976
订阅者
-324 小时
+17 天
+1030 天
帖子存档
976
Muvahhide Cinniye
Harun ibn Abdullah es-Simsar dedi ki:
مرَّ بي أحمد بن نصر بن حمزةَ الخزاعي المقتول في القرآن، وإنه في دكاني بباب الطاق نصف النهار، فجلس يستريح، إذ صُرع رجلٌ فقام أحمد فغطَّى رأسه ليقرأ عليه، فإذا الجنيةُ تقول من جوفه :ويا أبا عبد الله، دعني فإنه يقول: القرآن مخلوق. فقال: اخنقيه يا سُنيَّةُ، اخنقيه يا سُنيَّة.
Kuran (davasından) öldürülen Ahmed ibn Nasr ibn Hamza el-Huzai öğlen vakti yanıma uğrayıp Bâb-ı Tâk'da ki dükkanımda dinlenmek için oturdu. Aniden bir adam (nöbet geçirerek) yere yıkılınca Ahmed kalkıp onu okumak için (adamın) başını örttü. O sırada adamın içinden dişi bir cin seslenerek dedi ki:" Ey ebu Abdullah! Beni bırak, çünkü o "Kuran mahluktur" diyor!" Ahmed el-Huzai da dedi ki:" Boğ onu ey Sünniye! Boğ onu ey Sünniye!"
[İbn Batta, el-İbane 2435]
t.me/elburhaan
976
Edep ve Haya
عن عُروة، عن عائشة، قالت: جاءت فاطمة بنت عُتبة بن ربيعة إلى رسول الله ﷺ لتُبايعه، فأخذ عليهن الآية: ﴿أن لا يشركن بالله شيئًا﴾، فلمّا ذكر الزنا وضعتْ يدها على رأسها حياءً، فأَعجب رسولَ الله ﷺ ذلك مِن أمرها. قالت عائشة: قولي ذلك، فما بايعنا رسول الله ﷺ إلا على ذلك، قالت: فنعم إذًا
Müminlerin annesi Aişe - radiyallahu anha - dedi ki:
Fatima bint Rabia, biat etme üzere Rasulullahın - sallallahu aleyhi ve sellen - yanına geldi. O da ona şu ayeti şart koştu: {Allaha hiç birşeyi ortak koşmamaları(, hırsızlık yapmamaları, zina etmemeleri)...}. Zinayı zikrettiğinde hayasından elini başına koydu, bu davranışı ise Rasulullahın - sallallahu aleyhi ve sellem - hoşuna gitti. Aişe (ona) dedi ki:" O (şartı) ikrar et, çünkü biz Rasulullaha - sallallahu aleyhi ve sellem - ancak bunun üzere biat ettik." Fatima da dedi ki:" Peki o zaman."
[İshak ibn Rahuye, el-Musned 898]
976
Namahreme dokunmamak
Aişe annemiz - radiyallahu anha - dedi ki:
ولا، واللهِ، ما مسّت يدُه يدَ امرأة قطّ في المبايعة، ما بايَعهنّ إلا بقوله: «قد بايعتُكِ على ذلك»
Hayır, vallahi onun eli biat esnasında asla hiç bir kadının eline değmedi, o kadınlar ile ancak "seninle (falan şartlar) üzere biatleştim" sözü ile biatleşti.
[Sahih el-Buhari 2713]
976
İmam Ebu Bekir el-Hallâl, Sunne'sinde diyor ki:
Bize Ebu Bekir el-Merrûzî haber edip dedi ki: Ebu Abdullah (Ahmed ibn Hanbel), bir konuda öncülük yapan bir imamı yoksa, kelam türünden bir şey ile reddiye verenleri kınardı.
Yine Ebu Bekir el-Merrûzî dedi ki:
Ebu Abdullah'a denildi ki: Bir kişi kelam etti. Sonra sünnet ehlinden biri ona uydurulmuş olan kelam ile reddiye verdi.
Ebu Abdullah bu duruma öfkelendi ve hepsini bundan dolayı ayıplayıp dedi ki: "Uydurulmuş (kelam) ile cevap veren Rabbinden mağfiret dilesin! Her biri bir bidat çıkarttığında (cevap vermek için) bir şeyler mi uyduracaklar!"
