en
Feedback
İsmet Özel

İsmet Özel

Open in Telegram

İsmet Özel paylaşımları... fb.com/ismetozelnet

Show more
Turkey17 900The category is not specified
1 149
Subscribers
No data24 hours
No data7 days
No data30 days

Data loading in progress...

Tags Cloud
No data
Any problems? Please refresh the page or contact our support manager.
Incoming and Outgoing Mentions
---
---
---
---
---
---
Attracting Subscribers
February '24
February '24
+12
in 0 channels
January '24
+34
in 0 channels
Get PRO
December '23
+58
in 0 channels
Get PRO
November '23
+47
in 0 channels
Get PRO
October '23
+39
in 0 channels
Get PRO
September '23
+54
in 0 channels
Get PRO
August '23
+56
in 0 channels
Get PRO
July '23
+41
in 0 channels
Get PRO
June '23
+36
in 0 channels
Get PRO
May '23
+30
in 0 channels
Get PRO
April '23
+41
in 0 channels
Get PRO
March '23
+31
in 0 channels
Get PRO
February '23
+15
in 0 channels
Get PRO
January '23
+21
in 0 channels
Get PRO
December '22
+34
in 0 channels
Get PRO
November '22
+100
in 0 channels
Get PRO
October '22
+35
in 0 channels
Get PRO
September '22
+15
in 0 channels
Get PRO
August '22
+68
in 0 channels
Get PRO
July '22
+16
in 0 channels
Get PRO
June '22
+32
in 0 channels
Get PRO
May '22
+7
in 0 channels
Get PRO
April '22
+36
in 0 channels
Get PRO
March '22
+43
in 0 channels
Get PRO
February '22
+12
in 0 channels
Get PRO
January '22
+26
in 0 channels
Get PRO
December '21
+41
in 0 channels
Get PRO
November '21
+16
in 0 channels
Get PRO
October '21
+21
in 0 channels
Get PRO
September '21
+55
in 0 channels
Get PRO
August '21
+61
in 0 channels
Get PRO
July '21
+52
in 0 channels
Get PRO
June '21
+172
in 0 channels
Get PRO
May '21
+93
in 0 channels
Get PRO
April '21
+766
in 0 channels
Date
Subscriber Growth
Mentions
Channels
15 February+2
14 February0
13 February0
12 February0
11 February0
10 February0
09 February0
08 February+3
07 February+1
06 February0
05 February+3
04 February+2
03 February0
02 February0
01 February+1
Channel Posts
Dünya kültürü bir müstemlekecilik devri geçirmemiş olsaydı Batı’nın sihirli cazibesi de olmayacaktı. Müstemlekeler sanayileşmiş ülkelere ham madde sağlayarak dünyadaki kapitalist işleyişi pekiştirdi. İşin tuhaf tarafı Batı’yı hakkıyla temsil eden ülkenin ünü müstemlekecilikten değil hür teşebbüsten gelen ülkenin, ABD’nin, oluşudur. ABD önce mali hâkimiyet dışında bir hâkimiyet tanımadığını dünyaya kabul ettirdi. Adı aydınlanmacı filozoflar arasında anılan Thomas Jefferson ABD yetkililerine Avrupa’dan derhal işe yaramayacak hiçbir şeyin Yeni Dünya’ya nakledilmemesi talimatı verdi. Zemin bu talimatın uygulamaya geçmesi için müsaitti. Yani ABD kapitalizmin damıtılmış halini temsil ediyordu. Avrupa’nın kültürel yükünü üzerinden silkmiş bir ABD kimilerine cennet göründü. Bu görünüş kimi Demokrat Parti yöneticilerine “Türkiye’yi Küçük Amerika yapacağım.” sözünü söyletti. Yeryüzünde yaşayan insanların teker teker ve hep birlikte anlamaları gereken şey insan hayatına Dünya Sistemi’nin yön verdiğidir. Dünya Sistemi merkez-çevre zıtlaşması ve uyumuyla işleyiş gösteriyor. Evet, merkez ve çevre sırasıyla çatışıyor ve uzlaşıyorlar. Para harcamak uzlaşmanın en göze çarpar işaretidir. J. M. Keynes’in kapitalizmi ünlü 1929 krizinden nasıl çıkardığını hatırlayın. “İhtiyacınız olmayan şeylere para harcayın” diyordu Keynes, “canınız tehlikeye gireceğine banka hesabınız tehlikeye girsin”. Zenginler bu tuzağa düşmeği mahzurlu bulmadı. İhtiyaç duymadığı şeye para harcamak. Kapitalizme XX. yüzyılda ve sonrasında hayat veren sihirli formül buydu. Formül sihirli olmasa hiçbir işe yaramaz. Formüle sihir ilâve eden şeyin hegemonyacı fikriyattan başka bir şey olmadığını akıldan çıkarmayalım. “Gemisini kurtaran kaptan” görüşü 400 senedir bizi kötüden betere sürükledi. Yeni bir çağı ancak Müslüman hassasiyetin açıkça fark edildiği devirde duyulur şekle getirebiliriz. Bizler gündelik hayatımızın tabiî seyrinde aktığı yanılgısına kapılmış olarak yaşıyoruz. Bu hem yanıltıcı, hem de tahrip edici bir yaşamadır. Hegemonyayı tesis edenler ömürlerini her sarsıntıda birçok şey kaybedeceklerini bilerek geçiriyor. Tetikte olanlar dünyadaki varlıklarını bozuk düzenin devamına borçlu olanlardır. Türklerin vatan tuttuğu yerde kambur üstüne kambur ilâve edilmedikçe hiçbir iş yürümüyor. Hayır demeği bilen insanların tebellür ettiği Türk toplumunda sade veya karmaşık bütün çabaların hak ettiği yeri bulacağına güvenin. Güveni sarsılmamış tek insan siz kalsanız bile bu kendi başına umuttur. İsmet Özel, Hani bir gün batı çökecekti?, 10 Rebiülahir 1445 (25 Ekim 2023)

