en
Feedback
دراسَـة

دراسَـة

Open in Telegram

@diraase لا إله إلا الله، ولا رب لي سواه. "عرفتُ الحياةَ طريقًا إليك، وليست مُنايَ ولا مُستقرِّي"..

Show more
896
Subscribers
No data24 hours
No data7 days
No data30 days
Posts Archive
İstiyoruz ki Rabbimize hiç yönelmeden fazîlete erişelim. Gündüz işlediğimiz günahlardan vazgeçmeyelim ama Allah bizi gece kıyâm edenlerden kılsın. Boş kelâmı, gıybeti, sûi zannı terk etmeyelim ama Allah bizi O’nu çokça zikreden zâkirînden kılsın. Bâtılla iştigâlimizi, faydasız şeylere (bilhassa sosyal medyaya) ilgimizi kesmeyelim ama Allah bizi faydalı ilimle rızıklandırsın. Her gülenle beraber gülelim, her güldürene ilgi gösterelim ama Allah bizi huşûdan ağlayanlardan kılsın. Fâsıkların ve fucûr ehliyle muhabbeti kesmeyelim ama Allah bize Kitâb’ının dostluğunu ve onun fıkhını bahşetsin. Allah’ın nefret ettiği amellerden vazgeçmeyelim, ama Allah da bizi sevmekten vazgeçmesin. Heyhât.. قال الفضيل بن عياض رحمه الله: تسألهُ الجنّة، وتأتي ما يكره، ما رأيت أحدًا أقَلّ نظرًا منك لنفسك. مَوسوعة ابن أبي الدنيا (١٨٤/٢) Fudayl b. İyâd dedi ki: O’ndan Cenneti istiyorsun, ama O’nun sevmediği şeyleri yapıyorsun. Nefsine senden daha az bakan birini görmedim. Mevsûa İbn Ebi’d Dünya 2/184

قال أبو الدرداء رضي الله عنه: ‏تمام التقوى أن يتقي الله العبد حتى يتقيه في مثقال ذرة، حتى يترك بعض ما يرى أنه حلالٌ خشية أن يكون حرامًا. الزهد لابن المبارك ١٩/١ Ebu’d Derdâ radiyallâhu anh dedi ki: Takvânın kemâli, zerre ağırlığındaki şeyde dahi kulun Allah’tan korkmasıdır. Öyle ki o, aslında helâl gördüğü şeyi bile harâm olmasının korkusuyla terk eder. Zuhd, İbnu’l Mubârek 1/19 التقوى هو اجتناب كل ما تخاف منه ضررًا في دينك. الإمام الغزالي رحمه الله Takvâ; dînine zarar vereceğini düşündüğün her şeyden kaçmaktır. İmâm Ğazzâlî rahimahullah

ما نظرت ببصري، ولا نطقت بلساني، ولا بطشت بيدي، ولا نهضت على قدمي، حتى أنظر على طاعة أو معصية، فإن كانت طاعة تقدمتُ، وإن كانت معصية تأخرت. الحسن البصري رحمه الله Gözümle gördüğüm, dilimle konuştuğum, elimle tuttuğum ve ayağımla bastığım hiçbir şey olmadı ki, ben onun bir tâat mi yoksa bir masiyet mi olduğuna bakmamış olayım. O bir tâatse ona adım atmışım, bir günahsa ondan vazgeçmişimdir. Hasen el-Basrî rahimahullah