Yine kitabının başka yerinde Ebu Bekir el-Hallâl diyor ki: Yahya ibn Saîd el-Kattân, kelam ile bidat ehline reddiye veren Muâz ibn Muâz'a dedi ki:
أدركت ابن عون ويونس، سمعتهم تكلموا بمثل هذا؟
Sen İbn Avn ve Yunus'a yetiştin. Onların böyle bir şey söylediklerini işittin mi?
-> Bu inkârları ve öfkeleri, sünnet ehli olup kelam ehline kelam ile cevap verenler hakkındadır; İmam İbn Mehdî'nin dediği gibi, "batıla batıl ile" cevap verenler hakkında.
Ya bir de kendilerini Selefî zannedip, selefin usulünden uzak olup, dinlerini duygusal kelam üzere tesis eden bidat ehline ne demeli?
Allah muvaffak kıldıkça, Tevhid ve Sünnet ehli onları eser ile aşağılamaya devam edecektir.
976
Selefin ilmi bize yetmiyor, Selefin döneminde olmayan şeyler var, onları kendimiz değerlendiririz diyen, veyahut buna çağıran bidatçılara İmam Berbehari'den cevap:
İmam Berbehari - Allah'ın rahmeti üzerine olsun - dedi ki:
واعلم رحمك الله أنه لا يتم إسلام عبد حتى يكون متبعا مصدقا مسلما فمن زعم أنه [قد] بقي شيء من أمر الإسلام لم يكفوناه أصحاب محمد صلى الله عليه وسلم فقد كذَّبهم وكفى [بهذا] فرقة وطعنا عليهم وهو مبتدع ضال مضل ، محدث في الإسلام ما ليس منه
Bil ki - Allah sana rahmet etsin - kul ittiba etmedikçe, tasdik etmedikçe ve teslim olmadıkça İslam'ı tamamlanmaz. Kim İslam'ın hususlarının bir şeyinde Muhammed'in - sallallahu aleyhi ve sellem - ashabının bize yeterli gelmediğini iddia ederse onları yalanlamıştır; ve bu ona onlardan ayrılma ve onlara ta'n etme olarak yeter. O sapık ve saptırıcı bir bidatçıdır, İslam'da olmayan bir şeyi uydurmuştur.
Şerhu's-Sunne 8
976
Bidat Ehlinin Ahlakı
Yine bidat ve kelam ehlinin ahlaklarından biri de; hüccetleri kesildiği zaman, iddia ettikleri asıllara dayalı birşey ortaya koyamadıklarında başa sarıp, aslı olsun olmasın tüm sloganlarını tekrar etmeleridir. Boş sözlerini süsleyip "bize güvenin, bize inanın, bunlar böyleler" tarzında konuşurlar ve muhaliflerine bir takım sözleri ve inançları nispet ederler.
Bu ahlakları ise (onların) selefleri olan (mutezili) İbn Ebi'd Duad'a benziyor. İmam Ahmed mutezile ile sultanın karşısında münazara ediyorken, onun da ilim namına ortaya koyacak hiç birşeyi yoktu, ancak ne zaman hüccetleri kesilse ortaya atlayıp konuşurdu, ve derdi ki:" Yemin ederim ey müminlerin emiri, o ancak sapık ve saptırıcı bir bidatçıdır, (bak) bunlar senin kadıların ve fakihlerin, onlara sor".
Biz ise onlara, imamımız Ahmed'in; ahlakının üzerinde bulundukları bidat ehline dediği gibi diyoruz:
"Biz (sizin gibi) kelam ehli değiliz, biz ancak Eser ehliyiz."
976
Bidat ehlinin isimleri ve görüşleri değişse de, ahlakları ve alametleri hep aynıdır. Dinlerinde hüccetleri zayıf olduğu için kendilerince delil seçerler, onun hakkında Eserleri ve Burhanları olmaksızın duygusal söylemlerde bulunurlar, muhaliflere de kelime oyunu ve kelam yaparak demediklerini demiş gibi göstermeye çalışırlar. Ahlakları tıpkı bişr el-merrisi'nin ahlakına benziyor!
