4 686
Подписчики
+124 часа
-57 дней
-3130 день
Архив постов
Mehdilik, Mezhebler ve Ümmetin Başına Oynanan Oyunlar 20241206
02:13 Hakkımda yapılan mehdilik iddiası, sadece iftiradan ibarettir. Ellah, hepinize insaf ve merhamet versin. Ellah’tan korkun, bu iftirayı bana yapmaktan vazgeçin. Sizlerden ricam dua etmeniz, “Ya Rabbi! Bizi ve Hoca Abi’mizi Mehdi’ye tabi eyle” demenizdir.
07:41 Kütub-u Sahiha’ya ve mezheblere baktığımız zaman, Kur’an tefsiri haline getirilmediğini görürüz. Kütub-u Sahiha sadece hadis nakillerinden ibaret kalmış, hadislerin hangi ayetleri tefsir ettiği ifade edilmemiş. Mezhebler, mezheb sahiblerinin fıkha dair görüşlerinden ibaret kamış. Fıkıh kitablarına baktığımız zaman sadece İmam Şafii’nin “El-Ümm” kitabında ayet ve hadislerin yer aldığını görürüz. Çoğu fıkıh kitabında ayet ve hadislerin hiç yer almadığını müşahede ederiz.
Altı Sahih Kitaba, mezheblere, tefsir kitablarına bakıyoruz, hiçbirisi diğeriyle alaka peyda etmemiş. Peki bu nasıl oluyor? Ben burada altı Sahih Kitabların ve mezheblerin hak olmadığını söylemiyorum. Beni yanlış anlamayın.
Ben, mezhebleri inkâr etmiyorum. Mezheblerin başına gelen felaketleri anlatıyorum. Ben, altı sahih kitabı inkâr etmiyorum. Onların tek kalmalarını, onların başına gelen zulmü anlatıyorum. Ben, müfessirleri inkâr etmiyorum. Onların başına gelen zulmü anlatıyorum.
19:44 İmam Ali (ra)’ın vefatından sonra gelen halifelerin saraylarında yüzlerce cariye bulunmaktaydı. Sarayında yüzlerce cariyesi bulunan bir idareci müstakim akılla düşünebilir mi? Bu dine hizmet edebilir mi? Elbette hayır. Bu cariyelerin neredeyse hepsi Yahudi, Hristiyan ve Hindulardan oluşmaktaydı. Saraydaki cariyeler, en güzel kadınlardan seçilirdi. Saraydaki cariyelerin hem sesleri hem simaları güzeldi. Geceleri bu cariyelerin def çalmasıyla eğlenen bir halife, sabah kalkıp Kur’an dersi mi verecek? Müslim ve Buhari’yi mi yanına çağıracak? Sadece bu noktayı bile düşünseniz, söylediklerime hak verirsiniz.
20241121 19. Lem’a – İstanbul
01:41 Kur’an, zaman, mekân gibi kayıtlarda mukayyed değildir. Asr-ı Saadette nazil olan bazı ayetlerin ifade ettiği mana daha sonradan çıkmıştır. Ahirzaman’ın en büyük alameti, Ellah’ın yarattığının değiştirilmesidir. Hadis-i şerifler, muhannes ve mütereccileyi ahirzamanın alameti olarak bildiriyor.
07:01 Resûl-i Ekrem (asm), sofradan tok olarak kalkmazdı, karnında illa açlık bırakarak sofradan kalkardı. Bir vakit tok olsa, diğer vakitte illa aç bırakırdı. Resûl-i Ekrem (asm), yemeğin yokluğundan dolayı böyle yapmıyordu. İsraftan kurtarmak için böyle yapıyordu. Resûl-i Ekrem (asm), fakir yaşamamıştı. Elinde çok nimetler, ganimetler vardı. Hadislere yanlış mana vermeyin. Bu hadislere ters mana verenler, “Sufi olun. Dünyayı terk edin” diyorlar. Haşa, sümme haşa. Resûl-i Ekrem (asm), devlet başkanı olarak kılıçla harb etti, dünyayı feth etti, idarecileri esir etti, dünya nimetlerini eline aldı. Resûl-i Ekrem (asm), her ne kadar böyle bir saltanata sahib olsa da kendi ev halkının iktisada riayet etmesini temin etti, bir lokma fazla yemelerine izin vermedi. Sabah tok olsalar, akşam aç kalırlardı.
