Kuşçubaşı Eşref
Открыть в Telegram
Diriliş Hilafet Tarihi olayların sansürsüz ve belgelerle anlatıldığı, siyasi ve küresel yapılanmalar hakkında analizlerin paylaşıldığı Telegram'ın en özel ve en cesur kanalına davetlisiniz! Amacımız mı? HİLAFETİN DİRİLİŞİ
Больше4 840
Подписчики
-524 часа
+17 дней
+130 день
Архив постов
4 840
🗣Bulgar Yazar Sophia Proneikos:
▪️"Tarih beni asla şaşırtmaktan vazgeçmeyen bir alışkanlığa sahiptir. Neredeyse hiçbir zaman kaybolmaz.
▪️Sadece kendini öyle zarif bir şekilde sunmayı öğrenir ki modern insanlar ona törensel protokol demeye başlar.
▪️İşte bu yüzden Ankara’daki NATO Zirvesi’nin en büyüleyici sahnesi müzakere masasının etrafında değil, ilk tokalaşmadan önce yaşandı.
▪️Yirmi birinci yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde dünyanın en eski askeri bandosu olan Mehterin sesleriyle karşılandı; önlerinde ise Osmanlı İmparatorluğu’nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihi kıyafetler içindeki askerler duruyordu.
▪️Ne olağanüstü bir tarihsel süreklilik duygusu: 1949’da savaş sonrası dünyanın sembolü olarak kurulan bir askeri ittifak, kökleri 13. yüzyıla uzanan bir askeri geleneğin müziği eşliğinde bir cumhurbaşkanlığı sarayına girdi. Mehter hiçbir zaman sıradan bir askeri bando olmadı, o bir silahtı.
▪️Osmanlı orduları Belgrad’a, Konstantinopolis’e, Rodos’a, Mohaç’a veya Viyana’ya yürüdüğünde ilk duyulan şey devasa kös davullarının gümbürtüsüydü; ardından zurnaların keskin sesi, sonra borular ve çarpan ziller…
▪️Çünkü bu müzik yalnızca orduya eşlik etmiyordu, ordunun bir parçasıydı. Amacı askerleri eğlendirmek değil, savaş başlamadan çok önce düşmana bir imparatorluğun üzerlerine doğru geldiğini hissettirmekti.
▪️Avrupa’nın Osmanlı İmparatorluğu’yla karşılaşmalarından sonra Batı ordularının yavaş yavaş Osmanlı davullarını, zillerini ve “Türk tarzı”nı benimsemesi tesadüf değildir.
▪️Bu tarz daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven’ın müziğine bile girmiştir. Çünkü bazen tarih bir uygarlığı kılıçla fethetmez. Bir ritim yeterlidir.
▪️İşte bu yüzden bu töreni büyüleyici buldum; kimse Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden canlandırmaya çalıştığı için değil, Türkiye büyük uygarlıkların her zaman anladığı bir şeyi anladığı için: Geçmiş bir yük değil, bir dildir. Ve bu dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini yalnızca konuşmalarla anlatmaz; bazen birkaç davul vuruşu yeterlidir."
4 840
"SEN BÖYLE YÜRÜRKEN TUĞLA SANCAKLA,
TÜRK’ÜN SAVAŞLARI GELİYOR AKLA!" ⚔️
Külliye’de tarih yeniden canlandı. Muhteşemdi, göz kamaştırdı!
Bir yanda Büyük Hun’dan başlayıp Selçuklu, Babür ve Osmanlı’ya uzanan 16 büyük Türk devletinin sancakları… Tarihî kıyafetler içindeki yiğitler…
Öbür yanda mehteranın tüyleri diken diken eden marşları…
Arka planda Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet mimarisinin ihtişamlı buluşması: Cumhurbaşkanlığı Külliyesi.
Köklü, kadim ve asil bir millete yakışır şölen!
Bir yabancı akademisyen demişti ya:
“İnsanlık tarihinden Türkleri çıkarırsanız, geriye bilinen tarihin üçte biri kalır.”
