fa
Feedback
Risale-i Nur Dersleri (Edessa)

Risale-i Nur Dersleri (Edessa)

رفتن به کانال در Telegram
4 663
مشترکین
+224 ساعت
+77 روز
+730 روز
آرشیو پست ها
20250513 13. Lem’a 8. ve 9. İşaret – Urfa.mp390.22 MB

20250510 13. Lem’a 7. İşaret – Urfa.mp370.51 MB

20250506 13. Lem’a 6. İşaret – Urfa.mp349.93 MB

20250503 13. Lem’a 5. İşaret – Urfa.mp347.90 MB

20250429 13. Lem’a 4. İşaret – Urfa.mp344.26 MB

20250426 13. Lem’a 3. İşaret – Urfa.mp342.10 MB

20250422 13. Lema 2. İşaret 2. Ders – Urfa.mp349.39 MB

20250419 13. Lem’a 2. İşaret – Urfa.mp341.27 MB

20250415 13. Lem’a 1. İşaret – Urfa 00:00 Şeytan, gücü ve kudreti olmayan bir mahluk-u İlahidir, bir abddir. İrade-i şerriyeyle vesvese vermekten başka elinde hiçbir şey yok. Madem şeytanın hiçbir kudreti yoktur, Kur’an neden şeytandan istiazeye ehemmiyet veriyor, şeytanın tahribatını büyük gösteriyor? Halbuki hayrı ve şerri yaratan Ellah olduğu gibi Şeytanı yaratan da O’dur. Şeytan her ne kadar vesvese verse de yaratan Ellah’dır. Şerre meyyal, mahiyeti mechul cüz’i bir iradeden başka şeytanın elinde hiçbir şey yoktur. Meleklerde, şeytanlarda ve insanlarda hem irade-i şer var hem irade-i hayr var. Meleklerde irade-i hayriye hakimdir, meleklerin iradeleri, hayra meyyaldir. Şeytanlarda irade-i şerriye hakimdir, şeytanların iradeleri, şerre meyyaldir. İnsanların hayra ve şerre iradeleri müsavidir, insanların iradeleri hem şerre hem hayra meyyaldir Şeytanın iradesi mahluk değildir, vücud-u hakikisi yoktur. Bir şeyin mahluk olabilmesi için maddesi, sureti, gayesi ve faili olmalıdır. Cüz’-i ihtiyari ise, bir emr-i itibari, bir emr-i nisbîdir. Yani vücud-i itibarisi var, vücud-i haricisi yoktur. Zira illet-i nakısası var, illet-i tammesi yoktur. Yani, ilel-i erbaadan fail ve gayesi var, madde ve sureti yoktur. Meleklerde, şeytanlarda ve insanlarda bütün unsurlar bulunmakla beraber meleklerde nur unsuru hakimdir, şeytanlarda nar unsuru hakimdir, insanlarda toprak unsuru hakimdir Ölümün insana uzaklığı, bir nefes kadardır. Ya nefesi alır, veremezsin veya nefesi verir, alamazsın 12:45 Kur’an’da Muavvizeteynden büyük bir dua ve Muavvizeteynin benzeri bir korunma yoktur Muavvizeteyn yani Felak ve Nas Sureleri her ne kadar zahiren Ayete’l-Kürsi gibi muazzam görülmüyor. Ama işin gerçeğine baksak Felak ve Nas Sureleri bütün esma-yı hüsnanın ana temellerini ihtiva etmektedir. Rabbi’n-nas, Meliki’n-nas, İlahi’n-nas bu hakikati ifade etmektedir. Rabbi’n-nas, yaratıp terbiye edendir. Meliki’n-nas, bütün dünyayı insana hizmetçi edip çalıştırandır. İlahi’n-nas, Ma’bud-u Mutlak’dır. İlah, Ellah’ın ismi ve unvan-ı mülahazası olup bütün esma-yı hüsnayı içine alır. Nas Suresindeki esma-yı hüsnayla bütün cinni ve insi düşmanlardan Ellah’a iltica edilir Felak Suresinde üç şerden yani ğasıkın, neffasatın ve hasudun şerlerinden Ellah’a sığınılmaktadır. Şöyle ki; Birincisi; Gece-gündüzün inkılabıyla meydana gelen felaketlerden, hususan gecenin karanlığında vücuda gelen şerlerden Ellah’a sığınılmaktadır İkincisi; Düğümlere üfleyen sihirbazların şerrinden Ellah’a sığınılmaktadır Ahirzamanın en büyük sihri, radyo ve televizyon vasıtasıyla propaganda yapıp beşerin efkarını ibtal etmektir. Fahr-i Razi ve sair ulema, “En büyük sihir, propaganda-i şerriyedir” demişler Üçüncüsü; Hasetçilerin hasedinden Ellah’a sığınılmaktadır. Hasud, hasedini yutsa, izhar etmese kolaydır. Ama hasedini izhar edip ilan etse, daha onunla başa çıkılmaz Demek ümmet-i Muhammed’in en büyük istiaze şekli, Muavvizeteyn’dir yani Felak ve Nas Surelerini okumaktır. Öyleyse şerirlerin şerrinden kurtulmak için her gün üç İhlas, beş Felak, altı Nas okuyalım. Felak Suresi, beş ayet; Nas Suresi, altı ayettir. Üstad’ımız ve bütün ulema, emr-i Nebevi (asm)’yi kabulle beraber, ayet sayılarından istihrac ederek günde beş Felak, altı Nas okumuşlardır. Adetimiz üzere günde üç İhlas, beş Felak, altı Nas okuyoruz. Evrad-ı Kudsiye’miz işte budur Resûl-i Ekrem (asm)’ın insi ve cinni şeytanlardan korunma maksadıyla çok dualar ettiği, Muavvizeteyn nazil olduktan sonra evvel yaptığı duaları terk edip sadece Muavvizeteyn ile iltica ettiği rivayet edilmektedir 39:44 Küfür ve dalalet, ademdir, yokluktur. Küfür ve dalaletin vücud-u hakikisi yoktur. İmani meseleler, müsbettir ve vücudîdir. Bir ayda ancak yapılabilen bir bina, bir kibritle harab edilebilir. Çünkü tahrib, kolaydır. Şeytanın işi, yapmak değil, bozmaktır. Hidayet ve istikameti gösteren binler delail varken, insan, bazen şeytanın verdiği ufak bir vesveseyle yoldan çıkar. Binler hakaik-i imaniye varken, insan, bir de bakar ki o hakaikin güzelliğini unutmuş, yanlışa sapmış. O yanlıştan dönmesi, toparlanması ise zaman ister.