كهيعـص .m4a21.90 MB

Tam bu satırları yazdığım sırada bir mail aldım.. Allah elim bir feryadı daha işittirdi şu aciz kuluna.. Vallahi bu ümmetin h
Tam bu satırları yazdığım sırada bir mail aldım.. Allah elim bir feryadı daha işittirdi şu aciz kuluna.. Vallahi bu ümmetin hâline ağlanmayacaksa daha kimseye ağlanmaz.. Sosyal medyada bulunduğum süre zarfında tek bir şeyle karşılaştım ve tek bir şeyi çok iyi anladım ki, bu ümmetin başında onları Tevhîd’e ve güzel ahlâka yönlendirecek muslihler ve onlara dinlerini öğretecek ilim ehli bulunsa bu topraklar kaybettiği izzeti ve şerefi yeniden kazanabilirdi. Ben hiçbir gençle konuşmadım ki onun hakîkati arayışına taaccub etmeyeyim. İşte bu “Ben akidemi nasıl öğreneceğim? Hakikata nasıl erişeceğim?” diye ağlayan bir kardeşimizin haykırışı, yazdıklarının hepsini paylaşmadım, onun feryadını okuyan her müslümanın boynuna vebâl yüklenmesin diye.. Bu haykırış kalbimizi acıtmıyor mu? Bu haykırış ağlatmıyor mu bizi? Ümmetine ağlayacak bir mumin yok mu? Yok mu onu karanlıklardan nura eriştirecek biri? Ümmet kendisini tihten çıkaracak birilerini bekliyor.. Ya Rabb! Sen bu ümmete merhamet et.. benim gücüm kimseye yetmiyor…

Bu ümmetin kendilerini Allah’a ve Rasûlüne davet edecek davetçilere ihtiyâcı var. Bu ümmetin, kendilerini Rabb’lerine yönelmelerini emredecek muslihlere ihtiyâcı var. Allah için, insanları Allah’a davet edin. Bir şeylerin inkârı ve bir şeyleri kabûl etmeleri için ısrârı bırakın, ve onları sadece Allah’a yönelmeye davet edin. Onlar Allah’a yönelmeyi öğrendikleri zaman, zaten Allah azze ve celle de onlara yönelecek ve onları hidâyete eriştirecektir. Ve bilin ki hiçbir davet, kalpleri “Allah’a yönelmeye” davetten daha çok etkilemeyecektir. Ümmetin bilhassa yaşı küçük olanlarına ve gençlerine Rahmân’ı anlatın, göreceksiniz her biri Rabblerine inâbeye ve yönelişe ne denli açlar. Vallahi ümmet aç. Kur’ân’ı ve Sünnet’i yitirmiş kimse yetîmdir. Tevhîd kalpleri Allah’a bağlayan yegâne şeydir, ümmet kendisini Tevhîd’e davet edecek mu’minlere aç. O yetimleri doyuran muhsin kullara ne mutlu.

إذا كان الشيء كله لله ‏إن أخذ منك شيئاً فهو ملكه ‏وإن أعطاك شيئاً فهو ملكه ‏فكيف تسخط؟ ابن عثيمين رحمه الله ‘Her şey’ bütünüyle Allah’ınsa; Eğer senden bir şey alırsa da o O’nun mülküdür Eğer sana bir şey verirse de o O’nun mülküdür Öyleyse kızmak ne haddine? İbn Useymîn rahimahullah

قال محمد بن علي: كان لي أخ، وكان في عيني عظيمًا، وكان الذي عظمه في عيني صغر الدنيا في عينه.. الزهد لابن أبي الدنيا ٣٩٤ Muhammed b. Alî dedi ki: Benim bir kardeşim vardı, ve benim gözümde o çok büyüktü. Onu benim gözümde büyük kılan şey ise, onun gözünde dünyânın küçüklüğü idi. İbn Ebi’d Dunyâ, ez-Zuhd 394 Bu dünyâda şikâyeti az, şükrü çok, dert ve tasasını gizleyen, bâtılı ve boş olanı konuşmayan, ahlâkıyla seni ıslâh eden, dünyâ malı ve süsüne dalmamış ve baktığında dahi senin Allah’a muhabbetini artırandan daha hayrlı bir dost yoktur. Konuştuğunda seni âhiretten koparan herkesle dostluğunu kopar. Yoksa meâzAllah, onun seni Allah’tan koparması yakındır.

