ar
Feedback
Kuşçubaşı Eşref

Kuşçubaşı Eşref

الذهاب إلى القناة على Telegram

Diriliş Hilafet Tarihi olayların sansürsüz ve belgelerle anlatıldığı, siyasi ve küresel yapılanmalar hakkında analizlerin paylaşıldığı Telegram'ın en özel ve en cesur kanalına davetlisiniz! Amacımız mı? HİLAFETİN DİRİLİŞİ

إظهار المزيد
4 725
المشتركون
+224 ساعات
-147 أيام
-3530 أيام
أرشيف المشاركات
”Bazı insanlar iyiliğin anahtarı, kötülüğün kilididir. Bazıları da kötülüğün anahtarı, iyiliğin kilididir. Allah'ın, iyiliğin
”Bazı insanlar iyiliğin anahtarı, kötülüğün kilididir. Bazıları da kötülüğün anahtarı, iyiliğin kilididir. Allah'ın, iyiliğin anahtarı eylediği kimselere ne mutlu! Allah'ın, kötülüğün anahtarı eylediği kimselere de ne yazık!”
(İbn Mâce, "Sünnet", 19)
Şerri engelleyip hayrı yayanlardan olmak duasıyla... Hayırlı Sabahlar!🇹🇷

Büyük İslam âlimi İmâm-ı Gazzâlî İhyâu Ulûmi'd-dîn adlı kitabında der ki: "Bedenin sağlığı yemek içmeye bağlı olduğu gibi ins
Büyük İslam âlimi İmâm-ı Gazzâlî İhyâu Ulûmi'd-dîn adlı kitabında der ki: "Bedenin sağlığı yemek içmeye bağlı olduğu gibi insan ruhunun yaşaması da ilim ve hikmete bağlıdır. Bunlardan nasibi olmayan kalp hasta veya ölüdür." Bedenimizin acıktığını hissettiğimiz kadar ruhumuzun acıktığını da fark edebiliyor muyuz? Bedenin rızkı yiyecekse, kalbin rızkı da ilim, hikmet ve tefekkürdür. Hayırlı Sabahlar!🇹🇷

”İnsanlar nezdinde değerini yitirmek istemiyorsan dört şeye dikkat et: 🔖1. Sana soru sormayana cevap verme! 🔖2. Cevap verme
”İnsanlar nezdinde değerini yitirmek istemiyorsan dört şeye dikkat et: 🔖1. Sana soru sormayana cevap verme! 🔖2. Cevap vermeye tenezzül etmeyecek olana soru sorma! 🔖3. Seni dinlemeyene laf anlatmaya çalışma! 🔖4. İstediğini vermeyeceğini bildiğin birinden bir şey isteme!” İsrafın en ağırlarından biri de kelâmı ve vakti hak etmeyene harcamaktır. Rabbim bizlere hikmetle konuşmayı, edebimizi muhafaza etmeyi ve vakarımızı korumayı nasip eylesin: Hayırlı Sabahlar!🇹🇷

Kul Hakkı ve Adalet: İnsanın En Büyük Sınavı Kıymetli dostlar, Hayat yolculuğumuzda bizi Allah’a yaklaştıran pek çok ibadet v
Kul Hakkı ve Adalet: İnsanın En Büyük Sınavı Kıymetli dostlar, Hayat yolculuğumuzda bizi Allah’a yaklaştıran pek çok ibadet vardır. Ancak öyle bir mesele vardır ki, Yüce Yaratan onun hesabını doğrudan insanlara bırakmış ve üzerinde titizlikle durmamızı emretmiştir: Kul hakkı. İslam ahlakının ve toplumsal huzurun temeli adalet ve dürüstlüktür. Bir müminin hayatında sadece ibadetlerini yerine getirmesi yeterli değildir; aynı zamanda insanların hakkına, hukukuna ve emeğine saygı göstermesi, kimseye haksızlık etmemesi gerekir. Kalp kırmak, gıybet etmek, ticarette hile yapmak, kamu malını gasp etmek veya birinin emeğini çalmak, telafisi en zor günahlardandır. Yüce Rabbimiz Kur'ân-ı Kerim'de adaletle davranmayı ve haksızlıktan kaçınmayı şöyle emreder: "Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. O, düş düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor."
(Nahl Suresi, 90. Âyet)
Rabbimizin bu emri, hayatın her alanında dürüst ve adil olmamız gerektiğinin açık bir ilanıdır. İbadetler Allah ile kul arasındadır ve O, dilerse kendi hakkını bağışlar. Fakat kul hakkı, hakkı yenen kişi helal etmedikçe silinmeyen ağır bir yüktür. Sevgili Peygamberimiz (🤍) kul hakkının ahiretteki ağır faturasını bizlere şu hadis-i şerifiyle haber vermiştir: "Müflis kimdir biliyor musunuz? Şüphesiz ki ümmetimden müflis olan kişi, kıyamet gününde namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelir. Fakat şuna sövmüş, buna iftira atmış, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüştür. Bu sebeple iyiliklerinin sevabından şunlara ve bunlara verilir. Üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları tükenirse, hak sahiplerinin günahları alınarak onun üzerine yüklenir ve sonra cehenneme atılır."
(Müslim, Birr, 59)
Bu uyarı, her birimizi derin derin düşündürmelidir. Ahirette eli boş kalmak istemiyorsak, bu dünyada yaşarken kimsenin ahını almamalı, üzerimizde hakkı olanlarla vakit kaybetmeden helalleşmeliyiz. İşimizde dürüst, sözümüzde sadık, ilişkilerimizde adil olmalıyız. Rabbim bizleri kul hakkından, kul hakkıyla huzuruna varmaktan muhafaza eylesin. Yaşantımızı adalet, dürüstlük ve kul hakkına riayet ile bereketlendirsin. Hayırlı Cumalar!🇹🇷

