en
Feedback
Pdf Kitap Kütüphane✒

Pdf Kitap Kütüphane✒

Open in Telegram

Durumu iyi olmayan insanlara yardim etmek amacıyla acilmis olan bir PDF sayfadır Sizlerde ecire ortak olmak istiyorsanız,istediğiniz PDF'leri bu hesaba mesaj atarak yollayabilirsiniz, kanaldan paylaşabiliriz. @pdfkitapaylasimbot (botu sildim) @musanneff

Show more
4 726
Subscribers
-124 hours
+317 days
+15930 days
Posts Archive
سورة الكهف خط كبيرجداً 34صفحة.pdf1.93 KB

TEVHİD ve SÜNNETE GİRİŞ.pdf1.06 MB

أخلاق العلماء الآجري .pdf3.38 MB

كتاب الغرباء الاجري .pdf1.15 MB

كتاب الغرباء الاجري .pdf1.15 MB

قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ الْحُسَيْنِ الآجُرِّي: أَغْرَبُ الْغُرَبَاء فِي وَقْتِنَا هَذَا مَنْ أَخَذَ بِالسُّنَنِ وَصَبَرَ عَلَيْهَا , وَحَذِرَ الْبِدَعَ وَصَبَرَ عَنْهَا , وَاتَّبَعَ آثَارَ مَنْ سَلَفَ مِنْ أَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ , وَعَرَفَ زَمَانَهُ وَشِدَّةَ فَسَادِهِ وَفَسَادَ أَهْلِهِ , فَاشْتَغْلَ بِإِصْلَاحِ شَأْنِ نَفْسِهِ مِنْ حِفْظِ جَوَارِحِهِ , وَتَرْكِ الْخَوْضِ فِيمَا لَا يَعْنِيهِ وَعَمِلَ فِي إِصْلَاحِ كَسْرَتِهِ , وَكَانَ طَلَبُهُ مِنَ الدُّنْيَا مَا فِيهِ كِفَايَتُهُ وَتَرْكُ الْفَضْلِ الَّذِي يُطْغِيهِ , وَدَارَى أَهْلَ زَمَانِهِ وَلَمْ يُدَاهِنُهُمْ , وَصَبَرَ عَلَى ذَلِكَ , فَهَذَا غَرِيبٌ وَقَلَّ مَنْ يَأْنَسُ إِلَيْهِ مِنَ الْعَشِيرَةِ وَالْإِخْوَانِ , وَلَا يَضُرَّهُ ذَلِكَ Muhammed b. el - Huseyn el- Acurri dedi ki : Zamanımızdaki gariplerin en garipleri : • Sünnetlere uyup bu hususta sebat edenler • Bidatlerden uzak durup bu hususta sebat edenler • Müslümanların önceki imamlarının eserlerini takip edenler • Zamanını, zamanının ve zamanındakilerin ne derece bozuk olduğunu bilen, bundan dolayı kendisini düzeltmekle yetinip uzuvlarını muhafaza eden, kendisini ilgilendirmeyen şeylere dalmayan, kendi eksiklerini tamamlamaya çalışan kimseler • Dünyadan istedikleri ancak kendilerine yetecek kadarı olan, kendilerini azdıracak fazlalığı istemeyen kimseler • Zamanındakileri idare eden fakat onlara asla yağcılık etmeyen ve bu hususta sabreden kimselerdir. İşte bu kimseler gariplerdir. Aşiretinden ve kardeşlerinden ona yakınlık duyanların sayısı oldukça azdır. Fakat bunun ona zararı yoktur. [Kitabul Guraba, Acurri ; 62]