2
Papalık müessesesinin 1929 yılında, yani İtalya’da Faşizmin en güçlü göründüğü zamanda, Vatikan Devleti’ne dönüştüğünü biliyor muydunuz? Bilmiyor idiyseniz bu yeni bilginin dünyanın mahiyeti hakkında sizi nereye sürükleyebileceği hususunda düşünün. Batı, hayli zamandır, en azından Birinci Cihan Harbi’nin patlak verdiği günlerden bu yana, ürettiği esaslar doğrultusunda kendini yenilemedikçe ayakta kalamayacağını biliyor. Birinci Cihan Harbi patlak verdi ve sonunda Çarlık ve peşi sıra üç imparatorluk ömrünü tüketti. Bunun sonucunda milletlere imtiyazlı bir yer tanınıyormuş gibi bir hava estirildi. İkinci Cihan Harbi sıradan insanları makbul kılan ve İspanyol İç Harbi sırasında Franko güçlerine hava bombardımanıyla destek olan Faşist İtalya ve NAZİ Almanyasını tarihe gömdü. Pax Americana hepimizi yıllar boyu demokrasi hülyasıyla uyuttu. Velhasıl Batı ayakta. Batı, bütün insanlığı sultası altında tutabilecek gücüyle ayakta. Batı Medeniyeti dediğimizde yersiz bir şeyden bahsediyoruzdur. Bir mevkii vurgulayarak “The West and the rest” der demez bahsettiğinizin tuhaf bir şey olduğu anlaşılır. Yersiz, çünkü bir medeniyet kendini diğer insani oluşumlar karşısında güçlü hissediyorsa merkezde bulunduğuna hükmeder. Çinliler kendi ülkelerine “Orta Ülke” demiştir. Yani esas kendisidir, diğerleri teferruattır. Oysa Batı sadece bir coğrafî birimin geçtiği evreleri isabetli sayar. Batı’nın anlattığı hikâyeye inanacak olursak: Köleci toplum aşılmış, Feodal toplum aşılmış ve nihayet Kapitalizme ulaşılmıştır. Marksistlerin yorumuna göre kapitalizm ancak ihtilâlle aşılabilecektir. Karl Kautsky ve II. Enternasyonal ihtilâlin zaruretinin ortadan kalktığı fikrinde idiler. Bu yüzden Lenin Kautsky’yi döneklikle suçladı ve proletarya ihtilâlini savundu. Bütün bunların tarihin çöplüğünde kalmış küflü sayfalar olduğunu ileri sürebilirsiniz. Oysa değildir. Modernliğin hayatiyet arz ettiği zaman içinde “devrimci dalga” yükselir yükselmez ilk duyduğumuz nida “Batı’nın Çöküşü” olacaktır. Batının çöküşünü kapitalizmin çöküşünden koparmamız imkânsızdır. İsmet Özel, Hani bir gün batı çökecekti?, 10 Rebiülahir 1445 (25 Ekim 2023)
387
3
Ha deyince olacak bir şeyden bahsetmediğimi biliyorum. İş olarak kendimizi XXI. Hıristiyan asrında yapmakla görevli saydığımız şeyin itikadî bir zemini olması gerekiyor. Eğer itikadımız ehl-i sünnet ve'l cemaat üzerine ise hayatın bu zemin üzerinde yeniden anlamlandırılması kaçınılmazdır. Neyi kast ediyorum hayatı yeniden anlamlandırmak derken? Hayata canlı veya cansız varlıkların hepsi çevrelerine verdikleri tepkiyle anlam verir. Bir nehrin bile anlamına üzerinde aktığı araziden ulaşırız. “Ulaşırız” dedim çünkü anlam anlayanla doğar. Anlayan da bildiğimiz kadarıyla insandan başkası değildir. Soğuk bölgelerde ve sıcak bölgelerde yaşayan hayvan ve bitkilerin nerelerinin ne şekilde olduğu ve giderek o canlının hangi türden olduğu sadece insan bilgisi içindedir. Çevresine yön ve karakter kazandırmak da insan işidir. Bu hususiyet insanın yalnızca çevresine uyan değil, çevresini de kendine uyduran varlık olmasını sağlar. Batı Medeniyeti kuruntusunun sönüşü ve Türk modernleşmesinin gidebileceği son noktaya varışı… İki olgu arasındaki münasebete dikkatlerimizi çevireceğiz. Batı’da yükselen şey ücretli emeğin istismarına dayalıdır. Ücretli emek o miktarda acımasız bir dönem yaşamıştır ki, başta Marksistler olmak üzere Batılı aydınlar sermayeyi billurlaşmış emek gibi görmenin ve kapitalizmin varlığını emek ile sermaye arasındaki çatışmaya borçlu olduğunu farz etmenin rahatlığına sığınmışlardır. Her teori teorisyenin otobiyografisidir. Marx’ın, Freud’un, Darwin’in yazdıklarından bu eşhasın sırlarına vakıf oluruz. Şahıslarla neyi paylaşıyorsak kâr olarak yanımıza o kalır. Darwin’le maymunlaşır, Freud’la kendi bilinçaltımıza iner ve Marx’ la birlikte sınıf gerçeğiyle yüz yüze kalmağa mecbur oluruz. Zengini fakiriyle bütün dünya maymunlaştı. Tabiî afetlerin ardı arkası kesilmiyorsa da mensup olduğu milletin mesuliyeti gereği hareket eden bir tek idareci bulmamız imkânı elimizde yok. Bilinçaltı her kabahati çocuklukta yaşanmış sarsıntılara yükleme fırsatı doğurdu. Suçlular cezalandırılmıyor ve tatlı hayat balonunda teskin ediliyor. Maşa ile bile tutulur yeri kalmamış dünyada şiirden temiz bir hava geleceği haberi kendini kandırmanın bir yolu mu? İsmet Özel, 21 Safer 1445 (6 Eylül 2023)
