uz
Feedback
Risale-i Nur Dersleri (Edessa)

Risale-i Nur Dersleri (Edessa)

Kanalga Telegram’da o‘tish
4 665
Obunachilar
+124 soatlar
+77 kunlar
+1030 kunlar
Postlar arxiv
20241125 19. Lem’a 4. Ve 5. Nükte – İstanbul Hisset ile iktisad her ne kadar zahiren birbirine benzese de hakikatte farklıdırlar. Biri, emr-i İlahiye riayet eder, ölçülü yer. Diğeri; cimrilik yaptığı için yemez. Hasîs, cimrilik eder, malı olduğu halde yemez. Hasîs adam, mal toplama peşindedir, malı toplar; ama kendisi yemez, neticede bütün malı bırakır gider. Muktesid, iktisada riayet eder, malı olduğu halde nefsin her arzusunu vermez. Fazla yemekle vücuduna yük etmez, malında israfa girmez. Rahman’ın has ibadı ne müsriftir ne de cimridir. Muktesiddir. İktisad, ayn-ı adalet ve hikmettir. İsraf ve cimrilik ise, adalet ve hikmete zıddır. Bu nedenle Din-i Mübin-i İslam, israf ve cimriliği reddeder, iktisadı ise emreder.

20241123 19. Lem’a 3. Nükte – İstanbul Kuvve-i zaika, Ellah’dan gelen nimetleri tadıp tartar, mideye haber vermekle onu şükre sevk eder. Kuvve-i zaika, kapıcı değildir, müfettiştir. Kuvve-i zaika, birkaç saniyelik arzu ve telezzüz için değil, ayakta durup Ellah’a ibadet ve taatta bulunmak için yer, içer. Dil, kendi hesabına zevk etmeyecek, bir müfettiş olduğunu bilecek. Rahmet-i İlâhiyenin matbahlarına bir nâzır ve bir müfettiş olan dil, iki noktada vazifelidir; Biri; Ayakta durup Ellah’a ibadet etmek için yemek ve içmektir; israftan uzak durmaktır. Diğeri; Evlenip neslin devamını temin için yemek ve içmektir. Bu vazifeleri yerine getirmesi gereken dil, teftişten ve nazırlıktan çıkmış, bir kapıcı derekesine inmiş, her geleni içeri gönderiyor. Dil, her geleni içeri gönderdiği zaman iki noktada arıza çıkar; Biri; Nefis kudurur, ölçüsüz yemekle hastalıklara davetiye çıkarır. Diğeri; Şehvet uyanır, fuhşiyata girmeye sebebiyet verir.

20241122 19. Lem’a 1. ve 2. Nükte – İstanbul 06:45 Cenab-ı Mevla, ümmet-i Muhammed (asm)’a merhameten Cuma günü öğle namazının dört rekât farzını iki rekâta indirdi. İmam Ali (ra)’ın vefatından sonra gelenler, ümmet-i Muhammed (asm)’a zahmeten on dört rekâta çıkardılar. 17:28 Sual: Aristo, Sokrat gibi felsefeciler riyazet yaptıkları halde neden hakkı bulamamışlar? Elcevab: Hakkı bulmanın yolu, nübüvvete yani vahye tabi olmaktır. Nübüvvet, akl-ı küll olan vahy-i İlahiye dayanır. Vahiy ise rüya ve hayalattan hâlîdir, âlem-i misal ile esma ve sıfat dairesini beraber tarif eder. Cenab-ı Hak bu âlemi, bu âlem içindeki insanı ve haşri bizzat kendisi tarif eder. Aristo ve Sokrat gibileri âlem-i misalde bir milyon sene keşfiyatta bulunsalar, Arş’ı seyretseler bile bir ism-i İlahiyi bulamazlar. Çünkü onlar vahiyle değil, kafa feneriyle gidiyorlar. Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’an’ın tasarrufu altında olmayan riyazetle hakikate kavuşulmaz. Aristo ve Sokrat gibileri bir milyar sene riyazet çekseler de âlem-i misalden çıkamazlar. Âlem-i misalden çıkıp esma ve sıfat dairesine geçmenin şartı, ancak vahy-i İlahiye istinad etmektir. Bu alemin bir Malik’i var. Kendini, O’nun kabza-yı tasarrufunda görmeyen, ef’al, esma, sıfat ve Zat’ının nurlarına kavuşmayan bir insan, bütün kainata sahib olsa kaç para eder? Kâinat, fanidir, zaildir. 26:07 Üstad (ra), “Ben, iman cihetinde müstakim olsam da, amel cihetinde istikamet mümkün olmadı” diyor. Hulusi Bey’in bizlere dediği, “Benden sonra istikameti muhafaza edeceksin” sözü, iman cihetiyledir. Amel cihetiyle istikameti muhafaza etmek çok zordur. Zalim nefis durmaz. Nefs-i emmare zordur. Hazret-i Yusuf (as), peygamber olmasına rağmen nefs-i emareden şikâyet etmiş, اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّٖي “Şüphesiz nefis dâimâ kötülüğe sevk eder; ancak Rabbim rahmet ederse, o başka.” demiştir. Nefis, hiçbir zaman ıslah olmaz. İmtihan her an devam eder. Hiçbir peygamber nefisten kurtulmamıştır. Ne bir nebi ne bir veli günahtan kurtulamaz, Ellah’a karşı istikameti muhafaza etmeye güçleri yoktur. Kema-hüve istikameti muhafaza edemezler, ancak güçleri dahilinde yaparlar.

