es
Feedback
Risale-i Nur Dersleri (Edessa)

Risale-i Nur Dersleri (Edessa)

Ir al canal en Telegram
4 665
Suscriptores
+124 horas
+77 días
+1030 días
Archivo de publicaciones
20240820 5. Söz – Muş 02:11 Takva; şirkten, günâhlardan, mâsivâdan ictinâb etmektir. Ehl-i tasavvuf, masivayı terk etmek ifadesini, dünyayı tamamen terk etmek, masivayı hiç görmemek, istiğraka girmek şeklinde anlıyorlar. Halbuki masivayı terk etmek, sahabe gibi olmaktır. Sahabe, dünyaya çalışırdı, fakat dünya sevgisini kalbine koymaz, kalben dünyayla meşgul olmazdı. Kâinata baktığı zaman, Ellah’ın cemalini görürdü, masivayı görmezdi. İşte bu, imanın inkişafını göstermektedir. Masivayı terk etmek ifadesi, dağa çekilmek, dünyayı terk etmek demek değildir. 13:13 İns ve cinnin dünyaya gönderilmeleri, talim ve talimat içindir, yani Cenâb-ı Hakk’a ibâdet etmek içindir. Talim ve talimat ifadesinden murad, namaz, oruç, hac, zekât, kelime-i şehadet, günahlardan çekinmek ve sair ubudiyetlerdir. Ayette cinnin evvel zikredilmesi, şeytanın iğvasının tehlikesine işaret etmektedir. Cinler, ibadet için yaratıldı; fakat cinlerin bir taifesi olan şeytanlar baş kaldırdı; insanların bir taifesi de şeytanın iğvasına tabi oldu. Şeytanın yaratılması da sadece ibadet içindir, iğva için değildir. 19:05 İslam’da “Dünyayı terk edin!” denilmiyor. “Dünyayı terk edin!” diyen kişiler, yalancı ve kezzabdır. Dünya, nefes almak, Güneş’in ziya ve hararetinden istifade etmektir. Nefes almayan, Güneş’in ziya ve hararetinden istifade etmeyen kimse var mıdır? Elbette yoktur. “Dünyayı terk edin!” diyen yalancı, kezzablara aldanmayın, onların oyununa gelmeyin. Dünyayı, mana-yı harfiyle sev, onu bir binek yap, üstüne bin, git.  Mümin, Muhammed-i Arabî (asm)’dır. Mümin, Ebubekr-i Sıddık’tır. Mümin, Hz. Süleyman’dır. Mümin, Hz. Davud’dur. Mümin, Hz. Zülkarneyn’dir. Bunlardan ibret alın. Mümin, Kur’an ve İslam namına kazanır, halka dağıtır. Yerinde oturup “Ben, kanaat ediyorum. Ey Sufi! Gel, zikredelim. Rızkı veren Ellah’dır” diyen kişi ne yapar? Birinin, bir sadaka getirmesini bekler. Peki böyle olur mu? Elbette olmaz. 27:04 Kur’an’ın ahkâmı, Musa (as)’ın hâkimiyetini, İsa (as)’ın hâkimiyetini, Davud (as)’ın hâkimiyetini, Zülkarneyn (as)’ın hâkimiyetini, İbrahim (as)’ın hâkimiyetini, Muhammed-i Arabî (asm)’ın hâkimiyetini tarif eder, bu dersi verir. Kur’an, Tevrat, İncil, Zebur ve sair bütün semavi kitablar saray dinidir. Hıristiyan ruhbanlarının dünyadan tecerrüd edip bir köşeye çekilmeleri tahrifat neticesinde ortaya çıkmıştır. 50:49 Muharebe, yani cihad, dinin esasıdır. Ellah, insanı cihad için yaratmış. Hem nefsinle cihad edersin hem kâfirlerle cihad edersin. Kılıç kınına girince, mağlubiyet, kesindir. Kılıcın kınına girmesi yasaktır. Vakta ki bu iki cihad durdu, her şey ters döndü. Ey İslam Devletleri! Ey âlem-i küfrün bütün devletleri! Kur’an’a tabi olun, yoksa helak olup gideceksiniz. Kur’an’ı indiren Zat’a yemin ederim ki, vallahi ve billahi ve tallahi Kur’an hâkim olacak; siz, mağlub olacaksınız.