508
4
ŞİİRİN HESABINDAN HESABIN ŞİİRİNE İSMET ÖZEL Bünyemizden sıhhatli bir unsur üretmek… Bu üretimi ne yapıp da gerçekleştirebiliriz? Böyle bir üretimi mümkün kılacak araçlar hem zorla, hem sinsice elimizden alındı. Meselâ 1826 Hıristiyan yılında Yeniçerilik lağv edildi. Sinsice değil zorla uygulanmış ve Yeniçeri ocağı içinde doğmuş ihanetin derlediği bir hâsılaydı bu. Zeki ve bedeni işlevleri elverişli Hıristiyan çocukları devşiriliyor ve şuurlu Müslümanlar olarak Allah’ın ordusuna katılıyordu. Allah’ın ordusu Osmanlı mülkü olarak bilinen toprakların kavmiyetçilik adına “elden çıkması” hadisesi karşısında bir engeldi. Nitekim yeniçeriliğin kanlı bir şekilde hükümsüz bırakılmasından dört sene sonra Yunanistan dünya Hıristiyanlarının kanatları altında bağımsızlığını ilân etti. Bu vakıa bir kavmin Osmanlı mülkünden toprak koparmasının ilk örneğiydi. Yeniçeriliğin Müslümanların gayri-Müslimlere hangi gözle baktıklarının dünya ölçüsünde bir misali olduğunu dikkatten kaçırmamak lâzım. Bu misali dünyaya ikram etmekten mahrum bırakıldık. Mahrumiyetlerin ardı arkası kesilmedi. Nasıl I. Cihan Harbi farz edilen Batı Medeniyeti’nin sonunu getirdiyse adı Türk modernleşmesi olarak anılan şeyin sonunu şiirde varlığı inkâr edilemeyen ve fakat edebiyat sahasında bir tane bile misali gösterilemeyen İkinci Yeni akımı getirdi. “Farz edilen Batı Medeniyeti” dedim. Eğer varsa “Batı Medeniyeti” bir faraziyeler yığını olarak var. Bağrımızda yaralar açan vakıaların başlangıcını Haçlı Seferleri sayabiliriz. Haçlılar Müslümanların elinden bütün hâkimiyet bölgelerini almak istiyorlardı. Bu yönde bir dönem başarıları da oldu. Sonunda Türkler Avrupalıları iklim bakımından elverişsiz, toprak bakımdan verimsiz kıtalarına hapsetti. Bundan böyle hapis cezasını hürriyet arayışına çevirmek batılı olmanın şartı gibi algılandı. Hürriyet adını bir kimsenin sahibinin (kölelerin sahibi olur) istediğini değil keyfinin istediğini yapabilmesine veriyoruz. Bu sebeple hürriyet ilkesi kültürden kültüre, iklimden iklime değişmez. Yani her insan hangi kültürde ve hangi iklimde bulunursa bulunsun kula kulluğun aleyhinde bulunabilir ve aklı başında diğer insanlara içine düştüğü durumun hürriyetle bağdaşmadığının haberini verebilir. Ben şiire insanlığımın gereğini yerine getirmek, keyfimin istediğini yapabilmek inancıyla başladım. Hâlbuki bu çocukçadır. Doğru ve yerli yerinde bir inanç değildir. Vaki olanda bir yanlışlık yok. Çocukluk geçirmeden yetişkin olunmaz. Dolayısıyla şair olarak hareket tarzıma içinde yetiştiğim kültürün ve bilhassa edebiyat ortamının öncülleri tarafından yön verildiğine vakitlice dikkat etmemiştim. Yönlendirilmenin ölümcül olmadığını ve bilakis insanlaşmanın merkezindeki motif olduğunu daha sonra kısa zamanda kavradım. Bu kavrayışın şiir yazmamda çok belirleyici olduğunu söylersem yalan söylemiş olmam. Şiirlerimin dergilerde boy gösterdiği ilk zamanlarda düsturum şuydu: Başkalarının yazdıkları şiirde gösterdiği zaafa göz yumabilirim; ama bu hakkı kendime tanımam. Riayet ettiğim düstur pek kısa sayılmayacak ömrüm boyunca şairlikten inhiraf etmeme mani oldu. Şiir yazmayacağımı çünkü okuyucunun buharlaştığını ilân ettiğimi hatırlayanlar olacaktır. Bunun üzerinden çok zaman geçmedi. Bugün zihnim Türk edebiyatının yenileşme ihtiyacı olduğu ve bunun ancak şiirden başlayabileceği fikriyle meşgul. Öyleyse bir zaman önce ilân ettiğim şeyi tevil etme durumundayım: “O” şiiri yazmayacağım artık. Şiire başlarken “o” şiiri gözümde büyüttüğümü itiraf etmeliyim. Umarım ki, ömrüm boyunca yazdıklarım “o” şiiri yazmanın atla deve olmadığını kanıtlamıştır. Ben yazdıklarımla şiirin hesabını verdim; bugün birisinin (ben veya bir başkası) hesabın şiirini yazması gerekiyor.