قال محمد بن الحسين الآجري فإن قال قائل أيش يحتمل قول النبي صلى الله عليه وسلم كن في الدنيا كأنك غريب أو عابر سبيل؟ قيل له والله أعلم هو الرجل الحاضر الذي قد أنعم الله عز وجل عليه ورزقه مالا وولدا سره بهما وزوجة حسناء ودارا قوراء ولباسا ناعما وطعاما طيبا فبينا هو كذلك إذ عرض له سفر لا بد من الخروج فيه فخرج فطال به السفر وفقد جميع ما كان يلذ به وصار غريبا في بلد لا يعرف فاستوحش من الغربة لما قاسى فيها من الذل والمسكنة وحن قلبه الى الرجوع الى وطنه فجد في السير همه في مسيره أن يقطع السفر بالتحري فطعامه اليسير بما فيه كفايته ولباسه الحقير لما يستر به عورته جل ما يحمل معه جرابه وركوته يكابد السهر ليقطع عنه شدة آلام السفر وقلبه متطلع الى ما يلذ به الحضر محتمل للأذى صابر على البلوى لا يعرج في مسيره على شيء من أمور الدنيا غير ما فيه بعض كفايته قد لها عن كل شيء له فيه لذة ينام بالليل في الاودية والشعاب ويقيل في النهار في فيافي الجبال والشجر وعلى التراب إذا مر بما تهواه النفوس لا يعرج عليه يحادث نفسه بالصبر عنه يقول لها حتى أبلغ مستقري فأمنحك ما تحبين إذا أجهده السير يبكي بحرقة ويئن بزفرة ويختنق بعبرة لا يجفو على من جفا عليه ولا يؤاخذ من آذاه ولا يبالي من جهله قد هان عليه في غربته جميع أمور الدنيا حتى يقطع السفر ويرد الحضر فقيل لهذا المؤمن العاقل الذي يريد الآخرة ويشنأ الدنيا كن في الدنيا مثل هذا الغريب لا يعرج الا على ما قل وكفى وقد ترك ما كثر والهى فإنك إذا فعلت ذلك كنت غريبا كعابر سبيل حتى ترد الآخرة وأنت محقر من الدنيا حينئذ تحمد عواقب الصبر في جميع ما نالك من المشقة في سفرك والله أعلم Muhammed b. el-Huseyn el-Acurri dedi ki: Bir kimse "Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Dünyada bir garip ya da yolcu gibi ol ' buyruğu hangi manaları içermektedir?” diye sorarsa Allah daha iyi bilir şöyle cevap verilir: Bir adam ki bir beldede ikâmet etmektedir. Allah Azze ve Celle ona nimetler vermiştir. Onu mutluluğunun sebebi olan mal ve çocuklarla güzel bir eşle geniş bir evle yumuşak bir elbiselerle lezzetli yemeklerle rızıklandırmıştır. O bu hâl içerisindeyken mutlaka çıkması gereken bir yolculukla karşı karşıya kalmış ve bu yolculuğa çıkmıştır. Yolculuk oldukça uzun sürmüştür. Bu esnada kendisiyle lezzetlendiği her şeyi yitirmiştir. Bilinmeyen bir beldede bir yabancı durumuna düşmüştür. Gurbette karşılaştığı zillet ve meskenetten ötürü gurbetten soğumuştur. Kalbi vatanına dönme özlemi çekmektedir. Bundan dolayı hızlı hızlı yürümeye başlamıştır. Yürüyüşündeki gâyesi çokça gayret edip yolculuğu bir an önce bitirmektir. Yiyeceği kendisine yetecek kadar azdır. Elbisesi avretini örtecek kadar değersizdir. Beraberinde taşıdığı şeylerin çoğu sepetler ve kırbalardır. Yolculuğun sıkıntılarını kendisinden bir an önce savmak için uykusuzluğa göğüs germektedir. Kalbi hep hazarda kendisinden lezzet aldığı şeylere bakmaktadır. Bundan dolayı sıkıntıya tahammül etmekte belâ karşısında sabır göstermektedir. Yolculuğu esnasında dünyalık adına kendisine yeterli gelecek miktardan fazlasına meyletmemektedir. Kendisinden lezzet aldığı şeylerin hiçbiriyle ilgilenmez olmuştur. Geceleri vadilerde ve patikalarda uyumakta gündüzleri dağ eteklerinde ya da ağaç altlarında toprak üstünde öğle uykusuna yatmaktadır. Canların çektiği bir şeyin yanından geçtiği zaman ona meyletmemektedir. Nefsine onun karşısında sabır göstermesini salık vermekte, ona İkamet ettiğim yere vardığım zaman sana ne istersen vereceğim demektedir. Yolculuk onu bitap düşürdüğünde içi yana yana ağlamakta yüksek sesle inlemekte boğulurcasına gözyaşı dökmektedir. Kendisine cefa edene o cefa etmemektedir. Kendisine eziyet edeni yargılamamaktadır. Kendisini tanımayanı umursamamaktadır. Gurbette olduğu süre içerisinde yolculuğu bitirip de hazara varana kadar dünya ile ilgili her şey ona değersiz gelmektedir. İşte ahireti arzu edip dünyadan hoşlanmayan akıllı mümine şöyle denmiştir: Dünyada bu garip gibi ol. O kendisine yetecek az bir miktardan gayrısına meyletmemektedir. Çok olup da oyalayanı terk etmiştir. İşte bunu yaptığın zaman ahirete varana kadar bir yolcu gibi garip olursun. Dünyadan yüklendiğin yük de az olur. İşte o zaman yolculuğun esnasında karşılaştığın meşakkatlerin tamamına gösterdiğin sabrın sonuçlarını övgüyle karşılarsın. Allah en iyi bilendir. [Kitabul Guraba Acurri 23]

