𝕰𝖇𝖚𝖟𝖊𝖗
Open in Telegram
بسم الله الرحمن الرحيم Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi./kehf-13 https://t.me/boost/Ebu_zerr1 @Ebuzerrr1_bot Youtube kanal: https://www.youtube.com/@Ebuzerrr1 İnstegram: https://www.instagram.com/ebuzerr1?igsh=MWdtazBvdHpk
Show more516
Subscribers
No data24 hours
+47 days
+330 days
Posts Archive
516
حدثنا أبو الوليد قال: حدثنا شعبة قال: الوليد بن العيزار أخبرني قال: سمعت أبا عمرو الشيباني يقول: حدثنا صاحب هذه الدار - وأومأ بيده إلى دار عبد الله - قال: سألت النبي أي العمل أحب إلى الله؟ قال: الصلاة على وقتها. قلت: ثم أي؟ قال: بر الوالدين. قلت: ثم أي؟ قال: الجهاد في سبيل الله.
Allah Teâlâ:
“Biz, insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik.” (Ankebut, 8)
Abdullah İbn Mes’ud anlatmıştır:
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e sordum:
Amellerin hangisi Aziz ve Yüce olan Allah’a daha sevgilidir?
Buyurdular ki:
(Müstehab olan) vaktinde namaz kılmak.
Sonra hangisidir? dedim.
Sonra, ana-babaya iyilik etmek, dedi.
Sonra hangisidir? dedim.
Sonra, Allah yolunda cihad etmektir, dedi.
|Buhari: kitab-ı Mevakitu's salât
|Müslim: Kitab'ül iman
516
Repost from N/a
"Allah yolunda yürümek isteyen bir kimse için en büyük tehlike,
Bu yolda olmayan kimseler ile beraber yürümektir."📌
İbn Kesir (rahimehullah)
516
Şeyhu'l-İslam İbn Teymiyye رَحِمَہُ اللهُ şöyle demiştir:
"Duadan önce hamd, duanın kabul edilmesi için bir sebebidir."
📚 |Minhacu's-Sunne: 5: 380.
516
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
"Cehennem, nefse hoş gelen şeylerle kuşatılmış; cennet ise, nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarılmıştır.” (Buhârî, Rikâk 28)
516
Ebu Hüreyre رضي الله عنه rivayet edildiğine göre Resulullah صلى الله عليه وسلم şöyle buyurdu:
“Sübhanallahi velhamdülillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber demek, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha kıymetlidir.”
📚 Riyazüs-Salihin
🖋İmam Nevevi
516
"Allâh’ım! Sen’den, katından vereceğin öyle bir rahmet istiyorum ki, onunla kalbime hidâyet, işlerime nizâm, dağınıklığıma tertip, içime kâmil îman, dışıma amel-i sâlih, amellerime temizlik ve ihlâs ver, rızâna uygun istikâmeti ilhâm et, ülfet edeceğim dostumu lûtfet ve beni her türlü kötülüklerden koru!
Allâh’ım, bana öyle bir îman, öyle bir yakîn ver ki, artık bir daha küfür (ihtimâli) kalmasın. Öyle bir rahmet ver ki, onunla, dünya ve âhirette Sen’in nazarında kıymetli olan bir mertebeye ulaşayım.”
(Tirmizi, Deavât 30/3419)
516
"Allâh’ım! Sen’den, katından vereceğin öyle bir rahmet istiyorum ki, onunla kalbime hidâyet, işlerime nizâm, dağınıklığıma tertip, içime kâmil îman, dışıma amel-i sâlih, amellerime temizlik ve ihlâs ver, rızâna uygun istikâmeti ilhâm et, ülfet edeceğim dostumu lûtfet ve beni her türlü kötülüklerden koru!*
*Allâh’ım, bana öyle bir îman, öyle bir yakîn ver ki, artık bir daha küfür (ihtimâli) kalmasın. Öyle bir rahmet ver ki, onunla, dünya ve âhirette Sen’in nazarında kıymetli olan bir mertebeye ulaşayım.”