365
5
Ha deyince olacak bir şeyden bahsetmediğimi biliyorum. İş olarak kendimizi XXI. Hıristiyan asrında yapmakla görevli saydığımız şeyin itikadî bir zemini olması gerekiyor. Eğer itikadımız ehl-i sünnet ve'l cemaat üzerine ise hayatın bu zemin üzerinde yeniden anlamlandırılması kaçınılmazdır. Neyi kast ediyorum hayatı yeniden anlamlandırmak derken? Hayata canlı veya cansız varlıkların hepsi çevrelerine verdikleri tepkiyle anlam verir. Bir nehrin bile anlamına üzerinde aktığı araziden ulaşırız. “Ulaşırız” dedim çünkü anlam anlayanla doğar. Anlayan da bildiğimiz kadarıyla insandan başkası değildir. Soğuk bölgelerde ve sıcak bölgelerde yaşayan hayvan ve bitkilerin nerelerinin ne şekilde olduğu ve giderek o canlının hangi türden olduğu sadece insan bilgisi içindedir. Çevresine yön ve karakter kazandırmak da insan işidir. Bu hususiyet insanın yalnızca çevresine uyan değil, çevresini de kendine uyduran varlık olmasını sağlar. Batı Medeniyeti kuruntusunun sönüşü ve Türk modernleşmesinin gidebileceği son noktaya varışı… İki olgu arasındaki münasebete dikkatlerimizi çevireceğiz. Batı’da yükselen şey ücretli emeğin istismarına dayalıdır. Ücretli emek o miktarda acımasız bir dönem yaşamıştır ki, başta Marksistler olmak üzere Batılı aydınlar sermayeyi billurlaşmış emek gibi görmenin ve kapitalizmin varlığını emek ile sermaye arasındaki çatışmaya borçlu olduğunu farz etmenin rahatlığına sığınmışlardır. Her teori teorisyenin otobiyografisidir. Marx’ın, Freud’un, Darwin’in yazdıklarından bu eşhasın sırlarına vakıf oluruz. Şahıslarla neyi paylaşıyorsak kâr olarak yanımıza o kalır. Darwin’le maymunlaşır, Freud’la kendi bilinçaltımıza iner ve Marx’ la birlikte sınıf gerçeğiyle yüz yüze kalmağa mecbur oluruz. Zengini fakiriyle bütün dünya maymunlaştı. Tabiî afetlerin ardı arkası kesilmiyorsa da mensup olduğu milletin mesuliyeti gereği hareket eden bir tek idareci bulmamız imkânı elimizde yok. Bilinçaltı her kabahati çocuklukta yaşanmış sarsıntılara yükleme fırsatı doğurdu. Suçlular cezalandırılmıyor ve tatlı hayat balonunda teskin ediliyor. Maşa ile bile tutulur yeri kalmamış dünyada şiirden temiz bir hava geleceği haberi kendini kandırmanın bir yolu mu? İsmet Özel, 21 Safer 1445 (6 Eylül 2023)
1
6
Bünyemizden sıhhatli bir unsur üretmek… Bu üretimi ne yapıp da gerçekleştirebiliriz? Böyle bir üretimi mümkün kılacak araçlar hem zorla, hem sinsice elimizden alındı. Meselâ 1826 Hıristiyan yılında Yeniçerilik lağv edildi. Sinsice değil zorla uygulanmış ve Yeniçeri ocağı içinde doğmuş ihanetin derlediği bir hâsılaydı bu. Zeki ve bedeni işlevleri elverişli Hıristiyan çocukları devşiriliyor ve şuurlu Müslümanlar olarak Allah’ın ordusuna katılıyordu. Allah’ın ordusu Osmanlı mülkü olarak bilinen toprakların kavmiyetçilik adına “elden çıkması” hadisesi karşısında bir engeldi. Nitekim yeniçeriliğin kanlı bir şekilde hükümsüz bırakılmasından dört sene sonra Yunanistan dünya Hıristiyanlarının kanatları altında