Kim sabahladığında ve aynı şekilde akşama erdiğinde yüz defa «سُبحانَ اللهِ العَظيمِ وبِحَمدِه» derse, onun söylediği kadar veya daha fazlasını söyleyen kimse dışında, hiç kimse kıyâmet gününde onun söylediğinden daha fazîletli bir amel ile gelemez. Muslim, 1903

"كان رسول الله صلى الله عليه وسلم متواصلَ الأحزان، دائمَ الفكرة، ليست له راحةٌ، طويل السُّكوت، ولا يتكلَّمُ في غير حاجة." “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dâimâ hüzünlü ve dâimâ düşünceli idi. Onun rahat olduğu bir zaman yoktu. Sukûtu uzundu ve gereksiz yere konuşmazdı.”

Gece kıyâmı vechin nûruna sebebtir.. (Gece kıyâmı gecenin ibâdetle ihyâsıdır; namaz, tilâvet, istiğfâr, duâ, zikir.. bunların hepsi kıyâmu’lleyl/geceyi kıyâmla geçirmektir.) ﴿وُجوهٌ يَومَئِذٍ مُسفِرَةٌ﴾ قال ابن عباس: من قيام الليل. «O gün nûrlanmış aydınlık yüzler vardır» âyetinin tefsîrinde İbn Abbâs dedi ki: “O gün nûrlanmış aydınlık yüzler vardır, gece kıyâmından ötürü..” قيل للحسن: ما بال المتهجدين من أحسن الناس وجوهاً؟ قال: لأنهم خلوا بالرحمن، فألبسهم نوراً من نوره. Hasen el-Basrî’ye “Teheccude kalkan kimselerin yüzleri, n’için insanların yüzü en güzel olanlarıdır?” denildi. Dedi ki: “Çünkü onlar (herkes uykudayken O’na ibâdet ederek) Rahmân ile yalnız kaldılar. O da onlara, kendi nûrundan bir nûr giydirdi.” ‏قال سعيد بن المسيب: ‏إن الرجل ليصلي بالليل، فيجعل الله في وجهه نورًا يحبه عليه كل مسلم، فيراه من لم يره قط فيقول: ‏إني لأحب هذا الرجل! Saîd bin el-Museyyeb dedi ki: Bir adam gece namazı kılar ve bunun sebebiyle Allah onun vechinde bir nûr kılar. Bu nûr sebebiyle her müslüman o kimseyi sever. Öyle ki o kişiyi hiç görmeyen kimse dâhi “Ben bu adamı seviyorum!” der.

فاعلم أن العبد إنما يقطع منازل السير إلى الله بقلبه وهمته، لا ببدنه. ‏ ابن القيّم Bil ki kul, kendisini Allah’a götüren menzilleri bedeniyle değil, kalbi ve azmi ile kateder. İbnu’l Kayyim

Kalbin ve nefsin ıslâhının, ve Allah’a yönelmeye güç yetirebilmenin ilk basamağı; günahları terk etmektir. Günahları terk eden, Allah’a ibâdeti arttırmaya muvaffak kılınır. Kim de ibâdeti arttırırsa, ona ubûdiyyetin kapıları açılır. Kimse çabalamadan büyük mertebelere erişemez. Bu yüzden Allah subhânehu ve teâlâ şöyle buyurur: «Bizim uğrumuzda cihâd edenleri, elbette biz onları (bize götürecek) yollarımıza eriştireceğiz.» Ankebût, 69 Kimse savaşmadan ganimete erişmez. Cihâd etmeden topraklar fethedilmez. Bununla birlikte kim yola çıkmadığı halde hazırlığını yaparsa, Allah ona yardımını daha yolun başında indirecektir.