20241019 8. Söz 2. Ders – Muş
00:00 Bütün suhuf-u semaviyenin ana temelleri ve davaları birdir. Bütün peygamberân-ı izâmın şerîatlerinde ve kutub-ü semâvîyyede müttefekun aleyh olan on altı hakikat-ı âliyye; altı erkân-ı imâniyye, beş esâsât-ı İslâmiyye ve devletin icrâ ve tâbîkiyle mes’ûl ve mükellef olduğu usûl-u hamsedir. Tüm semavî şerîatlerde İslâm’ın beş temel esâsı olan kelime-i şehâdet, namâz, oruç, hac ve zekât konusu muttefekun aleyh olmakla beraber, bu ibâdet esâslarında sâdece şekil yönünden teferruatta bazı küçük değişiklikler olabilir.
09:23 Âdem (as)’ın meylettiği ağacın, bütün dünyanın fani semeresini ihata eden fani bir ağaç olduğu açıkça anlaşılıyor. Ellah, Cennet’teki asıl nimetlerin fani birer numunesini, bir tılsım olarak o ağaç üzerinde toplamış, tecessüm ettirmiş. Üzerine de cazibe koymuş. Üzerindeki cazibeden dolayı bu fani ağaç, Cennet’in baki nimetlerinden daha fazla çekici olmuş. İşte Hz. Âdem, şeytanın iğvasıyla o cazibeye aldanmış; faniyi, ayn-ı baki tasavvur etmekle sukut etmiş. Biz de burada aynı ağaca aldanıyoruz. Dünyanın cazibesi, bizi çekiyor, bize yapışıyor, mahvediyor. Dünya nimetleri her ne kadar fani olsa da üzerinde bir cazibe olduğu için insan, aldanıyor. Hz. Âdem’in yasak ağaçtan yemesi de kaderin bir cilvesidir.
34:09 Ellah’ın varlığının en büyük delili, bir tek şeyden her şeyi yapmak ve her şeyi bir tek şey yapmaktır. Bir damla sudan her şeyi yapmak; her şeyi toplayıp bir damla su yapmak hasse-i kudret-i İlahiyedir. Bir tek ağacın üzerinde her nev’ muhtelif meyvenin bulunması, sikke-i i’caza işarettir, Zât-ı Ehad-i Samed olan Sultan-ı Ezel ve Ebed'in sikke-i hassasıdır, hâtem-i mahsusudur, taklid edilmez bir turrasıdır. Üstad (ra), burada tabiat perdesini yırtıyor. Ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin bir lahm-ı mahsus olur. Demek bütün alem toplanmış, karşımdaki “Ahmed” olmuş.
42:06 Aziz Kardeşlerim! Şu Durus-u Kur’anî’yeden ayrılmamanızı, ihlas esaslarına riayet etmenizi, tenkid kapısını açmamanızı, dersinize devam etmenizi sizlere vasiyet ediyorum.
Benimle uğraşmamanızı sizlerden rica ederim. Ben, hedefime doğru gidiyorum, kimseyle uğraşmıyorum. Sesim giderse bütün Küre-i Arz’a bunu sesleniyorum. Benimle uğraşanlar zehir gibi bela bulmuşlar. Sizinle uğraşmam, size beddua etmem; fakat belayı bulursunuz. Çünkü ben, dersimle meşgul oluyorum, kimseyle uğraşmıyorum. Aleyhimde olan, namusuma, iffetime, şerefime, hissiyatıma hücum eden, kelb-i akur gibi beni parçalamaya çalışanlara bile şahsî haklarımı ana sütleri gibi helal ediyorum. Alnımda bir hedef tayin etmişim. Hedefim, doğrudan Kabe’ye, oradan da Arş-ı Azam’a gidiyor. Ben, yolumda gidiyorum, başka hiçbir şeyle uğraşmıyor, sağda-solda havlayan köpeklere taş atmıyorum. Ellah, beni, o köpeklerden koruyor.
20241015 8. Söz – Muş
00:00 Din-i İslam, Ellah’ın indirdiği vahiydir, vahyin asıllarıdır. Bütün kütüb ve suhufların asılları ise, Kur’an’la birleşiktir. Kur’an, semavi kitab ve suhufların hülasasıdır. Maalesef beşer haddini aşmış, semavi kütüb ve suhufları tahrif etmiş. Beşer, hiçbir şekilde Kur’an’ı tahrif edememiştir. İ’caz-ı Kur’an, hiçbir beşerin oraya el atmasına izin vermemiş, i’caz-ı Kur’an, onu muhafaza etmiş.
Altıncı, Yedinci ve Sekizinci Sözlerde yer alan temsiller, İncil’den alınmıştır. Hususan bu Sekizinci Söz, bizzat İncil’den alınmış ayetlerdir.