bağımsızlığını ilân etti. Bu vakıa bir kavmin Osmanlı mülkünden toprak koparmasının ilk örneğiydi. Yeniçeriliğin Müslümanların gayri-Müslimlere hangi gözle baktıklarının dünya ölçüsünde bir misali olduğunu dikkatten kaçırmamak lâzım. Bu misali dünyaya ikram etmekten mahrum bırakıldık. Mahrumiyetlerin ardı arkası kesilmedi. Nasıl I. Cihan Harbi farz edilen Batı Medeniyeti’nin sonunu getirdiyse adı Türk modernleşmesi olarak anılan şeyin sonunu şiirde varlığı inkâr edilemeyen ve fakat edebiyat sahasında bir tane bile misali gösterilemeyen İkinci Yeni akımı getirdi. “Farz edilen Batı Medeniyeti” dedim. Eğer varsa “Batı Medeniyeti” bir faraziyeler yığını olarak var. Bağrımızda yaralar açan vakıaların başlangıcını Haçlı Seferleri sayabiliriz. Haçlılar Müslümanların elinden bütün hâkimiyet bölgelerini almak istiyorlardı. Bu yönde bir dönem başarıları da oldu. Sonunda Türkler Avrupalıları iklim bakımından elverişsiz, toprak bakımdan verimsiz kıtalarına hapsetti. Bundan böyle hapis cezasını hürriyet arayışına çevirmek batılı olmanın şartı gibi algılandı. Hürriyet adını bir kimsenin sahibinin (kölelerin sahibi olur) istediğini değil keyfinin istediğini yapabilmesine veriyoruz. Bu sebeple hürriyet ilkesi kültürden kültüre, iklimden iklime değişmez. Yani her insan hangi kültürde ve hangi iklimde bulunursa bulunsun kula kulluğun aleyhinde bulunabilir ve aklı başında diğer insanlara içine düştüğü durumun hürriyetle bağdaşmadığının haberini verebilir. Ben şiire insanlığımın gereğini yerine getirmek, keyfimin istediğini yapabilmek inancıyla başladım. Hâlbuki bu çocukçadır. Doğru ve yerli yerinde bir inanç değildir. Vaki olanda bir yanlışlık yok. Çocukluk geçirmeden yetişkin olunmaz. Dolayısıyla şair olarak hareket tarzıma içinde yetiştiğim kültürün ve bilhassa edebiyat ortamının öncülleri tarafından yön verildiğine vakitlice dikkat etmemiştim. Yönlendirilmenin ölümcül olmadığını ve bilakis insanlaşmanın merkezindeki motif olduğunu daha sonra kısa zamanda kavradım. Bu kavrayışın şiir yazmamda çok belirleyici olduğunu söylersem yalan söylemiş olmam. Şiirlerimin dergilerde boy gösterdiği ilk zamanlarda düsturum şuydu: Başkalarının yazdıkları şiirde gösterdiği zaafa göz yumabilirim; ama bu hakkı kendime tanımam. Riayet ettiğim düstur pek kısa sayılmayacak ömrüm boyunca şairlikten inhiraf etmeme mani oldu. Şiir yazmayacağımı çünkü okuyucunun buharlaştığını ilân ettiğimi hatırlayanlar olacaktır. Bunun üzerinden çok zaman geçmedi. Bugün zihnim Türk edebiyatının yenileşme ihtiyacı olduğu ve bunun ancak şiirden başlayabileceği fikriyle meşgul. Öyleyse bir zaman önce ilân ettiğim şeyi tevil etme durumundayım: “O” şiiri yazmayacağım artık. Şiire başlarken “o” şiiri gözümde büyüttüğümü itiraf etmeliyim. Umarım ki, ömrüm boyunca yazdıklarım “o” şiiri yazmanın atla deve olmadığını kanıtlamıştır. Ben yazdıklarımla şiirin hesabını verdim; bugün birisinin (ben veya bir başkası) hesabın şiirini yazması gerekiyor.