20240817 4. Söz – Muş 00:35 Âdem’den kıyamete kadar bütün esasat-ı İslamiyeyi, yani Din-i Mübîn-i İslâm’ı bir çadır farz edersek, altı erkân-ı îmâniyye, beş esâsât-ı İslâmiyye ve Devlet-i İslâmiyyenin yapmakla mükellef olduğu hıfz-ı akl, hıfz-ı nefs, hıfz-ı dîn, hıfz-ı mal, hıfz-ı nesebten müteşekkil usûl-u hamse olmak üzere, İslâm çadırının toplam on altı kazığı vardır. Malumdur ki, çadırlar ortada duran bir direk üzerine müessestir. İslâm çadırının ayakta durması için ortada bulunan direği ise, namazdır. Namaz, ortada duran büyük bir kazık, büyük bir direk olur, İslam çadırının etrafına çakılan on beş kazıkla beraber İslâm çadırını yükseltip, ortaya çıkarır, enzara gösterir. Demek, bütün bu esâsâtı, kalbin üzerine yerleştiren kanun-u İlâhî, namazdır. Namazı olmayanın dini de kemâl mertebede değildir. Namaz, bütün semavi dinlerde, şerîatlerde orta direktir. 06:15 Şu anda din namına hücuma maruz kalmışım. Kur'ân’ıma, hadisime, dinime hakaret ediliyor. Maruz bırakıldığım bu hücuma karşı, Küre-i Arz’da din namına sığınabileceğim, din namına destek alabileceğim kimse yoktur. Bunun sebebi ise, namazın ikame edilmemesidir. Namaz, tam namaz olsa sığınılacak melce olur. Yıllarca derslerime gelen, sabahtan akşama kadar derslerimde bulunan biri, kavminin en adi, en hırsız adamını, bana tercih etti. Bu hali gözümle seyrettim. Maalesef din namına sığınabileceğim kimse yoktur. اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّـا اِلَيْهِ رَاجِعُون 24:52 Kur’an, beşere manen şöyle hitab ediyor: “Ey insanlar! Sizlere verilen, yirmi dört altın mesabesindeki yirmi dört saatinizi boşa sarf etmekle hüsrana düşmeyin. İman etmek, amel-i sâlihi işlemek, sabrı ve hakkı tavsiye etmekle elli bin senelik mesafeyi hayal süratinde bir günde veya berk gibi bin senelik yolu, bir günde kesmeye çalışın.” Ey İnsan! Asr Suresi’ndeki feryadı duy. Ömrünü boşa geçirme. اِيَّاكَ نَعْبُد diyerek dön, köleliğini anla, ibadet et. وَاِيَّاكَ نَسْتَعٖين diyerek meded iste, Cehennem’den kurtul. Ömrümüz geçti ne Fatiha’yı anladık ne Asr’ı anladık.

20240813 3. Söz – Muş 01:45 Bütün insanlar ümmet-i Muhammed (asm)’dır. Muhammed-i Arabî (asm)’ın Kur’an ile gelmesinden sonra bütün dinler nesh edilmiş. İttiba edilecek tek peygamber, Muhammed-i Arabî (asm)’dır. Kabul edilecek tek davet, Kur’an’dır. 12:35 Alem-i İslam’a üç büyük semavi afet gelmiş. Alem-i İslam’a gelen üç büyük semavi afet şunlardır: Birincisi: Pavlos. İkincisi: Abdullah ibni Sebe. Üçüncüsü: Risale-i Nur’a giren altı eşhas. İnşaellah en yakın bir zamanda bu afetlerin, bu dini musibetlerin temizlendiğini görecek, bu üç taifenin mağlubiyetini seyredeceksiniz. 30:50 İnsan, sonsuz musibetlerle ve sonsuz ihtiyaçlarla mübteladır. Ne ihtiyacı biter ne de başındaki bela ve musibeti son bulur. Bu haldeki bir insan, korkuya kapıldığı zaman, hayatı, kendine zehir eder. En büyük musibet, Cehennem olduğu gibi, en büyük ihtiyaç, Cennet’tir. Ellah’ın gazabından, yani Cehennem’den kurtulan, Ellah’ın rahmetine, yani Cennet’e giren kurtulmuştur, emniyete kavuşmuştur. 41:26 Dünyada ufak bir sıkıntı çeken mümin, Ellah’ı düşündüğü zaman bütün dertlerinden kurtulur. Ahireti düşünmekle bütün saadeti temin eder. Ama kâfirde böyle bir melce yoktur. Nokta-i istinâd ve nokta-i istimdâdı olmayan kâfirin nasıl yaşadığını anlamak mümkün değil. İman-ı billah ve iman-ı bi’l-ahiret girmeyen yerde nasıl yaşanabilir? Bu itibarla kâfirler, hayvanlardan da aşağı düşer. Hiçbir arzuları yerine gelmeden, hiçbir beladan kurtulmadan ömürleri biter. Bütün arzu ve emelleri söner, gider, Cehennem’e müstahak olur. Koca âleme sığmayan o arzular, emeller, korkular hebaen mensura gider. Ya Rabbi! Ciğerimiz yanıyor. Bütün Küre-i Arz’da imanı yerleştir. Kâfirin bu haline acıyoruz. Kâfirin küfrüne rızamız yoktur. Kâfirin, küfürden kurtulmasının taraftarıyız. Küfrün kendisi bir Cehennem’dir.

