yapılır, namazdan önce yapılmaz. İnsanların bayram namazına giderken kullandıkları yoldan farklı bir yoldan dönmeleri sünnettir.
▪️Kurbanların, imam bayram namazından ayrıldıktan sonra kesilmesi sünnettir. Kim imam ayrılmadan önce kurbanını keserse, yeniden kurban kesmesi gerekir.
▪️Kurban etinden herhangi bir şeyi satmak caiz değildir. Ondan sadaka vermek ve yemek ise caizdir.
▪️Bayram günü cuma gününe denk gelirse, bayram namazını kılan kişinin cuma namazını terk etmesine ruhsat verilmiştir. Çünkü bu mesele fakihler arasında ihtilaflıdır. Bayram veya cuma namazlarından birini kılması yeterli görülmüştür. Her ikisini de kılarsa bunda da bir sakınca yoktur.
▪️Bayram namazında birinci rekâtta 7 tekbir, ikinci rekâtta ise 5 tekbir vardır. Her tekbir arasında tehlil, hamd veya Nebî ﷺ’e salavat getirilebilir.
▪️Bayram namazından önce de sonra da nafile namaz kılınmaz. Ayrıca onun için ezan ve kamet de yoktur.
▪️Özellikle çocuklara karşı sevinç ve neşeyi göstermek gerekir. Hüzünler bulunsa bile bayram, kolaylık ve müsamaha dini olan İslam’ın bir şiarıdır. Böylece Yahudiler ve kâfirler dinimizde bir genişlik ve güzellik olduğunu bilirler.
▪️Bayram gecesini ibadet ve dua ile ihya etmek müstehaptır. İmam Şafii rahimehullah bunun kabul olunan duaların gecelerinden biri olduğu görüşüne gitmiştir.
▪️Başkası için kurban kesen kişinin akidesinin sahih olmasına dikkat edilmelidir. Çünkü mürtedin kestiği yenmez. Allah’a, dine söven, farz namazı tamamen terk eden yahut kişiyi İslam’dan çıkaran bir nakıza düşen kimsenin kestikleri de böyledir.
Arefe Günü Yapılması Müstehap Olan İbadetler
Arafat neden bu isimle adlandırılmıştır?
• Ebû Bekir bize rivayet etti, dedi ki: Yezîd b. Hârûn bize rivayet etti, Teymî’den, o da Ebû Miclez’den naklettiğine göre:
“Cebrâil, İbrahim’i Arafat’a getirdi ve: ‘Bildin mi? / عَرَفْتَ’ dedi. O da: ‘Evet’ dedi. Bunun üzerine: ‘İşte bu yüzden buraya Arafat adı verildi’ dedi.”
| İbn Ebî Şeybe, el-Musannef (8/259).
• Ebû Bekir bize rivayet etti, dedi ki: Ya‘lâ b. Ubeyd bize rivayet etti, Abdülmelik’ten, o da Atâ’dan şöyle dediğini nakletti:
“Arafat’a bu ismin verilmesinin sebebi şudur: Cebrâil, İbrahim’e hac menâsikini gösteriyor ve ona: ‘Bildin mi? / عَرَفْتَ ’ diyordu. Sonra tekrar gösteriyor ve yine: ‘Tanıdın mı?’ diyordu. Bu yüzden oraya Arafat adı verildi.”
| İbn Ebî Şeybe, el-Musannef (8/259).
Arefe günü gusletmenin müstehap oluşu
• Ebû Bekir bize rivayet etti, dedi ki: İbn Fudayl bize rivayet etti, Yezîd’den şöyle dediğini nakletti:
“Mücâhid, Arefe günü gusletti; ben de onunla beraberdim.”
| İbn Ebî Şeybe, el-Musannef (8/259).
• Ebû Bekir bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Zâide bize rivayet etti, İsrail’den, o da Câbir’den, o da Abdurrahman b. Esved’den şöyle nakletti:
“Babası Arefe günü guslederdi.”
| İbn Ebî Şeybe, el-Musannef (8/259).
• Ebû Bekir bize rivayet etti, dedi ki: Abdullah b. İdrîs bize rivayet etti, Yezîd’den, o da Abdurrahman b. Ebî Leylâ’dan şöyle dediğini nakletti:
“Arefe günü gusletmek (müstehaptır).”
| İbn Ebî Şeybe, el-Musannef (8/259).
Arefe günü orucu için gece sahur yapmanın müstehap oluşu
• Ebû Bekir b. Mâlik bize rivayet etti, dedi ki: Abdullah b. Ahmed bize rivayet etti, dedi ki: Babam bana rivayet etti, Mu‘temir b. Süleyman bize rivayet etti, dedi ki:
Fudayl b. Meysere’ye okudum, o da Ebû Cerîr’den naklettiğine göre Saîd b. Cübeyr şöyle derdi:
“On gecelerde kandillerinizi söndürmeyin.”
