Risâle-i Nûr İzah ve Notlar
Open in Telegram
Risâle-i Nûr üzerine yapılan izah çalışmaları paylaşılmaktadır. Takip ederek istifade edebilirsiniz. Tavsiye Risâle-i Nûr Kanalları @meclisikuran @saidnursi @risaleinur_imtihan İletişim: bediuzzaman@protonmail.com
Show more6 334
Subscribers
No data24 hours
-77 days
+1630 days
Posts Archive
Bediüzzaman Neden Siyasetten Uzak Kaldı?
https://youtu.be/m98KCDDBDNI
VÜCÛB-İ VÜCÛD NEDİR?
VÜCÛB-İ VÜCÛD: Varlığı aklen zarûrî, yokluğu ise aklen muhâl olan vücûda “Vücûb-i Vücûd” denilir. Bu sıfata Sıfât-ı Selbiyye denildiği gibi, sıfat-ı ayniyye ve sıfat-ı nefsiyye de denilmektedir. Cenâb-ı Hak, Vâcibü’l-Vücûd’dur. Mâsivâsı mümkinü’l-vücûddur.
“Vücûb-i Vücûd” sıfâtı, Cenâb-ı Hakk’ın Zât’ının aynısıdır, gayrısı değildir. Fakat, mâhiyyet ve hakíkat-i Zâtiyyesini tam ifâde edemiyor. Ancak, bin bir ism-i İlâhî’nin sáhibi olan Zât-ı Akdes-i İlâhî’nin bir unvân-ı mülâhazasıdır. Zât-ı İlâhî’nin unvân-ı mülâhazası sâdece vücûddur. O’nun Zât’ını en fazla ta‘rîf eden bu sıfattır. Elláh, bu sıfat olmaksızın düşünülemez.
Nasıl ki; Dıhye súretinde sahâbelere görünen Hz. Cebrâil (as)’ın súreti, Cebrâil (as)’ın aynısıdır. Bununla berâber, Arş-ı A‘zamda bulunan ve altı yüz kanatlı olan Cebrâil (as)’ın tam künh-i mâhiyyetini ifâde edemiyor. Aynen öyle de, “Vücûb-i Vücûd” sıfatı, Cenâb-ı Hakk’ın aynısıdır. Fakat, Zât’ının künh-i mâhiyyetini ifâde edemiyor.
Müellif (ra), şöyle buyuruyor:
“ ‘Vücûb-i Vücûd’, Ulûhiyyetin lâzım-ı zarûrîsi ve Zât-ı Zü’l-Celâl’e karşı bir unvân-ı mülâhaza olduğundan, ‘Lafzullah’ sâir esmâ ve sıfâta câmiıyyeti ve ism-i a‘zam olduğu i‘tibâriyle, delâlet-i iltizâmiyye ile delâlet ettiği gibi; Vâcibü’l-Vücûd unvânına dahi, o delâlet-i iltizâmiyye ile delâlet ediyor.”
Kaynak: Ene Risalesinin Şerhi
Risale-i Nûr’da akıldan ziyade kalbe bakan mesail, mesela; “Hakîkat-ı Muhammediye (asm)”, “Besmele’nin esrarı” gibi mevzular çok dikkatle, mütefekkirane, müdakkikane okunmalı; meleke haline getirilmeli; tâlib, Üstad Bediüzzaman (ra) Hazretleri’nin ruhaniyetiyle manen irtibat halinde olmalı; iktisada riayet etmeli; terbiye-i Kur’aniye ile nefsini terbiye etmelidir ki; bu mevzular bir nebze anlaşılsın. Yoksa sadece okuyup geçmekle olmuyor. Üstad Bediüzzaman (ra) Hazretleri bu eserleri te’lif ederken Resul-i Ekrem (sav)’e ittiba’ etmiş; ruhaniyet-i Muhammediye (asm) ile manen irtibata geçmiş; sırr-ı miraca nâil olmuş; mebde ile müntehayı birleştirmiş; Hakîm ve Rahîm isimlerine a’zami mertebede mazhar olmuştur. Kullandığı her bir cümle, o seyahatin son mertebelerinde gördüğü hakîkatlerin birer alameti, birer işareti, birer damgası veya birer direği hükmündedir. Manevî âlemde gördüğü hakîkatlerin işârâtı nev’inden o cümleleri kullandığını, Müellif (ra) bizzat kendisi ifade etmektedir. Bu zat-ı muhakkik ve müdakkik, haşa hayâlatla meşgul olmamıştır. Hacı Hulusi Bey merhum, bu cümleyi çok tekrar ediyordu: “İlhamatla keşfiyata mazhar olmayan, hayâlatla hakîkati keşfedemez. İktisatla, terbiye-i Kur’aniye ile nefsini terbiye etmeyen kişi, yani fikir ve kalbini harekete geçirmeyen bir kimse, evrad u ezkarla kâinatın tılsımını çözemez.”