عن ليث عن مجاهد عن ابن عمر قال أخذ رسول الله صلى الله عليه وسلم ببعض جسدي فقال : كن في الدنيا كأنك غريب أو عابر سبيل وعد نفسك من أهل القبور وقال ابن عمر : فإذا أصبحت فلا تحدث نفسك بالمساء وإذا أمسيت فلا تحدث نفسك بالصباح وخذ من صحتك قبل سقمك ومن حياتك قبل موتك فإنك لا تدري يا عبدالله ما اسمك غدا Leys , Mücâhid kanalıyla İbn Ömer ‘den şöyle dediğini rivayet etti : Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bedenimin bir yerini tuttu ve şöyle bu yurdu : "Dünyada bir garip / yabancı ya da yolcu gibi ol ve kendini kabirlerdekilerden say!" İbn Ömer dedi ki : "Yani sabahladığında akşama çıkacağını düşünme . Akşamı ettiğinde sabaha çıkacağını düşünme. Hastalığından önce sağlığını değerlendir . Ölümünden önce hayatını değerlendir . Zira sen ey Allah'ın kulu , yarın isminin ne olacağını bilemezsin." [Kitabul Guraba, Acurri ; 19]

عن أبي الأحوص , عن عبد اللّه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «إن الإسلام بدأ غريبا وسيعود كما بدأ فطوبى للغرباء» قيل: من الغرباء يا رسول الله؟ قال: " النزاع من القبائل Ebu'l Ahvas Abdullah'tan onun şöyle dediğini rivayet etti : Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) "Şüphesiz İslâm garip başladı ve tıpkı başladığı hâle dönecektir , gariplere ne mutlu!" buyurdu. "O garipler kimlerdir ey Allah'ın Resûlü ?” diye sorulması üzerine "Kabilelerden uzaklaşanlar " diye cevap verdi. [Kitabul Guraba , Acurri ; 2]

عن أبي الأحوص عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه قال : قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : إن الإسلام بدأ غريبا وسيعود كما بدأ غريبا فطوبی للغرباء قيل : ومن هم يا رسول الله ؟ قال : الذين يصلحون إذا فسد الناس Ebu'l Ahvas , Abdullah b . Mes'ûd (radıyallahu anh)’dan şöyle rivayet etmiştir : Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “ Şüphesiz İslâm garip başladı ve tıpkı başladığı gibi garip hâle dönecektir , gariplere ne mutlu!" buyurdu . Onlar kimlerdir ey Allah’ın Resulu ? diye sorulması üzerine de İnsanlar bozulduğu zaman düzeltenlerdir diye cevap verdi. [Kitabul Guraba , Acurri ; 1]