İbadet hoşuna giderdi ve şöyle derdi:
“Hizmetçilerinizi uyandırın da Arefe günü orucu için sahur yapsınlar.”
| Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ (4/281).
Arefe günü oruç tutmanın müstehap oluşu
• Vekî‘ bize rivayet etti, İbn Ebî Leylâ’dan, o da Atâ’dan, o da Ebü’l-Halîl’den, o da Ebû Katâde’den naklettiğine göre Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:
“Arefe günü orucu, biri geçmiş, biri gelecek olmak üzere iki seneye kefarettir.”
| İbn Ebî Şeybe, el-Musannef (6/109).
• Vekî‘ bize rivayet etti, Mehdî b. Meymûn’dan, o da Gaylân b. Cerîr’den, o da Abdullah b. Ma‘bed ez-Zimmânî’den, o da Ebû Katâde’den naklettiğine göre:
Nebî ﷺ’ye Arefe günü orucu soruldu. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
“Allah’tan umarım ki biri geçmiş, biri gelecek olmak üzere iki seneye kefaret olur.”
| İbn Ebî Şeybe, el-Musannef (6/109).
• Muâviye b. Hişâm bize rivayet etti, Ebû Hafs et-Tâifî’den, o da Ebû Hâzim’den, o da Sehl b. Sa‘d’dan naklettiğine göre Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:
“Arefe günü orucu iki seneye kefarettir.”
| İbn Ebî Şeybe, el-Musannef (6/110).
• Vekî‘ bize rivayet etti, Şu‘be’den, o da Ebû Kays’tan, o da Hüzeyl’den, o da Mesrûk’tan, o da Âişe’den رضي الله عنها naklettiğine göre:
“Âişe رضي الله عنها Arefe günü oruç tutardı.”
| İbn Ebî Şeybe, el-Musannef (6/109).
• Gundar bize rivayet etti, Şu‘be’den, o da Ebû Kays’tan, o da Hüzeyl’den, o da Âişe’den رضي الله عنها şöyle dediğini nakletti:
“Senede bana, Arefe gününden daha sevimli gelen hiçbir oruç günü yoktur.”
| İbn Ebî Şeybe, el-Musannef (6/110).
Arefe günü Kur’an okumanın müstehap oluşu
• Ebû Bekir bize rivayet etti, dedi ki: Ebû Muâviye bize rivayet etti, Haccâc’dan, o da Sadaka b. Yesâr’dan şöyle dediğini nakletti:
“Mücâhid’e sordum: ‘Arefe günü Kur’an okumak mı daha faziletlidir yoksa zikir mi?’
Şöyle dedi: ‘Hayır, bilakis Kur’an okumak daha faziletlidir.’”
| İbn Ebî Şeybe, el-Musannef (8/516).
Allah Azze ve Celle’nin, Cehmiyye'nin inkârına rağmen Arefe günü gündüz vakti dünya semasına inişi
عن عائشة رضي الله عنها، قالت: إن رسول الله ﷺ قال: « ما من يوم أكثر من أن يعتق الله فيه عبدا من النار من يوم عرفة، وإنه ليدنو، ثم يباهي بهم الملائكة، فيقول: ما أراد هؤلاء ».
Âişe radıyallahu anhâ şöyle rivayet etmiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Allah'ın, ateşten kullarını en fazla âzat ettiği gün, Arefe günüdür. Allah (o gün dünya semasına) iner, sonra onlarla meleklere karşı övünür ve 'Bunlar ne istiyorlar?' buyurur."
Hadiste ki (لِيَدْنُو) kelimesi, (لِيَنزِل) 'inmek' anlamındadır.
| Müslim, Sahîh 1348.
قالت أم سلمة رضي الله عنها: « نعم اليوم يوم عرفة؛ ينزل فيه رب العزة إلى السماء الدنيا يوم عرفة ».
Ümmü Seleme radıyallahu anhâ şöyle demiştir:
"Ne güzel bir gündür şu Arefe günü; o gün Rabbu’l-İzze dünya semasına iner."
| el-Fâkihî, Ahbâru Mekke 2746; Dârimî, er-Red ale’l-Cehmiyye 67; Dârakutnî, en-Nuzûl 96.
Bugün 9 Zilhicce 1447.
Hafs b. Abdullah el-Erdebîlî dedi ki:
“Ebû Zur‘a er-Râzî’ye yolculuk yapmayı çok arzu etmiştim, ancak buna imkân bulamadım. O öldükten sonra onu rüyamda gördüm. Dünya semasında meleklerle birlikte namaz kılıyordu.
Ona: ‘Ubeydullah bin Abdulkerîm mısın?’ dedim. ‘Evet’ dedi.
Ben de: ‘Bu makama nasıl ulaştın?’ dedim.
Şöyle dedi: ‘Elimle yazdığım bin hadis sebebiyle. O hadislerde: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den (rivayet edildi)” diyordum.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:
“Kim bana bir salât getirirse Allah da ona on salât eder.” | Tabakatu’l Hanâbile.
Repost from Menhec Çocuk
Bugün neler öğrendik?