İşte dün o gerçek, dünya liderlerinin gözleri önünde bir kez daha haykırıldı.
100 yıl önce gökten zembille düşmüş köksüz bir millet olmadığımızı,
binlerce yıllık tarihimizle, gücümüzle, devlet geleneğimizle dosta da düşmana da bir kez daha gösterdik! 🇹🇷
4 840
NATO TOPLANTISI VE TÜRKİYE'NİN VERDİĞİ NET MESAJ
NATO toplantısı ikinci bir "wan minut" vakasıdır. Hem de etkisi, gücü ve derinliği ondan daha büyük bir "bir dakika beyler" vakasıdır. İsrail, İran, Hindistan gibi bizi çok seven(!) ülkeler zaten işin farkındalar çoktan.
Ve bu bir dakika ihtarı dış dünyadan çok içimizdekilere verilmiştir. Ve onlar da mesajın büyüklüğünü fark ettikçe kudurmaktadırlar.
Liderleri karşılamada yer alan tarihi Türk askeri birliği, mehter takımı ve çalınan marşlar diyor ki:
1. Biz 1923te dünyaya gelmiş, nevzuhur, köksüz bir devlet değiliz.
2. Seksen yıldır yutturduğunuz yalanlar, iftiralar,
uydurmalar tarihi artık tedavülden kaldırılmıştır.
3. Bu devlet en azından üç bin yıllık görkemli tarihiyle bugün devlet prokolünde yerini almıştır.
4. Türkiye cumhuriyeti özellikle Osmanlı ecdadına söven değil, onu baştacı yapan bir anlayış ve kabule evrilmiştir.
5. Bu görkemli tablodan rahatsız olanlar gafil ve ahmak değilse ya doğrudan hain ya da kanı ve soyu bozuk kriptolardır.
6. Önümüzdeki dönem bu tür tabloların ve sembolik anlatımların çokça süreceği bir dönemdir. Bundan rahatsız olanlara ve olacaklara devletimiz gerekeni ihtimamla yapacaktır.
32 lidere, onların ülkelerine ve Dünyaya ilan ettiğimiz bu diplomasi zaferi ülkemize ve milletimize hayırlı olsun inşallah.
Tevfik Yaşar Tekeli
4 840
”Ne kusursuz, ne tam, ne hârika, ne şahane nizâmdır İslâm!
İslâm her çağın ve özellikle şu hasta asrın şifâsı; tüm maddî ve mânevi, ferdi ve içtimaî dertlerin devâsı; akılların gıdası, gönüllerin sefâsı, karanlık gecelerin nurlu sabahı, ölümlü dünyanın âb-ı hayatıdır.”
Mahmûd Es'ad Coşan Hocaefendi (r.h)Hasta ruhlarımızın şifâsı, karanlık gecelerimizin nurlu sabahı olan İslâm'ın güzelliğini kalbimizde hissettiğimiz bir güne bismillah; Hayırlı Sabahlar!🫡🇹🇷
4 840
KADINA ANNELİĞİNİ GERİ VERİN!
DR. ALEXİS CARREL, İNSAN DENEN MEÇHUL KİTABIYLA, 1970 YILINDA NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ ALDI. İNSAN VE TOPLUMSAL YOZLAŞAMADAN BAHSETTİĞİ BÖLÜMDE,
“MEDENİ DÜNYA KADINA BİÇTİĞİ ROLÜ MUTLAKA GÖZDEN GEÇİRMELİ. KADINLARI ASIL GÖREVLERİ OLAN ANNELİĞE DÖNDÜRMEK ZORUNDAYIZ. AKSİ TAKDİRDE BUGÜN YAŞADIĞIMIZ PROBLEMLERDEN ÇOK DAHA BÜYÜK PROBLEMLER BEKLİYOR BİZİ!” MEALİNDE CÜMLELER KURUYOR.
