uz
Feedback
Risale-i Nur Dersleri (Edessa)

Risale-i Nur Dersleri (Edessa)

Kanalga Telegram’da o‘tish
4 686
Obunachilar
+124 soatlar
-57 kunlar
-3130 kunlar
Postlar arxiv
20240907 6. Söz 5. Ders – Muş 00:08 Zahire göre en büyük nimet imandır. Ama imandan evvel akıl gelir. Çünkü mahall-i teklif, akıldır. Kalb ise, mahall-i imandır. Aklı olmayanın kalbi ve imanı olamaz. Peki, kâfirlerin aklı var mıdır? Kâfirlerin aklı vardır; ama akılları başlarında değildir. Akıllarıyla istişare etmiyorlar. Hevesat-ı nefsaniyeleri, akıllarının önüne geçmiş. Şuurları tam taalluk etmeden iş yapıyorlar. Nefs-i nebati ve nefs-i hayvani, akıllarını durdurmuş. Aklı başında olan, nefs-i nebati ve nefs-i hayvaninin tesirinden kurtulmuştur. 13:54 İnsan, nedense ölümü düşünmüyor, ebedi yaşayacağını zannediyor. Özellikle gençlik devresinde sarhoş gibi oluyor, akıl baştan gidiyor, ölümü unutuyor. Yüzünü, faniden bakiye çevir, ölümü elinde tut, her bir mevcudun üzerinde fena ve zeval damgasını bul, ondan sonra bu dersleri oku. Ancak öyle yaptığın takdirde bu dersleri anlarsın. Rabıta-yı mevti esas tutmayanın bu derslerden hissesi pek azdır. 30:58 Her ne kadar Resulullah’ın cesed-i mübareki vefat ettiyse de mana-yı nübüvvet, kıyamete kadar bakidir. Kur'ân, her an için o manaya nazil olur, onun varislerine intikal ettirir. Risalet sıfatı hiçbir zaman ölmez. Resûl-i Ekrem (asm)’ın ölmesi için ayetin ölmesi lazım. Ayet ölmediğine göre, Resûl-i Ekrem (asm) da ölmez. Ayetler ezelden nazil olmuştur. Vahy-i İlâhî her ne kadar Asr-ı Saâdet’e uğramış olsa da ezelden gelmiş ebede gidiyor. Muhammed-i Arabî (asm), ezelden bu kelama muhatab olmuştur. 41:22 Muhammed-i Arabî (asm), âlemin kapısında durmuş, ezelden ebede kadar bütün mevcudata bu emaneti tebliğ ediyor.  Alemde yokluk olmadığını, adem olmadığını, i’dam-ı ebedi olmadığını söylüyor. “Yok, yoktur” diyor, var ediyor, yokluğun i’damını çıkarıyor, yokluğu i’dam ediyor. Bütün mevcudatın bir âlemden gelip başka bir âleme gittiklerini ifade etmekle “Vücud, vardır” diyor. Resûl-i Ekrem (asm)’ın bi’setiyle, haşir hakîkati tebeyyün etmiş, nübüvvet hakîkatı ile bütün âlemler yokluktan ve zulümden kurtulmuştur. Bu dünya, esmâ-i hüsnânın âyînesi; Cennet ve Cehennem’in nümûnesi olarak yaratılmıştır. Yokluk, yoktur.  Alem yok olmaz. Yok olmayıp, ebedi Cehennem’e gitmek dahî rahmettir. Çünkü Cehennem’de de tecelliyat vardır. Cehennem, yokluktan bin defa daha iyidir. Adem, yokluk şerr-i mahzdır. Vücûd ise, hayr-ı mahzdır.