20240810 2. Söz – Muş 01:49 Ellâh verdiyse, el getirir yel getirir sel getirir, Ellâh aldıysa, el götürür yel götürür sel götürür. Cerg u beze giren, kırk gün kendine gelemez. Size basit görünür, fakat hakikat budur. Cerg u beze giren kişi, etrafında olan biteni anlayamaz. Cerg u bezin, şarkıların ve çalgı aletlerinin verdiği sarhoşluk, içki sarhoşluğuna hiç benzemiyor. 04:18 Risale-i Nur okuyucularının senelerce okumalarına rağmen şu esrar-ı Kur’anîyeyi çözememelerinin sebebi, Üstad (ra)’ın Mehdi, karşısındaki kişinin de Süfyan olduğu düşüncesinin dava haline getirilmesidir. Kur’an’ın hak davası ve tefsir-i Kur’an olan Risale-i Nur’un hak olan manaları terkedildi; Mehdi ve Süfyan meselesi, dava haline getirildi. Üstad (ra), İmam Ali (ra)’ın vefatından sonra meydana gelen ihilaf ve dedikodulardan bizi kurtarıyor, Asr-ı Saadet’e, doğrudan doğruya sahabenin tarz-ı telakkisine götürüyor. Onların nazarıyla Kur’an’a baktırıyor. 23:10 Lisan-ı Arabî’de, içki içip her türlü edebsizliği işlemeye “işret” denir. Hem maddi içki içer hem saz, caz ve cerg u beze girer. Demek böyle yapan insanlar helak olur. Dersin başında geçen darb-ı meseli nazara alın. Cerg u bezin verdiği sarhoşluk, maddi içkiye ihtiyaç bırakmaz. Tarihe baktığınız zaman ümmet-i Muhammed (asm)’ın, âlem-i insaniyetin, hususan İsrail milletinin cerg u bezin verdiği sarhoşlukla helak olduğunu göreceksiniz. Bütün imparatorluklar, işretten dolayı helak olup gitmişlerdir. 28:19 İnayet ve rahmet-i İlahiye bize nezaret eder. Bize hakaret edenler vazgeçsinler. Ben, bu derslerin çöpüyüm, basmaya hakkınız yoktur. Basmaya kalksanız, Ellah, o çöpü korur. Beni, kendi haletimde bırakın. Başka şeylere mecbur etmeyin. O çöpü yakmaya teşebbüs etseniz, o çöpün sahibi olan Ellah, o çöpü korur. Ellah, sizleri manevi içkiyle, manevi pislikle mübtela etmesin. Velev bir saniye olsun o manevi içkiyle, manevi pislikle mübtela olanlar, daha da kurtulamıyor. O zehr-i kâtil, vücudundan çıkmıyor. Manevi içki olan bu işrete karşı el-Eman, el-Eman diyerek Ellah’dan çare istiyoruz. 42:44 Hepimiz cehl-i mutlak içindeyiz. Bilmediğimizi de bilmiyoruz. Kur’ân, her derde derman, her hastaya şifadır. Kur’ân, her müşkülü halleder.