Ey bişrin torunları! Siz yaptığınız kelam ile ahlaksızsınız, biz ise ahlakımıza bile eser getiririz! Sizin reyiniz ve fehminiz Tevhid ve Sünnet ehlinin yanında değersizdir
İmam Şabi dedi ki:
ما حدثوك عن أصحاب رسول الله صلى الله عليه وسلم فخذ به ، وما قالوا فيه برأيهم فبل عليه
Sana Rasulullahın - sallallahu aleyhi ve sellem - ashabından anlattıklarını al, görüşleri ile söylediklerinin ise üzerine bevlet.
[Abdurrazzak, el-Musannef 20476]
976
Abdullah ibn Mubarek rahimehullah dedi ki:
من أراد النظر إلى وجه خالقه فليعمل عملاً صالحاً ولا يخبر به أحداً
Kim Yaratıcısının yüzüne bakmak istiyorsa, salih amel işlesin; ve (salih amelde bulunduğunu) kimseye bildirmesin
[el-Lalekâî, Şerhu Usuli el-İtikad 3/565]
976
Repost from Tezkira
بسم الله والحمد لله والصلاة والسلام على رسول الله
أما بعد
Bize iftira eden, ailelerimize, annelerimize, bacılarımıza, dinimize küfreden herkese diyoruz ki;
Siz kanallarımızı ve isimlerimizi kullanıp bizi hedef gösterdiniz, sizi tanıyoruz dediniz ve en ağır itham ve iftiralarda bulundunuz. Söylediğiniz şeylerin ise hiç biri birbirini tutmayan, yalandan ibaret sözlerdir. Durum böyle olduğu hâlde azgınlık ederek tehdit ettiniz ve ağza alınmayacak küfürler savundunuz.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem diyor ki: Müflis olan odur ki, kıyamet günü namazıyla, orucuyla, zekatıyla gelen, ancak falancaya sövmüştür, falancaya iftira atmıştır, falancanın malını yemiştir, falancanın kanını dökmüştür. Bunlara yapmış olduğu iyilikler dağıtılır, iyilikleri bitincede bu (haklarına girdiği kişilerden) kötülükleri alıp ona yüklenir.
Yine dedi ki sallallahu aleyhi ve sellem: Mazlumun duasından sakının, çünkü onunla Allah'ın arasında perde yoktur.
Sizde bize zulüm ettiniz, bizde olmayanı iddia edip ırzımıza laf söylediniz, Allah kafirlere bile adaleti emrederken siz böyle bir buhtan uydurdunuz.
Rasulullahın dediği gibi aleyhisselatu vesselam; Kişiye yalan olarak duyduğu herşeyi anlatması yeter.
Siz Allaha tevbe de etseniz sizinle bizim aramızda ki bu mesele kalacak.
Ve bilin ki;
Bu iftirayı uyduran, atan, anlatan, inanıp neşreden, insanları uyaran, kanallarımızı ve isimlerimizi bunda kullanıp hedef gösteren ve buna herhangi bir şekilde ortak olan herkese;
Gecemizde, gündüzümüzde, seferde ve secdede, Allah muvaffak kılarsa O'nun evine gittiğimizde O'nun evinin önünde, Cumanın son vaktinde ve icabet vakitlerinde aleyhinizde dua edeceğiz.
Allah'ın, meleklerin ve tüm lanet edicilerin laneti üzerlerine olsun. Allah sizden hem dünyada hem ahirette sonuna kadar hakkımızı alsın.
Akibet ise ancak Muttakilerindir
976
Allah teala'nın {Mümin erkeklere ve mümin kadınlara eziyet edenler} sözü
Mucahid - radiyallahu anhu - Allahın {Mümin erkeklere ve mümin kadınlara eziyet edenler} sözü hakkında dedi ki: (onlar hakkında) {elde etmedikleri ile} gıybet ederler, diyor ki: Bilmedikleri şey ile (gıybet edenler) büyük bir iftira, (yani) yalan yüklendiler.