”Ruhu kuvvetli insan, ahlâklı insandır. Kin, zulüm, kıskançlık ve düşmanlık duyguları, ruhun kuvvetsizliğinden doğmaktadır. A
”Ruhu kuvvetli insan, ahlâklı insandır. Kin, zulüm, kıskançlık ve düşmanlık duyguları, ruhun kuvvetsizliğinden doğmaktadır. Ahlâklı insan, ruhundaki kuvveti artırdıkça, kötülüklerden kurtulur, yalancılık, riyakârlık ve dalkavukluk gibi kirlerden temizlenir. Olgunlaşır ve yükselir.”
Nurettin Topçu
Allah'ım! Yaratılışımızı güzel kıldığın gibi ahlâkımızı da güzelleştir; ruhumuzu zayıflık ve nefsimizi kirden arındır: Hayırlı Sabahlar!🇹🇷

K A T İ L L E R İ N A Y A K İ Z L E R İ Avrupalı Beyaz Adamın günahları ne yazmakla, ne anlatmakla biter. Temelden sarıldıkları Hıristiyanlık ilkelerinde Hz. İsa'ya gelen ilk emir "Merhamet" olduğu halde, bu binbir yüzlü Hıristiyan Avrupalı da merhametin "M" si dahi yoktur. Ancak bu vahşi kıta merhametsizliğini sahte oyun ve tebessümlerle gizlemesini çok iyi bilir. İki yıl önce Kanada'nın Alberto şehrindeki eski bir kilise okulunun bahçesinde toplu mezar bulundu. Bu çukur mezarda tam 215 yerli Kızılderili çocuğun cesedi vardı. Avrupalı, Amerika Kıtası'na ayak bastığı günden beri aslında bu tür yerli kıyımına hep devam etti. Akıllarınca Kıtada bulunan yerli halkı kendilerine benzetecek, benzemeyenleri de imha edeceklerdi. Yerlilere karşı kurdukları ordunun askerleri Avrupa sokaklarından toplama serseriler, hapishanelerdeki katiller, meyhanelerde sabahlayan sarhoşlardan oluşmuş, insanlıktan yoksun, ahlaksız kimselerdi. Her biri vicdan duygusunu yitirmiş, ruhsal dengesini kaybetmiş, acımayı unutmuştu. Bu katil sürüsü, Kızılderilileri toptan öldürmek için bölgedeki bizondan atlara kadar bütün hayvanları öldürdü. Kızılderililer aç kalsın istiyorlardı. Çocuklar dahil Kızılderili başı getirene kelle başı 5 Dolar verdiler. Resmi kurumlardan, kilise bahçelerine kadar her yerde kesilen başlardan kocaman tepeler oluştu. Amerikan filimlerine konu olan, Kızılderililere etiketlenen "Kafa derisi yüzme" aslında Kızılderililere ait bir katliam şekli değildir. Kellelerin imhası sorun olunca Avrupalı'nın çakallığı devreye girmiş "Kafa Derisi" getirilene 5 Dolar verilmiştir. Bu iğrenç katliamı da bizim gibi ABD ve İngiltere müstemlekesi olmuş milletler de bu filimleri aptal aptal seyretti. Seyretmeye devam ediyor. Açlık ve avcılıktan baş edemedikleri bu yerel halkı yoketmek için Avrupalı Beyaz Adamın diğer sahte yüzü devreye girdi. Kuzeye göç etme karşılığı barış önerdiler. Barış hediyesi olarak ta Kızılderililere battaniyeler hediye ettiler. Bu battaniyelerde virüs, bakteri türü ne kadar bulaşıcı hastalık varsa her biri yüklüydü. Bu kez Kızılderilileri hastalık yoluyla imha ettiler. Silah zoruyla yerlilerin elinden 3 ile 10 yaşlarındaki çocuklarını aldılar. Kilise okullarına götürdüler. Bu ailesini yitirmiş, masum çocuklar kilise okullarında açlıktan, soğuktan, cinsel tacizden, tıpla ilgili deneylerden öldü. Ölenlerin hiç biri kayıt altına alınmadı. Cesetleri ailelerine teslim edilmedi. Zaten geriye ne ailesi, ne akrabası kalmıştı. İngiltere emrindeki Avrupalı Beyaz katiller 1863 -- 1998 yılları arasında, 135 yıl boyunca bu "İmha Politikası" nı devlet idolü halinde devam ettirdi. Amerika Kıtası'nın yerli halkı, Avrupalı katillerin kıtaya ayak bastığı günden beri tam bir soy kırıma uğradı. Katillerin gizli tuttuğu istihbarat raporlarına göre imha edilen yerel halkın sayısı 86 milyondan fazladır. Bu katliam ve soykırımlar sadece Amerika kıtasında mı yapıldı? Hayır!.. Afrika, Asya ve Avrupa da bile oldu. Sadece Osmanlı diyarı olan Mora'da bile yüzbinlerce masum Türkü bebek kadın demeden yok ettiler. Avrupalı uygarmış! Yüzüne tükürsünler böyle Zeus Uygarlına!... İsmail YILMAZ

