رحلة العلم 📜
Open in Telegram
🕊بسم الله الحمن الرحيم (1.2) Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. 3.Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir). •Asr Suresi
Show more2 818
Subscribers
No data24 hours
-57 days
-3130 days
Posts Archive
2 818
“O iftirayı birbirinize naklediyorsunuz. Bunu falandan duydum. Falanca şöyle dedi, diyorsunuz.” O iftirayı, size hiç günah gelmeyecek küçük bir hata
sanıyorsunuz. Halbuki o, Allah katında en büyük günahlardandır. Çünkü bu, müslümanların şeref ve haysiyetine bir hakarettir. İbn Cüzeyy şöyle der: Yüce Allah onları üç şeyden dolayı azarladı: Birincisi, bu olayı, birbirlerine sormaları, ikincisi, onu konuşmaları, üçüncüsü, onu küçümsemeleri. Zira olay Allah katında büyük olduğu halde onu basit görmüşlerdi. Âyette dillerinizle ve ağızlarınızla, söylemeniz şeklindeki ifade, bu sözün kalple değil dille olduğuna bir işarettir. Çünkü onlar, kalpleriyle olayın hakikatini bilmiyorlardı.
#tefsirdersimizdenbiriktibas / Nur/ 15. Ayet tefsiri.
2 818
“Çünkü iman, mü’minin, kardeşini ayıplayan ve kötüleyen kimsenin sözünü hemen tasdik etmemesini gerektirir.”
#tefsirdersimizdenbiriktibas / Nur Suresi, 12.
2 818
Ey insanlar! Sizi boşuna yarattığımızı ve hayvanlar gibi, sevapsız ve cezasız olarak başıboş bırakacağımızı mı sandınız? Ve nesap ye ceza için bize dönmeyeceğinizi mi sandınız? Hayır, mesele sizin sandığınız gibi değildir. Biz sizi sadece mükellef tutmak, ibadet etmek, sonra da ceza yurduna yani âhirete dönmek için yarattık.
#tefsirdersimizdenbiriktibas
2 818
Yüce Allah buyurdu ki: “Siz gerçekten dünyada çok az kaldınız” Fahreddin Râzî şöyle der: “Sanki onlara şöyle denir: Doğru söylediniz. Dünyada çok az kaldınız. O da gelip geçti. Bundan maksat, dünya günlerinin, âhiret günleri yanında çok az olduğunu onlara bildirmektir.” Eğer sizin ilminiz ve anlayışınız olsaydı, elbette dünyanın adiliğini ve nimetlerinin geçici olduğunu anlardınız.
#tefsirdersimizdenbiriktibas
2 818
“Güven duygusunun baskın olduğu aile, dış dünyanın yaratmış olduğu üzüntü ve kaygılardan kurtulacak bir sığınak, bir ortam oluşturur.”
“…korkutarak başkalarını yönetme gerekliliğini görmüş ve buna inanmıştır. Sevgiyle iletişim kurma, karşıdakinin duygularını anlama ve bu duygulara saygı duyma, Sıtkı Bey için yabancı yaşantılardır.”
“Çocuğa her şey hazır verilmemelidir. Sorumluluk duygusuyla ilgili söylenenler, çocukların zorluklarla mücadele etmesinde de geçerlidir. Çocuğun içinde bulunduğu gelişme aşamasına uygun zorluk derecesindeki sorunlarla çocuğu baş başa bırakmak, onların bu zor sorunlarla mücadele ederek uğraşmasına olanak vermek, kendine güvenli, sorun çözme becerileri gelişmiş bireyler olarak yetişmeleri için gereklidir. Ailenin bu gereksinmeyi karşılaması gerekir. Karşılaştığı her zorlukta çocuğuna yardım eden ana-baba, sürekli başkalarından yardım bekleyen, kendi beceri ve yeteneklerine güvenmeyen kişiler yetiştirir.”
“Sağlıklı bir manevi temeli olan insanlar güler yüzlü, sevgi dolu, insanlarla olduğu kadar doğaya da saygılı bireyler olarak yaşamlarını sürdürürler.”
“Etkili iletişimin temelinde farkında olma, ayrıntılı olarak iç ve dış dünyanın bilincinde olma yatar. İyi iletişimci, hem kendi iç dünyasını, başka bir deyişle duygu, düşünce ve tutumlarını iyi tanır, onların ne anlama geldiğini kavrar, anlar hem de karşıdaki kişinin davranışlarını gerçekçi bir biçimde değerlendirmesini bilir. Kişinin kendini bilmesi, onun kendi algılama, yorumlama, yansıtma, duyguyu ve arzularının farkında olması demektir.”
“Kendine güveni olmayan, karşıdakini güçlü görüp, kendini güçsüz gören tutum. Bu tutum içinde olanlar, karşıdakinin görüşlerini olduğu gibi kabul ederler. Bu tür insanlara günlük dilde, ‘pısırık’, ‘itaatkâr’, ‘utangaç’ gibi isimler veririz. Bu insanlar, kendilerinin hiçbir zaman haklı olamayacaklarını baştan kabul etmişlerdir.”