(Tirmizi, Deavât 30/3419)516
ZİLHİCCE AYININ ÖNEMİ VE DEĞERLENDİRİLMESİ
Zilhicce ayı, kamerî takvimde yılın son ayı ve aynı zamanda “haram aylar” diye bilinen dört aydan birisidir. Bu aya özgü pek çok üstünlük söz konusu olup bunları şu şekilde belirtmek mümkündür:
1. Bu ayın dokuzuncu günü olan “arefe” sene içindeki günlerin en faziletlisidir.
2. İslam’ın beş şartından biri olan hac ibadeti bu ayda yerine getirilir ve kurban bu ayda kesilir. Yine kurban bayramında teşrik tekbirleri getirilir.
3. Müfessirlerin çoğunluğu, Fecr sûresinin 2. âyetinde “on geceye yemin olsun” ifadesinde üzerine yemin edilen on gecenin zilhicce ayının ilk on gecesi olduğu görüşündedir. Abdullah İbn Abbas ve İmam Şâfiî (r.anhüma) “Bilinen günlerde Allah’ın ismini zikretsinler” âyetinde geçen (Hac 22/28) “bilinen günler” ifadesini zilhiccenin ilk on günü şeklinde yorumlamışlardır.
4. Allah Resûlü şöyle buyurmuştur:
“Sâlih amelin Allah’a en sevimli geldiği günler zilhiccenin ilk on günüdür.” (İbn Mâce, Sıyam, 39; Ebû Davud, Savm, 61)
5. Allah Resûlü’nün, zilhiccenin ilk dokuz gününde oruç tuttuğu ve bunu tavsiye ettiği rivayet edilir. Hacda olanların ise arefe günü oruç tutmamaları tavsiye edilmiştir. (Ebu Davud, Savm, 61)
6. Bu ayda tekbir, tahmid, tehlil gibi zikirleri, salavat ve duaları bolca yapmalı, Kur’an’ı anlamaya çalışarak okumalı, imkânı olanlar oruç tutmalı, ilmî faaliyetlere devam etmeli.
7. Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
""Zilhicce'nin on günü geldiğinde kişinin yanında kesmeyi istediği kurbanı varsa o kişi [vücudunun herhangi bir yerinden] kıl almasın, tırnak kesmesin." (Müslim, Edâhî, 40)
Hanefîlere ve bir kısım Şâfiîlere göre bu hadiste yer alan yasağa uyarak kurban kesmeyi isteyen kişinin Zilhicce ayı girdikten sonra tıraş olmayı ve tırnak kesmeyi terk etmesi mendubtur (yani dinen teşvik edilmiştir), aksine hareket etmek caiz olmakla birlikte tenzihen mekruhtur, günah değildir.
Bu hükmün hikmeti ile ilgili olarak şu söylenmiştir:
a) Kurban kesmeyi isteyen kişi, her ne kadar hacca gitmemiş olsa da tıpkı hacıların Kâbe'de ihramlı iken bazı şeylerden uzak durduğu gibi tıraş olmamak ve tırnak kesmemek yönüyle onlara ortak olur.
b) Kurban kesmek, kişinin affedilmesini gerektiren bir ibadettir. Bu affın kişinin bedeninin bütün bölümlerini kuşatsın diye bedeninden herhangi bir şeyi almamak uygundur.
Rabbimiz bu zaman dilimlerini en güzel şekilde değerlendirmeyi nasip eylesin. Hacca giden ve kurban kesen kardeşlerimizin bu ibadetlerini kabul eylesin. Bu ibadetleri yapma imkânı bulamayan kardeşlerimize de tez zamanda imkân bulmayı nasip eylesin.
(Soner Duman/29.Zilkade.1444/18.Haziran.2023/Pazar)
516
Nice zikirler vardır ki kişiyi amansız günahlardan arındırmış ve cennete kavuşturmuştur. Birçoğumuzun umursamadığı bu zikrin fazileti, birçok sahih hadis ile sabittir.
516
Zamanla neler öğreniyor insan:
• Dünyanın cennet olmadığını
• Herkesi ikna edemeyeceğini
• Tek başına yol almayı
• Büyük sözler etmemeyi
• Başkalarını kınamamayı
• Her şeye yorum yapmamayı
• Herkesle yola çıkmamayı
• Herkesi memnun etmemeyi
• Daha çok tahammül etmeyi
516
Ubâde b. es-Sâmit'in bildirdiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“En üstün iman, her nerede olursan ol Allah’ın yanında bulunduğunu bilmendir" buyurmuştur.