"Rabbim Allah’tır,
Dinim İslam’dır,
Peygamberim Muhammed'dir ﷺ.
Allah semadadır.
Allah bizi kendisine ibadet için yarattı."
Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
"Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat, 56)
Menhec Çocuk
Selefin menheciyle çocuk eğitimi
Repost from Menhec Çocuk
Çocuklar İçin Tevhid Dersleri
Bir çocuğun kalbine ilk yerleşen sözler, onun ilerideki hayatını şekillendirir. Bu sebeple selef âlimleri çocukların küçük yaşta tevhid üzerine yetiştirilmesine büyük önem vermişlerdir. Çocuğa önce Rabbini, dinini ve Peygamberini öğretmek; onun kalbini iman üzere bina etmektir.
Selef, çocuk terbiyesinde önce imanı yerleştirmeye büyük önem verirdi. Nitekim Cündüb b. Abdullah radıyallahu anh şöyle demiştir:
“Biz ergenliğe yakın gençler iken Nebi ﷺ ile beraberdik. Kur’ân’ı öğrenmeden önce imanı öğrendik. Sonra Kur’ân’ı öğrendik, böylece imanımız arttı.”
Çocuğa Allah’ın kendisini ibadet için yarattığını öğretmek de çok önemlidir. Böylece çocuk, dünyaya oyun ve eğlence için değil, Allah’a kulluk etmek için geldiğini küçük yaşta öğrenmiş olur. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
﴿وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ﴾
“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” [Zâriyât, 56]
Bu tür dersler sert ve uzun olmamalıdır. Kısa, sade ve tekrar edilen konuşmalar çocukta daha güzel tesir bırakır. Anne baba bazen sofrada, bazen yürürken, bazen yatmadan önce bu soruları tekrar ederek çocuğun kalbine imanı yerleştirebilir.
Unutulmamalıdır ki çocukların kalbi boş bir sayfa gibidir. O sayfaya ilk yazılacak şeyin tevhid olması, anne babanın en büyük vazifelerindendir. Çünkü çocukken kalbe yerleşen iman, Allah’ın izniyle ömür boyu kişiye yol gösterir.
Özellikle soru-cevap şeklindeki kısa dersler, çocukların zihninde daha kalıcı olur. Küçük yaşta öğrenilen bilgi, taşa kazınan yazı gibidir. Bizler de bu çalışmalarımızda çocuklarımıza tevhid bilincinin yerleşmesine katkı sağlamak istedik. Bu yolculuğumuzda desteklerinizi bekliyoruz.
Menhec Çocuk
Selefin menheciyle çocuk eğitimi
Zilhicce’nin On Gününün Faziletleri
Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:
﴿وَلَيَالٍ عَشْرٍ﴾
“On geceye andolsun.”
İbn Abbas radıyallahu anhuma şöyle dedi: “Allah’ın kendileri üzerine yemin ettiği o on gece, Zilhicce’nin ilk on gecesidir.”¹
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu: “Allah katında, şu on günden daha büyük ve içerisinde yapılan amelin Allah’a daha sevimli olduğu başka günler yoktur. O halde bu günlerde tehlîli, tekbîri ve tahmîdi çokça yapın.”²
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu: “Allah azze ve celle’ye, şu günlerde yapılan salih amelden daha sevimli başka amel yoktur.”
—Yani Zilhicce'nin on günleri—
Sahâbîler dediler ki:
“Ey Allah’ın Rasûlü! Allah yolunda cihad da mı değil?”
Buyurdu ki: “Allah yolunda cihad da değil. Ancak canı ve malıyla çıkıp da bunlardan hiçbir şeyle geri dönmeyen kimse müstesna.”³
Ebû Muhammed ed-Dârimî, bu hadisi zikrettikten sonra şöyle dedi:
“Saîd b. Cubeyr, on günler girdiğinde öyle şiddetli bir gayretle ibadete sarılırdı ki neredeyse buna güç yetirilemezdi.”⁴
Abdurrezzâk es-San‘ânî şöyle dedi:
Ca‘fer b. Süleyman, Hişâm’dan, o da Hasan’dan nakletti ki Hasan şöyle dedi:
“On günlerden bir gün oruç tutmak, iki aya denktir.”⁵
Ebû Osman’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: “Onlar üç tane on günü büyük görürlerdi:
Muharrem’in ilk on günü,
Zilhicce’nin ilk on günü
ve Ramazan’ın son on günü.”⁶
______
¹ Taberî Tefsiri (24/345)
² Müsned, İmam Ahmed (5446)]
³ Müsned, İmam Ahmed (1968), Buhârî "Sahih" (969)]
⁴ Sünen, Dârimî (1815)
⁵ Musannef, Abdurrezzâk (8126)
⁶ Muhtasaru Kıyâmi’l-Leyl, el-Mervezî (s. 103)
اکنون در دسترس! پژوهش تلگرام ۲۰۲۵ — مهمترین بینشهای سال 