20240903 6. Söz 4. Ders – Muş 00:00 Üstad (ra) Hazretleri, oturup düşünmüş, hikayelerde olduğu gibi efkarında bir şey tasarlamış değildir. Üstad (ra), geçmiş hikayeleri anlatmıyor, üslûb-u Kur’ân’a iktidâen yüksek hakikatleri misallerle zihne yaklaştırıyor, daha kolay anlaşılabilsin diye hakikatleri ekseriyetle temsîllerle anlatıyor. O esrarı, küllileştirerek tatbik sahasına çıkarıyor. Kemal-i itaatla, ciddiyetle ve elini vicdanına koyarak Küçük Sözleri, Onuncu ve On Birinci Sözleri okuyan adam, bunu hisseder. 13:24 Ellah’a abd olan, yüksek bir padişahın askeri olur. Ellah’a intisabını bilmeyen, O’na abd olmayan, sahibsiz, adi bir nefer olur, bütün kâinat onun aleyhine döner, rezalet içinde gider. Elinden hiçbir şey gelmez. Ne başındaki belaları defedebilir ne ihtiyaçlarını temin edebilir. 25:02 İnsanın üç ehemmiyetli vazifesi şunlardır: Birincisi: İnsan, şu mevcudat içinde bir ustabaşıdır. İkincisi: İnsan, dellal-ı saltanat-ı İlahiyedir. Üçüncüsü: İnsan, bir ubudiyet-i külliyeye mazhardır. İnsan, şu mevcudat içinde bir ustabaşıdır. Mevcudatı tasarruf altına alabilecek bir kabiliyeti vardır. Hatta yere, göğe tasarruf eder bir gücü bulunmaktadır. İnsan, nübüvvet itibariyle dellal-ı saltanat-ı İlahiyedir. Esere bakıp Müessiri görmekle iman eder. Nimete bakıp Mün’imi bulmakla ibadette bulunur. İnsan, peygamberlere tebaiyetle bir ubudiyet-i külliyeye mazhardır. Onun için cezası da ağırdır, mükâfatı da ağırdır. 27:00 Risale-i Nur, Kur’an’ın bir mucizesi olduğundan, lisan-ı Türkînin kıyamete kadar medar-ı fahri olmuş. Ben, burada keşif ve kerametten bahsetmiyorum. Üstad (ra), tedkikat-ı ilmiyesiyle İmam Ali (ra) ile Gavs-ı Geylani (ks)’nun bu hizmete bakmakla tayin edildiklerini bildirmektedir. Ellah, haddini aşanları onlarla tekdir eder. Haddini aşmayanların da onların dua ve himmetleriyle yolarını açar. Yeni bir şey söylediğimi zannetmeyin. İhlas. İhlas. İhlas. Yakındır. Yakındır. Yakındır. Ben, keşif ve kerametten bahsetmiyorum. Kur’an’ın i’cazını taşıyan Risale-i Nur’un keramatından, Kur’an’ın ikramatından konuşuyorum. Sırr-ı i’caz-ı Kur’an galebe edecektir. Sırr-ı vahy-i İlahi galebe edecektir. Sırr-ı tevhid galebe edecektir.

20240831 6. Söz 3. Ders – Muş 00:00 Maddi cihad, Tevrât’ta, İncîl’de ve Kur’ân’da tesbît edilmiş hak olan bir va’d-i İlâhî’dir. 06:54 Kârlı ticaret ve şerefli rütbenin üç şartı var: Birincisi: Nefis ve malını Ellâh’a satmak, O’nun yolunda sarf etmektir. İkincisi: O’na abd olmak, köleliğini bilip ubudiyetin gereklerini yapmaktır. Üçüncüsü: Asker olmak, maddi ve manevi cihad etmektir. 34:16 Ayetlere Mekkî veya Medenî denilmesi tahsis içindir. Gerçek manada hiçbir ayette zaman, mekân kaydı yoktur. اِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِنينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّة  ayeti nerede nazil olursa olsun oraya mukayyed değildir, umumidir. Ellâh, ezel ve ebedi içine alan kelamıyla lâ zamânî, lâ mekânî, lâ keyfî bir surette konuşmaktadır. Kur'ân, bütün suhuf-u semaviyenin hülasasıdır. Bütün semavî suhuf ve kitablar, Kur'ân’ın öncüsüdür. Bütün peygamberler,  Resûl-i Ekrem (sav)’ın vekilidir. Asıl nebi, Muhammed-i Arabî (asm)’dır. Resûl-i Ekrem (sav), son nebi olduğu için Üstad (ra) Hazretleri, Yaver-i Ekrem diyor. Ellâh, Yaver-i Ekrem (asm)’ın lisanıyla bütün beşere sesleniyor, “Ey İnsanlar! Havass-ı hamse-i zâhireniz, havass-ı hamse-i batınanız, letâif-i aşereniz, mide fabrikanız, silah ve at mesabesindeki cihazatınızın hiç birisi bu dünyada tatmin olmaz. Onun için gelin, sizlere emaneten verdiğim malımı, mülkümü bana satın. Beş kâr elde edin” diyor. 47:53 Vahid-i Ehad’e kasem ederim ki; Üstad (ra) konuşurken, -beşeriyet muktezası hariç- bütün kelimeleri Kur'ân’ın i’cazından tereşşüh edip gelmiş. Beşer kelamı gibi okuduğunuz zaman aldanırsınız. Risâle-i Nûr, vahiy değildir. Risâle-i Nûr, sırr-ı veraset-i nübüvvetle tenzilun min tenzildir.