Hilyetul Evliya Tabatul Esfiya
516
MUSİBETLERİN ÖĞRETTİKLERİ
"Şayet bir şey sizin hoşunuza gitmezse bilin ki hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah sizin için pek çok hayır var edebilir." (Nisa 19)
Gelin bu âyet üzerine bir tefekkürde bulunalım:
Hayat boyu yaşadığımız şeyleri en temelde iki kısma ayırabiliriz: Birincisi bizim sevip istediğimiz, hoşumuza giden şeylerdir. İkincisi ise sevmediğimiz, istemediğimiz, hoşumuza gitmeyen şeyledir. Bu ikinci grupta zorluklar, sıkıntılar, hastalıklar bulunur.
Dünya imtihanında musibetlerle karşılaşmamak mümkün değildir. Peygamberler de dahil olmak üzere her insan zorluk, sıkıntı ve musibetlerle karşılaşmıştır. Kur'an ve sünnetten anladığımıza göre zorluk, sıkıntı ve musibetler, şuurlu müminlere bazı özellikler kazandırır. Şimdi kısaca bunlara bakalım:
1. Musibetler şuurlu mümini gafletten uyandırır:
İnsan çok çabuk gaflete düşen bir varlıktır. Gaflet demek kişinin unutmaması gereken şeyi unutması, göz ardı etmesi, ihmalkârlık göstermesi demektir.
Hayatın koşuşturması, günlük işler, gelip geçici telaşlar bizi asıl önem vermemiz gereken şeylerden uzaklaştırabilir. Gözümüzün önüne perde inebilir.
İşte yaşadığımız musibetler, zorluklar ve sıkıntılar bir şok etkisi meydana getirerek bizim gafletimizi alır, bizi teyakkuza, uyanışa sevk eder. Hani böyle evinizde gaflet halinde uykulu bir vaziyette otururken birden şiddetli bir gök gürültüsü duyduğunuzda sarsılıp içiniz titrer ya işte öyle!
Rabbimiz insanların çoğunluğunun hayatın asıl amacını, ölümü, hesap vermeyi unutarak nasıl gaflete düştüğünü şöyle haber verir:
"İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çeviriyorlar." (Enbiya 1)
Âlimler "gaflete son veren musibet, rehavete sevk eden nimetten iyidir" demişlerdir.
2. Musibetler şuurlu mümine âcizliğini kavratır:
İnsanın âcizliği onun aslî vasfıdır. Bu âcizlik doğumla birlikte başlar, ölene kadar devam eder. Zaman zaman insan âcizliğini unutarak kendisini kudretli bir varlık olarak görür. İnsan kendisinin muhtaç bir varlık olduğunu unuttuğunda azgınlaşmaya başlar. İşte sıkıntı ve musibetler bize kuvvetli değil zayıf, kudretli değil âciz olduğumuzu hatırlatır. Bize der ki "sen muhtaçsın, zayıfsın, âcizsin. Kendin kudretine ve kuvvetine güvenme. Allah'ın nimeti olmasa sen bir hiçsin."
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
"Ey insanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye lâyık olan ancak O'dur." (Fâtır 15)
3. Empati yapmayı öğrenir:
İnsan, bir bela ve musibetle karşılaşıncaya dek o bela ve musibete müptela olanların durumunu yeterince anlayıp kavrayamaz. Onlarla empati yapamaz. Mesela yürüyebilen bir insan, yürüyemeyen bir insanın durumunu hiçbir zaman anlayamaz. Hani atalarımız derler ya "tok, açın halinden anlamaz" diye. Ne zaman ki kendisi de bir bela ve musibetle karşılaşır, işte o zaman o durumda olan insanların ne çektiğini, neler hissettiğini anlar. Böylece o insanlara bakışı değişir. Bundan böyle bir gün o musibeti atlattığında, eğer musibetten gereken dersleri almışsa artık o durumda olan kimselere karşı duyarsız kalmaz. Onların sıkıntılarını gidermek, hiç değilse yardımcı olmak için gayret eder.