20240806 21. Lem'a 2. Düstur 6. Ders – Muş 02:44 Kavm-i Nuh, Kavm-i Ad ve Kavm-i Semud’dan daha dehşetli tehlikeler  lem-i İslamiyet ve insaniyeti istila etmiş. İnsaniyeti kurtaracak manevi bir el lazım. İnsaniyeti kurtaracak o manevi el, Risâle-i Nûr şâkirdlerinin, hizmet-i Kur'aniyede bulunan kardeşleriyle ittifak etmeleridir. Maalesef o ittifakı sağlayan kimse yok. Biz, tek başımıza kalsak da لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ diyerek ayağımızı ileriye doğru atacağız, geri adım atmayacağız. Ayağımızı ileri doğru atarken, o şahs-ı manevinin azaları olduğumuzu düşüneceğiz. Değil yalnız bizler, bütün insanlar, belki bütün mevcudat o şahs-ı manevinin birer azasıdır. Demek  lem-i İslamiyet ve insaniyeti kurtarabilmenin yolu, şahs-ı manevi olan hakikat-ı Muhammediye (asm)’ın birer parçası olmaktır. 16:39 Bizi, sahil-i selamete çıkaracak çare, elbette ki Muhammed-i Arabî (asm)’ın hakikatinin bir numunesini manen temsil eden Hz. Nuh gibi bir kaptandır. Kâinat şu anda manen batıyor. Hz. Nuh, manen kaptanımızdır. İnsan-ı kamili temsil eden Nuh (as), şu dünya gemisini sahil-i selamete çıkarır. Bizler, o gemide çalışmalıyız. Hain olmayın, yeter. Eğer hıyanet etseniz, o geminin batmasına sebeb olursunuz. O gemi battığı takdirde kıyamet kopar. Dünyanın bir günlük ömrü kalsa bile, Ellah, o günü uzatıp, nurunu tamamlayacaktır. Bu, va’d-i İlahidir. Maalesef ekser insanlar adım adım küfre doğru gidiyorlar.  26:35 İhlasın sırrı, sırrı adediyet ile ittifaktır. Üç tane bir, ayrı ayrı olsa üç kıymeti var. Sırr-ı adediyet ile ittihad etse, yüz on bir kıymet alır. İnsanlar, sırr-ı adediyet ile ittifak edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, kuvvetleri artar. Namaz kılmanın şart-ı adisi, abdest olduğu; oruç tutmanın şart-ı adisi, yeme-içmeden kesilmek olduğu gibi, Kadîr isminin tecellisine mazhar olmakla muvaffak olmanın, galebe etmenin şart-ı adisi, ittifaktır. İttifakın olduğu yerde Kadîr ismi mütecellidir. 38:52 Galib, Ellah’dır. Kur’an davasına karşı kimse elini kaldırmasın. Bugünden sonra Kur’an davasına karşı elini kaldıranın eli kırılacaktır. Kâinat mescid-i kebirinde Kur'an, kâinatı okuyor! Kâinat, lisan-ı haliyle Kur’an’ı kıraat ediyor! Gelin, Kur’an’ı, Hakikat-ı Muhammediye (asm)’ı dinleyelim, ders alalım. Hakikat-ı Kur’anîyenin parmağına el uzatanın eli kırılacaktır. Ellah’ın geleceğini va’d ettiği gün gelmiştir. İnsan-ı kâmil canlanacak, Kadîr ve Mürîd isimlerinin tecellisine en azam derecede mazhar olmakla  alem-i İslamiyet ve insaniyet halas olacaktır. Cenab-ı Hak, mahza lütuf ve keremiyle kâinatı, bu şekavet-i ebediyeden kurtaracaktır. Dersimiz ve inancımız budur.