BU SÖZLERE HERKES KULAK VERMELİ. ÖZELLİKLE ANNELER VE KADIN ÖRGÜTLERİ…
“Siz doğum sancısı çekmiyorsunuz ki! Sizin için konuşmak kolay” diye itiraz eden kadınlara cevap vermeye bile tenezzül etmem.
“BOŞUNA MI ÜNİVERSİTE OKUDUK! EVDE OTURUP ÇOCUK BÜYÜTMEYE NİYETİM OLSAYDI ÜNİVERSİTE OKUMAZDIM!” DİYEN KADINLAR, SADECE CEHALETLERİNİ DEĞİL, ZİHİNSEL OLARAK NASIL SÖMÜRÜLDÜKLERİNİ DE İSPAT ETMİŞ OLUYORLAR.
Çalışan kadına karşı değilim. Ancak anneliği ihmal eden bir iş hayatının, hem anneye hem çocuklara açtığı yarayı düşünmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum.
DÖRT TANE ÇOCUĞUNA ÖMRÜNÜ VERMİŞ, ELİ ÖPÜLESİ BİR ANNEYİ, “EV HANIMI” DİYEREK KÜÇÜMSEYENLERE YAZIKLAR OLSUN.
Yıllarca iş hayatında çalışıp emekli olmuş bir anne, bana gönderdiği mektupta yaşadığı duyguları anlatmış. Çalışan bir çok anne benzer psikolojik acıları hem kendisi yaşıyor, hem çocuklarına yaşatıyor.
“Rabbimin yavrum için göğüslerimde ürettiği sütün, gömleğimi ıslattığı günler aklıma geldikçe, vicdan azabı çekiyorum. SÜTÜMDEN MAHRUM BIRAKTIĞIM YAVRUM, MAMALARLA BESLENDİ. ANNE SÜTÜ KADAR FAYDALI HİÇBİR BESİN OLMADIĞI İÇİN, MAMALARLA BÜYÜYEN YAVRUMUN BÜNYESİNDE ÇOK SIK HASTALIK KAPAR OLDU.
Çalışırken kazandığım paraların önemli bir kısmını yavrumun hastalıklarına harcamak zorunda kaldım. YAVRUM ŞİMDİ KOCAMAN BİR KIZ OLDU. HALEN SIK SIK HASTALANIYOR. ONU NE ZAMAN HASTA GÖRSEM, GÖMLEĞİMİ ISLATAN SÜTÜM AKLIMA GELİYOR.”
Bu sözler üstünde düşünmek ve çareler aramak gerekiyor.
ANNELERİNİ KAYBEDEN TOPLUMLAR ÇOCUKLARINI, ÇOCUKLARINI KAYBEDEN TOPLUMLAR GELECEKLERİNİ KAYBEDİYOR.
“KADINA ANNELİĞİNİ GERİN!” DİYE HAYKIRMAYAN HİÇBİR KADIN HAREKETİ BANA ANLAMLI GELMİYOR. EZİLEN KADIN HAKLARINI KORUMAKTAN BAHSEDİP, ANNELİKTEN BAHSETMEYEN HİÇBİR FEMİNİST HAREKET BANA SAMİMİ GELMİYOR.
Sait ÇAMLICA 9 Mart 2011
4 840
”İlim yağmur suyu gibidir. Yağmur suyu nasıl gökten tatlı, saf olarak iner, ağaçlar onu kılcal kökleri ile emerek tatları ne ise ona çevirirler, böylece acı olan daha acı, tatlı olan daha tatlı olur. İlim de böyledir. İnsanlar onu himmet ve arzularına göre bellerler. Böylece ilim kibirliyi daha kibirli yaparken, alçak gönüllünün de tevazûunu arttırır.”
İmâm-ı Gazzalî HazretleriBilgi her kalbe uğrar amma sadece temiz kalplerde şifâya ve tevazûya dönüşür. Bugün heybemize kattıklarımızın bizi daha kibirli değil, daha anlayışlı ve alçak gönüllü yapması duasıyla... Gününüz aydın olsun; Hayırlı Sabahlar!🫡🇹🇷
4 840
+3
ARTIK TEPEDEN BAKILAN DEĞİL, GÖZ HİZASINDA İLİŞKİ KURULAN BİR TÜRKİYE VAR.