20240827 6. Söz 2. Ders – Muş 00:07 Cihâd, maddî ve manevî olmak üzere iki kısma ayrılır: Maddî cihâd: Kur’ân’ın hâkimiyeti için hâricî düşman olan kâfirlere karşı silâhla yapılan cihâddır. Manevî cihâd: Müslümânlardan bir kısmının ilim tahsîlinde bulunması, fıkhı, Kur’an ve hadisi öğrenmek suretiyle mü’minlere karşı emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker vazîfesini edâ etmesidir. Nefisle cihadı tayin eden, nefisle mücahedenin ölçüsünü bildiren, Kitab ve sünnettir. İctihad ve kıyas değildir. Nass-ı ayet ve hadis ne demişse, öyle yapacaksın. 13:37 Risale-i Nur mesleği, şahsî bir meslek değildir. Bediuzzaman (ra), durup düşünmüş, Kur’an’ın işaratından bir meslek çıkarmış, değildir. Konuşan, doğrudan doğruya hakikat-ı Muhammediyedir, Kur’an’ın hakikatidir, Bediuzzaman (ra) değildir. Risâle-i Nûr’un mesleği olan, acz-i mutlak, fakr-ı mutlak, şevk-i mutlak ve şükr-ü mutlaktır. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَۙ  Şükr-ü mutlakı ifade eder. Ezelden ebede kadar ne kadar hamd ve medih varsa, kimden sudûr edip, kime karşı da yapılmış ise; o hamd ve medih, mutlak surette Ellah’a hastır ve müstahaktır. اِيَّاكَ نَعْبُدُ Fakr-ı mutlakı ifade eder. İlmî, amelî ve edebî cihetle bütün ibadetler, kayıtsız ve şartsız Ellah’a hastır ve müstehaktır. Ukubat-ı şer’iyyenin cümlesi, ibadettir, “Na’budu” ifadesinde dâhildir. Şahıs olsun devlet olsun herkes ibadetle mükelleftir.  اِيَّاكَ نَسْتَعٖينُۜ Acz-i mutlakı ifade eder. Bizdeki acz, mutlaktır, kayıtsız ve şartsızdır, içinde hiçbir kudret yoktur. Acz, bizimdir; kudret, Ellâh’ındır. Fakirlik eleminden tut, şeytan-ı insî ve cinnîden ta Cehennem’e kadar bütün mesâiblere ve bütün düşmanlara karşı Ellah’dan meded isteriz. Bütün manilere karşı, Ellah’a dayanırız. اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖيمَۙ Şevk-i mutlakı ifade eder. Ya Rab! Bizlere beka ve likayı ver. Ayetlerdeki hasr ve kayıtlar, mutlakiyeti gösteriyor. Şimdi Fatiha’nın hülasasını  بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم  kelimesinde görelim. بِسْمِ اللّٰه Hem Şükr-ü Mutlak’a hem Şevk-i Mutlak’a bakar.  “Ma’bud-i bilhak olan Ellah demek olup ibadete layık olan Zat-ı Vacibu’l-Vücud’u ifade eder.” اَلرَّحْمٰن Fakr-ı Mutlak’a bakar. “Dünyada bütün mevcudatın rızkını veren, bütün dünyayı insana musahhar eden, yani rızık haline getirendir. Ahirette müminlere Cennet’i veren, Cemalullah ile onları teşrif edip rızıklandırandır.” الرَّحٖيم Acz-i Mutlak’a bakar. “Dünyevî belaları defeden, bela ve musibetlerden kurtaran, ahirette müminleri Cehennem’den halas edendir.” Bütün semavî kitablar, Kur’ân’da; bütün Kur'ân, Fatiha’da; bütün Fatiha, Besmele-i Şerife’dedir. 