وقال إِبْرَاهِيم الحربي لجماعة عنده من تعدون الغريب فِي زمانكم؟ هذا فقال: واحد منهم الغريب من نأي عَنْ وطنه وقال آخر الغريب من فارق أحبابه وقال كل واحد منهم شيئًا فقال: إِبْرَاهِيم الغريب فِي زماننا رجل صالح عاش بين قوم صالحين إن أمر بالمعروف آزروه وإن نهى عَنِ المنكر أعانوه وإن احتاج إلى سبب من الدنيا مانوه ثم ماتوا وتركوه [طبقات الحنابلة ٢٢٧/١] İbrâhîm el-Harbî yanındaki bir topluluğa "Şu zamanınızda kimi garip sayarsınız?" diye sordu. Onlardan biri “Garip vatanından uzakta olan kimsedir" diye cevap verdi. Bir başkası "Garip sevdiklerinden ayrı düşmüş olandır" dedi. İbrâhîm her birine bir şey dedi ve sonra şunları söyledi: "Zamanımızda garip, salih insanlar arasında yaşayan salih kimsedir ki marufu emrettiği zaman onu desteklerler, münkerden sakındırdığı zaman ona yardımcı olurlar ve bir dünyalığa ihtiyacı olduğunda onu karşılarlar. Sonra ölüp onu yalnız bırakırlar." [Tabakâtu'l Hanâbile 1/227]

عن أبي الأحوص , عن عبد اللّه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «إن الإسلام بدأ غريبا وسيعود كما بدأ فطوبى للغرباء» قيل: من الغرباء يا رسول الله؟ قال: " النزاع من القبائل Ebu'l Ahvas Abdullah'tan onun şöyle dediğini rivayet etti : Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) "Şüphesiz İslâm garip başladı ve tıpkı başladığı hâle dönecektir , gariplere ne mutlu!" buyurdu. "O garipler kimlerdir ey Allah'ın Resûlü ?” diye sorulması üzerine "Kabilelerden uzaklaşanlar " diye cevap verdi. [Kitabul Guraba , Acurri ; 2]

عن أبي الأحوص عن عبد الله بن مسعود رضي الله عنه قال : قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : إن الإسلام بدأ غريبا وسيعود كما بدأ غريبا فطوبی للغرباء قيل : ومن هم يا رسول الله ؟ قال : الذين يصلحون إذا فسد الناس Ebu'l Ahvas , Abdullah b . Mes'ûd (radıyallahu anh)’dan şöyle rivayet etmiştir : Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “ Şüphesiz İslâm garip başladı ve tıpkı başladığı gibi garip hâle dönecektir , gariplere ne mutlu!" buyurdu . Onlar kimlerdir ey Allah’ın Resulu ? diye sorulması üzerine de İnsanlar bozulduğu zaman düzeltenlerdir diye cevap verdi. [Kitabul Guraba , Acurri ; 1]