Yine Mucahid - radiyallahu anhu - bu ayet hakkında dedi ki:
Ateş ehlinin üzerine uyuz hastalığı atılacak, ta ki onlar kemikleri görününceye kadar kaşınınca diyecekler ki:" Rabbimiz, bu neyden dolayı başımıza geliyor?" Onlara denilecek ki:" Müslümanlara ettiğiniz eziyetten dolayı."
[İbn ebi Hatim, et-Tefsir]
976
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki:
وَمَنْ قَالَ فِي مُؤْمِنٍ مَا لَيْسَ فِيهِ أَسْكَنَهُ اللَّهُ رَدْغَةَ الْخَبَالِ حَتَّى يَخْرُجَ مِمَّا قَالَ
Kim bir mümin hakkında onda olmayan bir şeyi iddia ederse, Allah onu o dediği şeyden çıkıncaya kadar ateş ehlinden çıkan suda bırakır
[Sunen ebi Davud 3597]
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki:
كَفَى بِالْمَرْءِ كَذِبًا أَنْ يُحَدِّثَ بِكُلِّ مَا سَمِعَ
Duyduğu herşeyi anlatması kişiye yalan olarak yeter
[Sahih Muslim 5]
976
Peygamberin - sallallahu aleyhi ve sellem - davasını gütmek
Enes ibn Nadr radiyallahu anhu dedi ki:
يا قوم، إن كان محمد قد قُتل، فإن رب محمد لم يقتل، فقاتلوا على ما قاتل عليه محمد ﷺ، اللهم إنى أعتذر إليك مما يقول هؤلاء، وأبرأ إليك مما جاء به هؤلاء"! ثم شدّ بسيفه فقاتل حتى قتل
"Ey kavim! Şayet Muhammed öldürüldü ise, muhakkak ki Muhammedin Rabbi öldürülmedi! Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ne için savaştı ise, sizde onun için savaşın!
Allahım! Ben senden bunların dediği için özür diliyorum! Ben bunların kendisi ile geldiği şeyden beriyim!"
Sonra kılıcını çekip öldürülünceye kadar çarpıştı
[et-Taberi, Câmiu'l-Beyân fî tefsîri'l-Kurân 7943]
976
Anne nasihati
Amra bint Abdurrahman oğlu ebu Riccâla dedi ki:
يا بني، إياك وإياك ومجالسهم، فإنك بين خصلتين: إما كففت عن حق، وإما أعنت على جور.
Ey oğlucuğum! Sakın sakın o (yöneticilerle) oturma! (Oturursan) çünkü iki durum arasında kalırsın: Ya hakkı söylemekten geri durursun, yada zulme destek çıkarsın
[Ahbaru'ş-Şuyuh ve Ahlâkuhum 20]
976
Repost from Menhec Dersleri
İlim Ehlinden İlim Talebelerine Nasihat
Bismillâh. Salât ve selâm Rasûlullah’ın ve bütün ashâbının üzerine olsun.
İlim talebi hususunda her ilimde önce usûlleri sağlamlaştırmanız gerekir. Önce ilmin dilini sağlamlaştırın. İlmin dili Arapçadır. Bununla beraber her ilmin ıstılahlarını/terimlerini de sağlam öğrenin.
Mesela akîdede belli metinleri okuyorsunuz. Fıkıhta da böyledir. Her kitapta kendiniz için ezberleyeceğiniz bir metin belirleyin. Mesela akîdede “Raziyeyn şöyle şöyle demiştir..” gibi bir metni ezberlersiniz. Fıkıhta da bir metin ezberlersiniz. Sonra her ilimde ezberleyeceğiniz bir metniniz olur. Bu metin kısa olmalı ve onu doğru bir şekilde sağlamlaştırmalısınız.
Başlangıçta, onu iyice sağlamlaştırmadan bir sonrakine geçmeyin. Mesela “Raziyeyn” metninden çıkmayın ta ki onun ne anlama geldiğini, maksadının ne olduğunu, delilinin ne olduğunu, delile nasıl bağlandığını, ona nasıl istidlâl edildiğini, bu konuda kimin muhalefet ettiğini öğreninceye kadar. Yani her ifadeyi anlayın, tafsilatlı bir anlayışla kavrayın.