Ebeveynler bilmeli ki; başını okşamadığımız, anlayışsız davrandığımız ve ilgilenmediğimiz her çocuğumuz, gelecekte toplum içi
Ebeveynler bilmeli ki; başını okşamadığımız, anlayışsız davrandığımız ve ilgilenmediğimiz her çocuğumuz, gelecekte toplum için birer tehlikedir. Çocuklara kaba davranmak, geleceğin acımasızlarını yetiştirmek demektir. Sev, saygı duy ve ilgilen. Merhametli nesiller yetiştirmek duasıyla; Hayırlı Sabahlar!🇹🇷

PARALEL OPERASYON, BÜYÜK TAARRUZ 26 AĞUSTOS 1922 Yüz yıldır resmi tarihimizde M.kamal’den başka kimsenin adı geçmiyor. Her savaşta, her cephede o var. Peki gerçek böyle mi? Sadece Büyük Taarruz diye adlandırılan bu savaşa bakıyoruz Başkomutan kim? 26 Ağustos 1922 Kocatepe’de Büyük Taarruz’u yöneten İngiliz Generali Townshend ve gerisindeki M.kemal aynı karede. Arka planda yarı yatmış vaziyette ki ise Fransız Albay Mösyö Moujen M. Kamal Nutuk'ta, Büyük Taarruz planlarını 1916'da KUTÜL AMARE'DE, Esir Aldığımız İngiliz general Townshend ile birlikte Hazırladığını ifade etmektedir. Kaynak; M. kemal, Nutuk, sayfa 396 Dorion Yayınları. Peki Büyük Taarruz planı kime karşı yapılmıştı? Yunan ordusuna'mı? Halbuki, Yunan Dışişleri arşivi TAARRUZ (Savaş) harekatının Açıkça Bir işbirliği hamlesi olduğunu vurgulamaktadır. Yunan Dışişleri Bakanlığı Arşivi, Dosya: F.19281 A/2de kayıtlı olduğu belge de; "Yunan ordusunun Küçük Asya seferinde Bizler Sizlerin yanında yer aldık, Ve kuvvetlerimizin düzenli geri çekilişini sağladık.." der. Anlamı ; Her iki taraf Kabalist otariter yapılanma için danışıklı dövüş yaptık... Nitekim, 3,5 yıl süren yunan işgali olabildiğince istismar edilmiş, İngilizlerin direktifiyle geri çekilen Yunan ordusunun boşalttığı yerlere taarruz yapılmıştır. İngiltereyi merkez edinmiş Siyonist Yahudi sermayeyi Tanımazsanız, Ne savaşların sebeplerini, Ne çizilen sınırları, Ne kurulan rejimleri, Nede darbeleri anlayamazsınız. Asıl düşman İngiliz müttefik işgal kuvvetleri İstanbulda iken Ne diye Generalleri Townshend'i Taarruzu yönetmesi için M. kemalin yanına göndermişti? Plan hazırdı.. 9 Eylül'de Yunanı denize dökecek (!) Sadece 14 gün süren Bir kurtuluş savaşı masalıyla kahraman ihdas edilecekti. Öylede oldu. Necip müslüman Türk milletinin 3'5 yıl boyunca Kanı ve canlarının heder edildiği Bu kabalist plandan Sadece 65 gün sonra 1 Kasım 1922'de Osmanlı Devleti resmen bitirilmiştir. Neden "BÜYÜK TAARRUZ" dedikleri sanırım daha iyi anlaşılmaktadır.