1
7
Neydi “bütün olan biten”? Türk topraklarının içinde ve dışında yaşayan küfür âlemi benim Müslüman kimliğe sahip çıkma tavrıma cephe almıştı. Hidayetimden önce Bodrum’da Richard Mckane ile karşılaşmamızda bana şiirlerimin The Penguin Book of Turkish Verse için İngilizceye tercüme edildiğini söylemişti. Antolojiyi sabırsızlıkla bekliyordum. Niçin sabırsızlıkla? Çünkü bu yayınevinin kitapları bütün kıtalarda dağıtılıyordu. Eğer komünistliğimden ötürü başım derde girer de yurt dışında yaşamak zorunda kalırsam bu antolojiyi kullanarak kimliğimi ispat edebilirdim. O günkü aklım bu kadardı. 1978 yılında yayınlanmış olarak bu antolojiyi görünce kâfir aklının neyle uğraştığını anladım. Şöhretimin nereye ne şekilde ulaştığını bilmiyorum. Durum dünyada Türkiye’dekinden farklı değildi. Kâfirler hamle yapmışlardı. Ataol Behramoğlu’na göre ben şiirimi zekâmla zehirlemiştim. İsmet Özel, 7 Safer 1445 (23 Ağustos 2023)
475
8
Türkiye’de Siyasal İslâm doğurtuldu; çünkü Adalet Partisi’nin 12 Mart 1971 muhtırasının ardından iktidardan uzaklaşmasını sağlayanlara husumet duyanların AP’yi azman bir kuruluşa çevirmesinden korkuluyordu. Türkiye’nin aydın kesimi 14 Mayıs 1950’den sonra dine çok taviz verildiği kanaatindeydi. Eğer AP’nin altından din çekilecek olursa çökebilirdi. Çökmese bile din söylemiyle güç kazanan yeni parti AP’nin yerini alabilirdi. Nasıl şiir sahasında “çıkmaz” tesirsiz bırakılamadıysa benzeri siyasette gerçekleşti. Ne Millî Selâmet Partisi AP’yi çökertebildi, ne de AP’ye mahsus özellikler MSP’ ye yamanabildi. İsmet Özel, 22 Muharrem 1445 (9 Ağustos 2023)
421
9
“Riche comme des pachas” Fransızların bir sözü bu. “Paşalar kadar zengin” demeğe gelir. Yani paşaların ellerinde tuttuğu servet burjuva sınıfı dünya ölçüsünde hesaba katılan Fransızların bile dikkatini çekmiş. Osmanlı’nın inkıraz ettiği devirde Avrupa devletlerinden madalyalar, nişanlar kabul eden paşalar Türk ordusu içindeki gözüpek faaliyetlerinden ötürü değil ecnebilere yarandıkları ölçüde zengindiler. Devlet çöküyor, Türk toprakları gün be gün elden çıkıyorken paşalar zenginleşiyordu. Demek ki, birileri ilk elden çıkacak topraklar hakkında bilgiyi güvendikleri makamlardan alıyor ve Osmanlı Mülkü karakterini kaybedecek yerlerdeki mülklerini satıyor, oradaki akrabalarını daha güvenli saydıkları bölgelere taşıyorlardı. İsmet Özel, 17 Zilhicce 1444 (5 Temmuz 2023)
432
10
Türk milletinin ister istemez tâbi olduğu kayıtları tespit eden ve tepeden inme inkılapların tatlı hayat şartlarını oluşturanlar bizlere, kanun hâkimiyetiyle elleri kolları bağlanmış bizlere, bir maval okudu. Dinlediğimiz bir tür millet hâkimiyeti masalıydı. Üstelik söz edileni alelade bir hâkimiyet saymak mümkün değildi: Hâkimiyet bilâ kayd ü şart milletindi. Vay canına! Neymiş, kimlerden oluşuyormuş bu millet? Tarih bilincimizin bir türevi olarak Türk milleti denince neyi kast ettiğimizi sarih olarak bilmek ve bildirmek mecburiyeti altındayız. Son dört yüz yıldır yaşadığımız topraklarda Türk milletinin hususiyeti hakkındaki cehalet insanların makam ve mevki sahibi olmalarına, gayri meşru servetlerini kat be kat artırmalarına yol açtı. Vardığımız sonuç toplumun dokusunun çözülmesidir. Millî dokunun sıkı karakteri İstiklâl Harbi’ne katılmağı reddedenleri ve giderek İstiklale düşman faaliyetler içinde bulunanları bir köşeye, malum köşeye sıkıştırmıştı. Bu zevat 27 Mayıs 1960 sabahında tıkıştırıldıkları köşeden çıkmakla kalmadı Türklerin yaşama alanlarının her yerine dağıldı. İsmet Özel, 17 Zilhicce 1444 (5 Temmuz 2023)
358
11
Şiir bir kişiyi kurtardı ise bütün insanları kurtarabilir. Yani dünyayı tahkir etmek suretiyle zindandan çıkma fırsatı hepimizi bekliyor. Bu fırsattan istifade etmek için lügati aşmak kastıyla lügate doğru harekete hazırlanmalıyız. Lügat bizi kelimelerin tarihteki yerinden haberdar eder. Türk diline karşı işlenen her cürüm Türk milletine karşı işlenmiştir. Benim elimden herhangi hayırlı bir iş çıktıysa andığım cürümden salim kaldığım içindir. “Biz” dediğimiz herkes Türkçeye hizmeti şerefli sayan kişilerdir. Ya saymayanlar? Onlar şu anda kendilerini Türkiye’yi yönetmekle görevli sayanlardır. Allah bizi bu görevden sakındırsın. Âmin. İsmet Özel, 24 Recep 1444 (15 Şubat 2023)