Bugün bilhassa gençlerin birçoğu, Allah subhânehu ve teâlâ ile olan ilişkilerinin kötü olmasından yakınmaktadır. Günahtan sıyrılamamak, sâlih amele karşı isteksizlik ve sâlih amel işlerken lezzet almıyor olmaktan şikâyetlenmektedirler. Hakîkat şudur: Kalp eğer Allah’a yakınlaşamıyorsa bunun sebebi o kalpte Allah’a yer kalmamış olmasıdır. Birçok genç kalbini bâtıl ve fânî “sevgi, hevâ ve heveslerle” doldurmuş ve bunlar onun kalbinde Allah sevgisine yer bırakmamıştır. إذا كان القلب محبًا لله وحده مخلصًا له الدين، لم يبتل بحب غيره أصلاً، فضلاً أن يبتلى بالعشق، وحيث ابتُلي بالعشق، فلنقص محبته لله وحده؛ ولهذا لما كان يوسف محبًا لله مخلصًا له الدين، لم يبتل بذلك.. ‏ابن تيمية، مجموع الفتاوى ١٠/١٣٥ Kalp yalnızca Allah’ı sevdiği ve dîni O’na hâlis kıldığı zaman; O’ndan başkasına aşkla bağlanması bir yana, aslında sevgiyle dahi bağlanmaz. Fakat ne zaman ki birine aşkla/en büyük sevgi ile bağlanırsa, (kalbinde) yalnızca Rabb’ine adadığı muhabbeti noksanlaşmış demektir. İşte bu yüzden Yûsuf, dînini yalnızca O’na hâlis kılarak Allah’ı sevdiğinde, aşka aldanmamıştı. İbn Teymiyye rahimahullah Dîni Allah’a hâlis kılarak ve şirkten bütünüyle beri olarak Allah’a kulluk etmek (yani ubûdiyyet), kalpte Allah azze ve celle’nin muhabbetini kökleştiren şeydir. Kulun ihlâsı (yani dîni Allah’a hâlis kılışı, yani ibâdet ve duâyı ancak O’na yönelerek yapması) ne kadar büyükse, onun ubûdiyyeti ve huşûsu da o kadar büyüktür. Allah’a ihlâsla ibâdet etmek ise, kalpten riyâyı arındırıp kalbi yaratılmışlardan uzaklaştırdığı için, o kalp yaratılmışların sevgisine rağbet hissetmez. Aşkı ilk akla gelen manasından ziyâde ‘en büyük sevginin gösterilmesi’ olarak anlamak gerekir, yani bu yoğun sevgiyi kimisi dostuna, arkadaşına, kızına, oğluna da gösterebilmektedir. Hattâ belki de bu şiddetli sevgi Allah’ın harâmlarından bir harâma (örneğin müzik dinlemeye ve diğer günahlardan herhangi birine) gösteriliyor olabilir. Yani kalp birine şiddetli sevgiyle bağlanacaktır, bu kaçınılmazdır. Şeyh Abdulazîz et-Tarîfî şöyle der: القلب خُلِق ليُعلَّق، فمن علَّقه بغير الله وضعه، ومن علَّقه بالله رفعه. “Kalp, birine sevgiden bağlanmak için yaratılmıştır. Fakat kim onu Allah’tan başkasına bağlarsa onu düşürmüş, kim onu Allah’a bağlarsa onu yüceltmiştir.” Yani bu sevgiyi Allah’tan başka bir şeye adamak, kalpten Allah’a bağlılığı kaldırır. Kim de bu sevgiyi, bütünüyle Allah’a adarsa, onun O’ndan başkasına rağbet ve muhabbeti kalmaz. Çünkü bir şeye yakınlaşan, bulunduğu yerden uzaklaşır. Kalp, Allah’a yakınlaşmaya başladıkça (yükseldikçe) fâni olan şeyin fâniliği ona görünür (alçakta kalmanın çirkinliğine râzı olmaz), ve böylece ubûdiyyeti-tâati arttırmaya daha çok yönelir. Zira kulluk, arttığı takdirde kalbi semâya taşıyan yüce bir şeydir. Yani kulluk arttıkça Allah’a yakınlık artar ve kalp her şeyden sıyrılıp yalnız O’nun muhabbetiyle dolar. Kulluk zayıf olduğunda ise kalp onu sâhiblenecek bir sevgi arar, halbuki Allah dışındaki her şey zelîldir, onu ancak alçaklığa çeker.. Bu yüzden İbnu’l Kayyim rahimahullah şöyle demiştir: “Kim Allah’ı tanırsa, artık O’ndan başkasına rağbeti kalmaz.” Bu ise ubûdiyyetin en yüce mertebelerindendir ki ‘tealluk/Allah’a bağlanmak’ olarak adlandırılır. Ve kalbin ihlâsı, huşûsu ve iffeti ile orantılıdır. Bu mertebeye ise ancak Allah subhânehu ve teâlâ’dan korkarak günahları terk etmek, halveti çoğaltmak, uzleti arttırmak, tevbe ve inâbeyi çoğaltmak, bilhassa gece namazına devamlı olmak ve Kur’ân’ı çokça okuyup tedebbur etmek ve ondan etkilenmek ile ulaşılır. Yani, gizlide işlenen sâlih amelleri artırarak ulaşılır. Zira ubûdiyyetin kemâli İbn Teymiyye rahimahullah’ın dediği gibi ihlâsın kuvvetindendir. Açıkta işlenen ameller kulu riyâya sürüklerken, gizlide işlenen ameller onu ihlâs makâmına yükseltir. Çünkü gerçekten âlemlerin Rabb’ine kalbini bağlamış ve kalbini O’nun muhabbetine teslîm etmiş olandan başkası, O’na ibâdet etmek için kimsenin görmediği bir zaman ve mekânı gözlemez.