”İnsan dara düşer, tek genişliğin Rabbi olduğunu bilsin diye. Sıkılır, tek ferahlığın Rabbi olduğunu bilsin diye. Üzülür, tek
”İnsan dara düşer, tek genişliğin Rabbi olduğunu bilsin diye. Sıkılır, tek ferahlığın Rabbi olduğunu bilsin diye. Üzülür, tek mutluluğun Rabbi olduğunu bilsin diye. Çaresiz kalır, tek çarenin Rabbi olduğunu bilsin diye. Yalnız kalır, Allah’a yaklaşsın diye. Ve bir gün sevgisiz kalır, tek sevginin ve sevilmeye lâyık olanın Rabbi olduğunu anlasın diye...” Yalnızlık da sevgisizlik de kimsesiz olmadığını, Allah'a ne kadar muhtaç olduğunu hatırlatan birer uyanıştır: Hayırlı Sabahlar!🇹🇷

”Sıkıntılar ve imtihanlar üst üste geldiğinde, kalbin daraldığında yalnızca Allah’a yönel. Hayatında endişe ve kaygılar çoğal
”Sıkıntılar ve imtihanlar üst üste geldiğinde, kalbin daraldığında yalnızca Allah’a yönel. Hayatında endişe ve kaygılar çoğaldığında, bir şey istediğin gibi gitmediğinde yalnızca Allah’a yönel. Nasibin sandığın şeylerin imtihanın olduğunu anladığında yalnızca Allah’a yönel.” Çünkü; “Sizi bütün sıkıntılardan yalnızca Allah kurtarır.”
{En’am 64}
Her daralmada bir genişlik, her imtihanda bir hikmet arayanlara... Rabbim kalbimize inşirah versin: Hayırlı Sabahlar!🇹🇷

Âlemlere Rahmet, Mazlumlara Merhamet Gecesi🌙 Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz'in (🤍) dünyayı teşrif et
Âlemlere Rahmet, Mazlumlara Merhamet Gecesi🌙 Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz'in (🤍) dünyayı teşrif ettiği bu mübarek gecenin feyzi ve bereketi üzerimize olsun. Bu özel gecede, Efendimiz'in (🤍) adalet, merhamet ve insan onurunu merkeze alan sünnetine her zamankinden daha çok muhtacız. Kalplerimizi ibadetle diriltirken; yeryüzündeki tüm mazlumların, zulüm altındaki masumların, yetimlerin ve çaresizlerin kurtuluşu için ellerimizi semaya açıyoruz. Rabbimiz, Kur'ân-ı Kerim'de Peygamber Efendimiz'in🤍 yeryüzüne geliş gayesini ve müminlerin mazlumlar karşısındaki sorumluluğunu şöyle beyan etmektedir: "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."
(Enbiyâ Sûresi, 21:107)
"Size ne oluyor da Allah yolunda ve 'Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir koruyucu gönder, katından bize bir yardımcı gönder' diyen müstaz'aflar (çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar) uğrunda savaşmıyorsunuz?"
(Nisâ Sûresi, 4:75)
Efendimiz (🤍) ise ümmetin birbirine olan bağını ve zayıflara karşı göstermesi gereken hassasiyeti şu hadis-i şerifleriyle ifade buyurmuştur: "Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerini korumada bir vücut gibidirler. Vücudun bir organı rahatsız olursa, diğer organlar da uykusuzluk ve yüksek ateşle onun acısına ortak olur."
(Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66 [Hadis No: 2586])
"Beni aranızdaki zayıf ve mazlumların duasıyla arayın. Çünkü siz ancak zayıflarınızın sayesinde yardım görür ve rızıklandırılırsınız."
(Ebu Davud, Cihad 70 [Hadis No: 2594]; Tirmizî, Cihad 24)
Hz. Ali (r.a) şöyle buyurmuştur: "Bir zulme engel olamıyorsanız, onu herkese duyurun! Mazlumun zalimden öcünü alacağı gün, zalimin mazluma zulmettiği günden çok daha çetin olacaktır."
(Şerh-u Nahci'l-Belâga, İbn Ebi'l-Hadîd, Cilt 20, s. 327)
Bu gecenin hürmetine, yeryüzündeki tüm mazlumların gözyaşlarının dinmesini, akan kanın durmasını ve masum çocukların huzura kavuşmasını Cenab-ı Hak'tan niyâz ederim... Dualarımızın başı, gözyaşları dinmeyen masum çocukların ve adalet bekleyen mazlumların selâmeti olsun. Rabbim bu mübarek gece hürmetine yeryüzüne huzur, merhamet ve adalet nasip eylesin; Mevlid Kandilimiz Hayırlara Vesile Olsun!🫡🇹🇷

”Akrep, zehiriyle doğar. Ama sen ey insaoğlu! Tertemiz ve saf olarak doğuyorsun. Sonra zehirini kendi elinle yapıyor, sonra h
”Akrep, zehiriyle doğar. Ama sen ey insaoğlu! Tertemiz ve saf olarak doğuyorsun. Sonra zehirini kendi elinle yapıyor, sonra hayatın boyu panzehir arayıp duruyorsun.”
Tevfik el-Hakîm
Kendi elimizle kararttığımız dünyamızı, O'nunج rahmetiyle aydınlatacağımız bereketli bir gün olsun. Sabahımız hayır, kalbimiz selâmet bulsun: Hayırlı Sabahlar!🇹🇷

”İnsan, düşmanlarının kendi hakkında söylediği sözleri dinlemelidir. Çünkü size düşman olanlar, bütün kusur ve ayıplarınızı g
İnsan, düşmanlarının kendi hakkında söylediği sözleri dinlemelidir. Çünkü size düşman olanlar, bütün kusur ve ayıplarınızı görürler. Eğer o düşman kişi mübalağa da etse onun sözleri doğruluktan uzak değildir.
Kimyâ-yı Saʿâdet📘
Nefsin övgüde değil, eleştiride uyanır. Hakikati nerede bulursan al, nefsini doğrultmaya bak. Hayırlı Sabahlar!🇦🇿