430
12
Türkçe konusunda bir kıskançlığımız yok; ama olmalıdır. Bunun yolu mekteplerde Türkçe bilgisinden sorumlu kişilerin çok sıkı bir tahsil görmelerinden geçer. Türkçenin hak ettiği yeri bulması bakımından ferdin çabalarından bir şey beklemek safdillik olur. Allah’ın yardımı ancak bu yardıma kavuşmak gayesiyle topluca dua edenlere ulaşacaktır. Akıldan çıkarmayalım ki Avrupalılaşmak diye bilinen şey Osmanlı sarayının başımıza sardığı bir şeydir ve bizi belâya uğratanlar başımıza fes oturtanlardır. Arapçada ö sesi olmadığından kendimize Türk diyoruz. İşe nereden başlanılacağına dair işaretin bu olduğunu anlayalım. İsmet Özel, 24 Recep 1444 (15 Şubat 2023)
297
13
Karakterimin olgunlaşmasına şiir tutkunları sebep oldu. Şair olarak karmaşaya kapılmadan tuttuğum yolu sahiplenişim olgunluğun delilidir. Şiir okurunun karşısına İkinci Yeni duyarlığında metinlerle çıkıp Partizanlığa uğrayışım ve İslâmcı söylemde karar kılışım niçin seyrimi dilden lisana ve oradan da lügate doğru gerçekleştirdiğimi hesaba katmayanlar için bir muamma sayıldı. Oysa ortada gizemli hiçbir şey yoktu. Allah’tan korkan herkes benim yaptığım şeyi, ona benzer herhangi bir şeyi yapabilir ve yaptığından kat kat istifade sağlayabilirdi. İsmet Özel, 24 Recep 1444 (15 Şubat 2023)
295
14
Dil bilinci bilhassa şair olmanın bana hasredilmiş bir yol olduğunu anladığım zaman rehberim oldu. Mükemmel bir yolculuk. Dil insanı lisana, lisan da lügate sevk ediyordu. Dil olmadan gündelik hayatı idame ettirmek imkânsızdı. Dilin bu yarayışlı tarafı çoğu kimseyi tatmin ediyordu. Çoğu kimse yarayışlı olanda donup kalanlardan müteşekkildi. Çünkü yarayışlı olmak en çabuk alınan sonuçtu. Oysa dünyada alınanın bir sonuç değil ve fakat aralanan bir kapı olduğunu fark edenler yaşıyordu. Dilin lisana varan yolu işaret etmesi ne demekti? Dili lisandan ayıran neydi? Lisan dildeki ifade imkânının ancak hangi kültür tabakasında canlı ve diri kalabileceği hususunun bir belirtisiydi. Dilin ifade imkânı bir seyahat imkânıydı aynı zamanda. Şiir tutkunları seyahatin lügati aşmak üzere lügate doğru olduğunu bilenlerdi. İsmet Özel, 24 Recep 1444 (15 Şubat 2023)
320
15
Çocukluğumdan beri yapmak istediğim hep bu oldu: Kendime bir çeki düzen vermek. Nasıl altından kalkabilirdim bu işin? Bilhassa benim hayatımın ipe sapa gelir bir tarafı olmalıydı. Hayatın kendisinin her hangi bir disiplini esas almaksızın anlam taşıyıp taşımadığı umurumda değildi. Başkalarının hayatta buldukları anlama bilerek yabancı kaldım. İsteğimi ancak şiirin nasıl bir yazma biçimi olduğunu keşfettiğimde gerçekleştirebildim. Üçünün birden, yani dilin, lisanın ve lügatin birbirlerine destek olarak mesafe kat eden bir akış biçimi vardı. İsmet Özel, 24 Recep 1444 (15 Şubat 2023)
341
16
Türklüğümüzün temeli bu tarzda bir işin üstesinden gelinerek atılmıştır. Nedir bu tarzdaki iş? Kızılderili tabiatı gelecek ku
Türklüğümüzün temeli bu tarzda bir işin üstesinden gelinerek atılmıştır. Nedir bu tarzdaki iş? Kızılderili tabiatı gelecek kuşaklardan ödünç aldığını söylüyor. Hâlbuki Müslümanın tabiatla ilişkisi tanışmaktan ibaret. Yani dini bütün Müslümanlar olarak biz tabiata henüz tanıştığımız kişi karşısında gösterdiğimiz ihtimamla yaklaşırız. Tabiat olaylarına gösterdiğimiz sertlik vahşi ve zehirli canlılardan korunmak gayesiyle dışa vurduğumuz şiddetle sınırlıdır. Tarih bize Konstantiniye’yi fethetmekle övünme fırsatı verdi. Oysa bunun işin yarısı olduğunu hiç düşünmedik. Roma’nın fethini Sultan II. Mehmed’in ölümünden sonra gündemimize almaktan çok uzakta yaşadık. Bu da bizi uyuşturucuyla mücadelenin ancak kapitalizmle mücadelenin yedeğinde mümkün olacağını anlayamayacak kadar ahmaklaştırdı. #İsmetÖzel, 21 Rebiülahir 1444 (16 Kasım 2022)
372
17
Cihadı en üstün ibadet bilme fikri terkedilmedikçe ne Türklüğü Müslümanlıktan, ne de Müslümanlığı Türklükten bağımsız düşünme