“Kişilik gelişimlerini tamamlamış, bütünlüklerini gerçekleştirmiş insanlar, kendi mutlulukları için başka bir insanın varlığını zorunlu görmezler. Kendi başlarına mutlu ve tamdırlar; kurmuş oldukları ilişki onları daha mutlu, daha etkili, daha doyumlu yapar.“
#kitapalıntıları
2 818
“Çocuklar kendi yaşları oranında sorumluluk yüklenmeli, bu sorumlulukla aile içindeki davranışlarını biçimlendirmelidirler. Tüm sorumluluğu kendi üzerine alan ve çocuklarını her türlü sorumluluktan kurtaran anne ve babalar, kendi yaşamını biçimlendirmekten aciz, sürekli başkalarının yönetiminde olmaya yönelik bireyler yetiştirirler. Bu tür aile içinde yetişen kişiler, kendi yaşamlarında yer alan olaylardan kendilerini değil, başkalarını sorumlu tutarlar.”
“Olgun insan şu özelliklere sahiptir: (1) İyi belirlenmiş benlik sınırları vardır; (2) kendini değerli bulur; (3) yaşamının değişik yönleri arasında denge kurar; (4) duygularını tanır ve ifade eder.”
#kitapalıntıları
2 818
Onların kötülüklerini, kendilerine hoş görülü davranarak ve onlara karşı iyi muamele ederek defet.
İbn Kesir şöyle der: “Yüce Allah, Hz. Peygambere (s.a.v.), insanlara muamele hususunda en faydalı ilacı gösterdi. O da, kendisine kötülük yapanın kalbini kazanmak, düşmanlığının dostluğa, kininin sevgiye dönüşmesi için ona iyilik yapmaktır.” Biz onların hallerini ve yapacakları yalanlama ve alayı daha iyi biliriz ve yaptıklarının karşılığını veririz.
• Safvetü’t Tefasir/ #tefsirdersimizdenbiriktibas
2 818
+1
“…mutsuzluğunuzun kaynağını dışarıda aramayın. çocukluk, etkileşimler, okul, sizden beklenenler, sizin kendinizden bekledikleriniz, vb. gibi iç kaynaklarınızı bir gözden geçirin.”
#kitapalıntıları
2 818
“zira kulak, kişiyi doğruya götürecek şeyin işitilmesi; göz, Allah’ın sıfatlarının eksiksiz olduğunu gösteren delillerin görülmesi; akıl, Allah’ın yarattıkları ve engin gücü hakkında düşünülmesi için yaratılmıştır.”
#tefsirdersimizdenbiriktibas
2 818
“Ey peygamber! Allah’ın sana lütfedip verdiği rızık daha hayırlıdır. Yüce Allah, lütfeden ve rızık verenlerin en üstünüdür. Çünkü o, karşılık beklemeden verir. Başkası ise, bir ihtiyacı için verir.”
#tefsirdersimizdenbiriktibas
2 818
Hoşlanmadıkları hak, yani Allah’ın birliği ve adâleti onların bozuk arzularına uyacak ve çarpık istekleri doğrultusunda gidecek olsaydı, yükseği, alçağı, bütün alemin nizamı ve buralarda yaşayan mahlukatın düzeni bozulurdu.
Çünkü onların arzuları çarpık ve farklıdır. İbn Kesîr şöyle der: “Bütün bunlar kulların acizliğini, görüş ve isteklerinin farklı olduğunu göstermekte ve Yüce Allah’ın bütün sıfatlarında kâmil olduğunu, fiilleri ve mahlukatı idaresinde kemal sıfatlarını taşıdığını açıklamaktadır.”
Bilakis, biz onlara, şan ve şereflerini kapsayan kitabı getirdik. Bu da, Yüce Allah’ın sayesinde kendilerini şereflendirdiği Kur'ân-ı Kerim’dir… Oysa, onlar bu Kur’an’dan yüz çeviriyorlar. Halbuki onlara layık olan Kur’ân’a boyun eğmeleri ve saygı göstermeleridir. Çünkü Kur'ân onların şeref ve izzetidir.
#tefsirdersimizdenbiriktibas
2 818
Onlar ibadetlerinde Allah’a başkasını ortak koşmazlar. Aksine onun birliğini kabul eder ve sadece O’nun rızası için amel ederler. Fahreddin Râzî şöyle der: “Bundan maksat, Allah’ın birliğine iman etmek ve ona ortak koşmamak değildir. Çünkü bu mana geçen âyette zaten vardır. Bilakis bundan maksat gizli şirkte bulunmamaktır. Bu da, ibadeti, sadece Allah rızasını kazanmak ve onu hoşnut etmek için yapmakla olur.”
#tefsirdersimizdenbiriktibas / Mü’minûn Suresi 59. Ayet tefsiri.
2 818
Videodan birkaç alıntı;
“Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenâsi edilse, ezhan enelere dönüp etrafında gezerler.”
“Birşeyin içindeyseniz eğer o size amaç olamaz.
