ru
Feedback
Risale-i Nur ile tefekkür

Risale-i Nur ile tefekkür

Открыть в Telegram

📕Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete (düşmanlık) vaktimiz yoktur İ'lâ-yı kelimetullah vazifemiz Bu vazifenin semeresi rıza-yı ilahîdir.

Больше
2 467
Подписчики
-424 часа
-77 дней
-2330 день
Архив постов
Sizler için telegramın en güzel kanallarını bir araya getirdi 😌 @uzeripost800 postu sunar ✍🏼 @hepberaberbuyuyoruz tavsiye p
Sizler için telegramın en güzel kanallarını bir araya getirdi 😌 @uzeripost800 postu sunar ✍🏼 @hepberaberbuyuyoruz tavsiye post kanalı ✨ Instagram Hesabımız : https://www.instagram.com/yalnizliga_siginanlar

Beşinci Mesele: Dünya madem fânidir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebed
Beşinci Mesele: Dünya madem fânidir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahipsiz değil. Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerîm bir Müdebbir'i var. Hem madem ne iyilik ve ne fenalık, cezasız kalmayacaktır. Hem madem لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا sırrınca teklif-i mâlâyutak yoktur. Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır. Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır. Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, malayani şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin. Tarihçe-i Hayat

photo content

photo content

photo content

photo content

photo content

_Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, "*Bismillah*" der. Sert olan taş ve toprağı deler geçer.
_Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, "*Bismillah*" der. Sert olan taş ve toprağı deler geçer. Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur._ Risale-i Nur Külliyatından

Avcı İyi bir avcıydı. 1953 yılının bir Eylül günü, Bediüzzaman’ın “tarikatına girme” niyetiyle yollara düştü. Urfa’dan kalkıp Gaziantep üzerinden Isparta’ya geldi. Heyecanla Bediüzzaman’ın yanına vardı. Koşup ellerine sarıldı, öpüp başına koydu. – Merhaba, safa geldin kardeşim, otur, dedi Bediüzzaman. Adını sordu: – Abdülkadir, dedi. – Maşaallah, dedi. Ben Abdülkadir ismiyle çok alakadarım.” Ve “Birkaç gündür kimseyi kabul etmiyordum, hatta yanımdaki talebelerimi de... Bana bir şey lazım olduğu zaman yazıp kapının arkasından gönderiyordum. Fakat sen bana şifa oldun, dedi. Şahsî ve ailevî durumunu sormaya başladı. – Babanın adı nedir? – Abdurrahman efendim. – Kaç kardeşsiniz? – Altı erkek kardeşiz. – Ne iş yaparsın? – Avcılık efendim. – Sizin orada ne gibi hayvanlar bulunur? – Ceylan, tavşan, ördek ve keklik gibi hayvanlar bulunur efendim. – Her ava çıktığınızda ne kadar para masraf edersiniz? – Bazen olur ki 50 lira masraf ederiz. Bediüzzaman bir müddet düşündü. İnsanlara olduğu kadar hayvanlara olan şefkati de o derece fazlaydı. İlk defa ziyaretine gelen bu talebesini bu âdetinden vazgeçirmek istedi ve şu teklifte bulundu: – Peki, dedi. Siz o parayla koyun keçi gibi ehlî hayvan alıp etini yeseniz daha iyi olmaz mı? Abdülkadir, onun dilinden dökülen her kelimeyi can kulağıyla dinliyordu. – Evet efendim, dedi. Daha iyi olur muhakkak. Abdülkadir için avcılık orada tarihe gömüldü. Üstad’ından ilk dersini almıştı: Hiçbir canlının canını incitme!

photo content

photo content

Körü körüne taklit maskaralık getirir! “Kendi yürüyüşünü terk etti, başkasının yürüyüşünü taklit edemedi” hakikatini hatırladığımız şu günlerde milletimizin selameti için dua ediyor, bu yanlış hareketlerden geri durmalarını temenni ediyoruz. Bu özel çalışmanın muhtaç ellere ulaşması adına lütfen paylaşalım.

photo content

photo content

photo content

photo content