fa
Feedback
Risale-i Nur Dersleri (Edessa)

Risale-i Nur Dersleri (Edessa)

رفتن به کانال در Telegram
4 686
مشترکین
+124 ساعت
-57 روز
-3130 روز
آرشیو پست ها
20250107 4. Şua 6. Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye, 2. Bürhan 2.Ders – İstanbul Ellah, bu kâinat kitabını, ezel ve ebedi birden yaratmış. Bütün alemi toplamış bir çekirdekte dercetmiş. Çekirdeği açsan, alem olur. Alemi toplasan, bir çekirdek olur. Bu, bir hikmettir. Kâinat, nüsha ve bablar şeklinde birbiri içinde yazılmış. Peki bu yaratma fiili zamanla mukayyed düşünülebilir mi? Ellah’a göre ezel-ebed yoktur. Ellah, hakimiyetiyle lazamani, la mekani, la keyfi bir şekilde alemi yaratmış. Bütün kâinatı getirip bir insanda ve bir çekirdekte dercetmiş. Alemin yaratılmasında ezel-ebed düşünülmez. Ezel-düşüncesi sana göredir. Hakimiyette zaman mefhumu yoktur. Âdem’den kıyamete kadar bütün ukul-u beşer toplansa, vahiy de dahil olsa bir insanın nasıl yaratıldığını bilemez. Bir çekirdeğin nasıl vücuda geldiğini anlayamaz. Ezeliyet ve ebediyette zaman mefhumu kalkar. Ellah’ın bir vasfı, cemildir. Peki Ellah, zamanla mukayyed olabilir mi? Cemil ismi, cemiliyetten müştaktır. Celil ismi, celaliyetten müştaktır. Mümit ismi, mümitiyetten müştaktır.