Diz çökmemek, eğilmemek için
bedel ödemeyi hatta can vermeyi göze alabilirsen.
O zaman saygıyı hak edersin.
Yavşaklaşır yaltaklanır, sömürge valisi gibi davranırsan.
12 milyar dolar borç bulmak için
G7 ülke liderlerine mektup yazıp yalvarırsan.
Ordunun ihtiyaç duyduğu her silah ve mühimmatın % 80'nini başkalarından alırsan.
Kamu bankaların hortumcu baronlar tarafından yağmalanır ve her yıl zarar ederse.
Çiftçine traktör ve ekipman üretemezsen.
"İstikbal göklerdedir" sözünden,
göğe bakıp ıslık çalmayı anlarsan.
Kimse seni adam yerine koymaz.
Çalışır, çabalar, risk alır, bedel öder
ülkeni güçlendirirsen ve bağımsız onurlu bir ülke gibi davranırsan; Seven de sevmeyen de saygı duyar.
Fahri Kopar
4 840
”Merhamet, sevgiden daha güçlüdür. Merhamette sevgi, şefkat, hoşgörü ve dostluk vardır. Hepimiz sevebiliriz fakat pek azımızın kalbinde şefkat vardır.”
Her yeni sabah, kalbimizi merhametle tazelemek için yeni bir fırsat. Alnımızı secdeye, kalbimizi şefkate ulaştıran Rabbimize şükürler olsun. Günümüz aydın, sabah namazımız makbûl olsun;
Hayırlı Sabahlar!🫡🇹🇷
4 840
Annesi hâlâ hayatta olan herkese...
Bir gün annenle geçireceğin tek bir dakikayı bile özleyip de onu bulamayacağın gün gelmeden önce, ona sımsıkı sarıl. Elini öp, başını öp, sesini dinle. Aynı hikâyeyi yüzlerce kez anlatsa bile sabırla dinle. Çünkü anne, Allah'ın kuluna verdiği en büyük nimetlerden biridir. Onun sesi sustuğunda, evin de kalbin de sessizliğe bürünür.
Anne, cennetin kapılarından bir kapıdır. Onun rızası, Allah'ın rızasına giden yoldur. Yüce Allah bizlere anne babaya iyilik etmeyi emretmiş, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ise annenin hakkını defalarca hatırlatarak ona iyilik yapmayı en büyük ibadetlerden biri olarak göstermiştir. Dünyanın telaşı, iş, telefon ya da geçici meşguliyetler seni annenden uzaklaştırmasın.
Unutma... Zaman çok hızlı geçer. Giden günler geri dönmez. Anne kaybedildikten sonra duyulan pişmanlık, dökülen gözyaşları ve söylenemeyen sözler hiçbir şeyi değiştirmez. Bugün nice insan, annesinin sesini bir kez daha duymayı, elini öpmeyi ya da ona son bir kez sarılmayı bütün dünyaya değişmezdi.
Eğer annen hâlâ yanındaysa, elindeki bu büyük nimetin kıymetini bil. Ona dua et, gönlünü hoş tut, hizmet etmekten asla yüksünme. Ona karşı sesini yükseltme, kalbini incitme. Onunla geçirdiğin her anın değerini bil. Çünkü bir gün geriye sadece hasret, hatıralar ve keşke'ler kalabilir.
Allah'ım! Annelerimizi koru. Onlara sağlık, afiyet, huzur ve bereketli ömürler ihsan eyle. Hayatta olmayan annelerimize rahmet eyle, kabirlerini cennet bahçelerinden bir bahçe eyle. Bizleri anne ve babalarımızla birlikte Firdevs Cenneti'nde buluştur. Âmîn;
Hayırlı Sabahlar!🫡🇹🇷
4 840
TARİH; 5 TEMMUZ 1993
Yer; Başbağlar, Erzincan
Kent merkezine 220 kilometre uzaklıktaki Başbağlar köyüne
5 Temmuz 1993 akşamı gelen Hain PKK'lı teröristler,
Kadınları topladıktan sonra evleri yağmalayıp para, altın
Ve değerli eşyaları alıp bütün evleri ateşe verdi.