قال محمد بن الحسين الآجري : يَنْبَغِي لِمَنْ رَزَقَهُ اللهُ حُسْنَ الصَّوْتِ بِالْقُرْآنِ أن يَعْلَمَ أَنَّ اللهَ قَدْ خَصَّهُ بِخَيْر عَظِيمٍ، فَلْيَعْرِفْ قَدْرَ مَا خَصَّهُ اللهُ بِهِ، وَلْيَقْرَأْهُ للهِ، لا لِلْمَخْلُوقِينَ، وَلِيَحْذَر مِنَ الْمَيْلِ إِلَى أَنْ يُسْتَمَعَ مِنْهُ لِيَحْظَى بِهِ عِنْدَ السَّامِعِينَ؛ رَغْبَةً فِي الدُّنْيَا، وَالْمَيْلِ إِلَى الثَّنَاءِ، وَالْجَاهِ عِنْدَ أَبْنَاءِ الدُّنْيَا، وَالصَّلاةِ بالْمُلُوكِ دُونَ الصَّلاةِ بِعَوَامِّ النَّاسِ. فَمَنْ مَالَتْ نَفْسُهُ إَلَى مَا نَهَيْتُهُ عَنْهُ خِفْتُ أَنْ يَكُونَ حُسْنُ صَوْتِهِ فِتْنَةً عَلَيْهِ، وَإِنَّمَا يَنْفَعُهُ حُسْنُ صَوْتِهِ إِذَا خَشِيَ اللهَ عز وجل فِي السِّرِّ وَالْعَلانِيَةِ، وَكَانَ مُرَادُهُ أَنْ يُسْتَمَعَ مِنْهُ الْقُرْآنُ لِيَنْتَبِهَ أَهْلُ الْغَفْلَةِ عَنْ غَفْلَتِهِمْ، فَيَرْغَبُوا فِيمَا رَغَّبَهُمْ اللهُ عز وجل، وَيَنْتَهُوا عما نَهَاهُمْ عنه. فَمَنْ كَانَتْ هَذِهِ صِفَتُهُ انْتَفَعَ بِحُسْنِ صَوْتِهِ، وَانْتَفَعَ بِهِ النَّاسُ Muhammed b. el - Huseyn el - Âcurri dedi ki : Allah'ın kendisini Kur'ân'ı güzel sesle okumakla rızıklandırdığı kimsenin Allah Teâlâ'nın onu büyük bir hayırla ayrıcalıklı kıldığını bilmesi gerekir. O Allah'ın kendisine diğer kimselerden ayrı olarak verdiği şeyin kıymetini bilmelidir . Onu yaratılmışlar için değil , Allah için okumalıdır. Dinleyicilerin nezdinde umduğu bir dünyalığı elde etmek için kendisine kulak verilmesine meyletmekten , aynı şekilde dünyalık kimselerin övgüsüne mazhar olmaya , onların yanında mevkî sahibi olmaya , insanların avamının haricinde hükümda yaninda namaz kılmaya meyletmekten sakınmalıdır. Kimin nefsi bu sakındırdıklarıma meylederse sesinin güzelliğinin onun için bir fitne olacağından korkarım. Onun sesinin güzelliği ancak gizlide ve açıkta Allah (azze ve celle)'den korktuğu , muradının Kur'ân'ın kendisinden gaflet ehli gafletinden uyansın da Allah neye teşvik ediyorsa ona yönelsinler , O hangi şeyden sakındırmışsa ondan sakınsınlar diye dinlenmesi olduğu takdirde fayda verir . İşte bu özelliğe sahip olan kimse sesinin güzelliğinden fayda elde eder. İnsanlar da ondan fayda elde ederler. [Ahlaku Hameleti'l-Kur'an , Acurri s.65]

عن صالح بن أَحْمَدَ بْنِ حَنْبَل عَنْ أَبِيهِ قَالَ: قُلْتُ لَهُ: قَوْلُهُ - صلى الله عليه وسلم - : «زَيِّنُوا الْقُرْآنَ بِأَصْوَاتِكُمْ»، مَا مَعْنَاهُ؟ قَالَ: التَّزْيِينُ أَنْ يُحَسِّنَهُ Sâlih b. Ahmed b. Hanbel babasından tahdis etti . (Sâlih) dedi ki : " Ona (yani babama) ' Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem)'in "Kur'ân'ı seslerinizle süsleyin" buyruğunun manası nedir ? ' diye sordum. "Süslemek onu güzelleştirmendir" dedi. [Ahlaku Hameleti'l-Kur'an , Acurri s.64]

عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ عَنْ رَسولِ اللهِ - صلى الله عليه وسلم - قال: زَيِّنُوا الْقُرْآنَ بِأَصْوَاتِكُمْ el- Berâ b . Åzib , Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ' den rivayet ettiğine göre "Kurân'ı seslerinizle süsleyin " buyurmuştur." [Ahlaku Hameleti'l-Kur'an , Acurri s.64]