20240803 21. Lem'a 2. Düstur 5. Ders – Muş 01:24 Resulullah’ın cesed-i mübareki vefat ettiyse de risalet sıfatı kıyamete kadar bakidir. Dolayısıyla insan-ı kâmil unvanını haiz şahsiyet, esmaya ayinedarlık itibariyle ölmemiş ve ölmeyecektir. Ancak tebeddülat-ı hale mazhar olur. Demek Resul-i Ekrem (asm), bizzat diridir. Peki, bizzat kendisi mi iş yapar? Her asırda Resul-i Ekrem (asm)’ın ayine-i ruhuna ayine olmuş bazı efrad-ı ümmeti bu görevi yapar. Evvelde geçen enbiya-yı kiram, Resul-i Ekrem (asm)’ın ruhaniyetini temsil ederek peygamberlik görevini yapmışlar. Öyleyse evvel geçen peygamberlerin hepsi insan-ı kâmil olan Muhammed-i Arabî (asm)’ın vekili, sonra gelen bütün evliyalar ise O’nun talebesidir. 09:30 Muhammed-i Arabî (asm)’ın tek başıyla ortaya çıkıp bütün dünyanın kâfirlerine meydan okuması, ne kuvvetledir ne parayladır ne cesaretledir ne malladır ne servetledir; ancak imandan gelen güçledir. İnsanın kıymeti imanla olduğu gibi, kâinatın nur ismine mazhariyetle ve esma-i İlahiyeye ayinedarlıkla kıymetlenmesi de imanladır. İman öyle bir kuvvettir ki, girdiği yerde bütün dünyaya ferman okur. İman kuvvetini elde eden kişi, bütün dünyaya maddeten ve manen meydan okur. Gece vaktini düşünelim. Gece geldiği zaman, geceyi üstümüzden defedecek kimdir? Haydi, gücünüz varsa geceyi defedin. Geceyi getiren hangi güç ise, geceyi defedecek odur. Geceyi getiren kim ise, yarının ışığını getiren odur. 18:18 Bütün âlem seraser düşmanımız olsa da inayet ve rahmet-i İlahiye bizlere nezaret eder. Bu nezaretin önünde kumandan ve düşmanı susturucu güç olarak İmam Ali (ra) ile Gavs-ı Geylani (ks) tayin edilmiştir. Yani Resul-i Ekrem (asm) başta olmak üzere bütün peygamberler, bütün ehl-i beyt, bütün şehidler manen diridir ve bu zevatın mümessili, İmam Ali (ra) ile Gavs-ı Geylani (ks) bes’dir yani yeterdir. Eğer bu, nê-bes ise yani yeterli değilse, Cehennem bes’dir, yeterdir. 38:18 Ey aleyhimize çalışanlar! Çok yakın bir zamanda pişman olacaksınız. Bu abd-i acizin Kur’anî davetine icabet edin. Çünkü davet benim değildir, davet Kur’an’ındır. Ben, her ne kadar asi ve mücrim olarak bu derslerde bulunuyor olsam da davam hak’dır, Kur’an hak’dır, Hadis, hakdır, Vahid-i Ehad hak’dır. Nefsimiz cümleden edna, hizmet-i Kur’anîye cümleden a’la. Zahiren ordumuz yoktur; fakat bütün melekler ve bütün mevcudat bize yardımcıdır. Mümessil olarak da İmam Ali (ra) ile Gavs-ı Geylani (ks) tayin edilmiştir. Ben, sizlere hakikati söyledim. İster kabul edin ister etmeyin. Benden mesuliyet gitti. Beşer, gelen darbenin altında kalırsa, suç benim değil. Çünkü ben burada derste neşriyat yapıyorum. Ve göreceksiniz. Ve göreceksiniz. Ve göreceksiniz. Yapacağınız varsa, göreceğiniz de var. Bu tehdidat-ı Kur’anîyeye karşı tevbe ve istiğfar edin, dönün. Filan şeyhin müridiyim, filan kişinin cemaatindenim gibi kîl u kâlleri bırakın. Ellah vekil, hepiniz Kur’an’ın dozeri altında kalacaksınız. Kur’an’ın dozeri gelir, hepinizi siler, atar. Sahtekarlığı bırakın. Kur’an’ın nuru geliyor, çekilin bir tarafa.