20250106 4. Şua 6. Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye, 2. Bürhan – İstanbul 02:18 Alimler günahlardan tevbe etmenin vacib olduğunu söylemişlerdir. İşlenen günah yalnız Ellah’a karşı olup kul hakkını içermiyorsa, bu tür günahlardan tevbe etmenin üç şartı vardır. Birincisi; O günahı kesin olarak terk etmek. İkincisi; Onu işlediğine pişman olmak. Üçüncüsü; O günahı bir daha işlememeye azmetmektir. İnsan, beşeriyet muktezasıyla aynı günaha tekrar düşebilir. Aynı günahı tekrar işlerse bile tevbe ettiği taktirde tevbesi yine kabuldür. Çünkü önemli olan, günahı işlememeye azmetmektir. Günahı tamamen terk etmek mümkün olmayabilir. Zina fiilini işleyenler, Ellah’ın emrine isyan etmekle hukukullaha girdikleri gibi, akrabalarının ve gelecek nesillerinin haklarına da girmiş olurlar. Bu hak, gelecek nesillere de sirayet eder. Zina, hepsinin şeref ve izzetini lekedar etmektir. Zina ve benzeri fuhşiyat hususunda helalleşme olmaz. Fitne kapısının açılmasına sebebiyet verir. 33:30 Gerek Kur’an’da olsun gerek kâinatta olsun tekvinen ve teklifen Ellah hakkında kullanılan bütün fiiller, esma ve sıfatlar, bütün sığa-yı mübalağa, bütün mazi ve muzari fiillerin me’haz-ı iştikakları Sarf-Nahv’deki masdarlardan müştak değillerdir. Hepsinin me’haz-ı iştikakı, masdar-ı ca’lîdir. Mesela Hâlık, halktan müştak değildir; Kâdir, kudretten müştak değildir; Âlim, ilimden müştak değildir; Âdil, adl’den müştak değildir; Kayyum, kıyamdan müştak değildir. قَٓائِمًا بِالْقِسْطِۜ  “Adaletle kaim olan” ismi, kıyamdan müştak değildir. Hepsinin me’haz-ı iştikakları, türetilmiş bir fiil-i ca’lîdir.  اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ “Hamd, Ellah’a mahsustur” diyoruz. Hâmidiyet, bizimdir; Mahmûdiyet, Ellah’ın vasfıdır. Eğer Mahmûd’u hamd’den müştak kabul etsek, ism-i mef’ul olur, zaman mefhumunu iktiza eder. Mahmûd, masdar-ı ca’lî olan hamdiyetten müştaktır. Demek Ellah hakkında kullanılan bütün esma-i İlahiye, bütün sıfat-ı İlahiye, bütün sığa-yı mübalağa, bütün mazi ve muzari fiillerin cümlesi kendi manasında değildir, me’haz-ı iştikakları Sarf-Nahv’deki masdarlar değildir. Me’haz-ı iştikakları, türetilmiş bir fiil-i ca’lîdir. Kur’an’da geçmekte olan bina-yı faillerin me’haz-ı iştikakı, hâsıl-ı bi’l-masdar-ı binâ fâildir; Kur’an’da geçmekte olan bina-yı mef’ullerin me’haz-ı iştikakı, hâsıl-ı bi’l-masdar-ı binâ mef’ûldur. Mesela, يَفْعَلُ اللَّهُ مَا يَشَاء “Ellahu Teâlâ, dilediğini yapacak.” dediğimiz zaman, sıfat-ı sabite-i rasihe olan bir hâsıl-ı bi’l-masdar-ı binâ fâil tesbit edilir. Böylece ne ezel düşünülür ne ebed, sabitiyyet meydana gelir. Ellah la zamanidir, la mekanidir, la keyfidir. Öyleyse Kur’an’da geçen bütün fiiller, Ellah’dan suduru itibariyle la zamanidir, la mekanidir, la keyfidir. Kur’an, la zamani, la mekani, la keyfidir. Geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecekteki zaman, bize göredir. Ellah’a göre zaman yoktur. Geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecekteki zaman, Cennet’teki kelam aynı andır, aynı anda vücuda gelmiştir. Kur’an, bizim anladığımız manada zaman kaydıyla konuşmuş olsa kelamullah olmaktan çıkar. Hadisler de zamanla mukayyed değildir. Ezel, ebed düşüncesi bize göredir. Ellah hakkında ezel, ebed düşünülemez. Ellah’a göre ezeldeki yaratmak bu andır, bu saniyedir. Ellah’ın Muhammed-i Arabî (asm) ile olan konuşması, bizimle olan konuşması, ezelde olan yaratması, bir andır.