23:00 Risale-i Nur, saray dinini anlatıyor, çadır dinini anlatmıyor. Risale-i Nur’un hakiki şakirdi, bütün dünyanın sultanı da olsa şahsi olarak bir lokma bir hırkayla yaşar. Dünyaya tenezzül etmez. Risale-i Nur’un hakiki şakirdi, şahsı itibariyle böyle yaşar, ümmete bunu tavsiye edemez. Ümmete sonsuz zenginlik kapısını açar. Ümmeti, sahil-i selamete çıkarır. Şahsı itibariyle bir lokma, bir hırkayla yaşaması ayrıdır, ümmete açtığı yol ayrıdır. Ehl-i tasavvuf, Nakşi tarikatı hakkında, “Cadde-i Kübra” ifadesini kullanmaktalar. Ehl-i tasavvufun kullandığı ifade, “Tarikatın cadde-i kübrası” demektir. Nakşi tarikatı, tasavvufun cadde-i kübrasıdır. Risale-i Nur, tasavvufun cadde-i kübrası cinsinden değildir. Risale-i Nur’un tasavvufla hiç alakası yoktur. Risale-i Nur, doğrudan doğruya sırr-ı i’caz-ı Kur’an’dır. Risale-i Nur, nazarımızı kaldırıyor, doğrudan doğruya Kur’an’ın nüzul zamanına götürüyor. Risale-i Nur, okuyucularını doğrudan doğruya Kur’an’a bağlıyor. Hz. Ali (ra)’ın vefatından evvelki zamana götürüyor.

20240824 6. Söz – Muş 01:32 Can ve malla yapılan maddi ve manevi cihad, ala rağmi’l-a’da hem Tevrât’ta hem İncîl’de hem Kur’ân’da vardır. Demek Tevrât, kılıç dinidir, saray dinidir. İncîl, kılıç dinidir, saray dinidir. Kur’ân, kılıç dinidir, saray dinidir. Hıristiyan ruhbanlarının dünyadan tecerrüd edip bir köşeye çekilmeleri tahrifat neticesinde ortaya çıkmıştır. Resûl-i Ekrem (asm), Ellâh yolunda bizzat cihâd etmiş, ruhbâniyyetin, Dîn-i Mübîn-i İslam’da olmadığını, fiilleriyle isbât etmişlerdir. İsevîlerin ruhbaniyeti de cihaddır; ama onlar tahrif neticesinde bu yolu intihab etmişlerdir. 15:39 Şah-ı Nakşibendî Hazretleri’nin “Terk-i dünya, terk-i ukba, terk-i hesti, terk-i terk” ifadesinden muradı, dünyayı terk etmek değildir. Tabir-i hakiki, Risâle-i Nûr’un mesleği olan, acz-i mutlak, fakr-ı mutlak, şevk-i mutlak ve şükr-ü mutlaktır. Bizdeki acz, mutlaktır, kayıtsız ve şartsızdır, içinde hiçbir kudret yoktur. Acz, bizimdir; kudret, Ellâh’ındır. Bizdeki fakr, mutlaktır, kayıtsız ve şartsızdır, içinde hiçbir gına yoktur. Fakr, bizimdir; gına, Ellâh’ındır. Cennet’i vermekle bizleri zengin eden, O’dur. Şükr-ü mutlak, her halde şükretmekle mükellef olduğumuzu ifade eder. Şevk-i mutlak, beka ve lika-yı İlahiye iştiyak duymaktır. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ Şükr-ü mutlakı ifade eder. اِيَّاكَ نَعْبُدُ Fakr-ı mutlakı ifade eder. اِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ Acz-i mutlakı ifade eder. اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ Şevk-i mutlakı ifade eder. Kimin haddi var ki ayetten çıkarılan bu düsturları bozsun! Kur’an, bu esaslar üzerine temel atmış. Bu tasavvuf değil, hakikattir. Eyne’s-sera mine’s-süreyya? Risale-i Nur, Kur’an’ı işte böyle tefsir eder. 21:54 Kur’ân’da geçen kasas-ı enbiyâ ve