20240730 21. Lem'a 2. Düstur 4. Ders – Muş 01:19 Hazret-i İsa (as)’ın semâya ref’ edilmesinden seksen sene sonraya kadar İncil ehli, İslâm dîni üzerine idiler, seyfen cihad ediyorlardı. İncil ehli, seyfen cihad etmekle düşmanlarına galib olunca, seksen senenin sonunda Pavlus denilen birinin İseviler içine girmesiyle bozulma başladı, ruhbaniyet ortaya çıktı. Hz. İsa (as)’ın dini, kılıç dinidir. Nitekim İncil ehli, seksen sene boyunca seyfen cihad etmiştir. İşte Hazret-i İsa (as)’ın semâya ref’ edilmesinden seksen sene sonra ortaya çıkan ve İsevilik dinini bozan o örgüt, hem Hz. Ömer’in hem Hz. Osman’ın hem İmam Ali (ra)’ın şehadetine sebeb olmuş, alem-i İslam’ın her yerindeki Müslümanlar içerisine yerleşmek suretiyle İslam dinini bozmuş. O gizli örgüt, hususan saray içerisine yerleşmekle yönetimde söz sahibi olmuş. Her ne vakit bir kelime-i İslam anlatmışlarsa, kırk hurafeyi yanına koymuşlar, ilmin içerisine hurafeleri yerleştirmişler. 05:22 Hz. İbrahim Halilullah’ın neslinden iki peygamber taifesi gelmektedir. Biri: Hz. İsmail ve onun neslinden gelenlerdir. Diğeri: Hz. İshak ve onun neslinden gelenlerdir. Hz. İsa, Hz. İshak’ın neslindendir. Resûl-i Ekrem (asm) ise, Hz. İsmail neslindendir. İşte ahirzamanda iki nesil birleşir, insan-ı kâmil ünvanını alır, Küre-i Arz’ın hâkimiyetini elde eder. Muhammed-i Arabî (asm)’ın ümmeti, ümmet-i davet ve ümmet-i icabet olmak üzere ikidir. Resûl-i Ekrem (asm) geldikten sonra, “Falan taife, filan peygamberin ümmetidir” denilmez. “Falan taife, filan peygamberin ümmetidir” ifadesini bilerek kullanan birisi şer’an küfre girmiş olur. Kur’ân ve Resûl-i Ekrem (sav) geldikten sonra, sâdece Kur’ân’a ve Resûl-i Ekrem (sav)’in sünnetine tâbi‘ olma mecbûriyyeti vardır. Çünkü diğer kitâbların hükmü hem nesh olmuş, hem de etba‘ları tarafından tahrîf edilmiştir. Hem diğer semâvî kitâblar ve peygamberler, belli bir bölgenin insanına hitab ederken, Kur’ân bütün insânlara hitab eden bir fermân-ı İlâhî, Resûl-i Ekrem (sav) de bütün insanlara gönderilen bir Resûl-i Emîn’dir. Nübüvveti umûmîdir. Belli bir bölgenin veya belli bir tabaka-i insaniyyenin peygamberi değildir. 19:22 En büyük sünnet, esere bakıp Müessiri görmek; nimete bakıp Mün’imi bulmaktır. İşte nübüvvet, bu görevi yapmış. Bu noktada Muhammed-i Arabi (asm)’ı geçen var mıdır? Elbette yoktur. Kur'ân, فَانْظُرْ اِلَى آثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ “Ellâh'ın rahmet eserlerine bak” ifadesiyle eser üzerindeki rahmet fiilini görmeyi emreder. Yağmur veya hububat gibi bir eser üzerindeki rahmet fiilini gördükten sonra ihyaya bak! كَيْفَ يُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا (yeryüzünü ölümünden sonra nasıl ihya edip diriltiyor!)” Arz’ın ihya edildiğini gördükten sonra, bütün ölülerin diriltilmesini gör! اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْـيِ الْمَوْتٰى  “(İşte Arz’ı öldükten sonra böyle ihya eden, ölüleri de böylece diriltendir.)”  Bütün ölülerin diriltilmesini gördükten sonra, bütün sıfat-ı İlahiyeye intikal et! وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖير “(O, her şeye hakkıyla kâdirdir.)” Haşir Risalesi ve sair eserler, bu ayetten akıp gelmiş. Demek sünnetten murad, esere bakıp, Müessir’i görmek; nimete bakıp Mün’imi bulmaktır. Ayet, bize bu dersi veriyor. Esere bakıp Müessiri görmek, imanı icab eder. Nimete bakıp Mün’imi bulmak ise, ibadeti gerektirir. İşte sünnetin en birinci manası ve ana temeli, esere bakıp Müessir’i görmek; nimete bakıp Mün’imi bulmaktır. Maalesef Risale-i Nur yanlış anlaşılıyor. Sünnet ifadesi, başta tevhid olmak üzere altı erkân-ı imaniyeyi gösteriyor. Kalpte tevhid inancı yerleşse, bütün sünnetler yerine gelmiş olur. Kalb ve fikir bozulduğu takdirde azaların ibadeti ve hareketi de bozulur. Maddi kalb bozulduğu zaman, azalar öleceği gibi; manevi kalb bozulduğu zaman azalar manen ölür, boşa çalışır. Akıl, tefekkürle Ellah’ı bulur. Kalb, nimetten Mün’ime intikal etmekle ibadet eder. Var mıdır bu hünere sahib olan biri?  İşte insan-ı kâmil olan Resûl-i Ekrem (asm), Kur’an’ın emriyle bizzat bu görevi yapmıştır. Düşünebilene bu ayetler kâfidir.