ar
Feedback
Risale-i Nur ile tefekkür

Risale-i Nur ile tefekkür

الذهاب إلى القناة على Telegram

📕Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete (düşmanlık) vaktimiz yoktur İ'lâ-yı kelimetullah vazifemiz Bu vazifenin semeresi rıza-yı ilahîdir.

إظهار المزيد
2 471
المشتركون
-224 ساعات
+67 أيام
-2130 أيام
أرشيف المشاركات
Avcı İyi bir avcıydı. 1953 yılının bir Eylül günü, Bediüzzaman’ın “tarikatına girme” niyetiyle yollara düştü. Urfa’dan kalkıp Gaziantep üzerinden Isparta’ya geldi. Heyecanla Bediüzzaman’ın yanına vardı. Koşup ellerine sarıldı, öpüp başına koydu. – Merhaba, safa geldin kardeşim, otur, dedi Bediüzzaman. Adını sordu: – Abdülkadir, dedi. – Maşaallah, dedi. Ben Abdülkadir ismiyle çok alakadarım.” Ve “Birkaç gündür kimseyi kabul etmiyordum, hatta yanımdaki talebelerimi de... Bana bir şey lazım olduğu zaman yazıp kapının arkasından gönderiyordum. Fakat sen bana şifa oldun, dedi. Şahsî ve ailevî durumunu sormaya başladı. – Babanın adı nedir? – Abdurrahman efendim. – Kaç kardeşsiniz? – Altı erkek kardeşiz. – Ne iş yaparsın? – Avcılık efendim. – Sizin orada ne gibi hayvanlar bulunur? – Ceylan, tavşan, ördek ve keklik gibi hayvanlar bulunur efendim. – Her ava çıktığınızda ne kadar para masraf edersiniz? – Bazen olur ki 50 lira masraf ederiz. Bediüzzaman bir müddet düşündü. İnsanlara olduğu kadar hayvanlara olan şefkati de o derece fazlaydı. İlk defa ziyaretine gelen bu talebesini bu âdetinden vazgeçirmek istedi ve şu teklifte bulundu: – Peki, dedi. Siz o parayla koyun keçi gibi ehlî hayvan alıp etini yeseniz daha iyi olmaz mı? Abdülkadir, onun dilinden dökülen her kelimeyi can kulağıyla dinliyordu. – Evet efendim, dedi. Daha iyi olur muhakkak. Abdülkadir için avcılık orada tarihe gömüldü. Üstad’ından ilk dersini almıştı: Hiçbir canlının canını incitme!

photo content

photo content

Körü körüne taklit maskaralık getirir! “Kendi yürüyüşünü terk etti, başkasının yürüyüşünü taklit edemedi” hakikatini hatırladığımız şu günlerde milletimizin selameti için dua ediyor, bu yanlış hareketlerden geri durmalarını temenni ediyoruz. Bu özel çalışmanın muhtaç ellere ulaşması adına lütfen paylaşalım.

photo content

photo content

photo content

photo content

Kendine güvenen ve ebedî zanneden mağrur insan, zevale mahkûmdur. Süratle gidiyor. Hane-i insan olan dünya ise zulümat-ı adem
Kendine güvenen ve ebedî zanneden mağrur insan, zevale mahkûmdur. Süratle gidiyor. Hane-i insan olan dünya ise zulümat-ı ademe sukut eder. Emeller bekasız, elemler ruhta bâki kalır. İman ve Küfür Muvazeneleri

İsm-i Hakem'in tecelli-i a'zamı şu kâinatı öyle bir kitab hükmüne getirmiş ki, her sahifesinde yüzer kitab yazılmış.. ve her
İsm-i Hakem'in tecelli-i a'zamı şu kâinatı öyle bir kitab hükmüne getirmiş ki, her sahifesinde yüzer kitab yazılmış.. ve her satırında yüzer sahife dercedilmiş.. ve her kelimesinde yüzer satır mevcuddur.. ve her harfinde yüzer kelime var.. ve her noktasında kitabın muhtasar bir fihristeciği bulunur bir tarza getirmiştir. O kitabın sahifeleri, satırları, tâ noktalarına kadar yüzer cihette nakkaşını, kâtibini öyle vuzuhla gösteriyor ki; o kitab-ı kâinatın müşahedesi, kendi vücudundan yüz derece daha ziyade kâtibinin vücudunu ve vahdetini isbat eder. Çünki bir harf, kendi vücudunu bir harf kadar ifade ettiği halde; kâtibini bir satır kadar ifade ediyor. Risale-i Nur, Lemalar - 311

Barla , çam dağı

photo content

photo content

photo content