Mezhebler ve Ümmetin Başına Oynanan Oyunlar 20241207.mp343.78 MB

Mehdilik, Mezhebler ve Ümmetin Başına Oynanan Oyunlar 20241206 02:13 Hakkımda yapılan mehdilik iddiası, sadece iftiradan ibarettir. Ellah, hepinize insaf ve merhamet versin. Ellah’tan korkun, bu iftirayı bana yapmaktan vazgeçin. Sizlerden ricam dua etmeniz, “Ya Rabbi! Bizi ve Hoca Abi’mizi Mehdi’ye tabi eyle” demenizdir. 07:41 Kütub-u Sahiha’ya ve mezheblere baktığımız zaman, Kur’an tefsiri haline getirilmediğini görürüz. Kütub-u Sahiha sadece hadis nakillerinden ibaret kalmış, hadislerin hangi ayetleri tefsir ettiği ifade edilmemiş. Mezhebler, mezheb sahiblerinin fıkha dair görüşlerinden ibaret kamış. Fıkıh kitablarına baktığımız zaman sadece İmam Şafii’nin “El-Ümm” kitabında ayet ve hadislerin yer aldığını görürüz. Çoğu fıkıh kitabında ayet ve hadislerin hiç yer almadığını müşahede ederiz. Altı Sahih Kitaba, mezheblere, tefsir kitablarına bakıyoruz, hiçbirisi diğeriyle alaka peyda etmemiş. Peki bu nasıl oluyor? Ben burada altı Sahih Kitabların ve mezheblerin hak olmadığını söylemiyorum. Beni yanlış anlamayın. Ben, mezhebleri inkâr etmiyorum. Mezheblerin başına gelen felaketleri anlatıyorum. Ben, altı sahih kitabı inkâr etmiyorum. Onların tek kalmalarını, onların başına gelen zulmü anlatıyorum. Ben, müfessirleri inkâr etmiyorum. Onların başına gelen zulmü anlatıyorum. 19:44 İmam Ali (ra)’ın vefatından sonra gelen halifelerin saraylarında yüzlerce cariye bulunmaktaydı. Sarayında yüzlerce cariyesi bulunan bir idareci müstakim akılla düşünebilir mi? Bu dine hizmet edebilir mi? Elbette hayır. Bu cariyelerin neredeyse hepsi Yahudi, Hristiyan ve Hindulardan oluşmaktaydı. Saraydaki cariyeler, en güzel kadınlardan seçilirdi. Saraydaki cariyelerin hem sesleri hem simaları güzeldi. Geceleri bu cariyelerin def çalmasıyla eğlenen bir halife, sabah kalkıp Kur’an dersi mi verecek? Müslim ve Buhari’yi mi yanına çağıracak? Sadece bu noktayı bile düşünseniz, söylediklerime hak verirsiniz.

20241121 19. Lem’a – İstanbul 01:41 Kur’an, zaman, mekân gibi kayıtlarda mukayyed değildir. Asr-ı Saadette nazil olan bazı ayetlerin ifade ettiği mana daha sonradan çıkmıştır. Ahirzaman’ın en büyük alameti, Ellah’ın yarattığının değiştirilmesidir. Hadis-i şerifler, muhannes ve mütereccileyi ahirzamanın alameti olarak bildiriyor. 07:01 Resûl-i Ekrem (asm), sofradan tok olarak kalkmazdı, karnında illa açlık bırakarak sofradan kalkardı. Bir vakit tok olsa, diğer vakitte illa aç bırakırdı. Resûl-i Ekrem (asm), yemeğin yokluğundan dolayı böyle yapmıyordu. İsraftan kurtarmak için böyle yapıyordu. Resûl-i Ekrem (asm), fakir yaşamamıştı. Elinde çok nimetler, ganimetler vardı. Hadislere yanlış mana vermeyin. Bu hadislere ters mana verenler, “Sufi olun. Dünyayı terk edin” diyorlar. Haşa, sümme haşa. Resûl-i Ekrem (asm), devlet başkanı olarak kılıçla harb etti, dünyayı feth etti, idarecileri esir etti, dünya nimetlerini eline aldı. Resûl-i Ekrem (asm), her ne kadar böyle bir saltanata sahib olsa da kendi ev halkının iktisada riayet etmesini temin etti, bir lokma fazla yemelerine izin vermedi. Sabah tok olsalar, akşam aç kalırlardı.