Yapılan zulme karşı çıkan 5 kişi de evlerinde ateşe verilerek öldürüldü.
Kalleş PKK'lı teröristler, akşam namazını kılıp camiden çıkan
28 erkeği de
Köy meydanında Kadın ve çocukların gözleri önünde katletti.
200’e yakın ev, köyün çeşmeleri, kültür evi, cami ve ilkokulu
Teröristler tarafından yakılarak, köy tamamen yok edildi.
Hain Terör örgütü PKK'nın en büyük sivil katliamlarından biri olan
Başbağlar katliamı Sivas madımak katliamından
3 gün sonra
Tertiplenmesi tesadüf değildi elbet.
Birisinde sözde alevilerin kaldığı otel, diğerinde ise Sünnilerin yaşadığı köy yakılarak yok edildi.
Katledilen kişilerin sayısı da aynı idi (33) Peki, bunda amaç neydi?
Tabii ki Alevi-Sünni çatışması çıkarmak. İnsanlığın yakıldığı
Kahpelik tek merkezden yönetiliyordu, Yakanlar aynı, Kurşuna dizenler aynıydı.
Tüm bu ihanetler emperyalist planların tetikçileri;
FETÖ - PKK
Ve ATATÜRKÇÜ maskeli subayların ittifakıyla yürütülüyordu.
Hemde halkını, Askerine devletine düşman göstererek.
Eski Türkiye özlemi çekenler ve Fetö'nün siyasi ayağını soranlar, Bu oyunları görürmü ki?
Çünkü, Köye 25 kilometre ötede bulunan jandarmanın, olay yerine
Neden 14 saat sonra geldiği, yine olay yerinde bulunan
558 kovanın neden balistik inceleme sürecine tabi tutulmadığının cevapları yoktu.
ALLAH (c.c) Şehadetlerinin sene-i devriyesinde Şehidlerimize gani gani rahmet eylesin🤲
4 840
REİS-ÜL BAHR, BARBAROS HAYRETTİN PAŞA'NIN VEFATI
4 TEMMUZ 1546
Barbaros Hayreddin Paşa, 1470'li yıllarda Midilli adasında doğdu.
Hayreddin Paşa'nın asıl adı Hızır Reis'ti. Ona, "dinin hayırlısı" anlamına gelen
"Hayreddin" adını,
Osmanlı Devleti'ne yaptığı hizmetinden dolayı bizzat
Yavuz Sultan selim han tarafından verilmiştir.
Ağabeyi Oruç Reis,
Genç yaşta deniz ticareti yaparken Rodos Şövalyelerine esir düştü.
Yaşadığı olay yüzünden tüccar olmayı bırakıp, denizlere açılmaya karar verdi.
Bir süre sonra kardeşi Hızır Reis (Barbaros)da ticareti bırakıp ona katıldı.
Akdeniz kıyılarına akınlar düzenleyip, ganimetler elde ettiler.
Cerbe adasını üs olarak kullanan Hızır Reis ve ağabeyi
Oruç Reis'in ünü bütün Akdeniz'e yayıldı.
Hızır Reis,
1520-1525 yılları arasında Avrupa'nın Akdeniz kıyılarını vurarak
Büyük ganimetler elde etti.1525'te Cezayir'i yeniden ele geçirdi.
YAVUZ SULTAN SELİM DÖNEMİ
Hızır ve Oruç Reis kardeşler 1516'da ele geçirdikleri yüklü bir gemiyi
Armağan olarak Piri Reis himayesinde Osmanlı Padişahı
Yavuz Sultan Selim'e gönderdiler.