20250104_4_Şua_6_Mertebe_i_Nuriye_i_Hasbiye,_1_Bürhan_–_İstanbul.mp332.36 MB

20250103_4_Şua_5_Mertebe_i_Nuriye_i_Hasbiye,_4_Mesele_ve_6_Mertebe.mp338.46 MB

20250102_4_Şua_5_Mertebe_i_Nuriye_i_Hasbiye,_3_Mesele_–_İstanbul.mp340.47 MB

20250101_4_Şua_5_Mertebe_i_Nuriye_i_Hasbiye_2_Mesele_–_İstanbul.mp337.05 MB

20241231_4_Şua_4_Mertebe_i_Nuriye_i_Hasbiye_2_Ders_ve_5_Mertebe.mp338.22 MB

20241230 4. Şua Üçüncü Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye 3. Ders ve Dördüncü Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye – İstanbul Şeddad bin Evs’den (ra) rivayete göre Nebiyy-i Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur: “Seyyidu’l-İstiğfar, kulun şöyle demesidir: اللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّى ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ ، خَلَقْتَنِى وَأَنَا عَبْدُكَ ، وَأَنَا عَلَى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ ، أَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَىَّ وَأَبُوءُ بِذَنْبِى ، اغْفِرْ لِى ، فَإِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ Resûl-i Ekrem (asm) sözlerine devamla şöyle buyurur: “Her kim, bu Seyyidü’l-İstiğfârı sevâbına ve fazîletine bütün kalbiyle inanarak gündüz okur da o gün akşam olmadan ölürse Cennetlik olur. Yine her kim, sevâbına ve fazîletine gönülden inanarak gece okur da sabah olmadan ölürse Cennetlik olur.” Bu istiğfar duasını ezberleyip çok okumanızı sizlere tavsiye ediyorum. İlm-i Kur'anî üç kısımdır. Birincisi; İmandır. İkincisi; Ahkamdır, devlet hukukudur. Üçüncüsü; Kadın hukukudur. Hikmet-i îmaniye, eserden fiile, fiilden esmaya, esmadan sıfata, sıfattan Zat’a intikal etmektir. Bu daireye girmeyenlere mümin-i hakiki denilmez. İmanları ancak taklidden ibarettir. Tehlikeye düşebilirler. Ehl-i tasavvufun terakkiyatı, İsrafil’in sur aleminde yani alem-i misalde cereyan etmektedir. Alem-i misalden çıkmak, ancak ilm-i imanla mümkündür. Ef’al dairesine girenler, iman dairesine girdikleri için mümin unvanını alır.

20241228 4. Şua Üçüncü Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye 2. Ders – İstanbul 00:26 Namazı kemaliyle kılamadığımız için selamdan hemen sonra üç defa اَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ  deriz. Demek Resûl-i Ekrem (asm), kâmil manada, kusursuz bir namaz kılamadığı için istiğfar ediyor. Velev nebi de olsa hiç kimse kusursuz bir namaz kılamaz. Ya Rabbi! Sen, kusursuzsun. Kusurdan selamet ancak Senin vasıtanla olur. Bu kusurlu namazlarımızı kabul buyur. 07:52 İnsanın kalb cüzdanındaki letâif ve akıl defterindeki havassın istekleri bu dünyaya sığmaz, arzuları bu dünyada tatmin olmaz. Hangisine müracaat etsen, “ebed, ebed” dediğini işiteceksin. İnsan, Hak isminin tecellisine mazhardır. Hak, sabit demektir. Sabit, doğrudan doğruya Vacibu’l-Vücud demektir. Öyleyse insan, doğrudan doğruya Zat-ı Akdes-i İlahiyenin ayinesidir. 18:47 Namaz vasıtasıyla mirac-ı nebevinin sırrına mazhar olur, alem-i imkânı bitirir, mevcudatın yapmış oldukları ibadetlerini kendi ibadetin içine alarak hepsini birden Ellah’a takdim edersin. Tahiyyenin manasını “Nur Aleminin Bir Anahtarı” eserinde geçtiği üzere okuyun. Resûl-i Ekrem (asm), mi’rac gecesinde اَلتَّحِيَّات diyerek toprak unsurunun; اَلْمُبَارَكَات  diyerek su unsurunun; اَلصَّلَوَات diyerek hava unsurunun; اَلطَّيِّبَات diyerek maddi ve manevi nûr unsurunun yüksek ibadetlerini irade ederek Ma’buduna tahsis ve takdim etmiştir. İslamiyet’i namazdaki Fatiha ve tahiyyatla izah etmek lazım. 34:21 Alem-i misalde gördükleriniz, mahluktur. Madde, suret, gaye ve failleri vardır. Fakat alem-i misaldeki varlıklar, dünyevî maddeler cinsinden değildir. Alem-i misalde gördüklerinizi dünyaya kıyas edemez, toprak, su, hava ve Güneş’e benzetemezsiniz. Sual: Uykuda görülen şeyler mahluk mudur? Yoksa sadece hayalden mi ibarettir? Elcevab: Uykuda gördükleriniz hayal değil, varlıktır, mahluktur. Madde, suret, gaye ve failleri vardır. Ama alem-i misale mahsus madde ve suretleri bulunmaktadır.  Miracda veya uykuda görülenler mahluk oluğu gibi, zaman da mahluktur. Zamanın, maddesi, sureti, gayesi, faili vardır. Ama madde ve sureti, alem-i misale mahsustur, bildiğimiz cinsten değildir. Levh-i mahv ve isbat da mahluktur. Levh-i Mahv ve İsbat’ın maddesi, sureti, gayesi, faili var; ama madde ve sureti bildiğimiz cinsten değildir. Levh-i Mahv ve İsbat, Levh-i Mahfûz’un aksi ve gölgesi hükmünde olan ve devamlı değişen bir defterdir, zamanın hakîkatidir. Zerrenin maddesinin dış hareketinin levnine, zaman ve zamanın dış yüzü denir. Demek zamanın iç yüzü mahluk olduğu gibi harekât-ı zaman yani zamanın dış yüzü de mahluktur. Âlem-i misal, Hz. İsrafil’in sur âlemidir, o surun içidir. O surun dışına çıkanlar vücub alemine geçmiş olur. Sufilerin terakkiyatı hep alem-i misalde cereyan ediyor. Onu geçemiyorlar. Resûl-i Ekrem (sav) mirac gecesinde sur aleminin dışına çıkmıştır. Namazda tahiyyatı okumakla bizler de sur aleminin dışına çıkmış oluyoruz.