PEKİ BU “İKİNCİ ADIM” İSRAİL İÇİN, YUNANİSTAN İÇİN NE ANLAMA GELİR? 🔴İsrail; NATO’nun “5. Madde”si kapsamına girmeyeceği için, Türkiye’nin Kıbrıs ve Suriye’deki askeri varlıklarına saldırı planı yapıyormuş. İran'ın ABD üslerini vurmasını örnek almış! 🔴Bu, Rum Kesimi ve Yunanistan’ın doğrudan Türkiye’ye saldırısı anlamına gelecektir. 🔴5. Madde’ye ihtiyacımız olmaz. Daha büyük kazanımlarımız olur. 🔴1- Adalar Denizi’ndeki (Ege) adalar bir haftada el değiştirir. Ege’de deniz haritası çok hızlı değişir. Batı Trakya “haritası” ortaya çıkar. En az bir milyon kişi Yunan sınırında toplanır. 🔴2- Yunanistan, İsrail tetikçisi olmanın bedelini küçülerek ödemek zorunda kalır. Bunlar olurken Makedonların, Arnavutların ne yapacağını kimseler bilemez. 🔴3- Rum Kesimi’ne yönelik yeni askeri müdahale başlar. 1974’te yarım kalan tamamlanır. 🔴4- Rum Kesimi’ndeki İsrail unsurları açık hedef haline gelir ve doğrudan saldırıya uğrar. 🔴5- Eğer saldırı Rum Kesimi’nden yapılırsa, bir “işgal” kaçınılmaz olur. 🔴6- Bunlar olurken İsrail’in Rum Kesimi ve Yunanistan’ı savunmak için hiç bir şey yapmayacağı, yapamayacağı ortaya çıkar. Yunanlılar ve Rumlar çok ağır bir şok yaşar. 🔴7- İsrail Golan, Güney Lübnan ve Gazze’de ağır saldırıya uğrar. Buralar İsrail değildir ve misilleme yapılmış olur. Türkiye’nin bu üç bölgedeki İsrail unsurlarını vurması meşru hale gelir. 🔴8- Akdeniz’deki İsrail donanması yarı ölü hale gelir. Hareket edemez, kıyıda kilitlenip kalır. 🔴9- On binlerce, yüz binlerce gönüllü ve onlara önderlik edecek askeri unsurlar Gazze’ye akın eder. Artık hiçbir sınır onları durduramaz. 🔴10- Bu arada Tel Aviv yanar, askeri üsler vurulur. 🔴11- O çok övündükleri F-35’lerin bir gecede kaç tanesinin imha edildiğinin hesabını yapmak zorunda kalırlar. 🔴12- Türkiye’deki çifte vatandaş olup da İsrail’e hizmet edenlerin hepsi vatan haini kategorisine alınır. Tutuklanır ya da sınır dışı edilir. 🔴13- Sadece silahların değil, “Coğrafya Silahtır” ilkesinin sonuçları açık ve net ortaya çıkar. 🔴14- İşte bu aşamadan sonra İsrail için coğrafya biter, boğulur. Sadece Doğu Akdeniz kalır. Orada da kimin kimi avlayacağı bellidir. 🔴15- Asker değil, yüzbinlerce gönüllünün İsrail sınırlarına akın etmesi bile İsrail haritasını ortadan kaldırmaya yetecektir. Böyle bir senaryonun mümkün olduğunu biz biliyoruz. Herkes biliyor. 🔴16- Bu kriz sadece “seçim krizi” değil... Büyüyerek devam edecek. Hesaplar buna göre yapılmalı... 🔴17- İsrailliler'in "telkin"lere ihtiyacı yok. Tarihe bakmaları yeterlidir. Ne ölümcül kararlar alabildiğimizin binlerce örneğini göreceklerdir. Ve biz hiç geri dönmeyiz... İbrahim Karagül

Nasihat, nefse ağır gelse de kalbe şifâdır. Tam da zamanımıza uygun söylenilmiş bir söz: Abdullah İbn Mesud (r.a) buyuruyor:
Nasihat, nefse ağır gelse de kalbe şifâdır. Tam da zamanımıza uygun söylenilmiş bir söz: Abdullah İbn Mesud (r.a) buyuruyor: •"Allah katında en büyük günahlardan biri, kişinin “Allah'tan kork!” dediğinde, karşısındakinin onaSen kendine bak! demesidir."• Günümüzün en büyük hastalıklarından biri işte: Kibre kapılıp uyarılara kulak tıkamak. Biri bize 'Allah'tan kork' dediğinde aslında bunu bir hakâret olarak değil, bir dost ikâzı ve rahmet vesilesi görebilmek mü'min ahlâkıdır. ✓ Ey Rabbimiz! Bize hakkı söyleyenlere karşı kalbimizde kibrin ve gururun yeşermesine izin verme. 'Allah’tan kork' denildiğinde boyun bükecek ihlâsı ve edebi kalbimize nakşet. Günümüz hayır, amellerimiz rızana uygun olsun; Hayırlı Sabahlar!🇹🇷