Hızır Reis, Yavuz Sultan Selim adına para bastırıp hutbe okuttu.
Bu, ona bağlı olduğunu bildiren bir hareketti. Yavuz Sultan Selim de
Hızır Reis'i Cezayir Beylerbeyliğine atayarak koruması altına aldı.
Bunun üzerine önce Tunus ve Tlemsen Beyleri birleşerek Cezayir'e yürüdüler.
Cezayir şehri dışındaki toprakları alıp, Cezayir halkını ayaklandırdılar.
Ayaklanmayı bastıran Hızır Reis, beyleri durdurdu
1519'da Cezayir'e gelen İspanyol donanmasını mağlup etti.
PREVEZE DENİZ SAVAŞI
Kanuni Sultan Süleyman, Alman seferi sırasında
Hızır Reis'i İstanbul'a çağırdı
1533'te Hızır Reis'i Osmanlı donanmasının başına (kaptan-ı derya) olarak atadı.
Osmanlı, zaman geçtikçe Akdeniz üzerindeki gücünü arttırıyordu.
Bunun üzerine Papalık, Venedik, Ceneviz, Malta, İspanya
Ve Portekiz gemilerinden oluşan bir "Haçlı donanması" kuruldu.
Başına da Andrea Doria getirildi.
1538 senesinde İmanlı Osmanlı Donanması ile Haçlı donanması
Arta Körfezi önlerinde karşılaştı.
Barbaros Hayrettin Paşa, Andrea Doria ile Preveze savaşını yapacağı gece
Sabaha kadar Allahû Tealâ’ya yalvararak;
“Ya Rabbi! Ben şan olsun diye, insanlara zulüm olsun diye onlarla harp etmiyorum.
Ben savaşlarımı i’lâ-yı kelimetullah için yapıyorum.
Ya Rabbi Böyle olduğunu Sen benden daha iyi biliyorsun.
Eğer öyle değilsem, bir kuru gurur için bunu yapıyorsam,
Emanetini teslime hazırım.
Ama öyle değilse, Savaşlarım senin içinse o zaman bana yardım et.
Beni bu savaşta galip getir.”
Sabaha karşı rüyasında (mana aleminde) kendisine;
“Gemilerin bordalarına
Allah dilerse rüzgârları başka istikametlerden estirir.’ âyetini yazın.” buyruluyor.
Ve bütün gemilerin bordalarına katranla bu ayeti yazdırıyor.
"Eğer O (Allah), dilerse rüzgârı durdurur.
O zaman (gemiler)
Onun üzerinde hareketsiz kalırlar.
Muhakkak ki bunda,
Çok sabreden ve çok şükreden herkes için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.
42/ŞÛRÂ 33
Tarihte daha önce hiç bu kadar kalabalık bir deniz muharebesi görülmemişti.
Haçlı birliğinin 600'den fazla gemisi, on binlerce forsa dışında
Tam 60.000 askeri vardı.
Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması'nın ise
122 gemi ve forsalar dışında 20.000 askeri vardı.
Bu büyük savaş sonucu, Haçlı birliği 128 gemisini kaybetmiş,
29'u da Osmanlı tarafından ele geçirilmişti.
Hayrettin Paşa
1 gemi bile kaybetmezken, yaklaşık 400 leventi şehid düşmüştü.
Bu büyük savaşın mutlak galibi olan Osmanlı, bu zaferi şüphesiz
Önce Allah'a, sonra da Barbaros Hayreddin Paşa'ya borçluydu.
Preveze Savaşı sonrasında Osmanlı'nın Akdeniz'deki egemenliği pekişmiş oldu.
Şarlken,
Preveze'nin intikamını almak için 1541 senesinde
Cezayir'e saldırdıysa da başarılı olamadı.
"Her kim Al-i Osman'dan dua alırsa, şüphesiz tutuğu iş kolay gelir.
Zira Onlar bir ulu ocaktır. kim onlara yan bakarsa başı aşağı olur.