20241019 8. Söz 2. Ders – Muş 00:00 Bütün suhuf-u semaviyenin ana temelleri ve davaları birdir. Bütün peygamberân-ı izâmın şerîatlerinde ve kutub-ü semâvîyyede müttefekun aleyh olan on altı hakikat-ı âliyye; altı erkân-ı imâniyye, beş esâsât-ı İslâmiyye ve devletin icrâ ve tâbîkiyle mes’ûl ve mükellef olduğu usûl-u hamsedir. Tüm semavî şerîatlerde İslâm’ın beş temel esâsı olan kelime-i şehâdet, namâz, oruç, hac ve zekât konusu muttefekun aleyh olmakla beraber, bu ibâdet esâslarında sâdece şekil yönünden teferruatta bazı küçük değişiklikler olabilir. 09:23 Âdem (as)’ın meylettiği ağacın, bütün dünyanın fani semeresini ihata eden fani bir ağaç olduğu açıkça anlaşılıyor. Ellah, Cennet’teki asıl nimetlerin fani birer numunesini, bir tılsım olarak o ağaç üzerinde toplamış, tecessüm ettirmiş. Üzerine de cazibe koymuş. Üzerindeki cazibeden dolayı bu fani ağaç, Cennet’in baki nimetlerinden daha fazla çekici olmuş. İşte Hz. Âdem, şeytanın iğvasıyla o cazibeye aldanmış; faniyi, ayn-ı baki tasavvur etmekle sukut etmiş. Biz de burada aynı ağaca aldanıyoruz. Dünyanın cazibesi, bizi çekiyor, bize yapışıyor, mahvediyor. Dünya nimetleri her ne kadar fani olsa da üzerinde bir cazibe olduğu için insan, aldanıyor. Hz. Âdem’in yasak ağaçtan yemesi de kaderin bir cilvesidir. 34:09 Ellah’ın varlığının en büyük delili, bir tek şeyden her şeyi yapmak ve her şeyi bir tek şey yapmaktır. Bir damla sudan her şeyi yapmak; her şeyi toplayıp bir damla su yapmak hasse-i kudret-i İlahiyedir. Bir tek ağacın üzerinde her nev’ muhtelif meyvenin bulunması, sikke-i i’caza işarettir, Zât-ı Ehad-i Samed olan Sultan-ı Ezel ve Ebed'in sikke-i hassasıdır, hâtem-i mahsusudur, taklid edilmez bir turrasıdır. Üstad (ra), burada tabiat perdesini yırtıyor. Ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin bir lahm-ı mahsus olur. Demek bütün alem toplanmış, karşımdaki “Ahmed” olmuş. 42:06 Aziz Kardeşlerim! Şu Durus-u Kur’anî’yeden ayrılmamanızı, ihlas esaslarına riayet etmenizi, tenkid kapısını açmamanızı, dersinize devam etmenizi sizlere vasiyet ediyorum. Benimle uğraşmamanızı sizlerden rica ederim. Ben, hedefime doğru gidiyorum, kimseyle uğraşmıyorum. Sesim giderse bütün Küre-i Arz’a bunu sesleniyorum. Benimle uğraşanlar zehir gibi bela bulmuşlar. Sizinle uğraşmam, size beddua etmem; fakat belayı bulursunuz. Çünkü ben, dersimle meşgul oluyorum, kimseyle uğraşmıyorum. Aleyhimde olan, namusuma, iffetime, şerefime, hissiyatıma hücum eden, kelb-i akur gibi beni parçalamaya çalışanlara bile şahsî haklarımı ana sütleri gibi helal ediyorum. Alnımda bir hedef tayin etmişim. Hedefim, doğrudan Kabe’ye, oradan da Arş-ı Azam’a gidiyor. Ben, yolumda gidiyorum, başka hiçbir şeyle uğraşmıyor, sağda-solda havlayan köpeklere taş atmıyorum. Ellah, beni, o köpeklerden koruyor.