Bizleri Bir Yapan Asıl Bağ: İmân Kardeşliği Cenâb-ı Hak bizleri aynı kıbleye yönelen, aynı kitaba iman eden ve aynı dualara "
Bizleri Bir Yapan Asıl Bağ: İmân Kardeşliği Cenâb-ı Hak bizleri aynı kıbleye yönelen, aynı kitaba iman eden ve aynı dualara "âmîn" diyen kulları olarak kardeş kılmıştır. Kerim kitabımız Kur'ân-ı Kerim'de Rabbimiz şöyle buyurur: "Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin."
(Hucurât Sûresi, 10/10)
Bizler zengin-fakir, makam-mevki, giyim-kuşam ayırt etmeksizin birbirimize merhametle, hürmetle ve adaletle yaklaşmakla mükellefiz. Bir müminin diğer bir mümini dışlaması, kılık kıyafeti veya yaşam tarzı üzerinden ötekileştirmesi, hor görmesi ya da incitmesi İslam’ın özüyle asla bağdaşmaz! Tesettür, Rabbimizin Müslüman hanımlara yüklediği kutsal bir sorumluluk ve şerefli bir kimliktir. Kur'ân-ı Kerim’de Ahzâb Sûresi’nde Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınmaları ve incitilmemeleri için en uygun olanıdır..."
(Ahzâb Sûresi, 33/59)
Nûr Sûresi’nde ise başörtüsünün korunması açıkça emredilmiştir: "Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Ziynetlerini açmasınlar... Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar..."
(Nûr Sûresi, 24/31)
Tesettür, bir kadının Rabbine olan itaatini ve kendi iffetini temsil eder. Peygamber Efendimiz (🤍) de Hz. Âişe (r.anhâ) vasıtasıyla aktarılan rivayette, ergenlik çağına eren bir kadının nerelerini örtmesi gerektiğini açıklayarak tesettürün sınırlarını belirtmiş ve örtünmenin dinin açık bir emri olduğunu vurgulamıştır
(Ebû Dâvûd, Libâs, 31).
Ötekileştirme ve Saldırı Zihniyetine Karşı Duruşumuz: Son zamanlarda veya tarihin muhtelif dönemlerinde gördüğümüz; sırf inancının gereği olarak tesettüre bürünen kardeşlerimize yönelik hor görücü, ayrıştırıcı ve saldırgan tutumlar son derece üzücüdür. Sevgili Peygamberimiz (🤍) Veda Haccı’nda ve birçok hadis-i şerifinde bizleri tefrikadan, kibirden ve bir başkasını aşağılamaktan menetmiştir. Efendimiz🤍 bir hadis-i şerifinde şöyle buyurur: "Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu küçük görmez... Bir kişiye, Müslüman kardeşini hor görmesi kötülük olarak yeter."
(Müslim, Birr ve Sıla, 32)
Toplumda tesettürlü hanımlara yöneltilen nefret dili, taciz veya ayrıştırıcı muameleler yalnızca o bireye değil, toplumun huzuruna ve toplumsal barışa yapılmış bir saldırıdır. Kimsenin bir başkasının inancını, yaşam biçimini ve mukaddesatını hedef almaya, onu kılık kıyafetinden dolayı sosyal hayattan tecrit etmeye veya sözlü/fiili saldırıda bulunmaya hakkı yoktur! Bizlere düşen görev; her türlü ayrımcılığın, kibrin ve nefretin karşısında sevgi, saygı ve adâlet dilini hakim kılmaktır. Birbirimizin hak ve hukukuna sahip çıkmalı, inancını yaşamak isteyen her kardeşimizin yanında durmalıyız. Hz. Peygamber’in🤍buyurduğu gibi: "Sizden biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe tam iman etmiş olmaz."
(Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71)
Rabbim bizleri, birbirini Allah için seven, kardeşlik hukukunu koruyan, ayrıştırıcı değil birleştirici olan kullarından eylesin. Kalplerimizi kin ve nefretten arındırıp sevgi ve merhametle doldursun... Âmîn yâ Muîn 🤲🏻 Cuma'nın Hayrı ve Bereketi Üzerimize Olsun;Tefekkürlü Cum'alar Ey Câmia!🫡🇹🇷

Hz. Ebu Bekir (r.a), kızgın kumlar üzerinde göğsüne taş konularak işkence gören Bilâl'i (r.a) görünce sahibine "Bunu bana sat
Hz. Ebu Bekir (r.a), kızgın kumlar üzerinde göğsüne taş konularak işkence gören Bilâl'i (r.a) görünce sahibine "Bunu bana sat" dedi. Adam bilerek fahiş bir fiyat istedi; Hz. Ebu Bekir (r.a) tereddüt etmeden ödedi ve Bilâl'i (r.a) âzad etti. Müşrikler "Ucuza kapattın" diye alay edince şöyle dedi: "Vallahi bin altın isteseydi yine verirdim."
(İbn Sa'd, et-Tabakât; İbn Hişâm, es-Sîre)
İşte Peygamber sevdasıyla kalbi çarpan, kardeşini feda etmeyen bir sadâkat örneği: Allahج bizleri Hz. Ebu Bekir'in cömertliği ve Hz. Bilâl'in sarsılmaz imânı ile rızıklandırsın... Hayırlı Sabahlar!🇹🇷