Bu başlangıçta hepsinin bir defada şart olduğu anlamına gelmez. Bunu aşama aşama alabilirsiniz. Bazen insanın bir meseledeki ilmi zamanla gelişir ve artar.
Söylemek istediğim en önemli şey şudur; buna dikkat edin! İlim talebinde insan için önemli olan mesele, dediğim gibi, zabt/sağlamlaştırma meselesidir. Diğer mesele de fehm/anlama meselesidir. Bir şeyi anladığınızda mutlaka onu birine arz etmelisiniz. Sadece kendi kendinize okuyup “Ben anladım, tamam” demeyin.
Mesela bir kardeşinize gelirsiniz ve dersiniz ki: “Ben bunu anladım. Raziyeyn’ın ‘Kur’ân lafzı mahlûktur’ sözü hakkında şöyle şöyle anladım. Benim anlayışım doğru mu?” O da der ki: “Evet, anlayışın doğru.” İşte böyle yapılır.
Bir de müteşâbih meselelere dalmayın. Bazen müşkil bir eser okursunuz. Başlangıçta size karışık gelen bir eser geldiğinde şunu bilin: Bizde Kur’ân’da muhkem ve müteşâbih olduğu gibi, eserlerde de muhkem ve müteşâbih vardır. Muhkem olanı alırız, müteşâbih olanı ise bırakırız. Bazen onu muhkem olana döndürürüz. Bazen de mesele zaman geçtikçe anlaşılır.
Müteşâbih sebebiyle muhkem olanı değiştirmeyin. Bazı insanlar müteşâbih bir şey bulur ve muhkemini değiştirir. Der ki: “Madem bu eserde bir kapalılık var, o halde bu muhkem olan şey de şüphelidir.” Hayır. Biz muhkem olanı alır, ona sarılırız. Allah Teâlâ’nın izniyle, sonra bir müteşâbih şey bulduğumuzda onu ayrıca inceleriz: “Bunun anlamı nedir?” diye bakarız.
Bu, ister Allah’ın kelâmında olsun, ister Rasûlü’nün sözünde olsun, ister selefin sözünde olsun, ister âlimlerin sözlerinde olsun daima muhkem ve müteşâbih vardır. Muhkem vardır, müteşâbih vardır. Bu noktaya tamamen dikkat edin.
Diğer bir nokta da şudur: Herhangi bir meselenin sizin yanınızda sağlam yerleşmesini istiyorsanız, o konuda yazın veya onu öğretin. Böylece o mesele sizde kökleşir.
“Ben bir mesele öğrendim. Bu meselenin bende kalmasını, gitmemesini, unutmamayı istiyorum. Ne yapayım?” Ya onu yazarsın, ister Arapça yaz ister tercüme ederek yaz. Onun hakkında bir paylaşım, makale veya risale yazarsın. Ya da onu bir derste başkalarına öğretirsin. İşte böyle yaparsan, inşaAllah Tebâreke ve Teâlâ, o mesele seninle beraber sabit kalır.
Allah sizden razı olsun ve sizi hayırla mükâfatlandırsın.
976
Sehl ibn Abdullah dedi ki:
ومن طمع في الآخرة مع إرادة شيء من الدنيا حلالا كان مخدوعا، فكيف بالحرام
Kim ahiret için çabalıyorken bununla beraber dünyadan helal olan birşeyi irade ediyorsa aldanmıştır; peki ya haramda durum nicedir?
[Tefsir et-Tusteri 167]
976
Abdullah ibn Mesud radiyallahu anhu, Peygamber'den - sallallahu aleyhi ve sellem - dedi ki:
«إِنَّ لِلَّهِ عَزَّ وَجَلَّ مَلَائِكَةً سَيَّاحِينَ فِي الْأَرْضِ، يُبَلِّغُونِي مِنْ أُمَّتِي السَّلَامَ»
Allah azze ve celle'nin yeryüzünde dolaşan melekleri var, bana ümmetimden selamları ulaştırırlar
[Ahmed, el-Musned 4320]
976
Abdullah dedi ki: Babama Kurbanların kaça taksim edileceğini sordum. Dedi ki:
تجعل ثلاثة أثلاث: يؤكل ثلث، ويتصدق بثلث، ويطعم قرابته وجيرانه ثلثًا
Üçe bölünür: Üçte biri yenir, üçte biri tasadduk edilir, üçte biri de akraba ve komşulara yedirilir.