Kaynak: On Dördüncü Lem’a’nın İkinci Makamı’nın Şerhi
Risale-i Nur Bediüzzaman’a Yazdırılmış Mıdır?
https://youtu.be/MWYqhs-e2vI
O gizli komite diyor ki:
“Tesettür-i şer’í husúsunda İslâm álimlerinin iki görüşü mevcûddur:
“Bir kısmı, ‘Çarşaf giymek ve yüzü kapatmak azîmet ve takvâdır’ diyorlar.
“Bir kısmı da, ‘Manto ve başörtüsü giymenin ruhsat olduğunu ve bununla da tesettürün olabileceğini’ söylüyorlar.
“Üstâd Bedîuzzamân Hazretleri, bu konuda azîmet ve takvâ tarafını tutmuş, ruhsatla amel etmemiştir. Demek, manto ve başörtüsü de tesettür-i şer’í sayılır.”
Hâşâ, böyle fâsid ve bâtıl bir fikir, İslâm álimlerinden sudûr etmemiştir ve böyle mesnedsiz bir isnâd, İslâm álimlerine, bâhusús Bedîuzzamân Saíd Nursî Hazretlerine bir iftirâdır. Zîrâ, Üstâd Bedîuzzamân Hazretleri, “Tesettür Risâlesi” adlı eserinde; bin üç yüz elli sene zarfında her asırda üç yüz elli milyon insânın ictimâí hayâtında kudsî bir düstûr olarak yer alan ve üç yüz elli bin tefsîrin tasdîk ve ittifâklarına ve geçmiş ecdâdımızın i’tikád ve uygulamalarına istinâd eden tesettür-i şer’ínin ancak “çarşaf” olduğunu îzáh ve kadınların baştan ayağa kadar yüz ve eller dâhıl olmak üzere cilbâb (çarşaf)’la örtünmelerinin Kur’ân’ın kesin bir emri olduğunu; manto ve başörtüsünün ise tesettür-i şer’í olmadığını ve bu husústa böyle bir ruhsatın bulunmadığını isbât etmiştir.
Kaynak: Tesettür Risalesinin Şerhi.
Risale-i Nur’u Anlamak İçin Nasıl Okunmalıdır?
Risale-i Nur’a Mana-yı Harfi İle Nasıl Bakılır?
Risale-i Nur’daki Ayetlere Nasıl Nazar Edilmelidir?
Üstad Neden Eserlerine Risale-i Nur İsmini Vermiştir?
Risale-i Nur Sadece İmani Meseleleri Kafire İspat İçin Mi Okunmalıdır?
Risale-i Nur Hangi Tarz İle Okunmalıdır?
Başka İlimler Bilinmeden Risale-i Nur Anlaşılır Mı?
Risale-i Nur’dan Başka Kitaplar Okunmalı Mıdır?
Lahikalar, Tarihçe-i Hayat ve Mahkeme Müdafaaları Risale-i Nur’dan Mıdır?
Risale-i Nur’u Cemaat Halinde Dönerli Okumak Anlamaya Faydalı Olur Mu?
Risale-i Nur Anlaşılmasada Okunabilir Mi ?
Risale-i Nur’a İzah Gerekiyor Mu?
Risale-i Nur'u Okurken Anlayabilmek İçin Yapılması Gerekenler Nelerdir ? | Soru - Cevap 5. Bölüm
https://youtu.be/Ch8RSpSYJR0
O Hakîm-i Mutlak, insânı bu kadar hikmetle yarattığı, her bir uzvuna binlerce fâide taktığı, bütün kâinâtı ona musahhar ettiği, onu bin bir ismine âyîne yaptığı ve kâinâta bir misâl-i musaggar hâline getirdiği ve pek çok yüksek kábiliyyetlerle techîz ettiği hâlde; bu insânın ömrü gáyet kısadır. Kimisi bir sâat, kimisi bir gün, kimisi bir ay, kimisi bir sene, kimisi bir asır yaşar, sonra vefât edip gider. Acabâ, böyle Hakîm bir Zât’ın, bu kadar hikmet ve masárifle yarattığı böyle bir insânı yok etmesi fâideli olur mu? Onu kabre koyup fâreler ve kurtlara yem etmesi ve dirilmemek üzere onu yok etmesi, nihâyetsiz hikmetine muvâfık düşer mi? Hayır. Aslâ ve kat‘á! O hâlde, bu durumda karşımıza iki yol çıkar:
Biri: Ya kâinâtta, bâ-husús insânda tezáhür eden bu kadar haşmetli ve azametli hikmet fiili inkâr edilecektir. Bu ise muhâldir, hîç bir akıl sáhibi bunu kabûl etmez.