Rabbimiz peygamberimize "O seni yetim bulup barındırmadı mı?" diye nimetini hatırlattıktan sonra "yetime gelince, onu azarlama" buyurmuş, "bir zamanlar sen de öyle idin, yetimin durumunu en iyi sen bilirsin" demek istemiştir.
4. Sabırlı olmaya gayret eder:
Musibetler şuurlu müminin sabır ve dayanıklılığını arttırır. Oruç tutmak nasıl ki bizi açlığa karşı daya dayanıklı kılıyor ve tahammülümüzü arttırıyorsa, sıkıntılar karşısında isyan etmeyen müminin de tahammülü artar, sabrı güçlenir. Nitekim Rabbimiz, bir zorlukla karşılaşan müminlere "sabır ve namazla Allah'tan yardım dileyin" (Bakara 153) buyurmaktadır.
5. Günahlarından tövbe eder:
Şuurlu mümin, bir musibetle karşılaştığında iki sebeple günahlarına tövbe eder:
Birincisi bu musibetin meydana gelmesinde kendi kusur, hata ve günahlarının etkisinin olabileceğini düşünür. Zira bazı musibetler kişinin kendi yaptığı kötülükler sebebiyle oluşur. Nitekim âyette şöyle buyrulmuştur:
516
İbn Kayyim رحمه الله şöyle demiştir:
Allah'a yemin ederim ki, Allah'ı zikredenler arasında adınızı yazan meleklerin kaleminin gıcırdadığını duysaydınız, sevinçten ölürdünüz ve O'nu zikretmekten geri kalmazdınız.
Tebsira, 2/85
516
||Abdullâh İbnu'l Mubârek rahimehullah dedi ki:
Kim ki, sünnetler hususunda gevşek davranırsa, farzlardan da mahrûm olur.
Beyhakî, "Şuabu'l Îmân", 3017
516
Hassân b. Atıyye şöyle duâ ederdi:
"Allah’ım, Sen’in katında beni rezil eden bir şey ile insanlara süslü görünmekten Sana sığınırım. Sen’in vechinden başkasını arzuladığım bir kelâm etmekten de Sana sığınırım."
Zehebî, Târîhu’l İslâm 3/396
516
✔️Melek, kula iyice yaklaşınca onun dili üzerinden konuşur, diline, doğru ve isabetli sözler konuşturur. Melek insandan uzaklaşınca şeytan yaklaşır ve onun dili üzerinden konuşup diline yalan ve ahlaksız sözler ilka eder. O kadar ki bir adamın dili üzerinden bir meleğin; başka bir adamın dili üzerin çden de şeytanın konuştuğu görülebilir. Bir hadiste şöyle yer almaktadır:
"Sekînet Ömer'in diliyle konuşmaktadır."
📚Ahmed, Müsned, 1/106.
516
Sağlıklı Kalbe şeytan zarar veremez.
şeytanın kulaklara fısıldadığı Ve kalplere bıraktığı şüphe ve vesveseler, hasta ve ölü kalpler için deneme vesilesi:
diri selim, kalpler içinse güç ve kuvvet kaynağı olur.
Çünkü bu kalp ,o şüphe ve vesveseleri kabul etmez, ondan tiksinir ve nefret eder.
Bilir ki gerçek onun zıttıdır. Böylece hakla huzur bulur ve ona boyun eğer.
Şeytanın vesvese ve fısıltıların batıl ve asılsız olduğunu kavrar; hakka olan inancı ve sevgisi: bâtıla olan inkarı ve hoşnutsuzluğu artar.
Denenmiş iki kalp ,her zaman şeytanın vesvese ve fısıltıların hedef tahtası dır.
sağlıklı,Selim Kalbe gelince; şeytanın vesvese ve Fısıltıları ona kesinlikle zarar veremez
Nefis terbiyesi
ibn-i kayyim el-Cevziyye
516
فكلما وقعت منك زلة ،
فبادر بالتوبة والإِصلاح .
Ne zaman bir hata yapsan, hemen tövbe edip ıslah olmakta acele et.