20241227 4. Şua Üçüncü Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye – İstanbul 02:04 İbn-i Mes’ud (ra)’dan Resûl-i Ekrem (asm)’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: أَسْتَغْفِرُ الله الذي لا إله إلا هو الحَيَّ القيَّومَ وأتوب إليه Herkim “Kendisinden başka ibadete layık hiçbir ilah olmayan hayat ve beka sahibi yüce Ellah’a bir daha işlememek üzere günahlarımdan tevbe ve istiğfar ediyorum” diye yalvarırsa, şirkten başka hakkullaha müteallik en büyük günahı bile irtikab etmiş olsa günahları mağfiret bulunur. 25:36 Dil, hem Rahmet-i İlâhiyenin matbahlarına bir nâzır ve bir müfettiş hükmündedir. Bedenin ihtiyacı olan rızkı, mideye göndermekle tefekküre sevk eder hem Ellah’ın kelam sıfatına mazhar olmakla bütün havas ve hissiyatın mütercimidir. Dil hem imanın mütercimidir hem maddi cesedin mütercimidir, zevkin hakikatini ifade eder. Demek insana verilen dil, iki vazifeyi birden yapmaktadır. Onun için ebedi aleme namzettir. Dilin iki vazifesi şunlardır; Birincisi: Mat‘umât âlemini tadıp, şükretmektir. İkincisi: Santral görevi görmek, havâss-ı hamse-i zâhire ve bâtına ile, letaif-i aşerenin mütercimi olmaktır. Dil, onların arzu ve isteklerini hava vasıtasıyla kelimelere döker. Kalbinden geçen manalara, aklında dolaşan düşüncelere tercüman olur. Bütün enva-ı kelam, dil vasıtasıyla sudûr eder. Dil, insanın düşmanıdır. Az yiyip, az konuşsa kurtulur. Ya Rabbi! Bizi afvet. İnsan, hakikati bildiği halde isyan eder. 32:51 Ellah, insanı, yeryüzüne halife yapmış yani üç ehemmiyetli vazifeyle mükellef kılmış. Birincisi: İnsan, Kur’an vasıtasıyla dellal-ı saltanat-ı ulûhiyet ve rububiyettir. İkincisi: İnsan, bir ubudiyet-i külliyeye mazhardır,  اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعٖين demekle bütün kâinatın ibadetini kendi ibadeti içine alarak dergâh-ı İlahiye arz eder. Üçüncüsü: İnsan, şu kâinatın müfettişidir. Bu dünya insan için dönüyor. İnsanların başı, Muhammed-i Arabî (asm)’dır. Nübüvvet-i Muhammediyeyi (asm) nazara al. Ellah, O’nu muhatab almış, O’nunla konuşuyor. Muhammed-i Arabî (asm), hitabat-ı Sübhaniyeye en anlayışlı muhatabdır. Bu konuşmayı yani vahyi kesmek için alemin kesilmesi lazım. Ellah, konuşmazsa, şeytanlar konuşur, alem harab olur.