"Sakın sanma ki, hain berhudar olur, akibeti ya boynu vurulur ya berdar olur."
(Barboros Hayretin paşa)
Vefatının sene-i devriyesinde ALLAH (c.c) gani gani rahmet eylesin🤲
4 840
”Deden fâni, baban fâni, sen fâni bu dünyada
Deme "soyluyum!" Asilsin mevtâlar arasında!
Dene dünyayı göreceksin bak sonunda
Düşmandır dünya dost postuna bürünmüş burada!”
Ebu NüvasBüyük iddialardan, egolardan ve dünyanın sahte dostluklarından uzak; samimi, mütevazı ve huzurlu bir güne uyanmak ne büyük nimet... Gerçek değerlerin farkında olduğumuz hayırlı bir sabah dilerim...🫡🇹🇷
4 840
Bir bilgeye sordular:
"Neden dâima güler yüzlüsün ve umut dolusun?"
Cevap verdi:
"Allah'tan hayâ ediyorum. Durumum elinde iken hüzünlü olmazdım."
Hayatta kontrol edemediğimiz pek çok gelişme ve zorlukla karşılaşıyoruz ancak her sabah uyandığımızda sahip olduğumuz en büyük güç; umudumuz, teslimiyetimiz ve tebessümümüzdür.
'Durumum O'nun elindeyken hüzünlü olamam' teslimiyeti, insana her yeni gün için bereketli bir çalışma ve başarma enerjisi veriyor...
Yeni günün hepimize huzur, güven ve bereket geçmesi dileğiyle,
Hayırlı Sabahlar!🫡🇹🇷
4 840
FATİH SULTAN MEHMET HAN KÖPRÜSÜ AÇILIŞI
3 TEMMUZ 1988
Dönemin başbakanı TURGUT ÖZAL tarafından 29 Mayıs 1985'de
Temeli atılıp, 3 Temmuz 1988 tarihinde
Açılışı gerçekleştirilen
Fatih Sultan Mehmet Han köprüsü ile ilkleri gerçekleştiren
Merhum Turgut Özal
Devasa hizmetlere karşı ülkemizdeki vizyonsuz bir o kadar da
Hain kripto zümre tarafından projelerin durdurulması için
Mahkemeye dahi verilmiş bütün engellemelere rağmen hizmetlerinden
Bir adım dahi geri atmamıştır.
Turgut Özal oğluna "İstanbul baronluğunu bitirmeden
Bu ülke bağımsız olmaz" demişti.
Tüsiad önderliğindeki boğazdaki aileler; Finanstan medyaya,
Eğitimden hukuka, Sanattan müziğe, Gıdadan Sağlığa kadar Türkiye'nin
Emperyalist devletlerin kontrolünde durmasını sağlar.
Boğaza Sabetay-Mason seçilmişleri oturtup Türkiye'de
Hâkimiyet kurmalarını sağlayan akıl, Sonra da
Türkiye'yi
Sömürge haline getirip, hükümetlere tehditle kararlar aldıran,
Batılı siyonist Lobilere gönülden bağlıdırlar.
Yakın zaman önce de Montrö ve boğaz konusunda
Bildiri yayınlayan amiraller bu planın devamı olmuştur.
Bugünde değişen bir şey yok. İç ve dış kalkınma ve hamlelere
Karşı oldukları gibi,
Dinsizlik ve din düşmanlıkları hususunda bir-birlerine göbekten ölümüne bağlıdırlar.
4 840
Emaneti Ehline Vermek
Sohbetimizin özü; işi ehline vermek, hak etmediği makam ve vasıflara talip olmamak ve sosyal medyanın sunduğu sahte "vasıflılık" illüzyonuna karşı uyanık olmaktır.
Dinimizde bir göreve, bir makama veya bir işe getirilecek kişinin o işin uzmanı ve ahlâken en uygun kişisi olması şarttır. Bu bir lütuf değil, ilâhi bir emirdir.
Yüce Rabbimiz Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:
"Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder..."