04:05 Şu anda perişan bir haldeyim, hastayım. Hayatımda hiçbir zaman bu derece şiddetli haksızlığa maruz kalmadım, bu derece a’sab bozukluğuna uğramadım. Bu hal, vücuduma sirayet ediyor, dişlerim şiddetle birbirini vuruyor.
Dahilde ve hariçte aleyhimizde şiddetli hücumlar bulunmakta.
Aleyhimizdeki şiddetli hücumlar, şiddetli soğuğun demire vurmasıyla, demirin içinde incimad eden suyun, demiri parçalamasına benziyor. Kış mevsimindeki şiddetli soğuğun demiri vurmasıyla demirin içindeki su donar. Demirin içerisindeki o su, lisân-ı hâliyle demire; “Bana ‘Don!’ emri geldiği için, bana geniş yer lâzımdır. Sen de ‘Genişlen!’” der. Demir, genişlenir; yumuşak su da sert olan o demiri parça parça eder.
Hayatımda rastlamadığım bu şiddetli hücumlara nasıl dayandığımı ben de anlamıyorum. Cenab-ı Hak, mahza lütfuyla ruhumuza sebat vermiş. Kur’an, bize bir tahammül ihsan etmiş.
Üstad (ra), en az üç bin ayetten iktibas ederek şarkta yani Asya Kıtasında bir nurun zuhur edeceğini ve o nurun şarkı şârık, garbı gârib edeceğini söylüyor.
09:26 Kâinat, bir eserdir. Her bir eser üzerinde sanat ve nimet fiilleri görülmektedir. Efa’l-i İlahiyeyi tecellîye sevkeden, esmâ-i İlâhiyedir. Esmâ-i İlâhiyeyi tecellîye sevkeden, sıfât-ı İlâhiyedir. Sıfât-ı İlâhiyeyi tecellîye sevkeden ise, Zât-ı İlâhiyedir.
22:11 Cenab-ı Hak, Cennet’te Âdem (as)’ı, malum ağacın meyvesini yemekten menetti. Şeytan ise, O’nu iğva ederek o ağacın meyvesini yemeye sevketti. Hatta yemin ederek, “Şayet bu meyveden yersen, Cennet’te melekler gibi ebedi kalacaksın.” dedi. Âdem (as) da Şeytan’ın bu iğvasına kapılarak o yasak ağaçtan yedi ve bu, Cennet’ten ihracına sebeb oldu.
Bütün tefsirler, Âdem (as)’ın yediği ağacın buğday olduğunu ifade ediyor. Bu manayı kabul edip, müfessirlere sonsuz hürmet etmekle beraber asıl mesele farklıdır. Üstad (ra)’ın tesbitiyle şecereden murad, dünyadır. Cenab-ı Hak, başta buğday olmak üzere dünyanın bütün taamlarını Cennet’te bir ağaç suretinde temessül ettirmiş; her nevi meyveyi o ağacın dallarına takmış; adeta dünyanın bütün fani süslerini o ağaca takıp Âdem (as)’a göstermiş, dünya denilen bu ağacın meyvelerine el uzatmamasını ve ondan yememesini emretmiş. Başta buğday olmak üzere dünyanın bütün fani taamları cazibeli, çekici bir ağaç şeklinde tecessüm edince Âdem (as) için bir tecrübe ve imtihan vesilesi olmuş, Âdem (as) o cazibeden kendisini kurtaramamıştı. Dünya nimetleri fanidir, bekaya mazhar nimetler, Cennet’tedir.
35:50 Bu kâinatta ekser mahlukat umur-u nisbiyye cinsindendir. Güzellikleri tam görülmüyor. Hakiki güzellik, ancak Cennet’te olur. Kainattaki güzellikler tebeidir, belki kötülükler daha fazladır. Kötü ve pis şeyler, güzellikler görülsün diye yaratılmış ibretlerdir, asıl maksat değildir. Zındıklar, kainattaki hüsnü görmez, hem ef’al-i beşeriyede hem tabiatta sadece kötülükleri görür, Ellah’a itiraz eder, dalalete saplanır, gider. Müminler ise, onların manasını anlamakla ibret alır. Kainattaki hüsn-i bi’l-gayr’daki hüsniyete nazar eder.
Demek ef’al-i insaniyede ve tabiatta yani hem dahil-i insanda hem alemde güzellikler ve çirkinlikler vardır. Mümin, alemdeki ve ef’al-i insaniyedeki çirkinlikleri umur-u nisbiye kabul eder, ibret alır, güzelliklere bakar, hakikati görmeye sebeb eder. Zındıklar ise, devamlı bir surette kötü şeylere bakmakla kâinatın tabiatına batar, dalalete gider.