sair darb-ı meseller, birer hikâye değildir; küllî kanunların ucudur. Bu itibarla, “Kur’an’daki Hz. Musa kıssasından murad, sadece şahs-ı Musa (as)’dır” diyen kişi kâfir olur. “Kur’an’daki Hz. İsa kıssasından murad, sadece şahs-ı İsa (as)’dır” diyen kişi kâfir olur. “Kur’an’daki Hz. Nuh kıssasından murad, sadece şahs-ı Nuh (as)’dır” diyen kişi kâfir olur. Kur’an, temsil getirmek suretiyle külli düsturların ucunu gösteriyor. Kur’an, misal getirmek suretiyle insanları hakikate kavuşturuyor. Risale-i Nur’un mesleği, temsilat-ı Kur’aniye ile hakikati canlandırmaktır. Risale-i Nur, temsilat vasıtasıyla çok hakikatleri vuzuha kavuşturuyor. Ayetlerde lafzın umumiyetine bakılır, sebebin hususiyetine bakılmaz. 40:20 Nefsini terbiye için bir lokma, bir hırkayla idare edebilirsin; ama bir hırka, bir lokmayı umumileştiremezsin, evladına, ailene, aşiretine ve sair Müslümanlara teşmil edemezsin. Kendin yeme, halka yedir, Kur'ân yolunda sarf et. Bir lokma, bir hırka senin şahsi olarak nefsini terbiye etmen içindir, ümmet için değildir. Dünya kadar malın olsa da iktisada riayet edecek, şahsın itibariyle bir lokma, bir hırkayla iktifa edeceksin. Senin tasarrufunda bulunan diğer mal, senin değildir. O malı, Kur'ân’ın hâkimiyeti için sarf eyle. İslamiyet’in saray dini olması için uğraş. “Dünyayı terk et, bir köşeye çekil, açlık elemini çek” demiyor. “Dünya kadar mala sahib olsan da iktisada riayet et” diyor. Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve dîn tamamen Ellah’ın oluncaya kadar kâfirlerle savaşılması Kur'ân’da emredilmektedir.

20240820 5. Söz – Muş 02:11 Takva; şirkten, günâhlardan, mâsivâdan ictinâb etmektir. Ehl-i tasavvuf, masivayı terk etmek ifadesini, dünyayı tamamen terk etmek, masivayı hiç görmemek, istiğraka girmek şeklinde anlıyorlar. Halbuki masivayı terk etmek, sahabe gibi olmaktır. Sahabe, dünyaya çalışırdı, fakat dünya sevgisini kalbine koymaz, kalben dünyayla meşgul olmazdı. Kâinata baktığı zaman, Ellah’ın cemalini görürdü, masivayı görmezdi. İşte bu, imanın inkişafını göstermektedir. Masivayı terk etmek ifadesi, dağa çekilmek, dünyayı terk etmek demek değildir. 13:13 İns ve cinnin dünyaya gönderilmeleri, talim ve talimat içindir, yani Cenâb-ı Hakk’a ibâdet etmek içindir. Talim ve talimat ifadesinden murad, namaz, oruç, hac, zekât, kelime-i şehadet, günahlardan çekinmek ve sair ubudiyetlerdir. Ayette cinnin evvel zikredilmesi, şeytanın iğvasının tehlikesine işaret etmektedir. Cinler, ibadet için yaratıldı; fakat cinlerin bir taifesi olan şeytanlar baş kaldırdı; insanların bir taifesi de şeytanın iğvasına tabi oldu. Şeytanın yaratılması da sadece ibadet içindir, iğva için değildir. 