آداب القراء عند تلاوتهم القرآن مما لا ينبغي لهم جهله قال محمد بن الحسين الآجري : “وَأُحِبُّ لِمَنْ أَرَادَ قِرَاءَةَ الْقُرْآنِ في لَيْلٍ أَوْ نِهَارٍ أَنْ يَتَطَهَّرَ، وَأَنْ يَسَتَاكَ، وَذَلِكَ تَعْظِيمٌ للْقُرْآنِ؛ لأَنَّهُ يَتْلُو كَلامَ الرَّبِّ عز وجل، وَذَلِكَ أَنَّ الْمَلائِكَةَ تَدْنُو مِنْهُ عِنْدَ تِلاوَتِهِ لِلْقُرْآنِ، وَيَدْنُو مِنْهُ الْمَلَكُ، فَإِنْ كَانَ مُتَسَوِّكًا وَضَعَ فَاهُ عَلِى فِيهِ، فكُلَمَّا قَرَأَ آيَةً أخذ الْمَلَكُ بِفِيهِ، وَإِنْ لَمْ يَكُنْ تَسَوَّكَ تَبَاعَدَ المَلَكُ منْهُ.فَلا يَنْبَغِي لَكُمْ - يَا أَهْلَ الْقُرْآنِ - أَنْ تُبَاعِدُوا مِنْكُمْ الْمَلَكَ: فاسْتَعْمِلُوا الأَدَبَ، فَمَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَد إِلا وَهُوَ يَكْرَهُ إِذَا لَمْ يَتَسَوَّكْ أَنْ يُجَالِسَ إِخْوَانَهُ. وَأُحِبُّ أَنْ يُكْثِرَ الْقِرَاءَةَ في الْمُصْحَفِ؛ لِفَضْلِ مَنْ قَرَأَ فِي الْمُصْحَفِ. وَلا يَنْبَغِي لَهُ أَنْ يَحْمِلَ الْمُصْحَفَ إِلا وَهُوَ طَاهِرٌ. فَإِنْ أَحَبَّ أَنْ يَقْرَأَ في الْمُصْحَفِ عَلَى غَيْرِ طَهَارَةفَلا بَأْسَ بِهِ وَلَكِنْ لا يَمَسُّهُ، وَلَكِنْ يَصَّفَّحُ الْمُصْحَفَ بِشَيْءٍ،وَلا يَمَسُّهُ إِلا طَاهِرًا. وَيَنْبَغِي لِلْقَارِئِ إِذَا كَانَ يَقْرَأُ، فَخَرَجَتْ مِنْهُ رِيحٌ؛ أَمْسَكَ عَنِ الْقِرَاءَةِ حَتَّى يَنْقَضِيَ الرِّيحُ، ثُمَّ إِنْ أَحَبَّ أَنْ يَتَوَضَّأَ ثُمَّ يَقْرَأَ طَاهِرًا، فَهُو أفْضَلُ، وَإِنْ قَرَأَ غَيْرَ طَاهِرٍ فَلا بَأْسَ بِهِ، وَإِذَا تَثَاءَبَ وَهُوَ يَقْرَأُ أَمْسَكَ عَنِ الْقِرَاءَةِ حَتَّى يَنْقَضِي عَنْهُ التَّثَاؤبُ ... وَأُحِبُّ لِلْقَارِئِ أَنْ يَأْخَذَ نَفْسَهُ بِسُجُودِ الْقُرْآنِ، كُلَمَّا مَرَّ بِسَجْدَةٍ سَجَدَ فِيهَا. وَفِي الْقُرْآنِ خَمْسَ عَشْرَةَ سَجْدَةً، وقِيلَ: أَرْبَعَ عَشْرَةَ، وقِيلَ: إحدى عَشْرَةَ.وَالَّذِي أَخْتَارُ أَنْ يَسْجُدَ كُلَّمَا مَرَّتْ بِهِ سَجْدَةٌ؛ فَإِنَّهُ يُرْضِي رَبَّهُ عز وجل، وَيَغِيظُ عَدُوَّهُ الشَّيْطَانَ.” Kârilerin Kur’an Okudukarı Esnada Takınmaları Gereken ve Asla Cahili Olmayacakları Edepler Muhammed b. el - Huseyn el - Âcurrî dedi ki : Yine ben geceleyin ya da gündüzleyin Kur'ân okumak isteyen kimse için iyice temizlenmesini ve misvaklanmasını güzel görürüm . Bu Kur'ân'ı tazim etmektir . Çünkü kişi Rab (azze ve celle) 'nin kelâmını okumaktadır. Kur'ân okuduğu esnada melekler ona yaklaşmaktadır . Evet , melek ona yaklaşmakta , eğer misvaklanmışsa ağzını onun ağzına koymaktadır . Bir âyet okuduğu zaman melek onu ağzından almaktadır. Kişi misvaklanmamışsa melek ondan uzaklaşmaktadır . Şu hâlde ey Kur'ân ehli , melekleri kendinizden uzaklaştırmanız size yakışmaz . Edepli olun . Sizden hiç kimse yoktur ki misvaklanmadığı zaman kardeşleriyle oturmaktan hoşlanmıyor olmasın. Mushaftan okuyan kimsenin daha faziletli olma sından ötürü onun sık sık mushaftan okumasını güzel görürüm . Ona mushafi ancak temiz abdestli olduğu halde taşıması yaraşır. Abdesti olmadığı hâlde mushaftan okumak isterse bunda bir beis yoktur . Fakat ona dokunamaz . Ancak onun sayfalarını bir şey yardımıyla çevirebilir . Ona ancak abdestli iken dokunabilir. Kârînin okumakta olduğu ve o esnada kendisinden bir yel çıktığı zaman yel sona erene kadar kıraate ara vermesi gerekir . Bundan sonra abdest alıp abdestli olarak okumak isterse bu daha faziletlidir . Abdestsiz olarak okursa bunda da bir beis yoktur . Okuduğu esnada esnerse esneme kendisinden gidene kadar kıraate ara verir . Cünüp ve hayızlı Kur’ân okuyamaz. Bir ayet bir harf bile okuyamaz. Tesbih getirirse, hamd ederse tekbir getirirse ya da ezan okursa Bunda bir beis yoktur. Kârînin Kur'an'daki secdelere özen göstermesini güzel görürüm . Bir secde ayetine geldiği zaman hemen orada secde eder. Kur'ân'da on beş secde vardır . On dört olduğu da söylenmiştir . On bir secde olduğu da söylenmiştir . Onun için tercih ettiğim şey secdenin geçtiği her yer de secde etmesidir . Çünkü bu Rabbi (azze ve celle)’yi râzı eder , düşmanı olan şeytanı öfkelendirir. [Ahlaku Hameleti'l-Kur'an , Acurri s. 57-58]