20241012 7. Söz 5. Ders – Muş
00:00 Dünya murdardır; onu arayan ve ona şakirdlik eden ise kilabdır. Çünkü murdar eti, ancak köpekler yer. Ehadisde dünya bu şekilde ifade ediliyor.
Kafirin dünyasını düşünelim. Kafirin dünyası, şehvet-i batn ve şehvet-i fercini tatmin etmekten ibarettir. Şehvet-i batnını tatmin için yer, içer; şehvet-i fercini tatmin etmek için evlenir. Peki batn ve fercin neticesi nedir? Yeme-içmenin neticesi, necaset olup dışarı çıkmaktır. Evlenmenin neticesi, ma-i mehin tabir edilen zahiren kıymetsiz, pis kokulu bir damla sudur. Demek kâfirin dünyası, çalışmasının neticesi o necasettir, o pisliği netice vermektir. Öyleyse mezkûr hadis, ayn-ı hak ve hakikattir, doğruyu ifade etmektedir.
07:39 Risale-i Nur’un mesleği, acz-i mutlak ve fakr-ı mutlak üzerinde duruyor. Kayıtsız, şartsız acz-i mutlaktasın, gelen belalara karşı hiçbir kuvvete malik değilsin. Hiçbir beladan kendini muhafaza edemezsin. Kayıtsız, şartsız fakr-ı mutlaktasın, hiçbir gınaya sahib değilsin, muhtaç olduğun bir lokma ekmeği bile temin edemezsin.
12:53 Bin dört yüz senedir, “Biz, fakirlikle iftihar ederiz. Biz, âciz ve fakîriz” dediler, Âlem-i İslam’ı bu iki kelimeyle aldattılar. Resûl-i Ekrem (asm), Ellah’a karşı fakrını anlamayı kastediyor, beşere karşı dilencilik vaziyetini almayı kasdetmiyor.
Dergâh-ı İlahiyeye karşı hiçbir mal sahibi olmadığını kabul edeceksin. Kendini gına sahibi görmek suretiyle Ellah’ın huzuruna gitmen şirktir, dalalettir. “Mal, benimdir” ifadesi, şirk-i hafîdir. Bu ifadeyi biraz daha ilerletsen, şirk-i zahiriye inkılab eder. “Benimdir” diye bir ifadeyi hakiki manada kullanamazsın. Mal sahibi, Ellah’dır. Yeryüzü Ellah’ın olduğu gibi, Cennet de Ellah’ındır. İşte biz, bu fakrla iftihar ederiz. Mülk, umumen Ellah’ındır. İnsanın vazifesi, duayla Rabbine ilticadır.
21:02 Resûl-i Ekrem (sav), hiçbir zaman sofradan tok olarak kalkmamıştır. Resûl-i Ekrem (sav)’ın tok olmadan kalkması, malı olmadığı için değildir. Çünkü elinde ganimet malı doluydu. Resûl-i Ekrem (sav), şiddetli bir zenginlikle yaşamıştır. Ben-i Nadr, Ben-i Kurayza ve Fedek arazileri bizzat Resûl-i Ekrem (sav)’ın şahsî tasarrufundaydı. Hurma dolu büyük mezralara sahib olan Resûl-i Ekrem (sav)’a fakir denir mi? Resûl-i Ekrem (asm)’ın elinde çok servet olmakla beraber ganimetten payı da vardı. Resûl-i Ekrem (asm)’ın fakir yaşaması ise, eline geleni dağıtması sebebiyledir. “Resûl-i Ekrem (asm) dünyalık namına hiçbir şey yapmamış. Bir lokma, bir hırkayla yaşamış” sözü, dış mihrakların attığı bir iftiradır.
Resûl-i Ekrem (sav)’ın arpa ekmeği yemesi, buğdayı elde edemediği için değildi. Resûl-i Ekrem (sav), elindeki bütün malı, serveti ümmetine dağıtmış, tevazudan dolayı arpa ekmeği yemiştir. Resûl-i Ekrem (sav)’ın elinde dünya kadar saltanat vardı. Gelen, giden misafirlere sarf ederdi.
31:34 Beş farz namazını zamanında kılan, orucunu tutan, zekâtını veren, hacca giden, kebairi terk eden kurtulur. Kebairi işleyenlere tevbe kapısı açıktır. Eğer kebairi işlemişseniz, tevbe edin, kurtulun.
“Tevbe ederim; ama yıllarca kılmadığım namazlar, tutmadığım oruçlar var. Onların kazasını nasıl eda ederim” diye düşünme. Fıkıhtaki izahlara hürmetimizle beraber, onları yapmanız gücünüzün haricindedir. İnsan, bazen teklif-i mala yutak gibi görür, tevbeden vazgeçer. Bunun üzerinde fazla durmaktan ise, tevbenin üzerine azimle dur, namazı terk etme, kebairi işleme, ibadetine devam et.