20250121 10. Söz Haşir Risalesi, 12. Hakikat 2. Ders – İstanbul 00:47 Haşir Risalesinde takib edilen üslub, eserden fiile ve fiilden isme geçmek suretiyle haşrin isbatına gitmektir. Risalet ifadesinden maksad, irsaldir. İrsal-i rüsul ve inzal-i kütüb birer fiildir. Her fiilin bir faili olduğu gibi, irsal-i rüsul’ün bir Mürsil’i ve inzal-i kütübün bir Mürsil’i vardır. Risalet-i Muhammedîye ile Kur’an birer eserdir. Risalet müstakil olmadığı gibi, Kur’an da müstakil değildir. Öyleyse risalet-i Muhammedîye, irsali istediği gibi; Kur’an, tenzili ister. Demek bir eser olan nübüvvet, irsal fiilini ister; Kur’an, tenzil fiilini ister. Her ne kadar irsal-i rüsul, Mürsil isminden, tenzil-i kütub, Münzil isminden gelse de ‘Bismillahirrahmanirrahîm’in cilvesidir, oradan gelir. Sebep ise, اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ ayetidir. Demek Mürsil ve Münzil, Ellah’tır, Rahman’dır, Rahim’dir. Bismillahirrahmanirrahîm, bütün esma-yı hüsnayı içine almakta, âlemşümul olmaktadır. Ellah ismiyle sizlere ibadeti emreden, Rahman ismiyle envai nimetlerini sizlere veren, Rahim ismiyle sizleri belalardan muhafaza eden Zat, elbette haşri getirecek, itaat eden kullarını Cehennem’den kurtarıp Cennet’e idhal edecektir. Hülasatu’l-hülasa adlı eserde geçtiği üzere, kâinatta bulunan nizam, üç vecihle vahdet-i İlahiyeye delalet etmektedir. Şöyle ki: Birincisi: Kâinattaki varidat ve sarfiyatın dengeli olmasıdır. Kâinata baktığımız zaman, kâinatın varidat ve sarfiyatının, yani gelir ve giderinin dengeli olması, bu memleketin halıkının bir olduğunu göstermektedir. İkincisi: Âlemdeki hudus ve imkân delilidir. Âlemdeki hudus delili, her şeyin hâdis olup sonradan vücûda geldiğini ifade etmektedir. Elbette her hâdisin bir muhdisi vardır. O halde bu âlemin de bir muhdisi vardır ve O muhdis, kadîmdir. Üçüncüsü: Kâinattaki teavün, tesanüd ve tecavübdür. Kâinattaki teavün, tesanüd ve tecavüb ise kâinatın halıkının bir olup şeriki bulunmadığını isbat eder. Uluhiyet gizli kalmayı istemez, mutlaka tezahür etmeyi ister. Öyleyse Bismillahirrahmanirrahîm, irsal-i rüsul ile tenzil-i kütub’ü iktiza eder, اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ ister, emr-u neyhi gerektirir, haşri netice verir. Demek insan, başıboş bırakılmamıştır. Madem alemde uluhiyet bi’l-bedahe görülüyor madem alemde nihayetsiz nimetler bulunmaktadır madem Rahman isminin numunesiyle Cennet vardır madem Rahim isminin tecellisiyle Cehennem’den halas olunacaktır, öyleyse insan irsal-i rüsul ve tenzil-i kütub ile teklif altına alınacak, ya Cennet’e veya Cehennem’e gidecektir. 42:36 Madem alemde esma ve ef’alin tecellileri devam ediyor, ama mazharlar durmuyor, vefat edip gidiyor. Elbette esma ve ef’alin ebedi bir tecelligahı olacaktır. Esma ve ef’alin tecellilerinin devam etmesi, Ellah’ın varlığına şehadet ettiği gibi, mazharların vefatları, haşre işaret eder. Çünkü bu azim saltanat faniler üzerine kurulmaz. Aksi taktirde insanın yaratılış neticesi abes olur, haşa necasetten ibaret kalır, laşe olur. İnsan, bin bir ism-i İlahîyeye numune, sanat ve zıddiyet itibariyle ayinedir. Âlemde ne varsa maddi numunesi insanda vardır, insan açılsa, âlem olur. Âlem-i İmkân denilen kâinatı ve Âlem-i Vücûb denilen esmâ ve sıfat-ı İlâhiyyeyi anlayacak, tartacak anahtarlar külçesi insanın enâniyyetine takılmıştır. İnsan, iman ettiği taktirde ef’al, esma, sıfat dairesine geçebilir, Vacibu’l-Vücud’u bulabilir. İman etmediği taktirde Vücub alemine giremez. Vücub alemine giremedikten sonra keşfiyatı Arş’a çıksa bile boştur.