19:05 İslam’da “Dünyayı terk edin!” denilmiyor. “Dünyayı terk edin!” diyen kişiler, yalancı ve kezzabdır. Dünya, nefes almak, Güneş’in ziya ve hararetinden istifade etmektir. Nefes almayan, Güneş’in ziya ve hararetinden istifade etmeyen kimse var mıdır? Elbette yoktur. “Dünyayı terk edin!” diyen yalancı, kezzablara aldanmayın, onların oyununa gelmeyin. Dünyayı, mana-yı harfiyle sev, onu bir binek yap, üstüne bin, git.  Mümin, Muhammed-i Arabî (asm)’dır. Mümin, Ebubekr-i Sıddık’tır. Mümin, Hz. Süleyman’dır. Mümin, Hz. Davud’dur. Mümin, Hz. Zülkarneyn’dir. Bunlardan ibret alın. Mümin, Kur’an ve İslam namına kazanır, halka dağıtır. Yerinde oturup “Ben, kanaat ediyorum. Ey Sufi! Gel, zikredelim. Rızkı veren Ellah’dır” diyen kişi ne yapar? Birinin, bir sadaka getirmesini bekler. Peki böyle olur mu? Elbette olmaz. 27:04 Kur’an’ın ahkâmı, Musa (as)’ın hâkimiyetini, İsa (as)’ın hâkimiyetini, Davud (as)’ın hâkimiyetini, Zülkarneyn (as)’ın hâkimiyetini, İbrahim (as)’ın hâkimiyetini, Muhammed-i Arabî (asm)’ın hâkimiyetini tarif eder, bu dersi verir. Kur’an, Tevrat, İncil, Zebur ve sair bütün semavi kitablar saray dinidir. Hıristiyan ruhbanlarının dünyadan tecerrüd edip bir köşeye çekilmeleri tahrifat neticesinde ortaya çıkmıştır. 50:49 Muharebe, yani cihad, dinin esasıdır. Ellah, insanı cihad için yaratmış. Hem nefsinle cihad edersin hem kâfirlerle cihad edersin. Kılıç kınına girince, mağlubiyet, kesindir. Kılıcın kınına girmesi yasaktır. Vakta ki bu iki cihad durdu, her şey ters döndü. Ey İslam Devletleri! Ey âlem-i küfrün bütün devletleri! Kur’an’a tabi olun, yoksa helak olup gideceksiniz. Kur’an’ı indiren Zat’a yemin ederim ki, vallahi ve billahi ve tallahi Kur’an hâkim olacak; siz, mağlub olacaksınız.

20240817 4. Söz – Muş 00:35 Âdem’den kıyamete kadar bütün esasat-ı İslamiyeyi, yani Din-i Mübîn-i İslâm’ı bir çadır farz edersek, altı erkân-ı îmâniyye, beş esâsât-ı İslâmiyye ve Devlet-i İslâmiyyenin yapmakla mükellef olduğu hıfz-ı akl, hıfz-ı nefs, hıfz-ı dîn, hıfz-ı mal, hıfz-ı nesebten müteşekkil usûl-u hamse olmak üzere, İslâm çadırının toplam on altı kazığı vardır. Malumdur ki, çadırlar ortada duran bir direk üzerine müessestir. İslâm çadırının ayakta durması için ortada bulunan direği ise, namazdır. Namaz, ortada duran büyük bir kazık, büyük bir direk olur, İslam çadırının etrafına çakılan on beş kazıkla beraber İslâm çadırını yükseltip, ortaya çıkarır, enzara gösterir. Demek, bütün bu esâsâtı, kalbin üzerine yerleştiren kanun-u İlâhî, namazdır. Namazı olmayanın dini de kemâl mertebede değildir. Namaz, bütün semavi dinlerde, şerîatlerde orta direktir. 