Diğeri: Ya da, âsârıyla nihâyetsiz hikmet sáhibi olduğunu, abes iş yapmadığını isbât eden o Hakîm-i Mutlak, âhireti getirmek súretiyle o nihâyetsiz hikmetini ebedî bir álemde, ebedî bir súrette tahakkuk ettirecektir. Mâdem Hakîm’dir, abes iş yapmaz. Eğer insânı kabre koyup bir daha dirilmemek üzere çürütüp yok ederse, abes iş olur...
Kaynak: 10. Söz Haşir Risalesi’nin Şerhi
Üstad Bediüzzaman Komünizm Tehlikesi İçin İslam Alemini Nasıl Uyardı ?
https://youtu.be/1XaKk9ZYh1I
Hikmet Nedir?
Evet, mevcûdât-ı álemin en küçüğünden en büyüğüne kadar neye bakarsan bak, her şeyde bir hikmet ve intizámın hükümfermâ olduğunu göreceksin. Burada “hikmet”ten murâd üç şeydir:
Birincisi: Kánûn dâiresinde yapılış.
İkincisi: Fâide ve maslahata yönelik yapılış.
Üçüncüsü: Hüsn-i san‘atta yaratmaktır.
Hikmetin bu üç ma‘nâsına birden “intizám” denilir.
Kánûn dâiresinde iş yapılış “Hâkim” ismini, her şeyde fâideleri gözetmek “Hakîm” ismini, san‘atlı ve dengeli yapılış ise “Hakem” ismini gösterir. Kâinâtın neresine bakarsan bak, bir kánûnun hükümfermâ olduğunu göreceksin. O kánûnlar dâiresinde şu kâinâtta tasarruf eden Zât’a, “Hâkim-i Mutlak” denilir. Hem zerreden Arş’a kadar her şey fâidelidir. Meselâ; Hálık-ı Hakîm, Güneş, Ay ve yıldızları pek çok fâideler için yaratıyor. Fâide ve maslahatlara yönelik iş yapan Zât’a, “Hakîm-i Mutlak” denilir. Hem her şey san‘atlı ve dengeli yaratılmaktadır. Ya‘nî, her şey, en güzel bir şekilde yaratılmış birer antika san‘at eseridir. Bu ise “Hakem” bir Zâtı gösterir.
Kaynak: 10. Söz Haşir Risalesi’nin Şerhi
Üstad Bediüzzaman Neden Ebced Ve Cifir Hesabı Yaptı?
Lahikalar Risale-i Nur'a Dahil Midir?
Fetö, Risale-i Nur'u Kendisine Klavuz Mu Yaptı?
Üstad Bediüzzaman ''Medenilere Galebe Çalmak İkna İledir ?'' Lafzı İle Neyi Kastediyor?
Üstad Bediüzzaman Büyük Mehdi Midir?
Konularının İşlendiği Risale-i Nur Okuyucuları İçin Ehemmiyetli Bir Ders.
İstifade Etmek İçin:
Fetö, Risale-i Nur'u Kendisine Kılavuz Mu Yaptı? | Soru - Cevap 4. Bölüm
https://youtu.be/8zjEArZTz6g
Tabiiyyûn, Maddiyyûn Ve Dehriyyûn Ne Demek?
TABİİYYÛN: “Her şeye ait bir kânûn ve kuvve vardır ki, buna tabiat deniliyor. İşte eşyayı bu tabiat denilen kanun ve kuvveler yaratıyor” diyen güruhtur. Bunlara göre; “ Her şeyin bir tabiatı ve o tabiattan doğan bir vasf-ı mümeyyizi vardır. Meselâ; suyun tabiatının vasf-ı mümeyyizi rutubet, havanın tabiatının vasf-ı mümeyyizi burudet, toprağm tabiatının vasf-ı mümeyyizi yubuset, güneşin tabiatının vasf-ı mümeyyizi ise hararettir. Bu dört unsurun ve sair mevcudatın her birinin bir kanunu ve kuvvesi vardır. Mevcûdât-ı âlemi, o kanunlar ve kuvveler yaratıyor” diyorlar. Hâlbuki tabiat dedikleri o kanunlar ve kuvveler mecmuası, Alîm ve Kadîr isimlerinin tecelliyâtına mazhar olan İmâm-ı Mübîn ve Kitâb-ı Mübîn’in akisleri ve tezâhürüdür ki buna “Şeriat-ı Fıtrıyye-i İlâhiyye” denir.