Bazı insanlar, “Yıllarca kılmadığım namazlar, tutmadığım oruçlar var. Onların kazasını nasıl eda ederim” diye düşünür, umudu kırılır, tevbe etmez. Böyle düşünmeyin. Tevbe ettiğiniz andan itibaren ümidinizi kesmeyin. Eğer gücün varsa, kaza namazı kıl; ama “Kaza namazım var” diye üzülme. Tevbe, her günahı siler, bütün hayırların kapısını açar. “Ellah, tevbe eden her mümini afv eder.” Kim ne derse, desin; ben, böyle inanmışım.
20241008 7. Söz 4. Ders – Muş
00:00 İnsanın birinci isteği, cemalullah ile müşerref olmaktır. Ondan sonraki en yüksek isteği, bütün derdini unutup, la hayâe fiddîn güzel kızlarla işret etmektir. Ellah, nefs-i insanın iştiha duyduğu her şeyin Cennet’te verileceğini bildirmektedir.
Kur’an, insanın bütün arzu ve hislerini tatmin ediyor. Her nev’ bostanlar, bağlar, bahçeler, üzümler, içkiler, kızlarla muaşeret ve sair bütün arzu ve isteklerin tatminini müjdeliyor. Böyle bir müjde-i Kur’anî’yi bırakıp, geçici dünya metaına bağlanan, ahmaktır.
Cennet içkileri, dünyadaki içkilere asla benzemez. Onları içecek olanlar, rûhânî zevkler içinde kalacaklar; hiçbir arızaya uğramayacaklardır. Ne başları ağrıyacak; ne helâk olma endişesi taşıyacak; ne cisimleri zarar görecek; ne de şuurları gidecek, aklî melekeleri zail olacaktır.
10:54 Bütün aleme vekaleten اِنَّا diyoruz. Bela ve musibetler kendi kendine gelmez. اِنَّا ifadesiyle bütün aleme vekaleten köle olduğumuzu ilan ediyoruz. Ben de köleyim, gelen bela da köledir, sair bütün mevcudat da köledir. Çünkü yer-gök dönmezse bela gelmez ki. Demek bütün mevcudatın hepsi köledir. Öyleyse köleliğini bil. Kölenin söz hakkı yoktur. Peki kime müracaat edeceğiz? وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَۜ diyerek Hakim-i Mutlak’a müracaat edeceğiz.
Öyle bir Hâkim-i Mutlak’ın huzuruna gidiyoruz ki, orada esbabın hiçbir tesiri yoktur. İşte ayet-i kerimede yer alan اِلَيْهِ bu hasra bakıyor. Acz-i beşerin tek ilacı, اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَۜ cümlesidir. Ondan başka ilaç yoktur.
Ellah, kendisine teslim olup, ahirete iman edene üç mükafat vereceğini va’d ediyor.
Birincisi: Cehennem’den kurtuluştur.
İkincisi: Cennet’e girmektir.
Üçüncüsü: Cemal-i İlahiyle müşerref olmaktır.
35:03 Kölenin malı, mülkü, mülkiyet hakkı yoktur. Öyleyse nedir bu tasarruf? Nedir bu kibir? Nedir bu gurur? “Benim vücudum, benim malım, benim evladım” ifadesi, zalûmiyet ve cehûliyetten başka bir şey değildir. Böyle yapan birisi, Ellah’ın malını zabt eden bir zalim, ilimden bî-behre bir zırcahildir.
Sen, kölesin, fakirsin, hiçbir malın yoktur. Vazifen ise, şükürdür. Köle olduğunu bil, اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ diyerek Rabbine şükret. اِيَّاكَ نَعْبُدُ diyerek gizli şirki at, temellük davasından vazgeç, istifa et, ubudiyetini ilan et. Gelin, fakr-ı mutlakınızı ilan edin. Gelin, şükrünüzü ifade edin. Fatiha-i Şerife’yi her gün okuyoruz; ama anlamıyoruz. Cennet dahil, gelen bütün nimetlerin şükrünü ifade için اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ diyoruz. Fakir bir kölesin, hiçbir şeye sahib değilsin.
https://youtu.be/sLdWlREqDhc?si=EmidtvOVMJWWEZv3
Heybil Yayınlarının çıkarmış olduğu eserleri, resmi YouTube hesabımızdan sesli dinleyebilirsiniz.
Уже доступно! Исследование Telegram 2025 — ключевые инсайты года 