[Mesail 970]
976
اللّٰهُ أَكْبَرُ، اللّٰهُ أَكْبَرُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، وَاللّٰهُ أَكْبَرُ، اللّٰهُ أَكْبَرُ وَلِلّٰهِ الْحَمْدُ
Habib ibn ebi Habib anlatıyor:
خَطَبَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْقَسْرِيُّ بِوَاسِطَ يَوْمَ الْأَضْحَى، فَقَالَ: «أَيُّهَا النَّاسُ ارْجِعُوا فَضَحُّوا، تَقَبَّلَ اللَّهُ مِنَّا وَمِنْكُمْ؛ فَإِنِّي مُضَحٍّ بِالْجَعْدِ بْنِ دِرْهَمٍ، إِنَّهُ زَعَمَ أَنَّ اللَّهَ لَمْ يَتَّخِذْ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلًا، وَلَمْ يُكَلِّمْ مُوسَى تَكْلِيمًا، وَتَعَالَى اللَّهُ عَمَّا يَقُولُ الْجَعْدُ بْنُ دِرْهَمٍ عُلُوًّا كَبِيرًا. ثُمَّ نَزَلَ فَذَبَحَهُ»
Kurban Bayramı günü Halid ibn Abdullah el-Kasrî bize Vasitte hutbe verip dedi ki:
Ey insanlar! Dönün ve kurbanlarınızı kesin, Allah bizden ve sizden kabul buyursun; Ben ise Cad ibn Dirhemi kurban edeceğim, çünkü o Allahın İbrahimi dost edinmediğini ve Musa ile konuşmadığını iddia etti! Allah; Cad ibn Dirhemin dediğinden yüce ve münezzehtir!"
Sonra da inip onu boğazladı.
[ed-Darimi, er-Reddu ale'l-Cehmiyye]
İmam Dariminin dediği gibi; Müslümanlardan hiç kimse o günün valisini bu amelinden dolayı ayıplamadı veyahut ona karşı çıkmadı, hatta amelinde onu tasdik ettiler.
Derim ki: Tevhid ehli Allahın sıfatlarına ilhad edenlerin küfrü hakkında icma etti
Yedi kat semavatının üzerinde olan, İbrahimi Halil edinmiş, Musa ile ses ile konuşmuş olan Rabbimize isim ve sıfatları ile iman eden tüm Müslüman Muvahhid kardeşlerimizin bayramı kutlu olsun! Allah bizden ve sizden kabul etsin!
Cad ibn Dirhem ve emsalinin, ondan sonra onun yolunu takip eden neslinin, ve onlara bugün sahip çıkanların ise bugün bayramı değildir, onların bayram kutlu olmasın
اللّٰهُ أَكْبَرُ، اللّٰهُ أَكْبَرُ، لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، وَاللّٰهُ أَكْبَرُ، اللّٰهُ أَكْبَرُ وَلِلّٰهِ الْحَمْدُ
976
Bayram gecesi duaya devam etmek
Abdullah ibn Ömer radiyallahu anhuma dedi ki:
خمس ليال لا ترد فيهن الدعاء: ليلة الجمعة، وأول ليلة من رجب، وليلة النصف من شعبان، وليلتي العيدين
Beş gecede dua geri çevirilmez: Cuma gecesi, Recebin ilk gecesi, Şabanın yarısında olan gece, ve iki bayram geceleri
[Abdurrezzak, el-Musannef 7927]
İmam Şafii dedi ki:
وبلغنا أنه كان يقال: إن الدعاء يستجاب في خمس ليال في ليلة الجمعة، وليلة الأضحى، وليلة الفطر، وأول ليلة من رجب، وليلة النصف من شعبان
Bize ulaştığına göre şöyle denilirdi: Dualara beş gecede icabet edilir; Cuma gecesi, Kurban gecesi, İftar gecesi, Recebin ilk gecesi, Şabanın ortasında ki gece.
[el-Umm 1/264]
现已上线!2025 年 Telegram 研究 — 年度关键洞察 