(Nisâ Suresi, 4:58)Âyet-i kerimede geçen "emanet" kavramı sadece parayı, malı saklamak demek değildir. Yönetim, ticaret, eğitim, sanat, zanaat ve hatta bir sosyal medya hesabını yönetmek bile birer emanettir. İş, liyakat sahibi olmayana verildiğinde o işten hayır gelmez! Kıyamet Alâmeti Olarak "Liyakatsizlik" Peygamber Efendimiz (🤍), toplumsal çürümenin en büyük sinyalini bizlere yüzyıllar öncesinden haber vermiştir. Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Resûlullah (🤍) bir mecliste insanlara konuşurken bir bedevi geldi ve: "Kıyamet ne zaman kopacak?" diye sordu. Efendimiz konuşmasını bitirince şöyle buyurdu: "Emanet zayi edildiği zaman kıyameti bekle!" Bedevi: "Emanet nasıl zayi edilir?" dedi. Efendimiz (s.a.v.): "İş, ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekle!" buyurdu.
(Buhârî, İlim, 2; Rikâk, 35)Buradaki kıyamet, sadece dünyanın sonu değil; liyakatin bittiği yerdeki toplumsal, ahlâkî ve kurumsal yıkımdır! •Sosyal Medya Çağında "Hak Etmeden Vasıflı Görünmek" Günümüzde imtihan alanımız genişledi ve ekranların arkasına taşındı. Sosyal medya, insana hak etmediği unvanları, bilmediği konuların "uzmanlığını" ve taşımadığı vasıfları çok kolay bir şekilde edinme illüzyonu sunuyor. Üç-beş video izleyip, birkaç süslü cümle kurarak kendini din âlimi(!), psikolog, iktisatçı, tıp uzmanı ya da ahlak abidesi gibi pazarlamak; milyonlarca insanı yanıltmak büyük bir vebaldir! Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak, vasıfsızken kendini vasıflı gösterip insanların güvenini istismar etmek kul hakkıdır.✓ Rabbimiz bizi bu konuda kesin bir dille uyarır: "Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur."
(İsrâ Suresi, 17:36)Kendini Olmadığı Gibi Gösterenlerin Durumu Sosyal medyada beğeni toplamak, itibar kazanmak ya da maddî menfaat elde etmek için kendini hak etmediği bir makamda, rolde veya ilimde göstermek ahlâkî bir hastalıktır! Sevgili Peygamberimiz (🤍) bu durumu ne kadar güzel özetlemiştir: "Kendisine verilmemiş (hak etmediği) bir şeyle doymuş gibi görünen kişi, sahte iki elbise giyen (şarlatan) kimse gibidir."
(Buhârî, Nikâh, 106; Müslim, Libâs, 126)Ya'ni vitrini süsleyip, arkasını boş bırakarak insanları aldatanlar, aslında kendi ruhlarını kandırmaktadırlar. Geliniz, dijital dünyanın bizi sürüklediği "görünme" ve "popülerlik" çılgınlığından sıyrılalım! Eğer bir işin ehli değilsek, sırf alkış almak veya para kazanmak için o işin uzmanıymış gibi davranmayalım! Bize bir sorumluluk düştüğünde, o işi bizden daha iyi yapacak biri varsa hakkı ona teslim edelim✓ Sosyal medyada bilgimiz olmayan konularda ahkâm keserek insanların inancını, sağlığını veya duygularını manipüle etmeyelim! Gerçek vasıf, ekranlardaki takipçi sayısı değil; Allah katındaki takva ve insanlar arasındaki dürüstlüktür.>>> "Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin."
(Ahzâb Suresi, 33:70)Rabb'im, bizleri emanete ihanet etmeyen, hak etmediği makama göz dikmeyen ve içi ile dışı bir olan sadık kullarından eylesin!.. Âmîn yâ Muîn 🤲🏻 Cuma'nın Hayrı ve Bereketi Üzerimize Olsun Tefekkürlü Cum'alar Ey Câmia🫡🇹🇷