سبحان من أيقظ المتهجدين والناس نيام، وجعل خلواتهم معه أنسهم وميدانهم، والمناجاة روائحهم وريحانهم، وذكره نزهتهم وبستانهم، وتلاوة القرآن نعيمهم وعنوانهم، وشوقهم دومًا لقناديل عُلِّقت بالعرش في دارهم وأوطانهم. رهبان الليل، العفاني ٥٣/١

ينبغي للعبد أن يُلِحّ دائمًا على ربِّه أن يُحسِن له الخاتمة. السعدي رحمه الله Kulun kendisini güzel bir son (ölüm) ile rızıklandırması için, Rabb’ine her dâim, ısrarla duâ etmesi gerekir. es-Sa’dî rahimahullah

اعلم أن ما تبقى من عمرك سيمر بنفس السرعة التي مر بها ما مضى، وسيفاجئك الموت ساعة من الدهر، وحينئذ تتمنى أن لو رجعت للدنيا كي تعمل صالحا، ولكن هيهات فالحياة فرصة واحدة غير قابلة للتعويض، من نجح في اختبارها، وتزود بالتقوى، فقد سعد السعادة العظيمة، السعادة الحقيقية.. سعد الخثلان Bil ki ömrünün geri kalanı geçen ömrün gibi hızla geçecek, ve ölüm ansızın bir saatte seni yakalayacak, işte o zaman sâlih bir amel işlemek için dünyaya geri dönmeyi temennî edeceksin. Heyhât.. Hayat telâfisi olmayan tek seferlik bir fırsattır.. Kim ondaki imtihânı kazanır ve takvâ sâhibi olursa, büyük mutluluğa, gerçek mutluluğa kavuşmuştur.. Saad el-Haslân

İsterdim ki iyiliklerim işlediğim kötülüklerden bir zerre miktar fazla olsun. Eğer ben cennet ve cehennem arasında durdurulsam ve nereye gideceğimi bilmesem, sonra bana temenni et dense, ben toprak olmayı temenni ederdim. Abdullah b. Mesûd

Fecirlerinde namazın kıyâm ettiremediği bir ümmeti, fecrin fetihleri kıyâm ettiremez.

photo content