Din Emniyeti ve Devletin Sorumluluğu İslam siyaset ve hukuk düşüncesinde devlete ve yöneticilere yüklenen en temel sorumluluk, ferderin ve toplumun huzurunu sağlamak amacıyla Zarurat-ı Hamse(din, can, akıl, nesil ve mal) olarak bilinen değerleri korumaktır. Bunlardan biri dinin korunmasıdır, ancak Türkiye'de durum farklı, neden mi? Bugün Alparslan Kuytul ve çevresindeki Selefi artığı yapının yargı eliyle gözaltına alınması yahut tutuklanması, kamuoyunda ve medyada sığ bir yaklaşımla cemaatlere/tarikatlara operasyon diye nitelendiriliyor. Oysa meseleyi kökünden ve derinlemesine okuyan bir feraset sahibi iyi bilir ki; ortada ne otantik bir cemaat vardır ne de ilmi bir tarikat... Yaşadığımız bu bünyesel marazların temeli, bundan bir asır önce Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu ile atılmıştır. O dönemde kağıt üzerinde kapattım demekle bu müesseseler ortadan kalkmamış; aksine Şeyhülislamlık ve Meclis-i Meşayıh gibi denetleyici, süzgeçten geçirici, ilmi yeterliliği ve itikadi istikameti kontrol edici mekanizmalar lağvedilmiştir. Bunun neticesinde, ehliyetsiz ve liyakatsiz merdiven altı tipler, hele ki internetin ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla devasa bir denetimsizlik alanını tepe tepe kullanır hale gelmiştir. Zihnin namusunu koruyun, her söze itimat etmeyin ve eleştirel bakıp inceleyin sonra inanın dememdeki temel gayede budur, sizi bu tür yalan yanlış itikatlardan koruyacak devlet mekanizması yok, verilen temel eğitimler de yetersiz haliyle dışarıdaki hastalıklara karşı bağışıklığımız yok, ilaç Kur'an ve Sünnettir siz okuyun siz bağışıklığınızı kendi kendinize geliştirin, bu hem bu dünya hem de ahiretiniz için kazançtır. Devlet cemaat ve tarikat diye bir tüzel kişiliği resmen tanımadığı için; Avam-ı Müslimin’in zihninin namusunu, zürriyetini ve imkanlarını bu din tüccarı, küresel akıllara ve Siyonist ajandalara maşa olan kitlelere kaptırmasına yıllarca hukuki boşluklar sebebiyle zemin hazırlanmıştır. Burada asıl acı olan husus şudur, devlet aciz değildir, lakayd da değildir; fakat mevcut Batı menşeili hukuk sistemi ve laik devlet modeli sebebiyle bu yapılara itikadi sapkınlıkları, bozuk fetvaları yahut ümmeti ifsat eden söylemleri sebebiyle müdahale edilememektedir. Nitekim düne kadar FETÖ’ye, bugün Süleymancılara, yarın bilmem hangi Selefi yahut İrancı yapıya yapılan operasyonların hiçbirinin hukuki gerekçesi itikadın bozukluğu veya sahih dine aykırılık değildir. Hukuk sistemi mecburiyetten ihaleye fesat karıştırma, para trafiğindeki izahsızlıklar, silah bulundurma, tehdit, evrakta sahtecilik yahut terör iltisakı gibi dünyevi cürümler üzerinden soruşturma yürütmektedir. Şayet şer'i nizam ve meşru bir fetva mercii olsaydı; toplumu din adına zehirleyen, ecdadın Ehl-i Sünnet çizgisini tahrip eden bu yapılara karşı ıslah olunmadıkları takdirde tedip, tenkil ve sürgün hükümleri icra edilirdi. Mevcut Diyanet teşkilatı ise bu denetim işlevinden ve bağlayıcı hüküm tesis etmekten uzak mücerret bir bürokrasi halindedir. İşte tam bu noktada, bataklıktaki sinekleri kovalamaktan vazgeçip bataklığı kurutacak köklü bir devlet aklına ve kurumsal reforma ihtiyaç vardır. Devlet, din emniyetini tıpkı can ve mal emniyeti gibi asli bir Anayasal sorumluluk kabul etmeli; hukuki boşlukları ortadan kaldıracak gerçekçi bir denetim mekanizmasını hayata geçirmelidir. Bu mekanizmanın kalbinde ise; silsilesi sahih, liyakat sahibi, ilim terbiyesinden geçmiş ulema ve mütefekkirden teşekkül eden müstakil bir Ehl-i Sünnet Meşveret Kurulu yer almalıdır. Tıpkı ecdadımız Osmanlı’daki Meclis-i Meşayıh usülünde olduğu gibi; cemiyet içinde dini yapı, vakıf, dernek veya cemaat adı altında faaliyet gösterecek her türlü oluşum, evvela bu kurulun ilmi ve itikadi süzgecinden geçmelidir. Dini yayınların, internet mecralarının, fon kaynaklarının ve ehliyetsiz hoca taslaklarının denetimi bu kurulun bağlayıcı fetvaları ve devletin icra gücüyle sağlanmalıdır. Böylelikle hem devlete ve millete sadakatten ayrılmayan sahih yapılara alan açılacak hem de din maskesi altında küresel odaklara hizmet eden şarlatanların önü kestirilecektir. Şeriatı ve İslam itikadını terörle eşitlemeye çalışan Selefi zihniyetle, daha dün İslami bilgisi sıfır olan Kuriş soyadlı bir şahsı başlarına lider yapıp, onun hapiste oluşunu çıktığında peygamberliğini ilan edecek hezeyanıyla savunan müritlerin oluşturduğu bu kirli zihniyetle kökten mücadele etmek isteniyorsa, çözüm bu kurumsal meşverettir. Devletimizin hukuki ve manevi omurgası, 1400 yıllık birikimimiz olan Kur'an ve Sünnet rehberliğinde, Ehl-i Sünnet vel Cemaat çizgisinde tahkim edilmelidir. Anayasanın ve mevzuatın ruhen bu masdarlarla tazim edildiği, Meşveret Kurulu’nun denetim sunduğu bir nizamda, ne idüğü belirsiz yapılar, şarlatanlar ve dış akılların oyuncağı olmuş marazlı fraksiyonlar mantar gibi türeyebilir mi? Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerîm’de buyurur: ”Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulü’l-emre de...” Sahih bir ulü’l-emir ve ilim hiyerarşisinin bulunmadığı yerde fitne kaçınılmazdır. Kur’an ve Sünnet okumayan adama davet yapılır; fakat okuduğu halde küresel odakların oyuncağı olup yanlış yöne sapanlara, dini imtiyaz ve güç devşirme aracı kılanlara uygulanacak muamele ecdadımızın adalet ve ciddiyet mirasında mevcuttur. Gayemiz; devletimizin kudretini Ehl-i Sünnet’in hikmetiyle buluşturmak, avamın imanını ve zihnini bu sapkın akımların insafına bırakmamaktır, hedef bu olmalıdır olacaktır da. Önce sorunu anlamak sonra o soruna Kur'an ve sünnet ie çözüm bulmak ve çözüm için safını belli etmek için istikameti göstermek istedim. Sen ve ben bu istikametin neresindeyiz, asıl soru budur?
el_mütefekkir🇹🇷