قال محمد بن الحسين الآجري : ثُمَّ يَنْبَغِي لِمَنْ لَقَّنَهُ الأُسْتَاذُ أَلَّا يُجَاوِزَ مَا لَقَّنَهُ، إِذَا كَانَ مِمَّنْ قَدْ أَحَبَّ أَنْ يَتَلَقَّنَ عَلَيْهِ وَإِذَا جَلَسَ بَيْنَ يَدَيْ غَيْرِهِ لَمْ يَتَلَقَّنْ مِنْهُ إِلَّا مَا لَقَّنَهُ الأُسْتَاذُ - أَعْنَي بِحَرْفٍ غَيْرِ الْحَرْفِ الَّذِي قد تَلَقَّنَهُ مِنَ الأُسْتَاذِ -؛ فَإِنَّهُ أَعْوَدُ عَلَيْه, وَأَصَحُّ لِقِرَاءَتِهِ، وَقَدْ قَالَ النَّبيُّ - صلى الله عليه وسلم : اقْرَؤوا كَمَا عُلِّمْتُمْ Muhammed b . el - Huseyn el - Acurrî dedi ki : Sonra hocanın kendisine Kur'ân okuduğu kimsenin , eğer ondan Kur'ân dinlemek hoşuna gitmişse başka birinden telkin almaması (dinlememesi) , başka birinin önüne oturduğu zaman ondan ancak hocasından dinlediği yeri dinlemesi gerekir . Yani hocasından dinlemiş olduğu harf dışındaki bir harfle dinlemesi gerekir . Çünkü bu tekrar açısından onun için daha sağlamdır , kıraati açısından daha doğrudur. Nitekim Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) Size ögretildiği gibi okuyun buyurmuştur. [Ahlaku Hameleti'l-Kur'an , Acurri s.54]