06:15 Şu anda din namına hücuma maruz kalmışım. Kur'ân’ıma, hadisime, dinime hakaret ediliyor. Maruz bırakıldığım bu hücuma karşı, Küre-i Arz’da din namına sığınabileceğim, din namına destek alabileceğim kimse yoktur. Bunun sebebi ise, namazın ikame edilmemesidir. Namaz, tam namaz olsa sığınılacak melce olur. Yıllarca derslerime gelen, sabahtan akşama kadar derslerimde bulunan biri, kavminin en adi, en hırsız adamını, bana tercih etti. Bu hali gözümle seyrettim. Maalesef din namına sığınabileceğim kimse yoktur. اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّـا اِلَيْهِ رَاجِعُون 24:52 Kur’an, beşere manen şöyle hitab ediyor: “Ey insanlar! Sizlere verilen, yirmi dört altın mesabesindeki yirmi dört saatinizi boşa sarf etmekle hüsrana düşmeyin. İman etmek, amel-i sâlihi işlemek, sabrı ve hakkı tavsiye etmekle elli bin senelik mesafeyi hayal süratinde bir günde veya berk gibi bin senelik yolu, bir günde kesmeye çalışın.” Ey İnsan! Asr Suresi’ndeki feryadı duy. Ömrünü boşa geçirme. اِيَّاكَ نَعْبُد diyerek dön, köleliğini anla, ibadet et. وَاِيَّاكَ نَسْتَعٖين diyerek meded iste, Cehennem’den kurtul. Ömrümüz geçti ne Fatiha’yı anladık ne Asr’ı anladık.

20240813 3. Söz – Muş 01:45 Bütün insanlar ümmet-i Muhammed (asm)’dır. Muhammed-i Arabî (asm)’ın Kur’an ile gelmesinden sonra bütün dinler nesh edilmiş. İttiba edilecek tek peygamber, Muhammed-i Arabî (asm)’dır. Kabul edilecek tek davet, Kur’an’dır. 12:35 Alem-i İslam’a üç büyük semavi afet gelmiş. Alem-i İslam’a gelen üç büyük semavi afet şunlardır: Birincisi: Pavlos. İkincisi: Abdullah ibni Sebe. Üçüncüsü: Risale-i Nur’a giren altı eşhas. İnşaellah en yakın bir zamanda bu afetlerin, bu dini musibetlerin temizlendiğini görecek, bu üç taifenin mağlubiyetini seyredeceksiniz. 30:50 İnsan, sonsuz musibetlerle ve sonsuz ihtiyaçlarla mübteladır. Ne ihtiyacı biter ne de başındaki bela ve musibeti son bulur. Bu haldeki bir insan, korkuya kapıldığı zaman, hayatı, kendine zehir eder. En büyük musibet, Cehennem olduğu gibi, en büyük ihtiyaç, Cennet’tir. Ellah’ın gazabından, yani Cehennem’den kurtulan, Ellah’ın rahmetine, yani Cennet’e giren kurtulmuştur, emniyete kavuşmuştur. 41:26 Dünyada ufak bir sıkıntı çeken mümin, Ellah’ı düşündüğü zaman bütün dertlerinden kurtulur. Ahireti düşünmekle bütün saadeti temin eder. Ama kâfirde böyle bir melce yoktur. Nokta-i istinâd ve nokta-i istimdâdı olmayan kâfirin nasıl yaşadığını anlamak mümkün değil. İman-ı billah ve iman-ı bi’l-ahiret girmeyen yerde nasıl yaşanabilir? Bu itibarla kâfirler, hayvanlardan da aşağı düşer. Hiçbir arzuları yerine gelmeden, hiçbir beladan kurtulmadan ömürleri biter. Bütün arzu ve emelleri söner, gider, Cehennem’e müstahak olur. Koca âleme sığmayan o arzular, emeller, korkular hebaen mensura gider. Ya Rabbi! Ciğerimiz yanıyor. Bütün Küre-i Arz’da imanı yerleştir. Kâfirin bu haline acıyoruz. Kâfirin küfrüne rızamız yoktur. Kâfirin, küfürden kurtulmasının taraftarıyız. Küfrün kendisi bir Cehennem’dir.