Bülbül İle Şahinin Kıssası Bir gül bahçesindeki bülbül hâl diliyle feryad ederek şahine sormuştur: “Sen ve ben ikimiz de bir
Bülbül İle Şahinin Kıssası Bir gül bahçesindeki bülbül hâl diliyle feryad ederek şahine sormuştur: “Sen ve ben ikimiz de bir kuş olduğumuz hâlde neden senin yerin sultanın eli de benimki dikenli gül bahçesidir? Ve neden sen güzel kekliğin yürek ve böbreğini yer, her kuşu avlar, her isteğine kavuşur, sultanın yanında kadir ve kıymetin olur ve kuşların sultanı olursun da, ben tâ sabahlara kadar bir gül goncasının açılmasını beklerim fakat ben uyumadıkça o açılmaz? Uyandığımda gül goncası ben görmeden açıldığı için bir türlü muradıma eremem de dikenler içinde inleye inleye kan ağlar, yüreğime taşlar bağlarım?” Bunun üzerine şahin şu şahâne cevabı verir: Ben bin murad alır ve bir söylemezken sen bir murad almaz ve bin söylersen sonunda böyle muradsız kalır ve âh çekersin! Önce düşün sonra söyle. Akıllı olanın dili kalbinde, ahmak olanın kalbi de ağzındadır.
(Kaynak: Marifetnâme, s. 298)
Velhâsılıkelâm, sözünün esiri değil, efendisi ol: Hayırlı Sabahlar!🇹🇷

İbn-i Mesûd (r.a) buyurdular: “Muhakkak mümin (irfan nuruyla), günahlarını, eteğinde oturduğu ve üzerine göçüvermesinden kork
İbn-i Mesûd (r.a) buyurdular: “Muhakkak mümin (irfan nuruyla), günahlarını, eteğinde oturduğu ve üzerine göçüvermesinden korktuğu bir dağ gibi (büyük) görür. Fâcir kimse ise günahlarını (hafife alıp, onu) burnunun üstüne konan bir sinek gibi (küçük) görür.”
(Sahîh-i Buhârî)
Evet, insanlar iki gruba ayrılırlar: 'Kendilerini günahkâr sayan günahsızlar; kendilerini günahsız sanan günahkârlar.' Hayırlı Sabahlar!🇹🇷