MADDİYYÛN: “Kâinâtı madde yaratıyor” diyenlerdir. Bunların bir kısmı Allah'ın zâtını inkâr etmiyorlar, “Allah (cc) bir maddeyi yaratmıştır. Ondan sonrakiler silsile yoluyla birbirini yaratmıştır” diyorlar. Diğer bir kısmı ise Allâh’ı da inkâr ediyor. Bunlara Muattıla denir.
DEHRİYYÛN: Felsefecilerden, “Âlemi, zaman yaratıyor, İdâre ediyor” diyen taifedir.
Kaynak: 30. Söz Zerre Risalesinin Şerhi
Canlı Yayın Risale-i Nur Dersi:
İşte, ehl-i dalâletin saadet-i hayatiye ve tekemmülât-ı insaniye ve mehâsin-i medeniyet ve lezzet-i hürriyet dedikleri şeylerin içyüzleri ve mahiyetleri budur. Sefahet ve sarhoşluk bir perdedir; muvakkaten hissettirmez. "Tuh onların aklına!" de.
Amma Kur'ân'ın cadde-i nuraniyesi ise...
32. Söz 3. Mevkıf 6. Ders
https://youtu.be/-csxBFMtcmc
Kitâb-ı Mübîn Nedir?
Kitâb-ı Mübîn ise; zaman-ı mazî ve
müstakbelden ziyade zamân-ı hazıra bakar, Âlem-i Gayb’dan ziyade Âlem-i Şehadet’e nazar eder; her şeyin aslından, neslinden ziyâde zâhirî suret ve geometrik şekline bakar; her şeyin an be an geometrik şeklinin mevcud olduğu bir sahifedir, kudret ve İrâde-i ilâhiyyenin bir ünvanıdır.
İmâm-ı Mübîn Nedir?
İmâm-ı Mübîn: İlmi program ve kanunlar mecmuasıdır. Bütün alemin kanun ve programı içinde mevcuddur. Zaman-ı halden ziyade, zaman-ı mazi ve müstakbeli ihata eder kader-i İlâhînin bir levhasıdır. Geçmiş ve gelecek neslin intizamatını nazara alan ilim ve emr-i İlâhî’nin bir ünvanıdır. Her şeyin zahiri suret ve geometrik şeklinden ziyade, aslına, nesline, köklerine, tohumlarına bakar, ilim ve kader-i İlâhî’nin bir defteridir.
İmâm-ı Mübîn; hem Âlem-i Gayb’a, hem de Âlem-i Şehadet’e bakmakla beraber, Âlem-i Gayb’a daha ziyade bakar. Asıl hedefi ve gayesi, Âlem-i Gayb’tır.
İşte zerreler, İmâm-ı Mübîn denilen kader-i İlâhî’nin kanunu ve programı altında hareket ederler, onun tesbit ettiği hududlar dahilinde işlerler, onun düsturları ve imlası tahtında çalışırlar. Nakkâş-ı Ezelî, zerreyi istihdam ettiği zaman, ilm-i İlâhî’nin ünvânı olan imâm-ı Mübîn’dekî o şeyin geçmiş aslını ve gelecek neslini nazara alarak, o kânûn ve programa göre zerreyi çalıştırır.
Üstad Bediüzzaman Risale-i Nur’u Neden Telif Etmiştir?
Tasavvuf, Kelam Ve Risale-i Nur Arasındaki Fark Nedir?
Risale-i Nur İzah Edilebilir Mi?
Risale-i Nur İle İlgili Eleştirilerin Kaynağı Nedir?
“Üstad Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Yazdırıldı” İbaresi Ne Demektir ?
Üstad Bediüzzaman Kıyametin Tarihini Vermiş Midir?
Konularının İşlendiği Risale-i Nur Okuyucuları İçin Ehemmiyetli Bir Ders. İstifade Etmek İçin:
Risale-i Nur Nedir ? | Soru - Cevap 3. Bölüm
https://youtu.be/B6ZYSfH9j3Q
Ehli Velayetin 40 Senede Verdiği Dersi Risale-i Nur Nasıl 40 Dakikada Veriyor?
https://youtu.be/GIvwsiVrPwg
Ben tahmin ediyorum ki, eğer Şeyh Abdülkadir-i Geylânî (r.a.) ve Şâh-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zâtlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi. Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennete gidemez; fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır. Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil. İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur'ânî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar.
[ Fotoğraf ]
Ben tahmin ediyorum ki, eğer Şeyh Abdülkadir-i Geylânî (r.a.) ve Şâh-ı Nakşibend (r.a.) ve İmam-ı Rabbânî (r.a.) gibi zâtlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarf edeceklerdi. Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennete gidemez; fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır. Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil. İşte, otuz üç adet Sözler, böyle Kur'ânî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar.