Su gemi için bir amaçtır, gemi suyu araç olarak kullanır. İnsanlar dünyanın içindedir. Dünya insana amaç olamaz. Eğer dünyanın ötesinde bir hedefiniz yoksa, bir hayaliniz yoksa o zaman bunalımlar gelir. Ben değil benim bir organım dünya etmiyor ben dünyanın arkasına düşmüşüm. Dünya benim arkama düşecek…”
“İlahi terapi yöntemleri var. Allah’ın bize ihtiyacımızı bildiği için bize yönelttiği terapi yöntemleri… Bir tanesi günlük terapi; Namaz. Günde beş vakit namaz zihinsel ve ruhsal sağlığımızı koruyor. Birde senelik bir terapi var; Oruç. Birde kırk bin bakım terapi var; Hac ve Umre.”
__
Vaktiniz olursa mutlaka vakit ayırıp izlemenizi isterim. Ferhat Aslan hocanın anlatımı gerçekten izleyenin zihninde hayranlık uyandırıyor. 🌻
2 818
Repost from İLİM MECLİSİ
İnsanlar genellikle iyi ve dürüst kişileri sever. Ama işin içine toplumu değiştirmek, bozulmuş yapıyı düzeltmek girince, bu sefer aynı kişiye düşmanlık etmeye başlarlar. Yani sâlih insan makbuldür ama ıslah etmeye çalışan (muslih) insan çoğu zaman tepki çeker. Çünkü ıslah hareketi, insanların arzularına, çıkarlarına ve konfor alanlarına çarpar.
Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de risâlet gelmeden önce Mekkeliler tarafından seviliyordu; çünkü o dürüst, güvenilir ve sâlih bir insandı. Ama Allah Teâlâ onu peygamber olarak gönderince ve o da toplumu düzeltmeye, bâtıl inançlarla mücadele etmeye başlayınca, birden hedef hâline geldi. Ona deli dediler, yalancı dediler, sihirbaz dediler. Çünkü artık sadece kendi hâlinde bir sâlih değil, düzeni değiştirmek isteyen bir muslihti/ıslah ediciydi.
Âlimler bu farkı şöyle açıklar:
“Bir tek ıslah edici (muslih), Allah katında bin sâlih kişiden daha kıymetlidir. Çünkü sâlih kişi yalnızca kendini kurtarır. Ama muslih, bir toplumu ayağa kaldırabilir.”
Zaten Kur’ân-ı Kerîm’de de bu ayrım açıkça görülür. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا مُصْلِحُونَ
“Rabbin, halkı ıslah edici olduğu sürece bir beldeyi zulümle helâk etmez.” (Hûd 11/117)
Dikkat edilirse; âyette “sâlihler” değil, “muslihler” zikredilmiştir.
Çünkü sadece kendini düzeltmek yetmez; toplumun yaralarını sarmaya çalışmak, adaletsizliklere karşı ses yükseltmek ve bozulmuş yapıyı düzeltmek gerekir. İşte bu yüzden, ıslah için mücadele edenlerin varlığı, bir toplumu Allah’ın azabından koruyabilir.
Toplumun gerçek teminatı; sadece iyiliği yaşayanlar değil, iyiliği yaymak için mücadele edenlerdir. Sadece günaha bulaşmayanlar değil, günahı azaltmak için çabalayanlardır.
2 818
Bugün kişisel gelişim alanında çok güzel, çok kıymetli bir bilgiyi içeren bir alıntı okudum. Sizlerede paylaşmak isterim;
“Döngüyü içinde kalarak kırdım. Kaçmadan. Onarmaya çalışmadan. Sadece hissederek taki etkisi azalana kadar.” 🌻
2 818
İnsanın Yaratılış Aşaması
Sonra Adem'in oğullarını ve zürriyetini, babaların bellerinden akıp rahim denilen sağlam bir yere yerleşen meni haline getirdik.
Sonra bu nutfeyi, yani akan suyu, pıhtıya benzer donuk bir kan haline getirdik. Sonra bu donuk kanı da şekilsiz ve azaları belirsiz bir et parçası haline getirdik. Sonra bu et parçasını, bedeni dik tutsun diye sert kemik haline getirdik. Bu kemikleri de etle örttük ve onu kemiklere bir elbise gibi giydirdik, Bu aşamalardan geçtikten sonra ona ruh üfledik ve en güzel biçimde bambaşka yeni bir varlık olarak meydana getirdik.
Fahreddin Râzî şöyle der: Onu önceki varlığından farklı bir varlık haline getirdik. Zira, daha önce cansız iken canlı oldu, dilsiz iken konuşur hale geldi, sağırken duyar oldu, kör iken görmeye başladı. Azalarından her biri son derece güzel ve hikmetli bir şekilde yerli yerine kondu. Ondaki bu güzellikleri kimse anlatamaz. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, kudretinde ve hikmetinde yücedir.
#tefsirdersimizdenbiriktibas / Safvetü’t Tefasir, Mü’minûn 13, 14. Ayet tefsiri.