Cihadı en üstün ibadet bilme fikri terkedilmedikçe ne Türklüğü Müslümanlıktan, ne de Müslümanlığı Türklükten bağımsız düşünmek mümkündür. Bunu imkân dâhilinde sananlar çektikleri acıların sebebinin ikisinden biri olduğuna inanmışlardır. Medeniyete tapınmanın ne sakil bir şey olduğunu alenen göstermedikçe onların kafalarını değiştiremeyiz. Yapacağımız her şey Türk üstünlüğünün beşeriyetin hayrına olduğunu gösterme yolundan geçiyor. Türk lirasının ambleminin istavroza benzemesinden gocunmayanlar bu tarzda bir işin üstesinden gelebilecek mi? Hiç sanmıyorum. #İsmetÖzel, 21 Rebiülahir 1444 (16 Kasım 2022)
380
18
Fesat nerelere kadar uzandı? Bunu kapitalizmin çizdiği zikzaklar sebebiyle kestirmek pek zor. Hikmetinden sual olunmayan Alla
Fesat nerelere kadar uzandı? Bunu kapitalizmin çizdiği zikzaklar sebebiyle kestirmek pek zor. Hikmetinden sual olunmayan Allah bize hâlâ İstiklâl Marşı Derneği sayesinde Türk milletinden bahis açma imkânı hediye etti. Sakarya Meydan Muharebesi’nde Türk varlığına husumet besleyenlerin bütün cephelerde mağlup edilmesi Türklerin hem kendilerine mahsus bir siyasi teşkilâta, hem de askeri bakımdan İslâm gücünü temsile müstahak olduklarını gösterdi. Türk istiklâline itiraz edenlerin çabalarına rağmen kör, sağır, dilsiz veya sakat duruma düşmedik. Modernleşme hızından hiç kaybetmedi. Yani Batılılaşma hareketini yüceltme hatırına Türklüğü Müslümanlıktan ayrı tutmanın mümkün ve hatta gerekli olduğuna dair bir kanaat toplumda yürürlüğe sokulmuştur. İsmet Özel, 21 Rebiülahir 1444 (16 Kasım 2022)
391
19
Müslümanlar yekvücut oldukları için İslâm kültürü tutarlı bir bütündür. Müslüman hayatına zaman farkıyla girmiş olmalarına ra
Müslümanlar yekvücut oldukları için İslâm kültürü tutarlı bir bütündür. Müslüman hayatına zaman farkıyla girmiş olmalarına rağmen toplum hayatına taalluk eden kültürel tezahürler birbirleriyle çelişmez. Niçin? Çünkü Müslümanların zihninde “tabiat karşısında muzaffer olmak” gibi bir kavram yoktur. Çünkü İslâm’a girmenin başlangıcı insanı tabiattan koparmak yerine Allah’ın rahmetine ne kadar muhtaç olduğunu tebarüz ettirmeğe dayanır. Gayri-Müslimlerin Perşembe gecesi dedikleri vakte biz Müslümanlar Cuma gecesi diyoruz. Zira gün batınca yaşadığımız gün sona eriyor. İnsanların vücutları zina yapabilecek hususiyetlere ulaşınca her insan için günah/sevap ayrımına akıl erdirecek dönem başlıyor. Vesaire… Takvimde tabiata uyum göstermek ne ise bu uyumun insanın münasebet kurduğu her sahada kendini gösterişi de odur. Bir kısım uzunluk ölçümünde kullandığımız arşın ve bir kısım ağırlık ölçümünde kullandığımız okka Müslüman dünyasında bu minval üzere benimsenmiştir. Attığımız tokat acıtan bir tokatsa, kilolu değil okkalı bir tokattır. Türk topraklarında Batılılaşma tutarlılıktan vazgeçme demekti. III. Selim beynelmilel anlaşmalarda İslâm karşıtı hükümlerin yer almasına karşı çıkan âlimleri işten uzaklaştırdı. Onların yerine sadece devletin gidişatına uyan zevatı yerleştirdi. Yerleşiş o yerleşiştir. Yani Türk topraklarında önce devlet sınıfları fesada uğradı. Bunun sona erdiği asla söylenemez. #İsmetÖzel, 21 Rebiülahir 1444 (16 Kasım 2022)
389
20
İstiklâl kelimesini Arapların türettiğini sanıp ona Türkçe bir yakıştırmada bulunmak hatadır. Kur’an Arapça nazil olduğu için dilimizde kullanımı sadece Türklere mahsus olan ve Arapça kaidelere riayet edilerek türetilmiş birçok kelime vardır. Kur’an gölgesinde yaşayan Türkler “yüklenip götürmek” anlamından kalkarak bir “istiklâl” kavramı ortaya çıkarmışlar. Tarihin akışına yerinde bir müdahaledir. Avrupa’da yükseldiği farz edilen medeniyetin ihtiyaç duyduğu “hürriyet”, “medeniyet” gibi birçok kavram Türkçede zuhur etti. İstiklâl bunlardan biri değil. İstiklâl kelimesi bizim, biz Türklerin dünya siyasetinde vazgeçemeyeceği bir anlayış tarzının gereği olarak şekil buldu. I. Cihan Harbi’ne “seferberlik” deyişimiz gibi Türk varlığının temelini işaret eden savaşın adını da “İstiklâl Harbi” olarak telâffuz ettik. #İsmetÖzel 21 Rebiülahir 1444 (16 Kasım 2022)
492