قال محمد بن الحسين الآجري : مَنْ كَانَ يَقْرَأُ عَلَى غَيْرِهِ، وَيَتَلَقَّنُ، فَيَنْبَغِي لَهُ أَنْ يُحْسِنَ الأَدَبَ فِي جُلُوسِهِ بَيْنَ يَدَيْهِ، وَيَتَوَاضَعَ فِي جُلُوسِهِ، وَيَكُونَ مُقْبِلًا عَلَيْهِ، فَإِنْ ضَجِرَ عَلَيْهِ احْتَمَلَهُ، وَإِنْ زَجَرَه احْتَمَلَهُ، وَرَفَقَ بِهِ، وَاعْتَقَدَ لَهُ الْهَيْبَةَ، وَالاسْتِحِياَءَ مِنْهُ.وَأُحِبُّ أَنْ يَتَلَقَّنَ مَا يَعْلَمُ أَنَّهُ يَضْبِطَهُ - هُوَ أَعْلَمُ بِنَفْسِهِ - إِنْ كَانَ يَعْلَمُ أَنَّهُ لا يَحْتَمِلُ فِي التَّلْقِينِ أَكْثَرَ مِنْ خَمْسٍ خَمْسٍ فَلا يَنْبَغِي أَنْ يَسْأَلَ الزِّيَادَةَ، وَإِنْ كَانَ يَعْلَمُ أَنَّهُ لا يَحْتَمِلُ أَنْ يَتَلَقَّنَ إِلا ثَلاثَ آيَاتٍ، لَمْ يَسْأَلْ أَنْ يُلَقِّنَهُ خَمْسًا، فَإِنْ لَقَّنَهُ الأُسْتَاذُ ثَلاثًا لَمْ يَزِدْهُ عَلَيْهَا، وَعَلِمَ هُوَ مِنْ نَفْسِهِ أَنَّهُ يَحْتَمِل خَمْسًا سَأَلَهُ أَنْ يَزِيدَهُ عَلَى أَرْفَق مَا يَكُونُ، فَإِنْ أبَى لَمْ يُؤْذِهِ بِالطَّلَبِ، وَصَبَرَ عَلَى مُرَادِ الأُسْتَاذِ مِنْهُ؛ فَإِنَّهُ إِذَا فَعَلَ ذَلِكَ كَانَ هَذَا الْفِعْلُ مِنْهُ دَاعِيَةً لِلزِّيَادَةِ له مِمَّنْ يُلَقِّنُهُ - إِنْ شَاءَ اللهُ Muhammed b. el - Huseyn el - Âcurrî dedi ki : Kim başkasına okuyor ya da başkasından telkin alıyorsa (dinliyorsa) onun önünde otururken güzel bir edep takınmalıdır . Onun önünde mütevâzi bir şekilde oturmalıdır . Yönünü ona çevirmiş olmalıdır. Kendisine karşı bıkkınlık gösterirse ona tahammül etmelidir . Kendisini azarlarsa buna katlanmalı ve ona yumuşak davranmalıdır . Ondan çekinmeli ve utanmalıdır . Onun sağlam bir şekilde alacağını bildiği yerleri dinlemesini güzel görürüm . Kendisini en iyi bilen odur . Dilerken beşer ayetten fazlasını alamayacağını biliyorsa daha fazlasını istemesi yakışık almaz . Ancak üç ayeti alabileceğini biliyorsa (hocadan) kendisine beş âyet okumasını istemez. Hoca kendisine üç âyet okuyup bundan fazlasını okumazsa ve kendisi beş ayeti dinleyebileceğini düşünürse en yumuşak şekilde ondan kendisine daha fazla okumasını ister . Kabul etmezse ısrar edip ona eziyet vermez . Hocanın kendisi hakkındaki isteğine sabır gösterir . Zira o bunu yaptığı zaman bu yaptığı inşaallah ona Kur'an okuyan kimsenin daha fazla okumasına sebep olacaktır. [Ahlaku Hameleti'l-Kur'an , Acurri s.52]

عَنْ إِيَاسِ بْنِ عَامِرٍ أَنَّ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ قَالَ لَهُ: إِنَّكَ إِنْ بَقِيتَ، فَسَيُقْرَأُ الْقُرْآنُ عَلَى ثَلاثَةِ أَصْنَافٍ صِنْفٌ للهِ تَعَالَى، وَصِنْفٌ لِلدُّنْيَا، وَصِنْفٌ لِلْجَدَلِ، فَمَنْ طَلَبَ بِهِ أَدْرَك İyâs b . Âmir'den rivayet ettiğine göre Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahu anh) şöyle demiştir : "Ömrün uzun olursa Kur'ân'ı üç sınıf okuyacak : Bir sınıf onu Allah için , bir sınıf dünya için , bir sınıf da tartışma için okuyacak. Onunla arayan bulur ." [Ahlaku Hameleti'l-Kur'an , Acurri s.57]