Tabakâtu'l Hanâbile (طبقات الحنابلة)
前往频道在 Telegram
قال عبد الرحمن ابن الجوزي رحمه الله: كن حنبلياً ما حييتَ يا أخي واصبر على عداوة المعادي Yaşadığın sürece Hanbelî ol ey kardeşim. Ve düşmanların husumetine sabret. Abdurrahman İbnu'l-Cevzi rahimehullah @Hanbeli
显示更多253
订阅者
-124 小时
-27 天
无数据30 天
数据加载中...
吸引订阅者
九月 '24
九月 '24
+11
在0个频道中
八月 '24
+15
在0个频道中
Get PRO
七月 '240
在1个频道中
Get PRO
六月 '240
在0个频道中
Get PRO
五月 '240
在0个频道中
Get PRO
四月 '240
在0个频道中
Get PRO
三月 '24
+2
在0个频道中
Get PRO
二月 '24
+6
在0个频道中
Get PRO
一月 '24
+18
在0个频道中
Get PRO
十二月 '23
+14
在0个频道中
Get PRO
十一月 '23
+12
在0个频道中
Get PRO
十月 '23
+18
在0个频道中
Get PRO
九月 '23
+17
在0个频道中
Get PRO
八月 '23
+14
在0个频道中
Get PRO
七月 '23
+15
在0个频道中
Get PRO
六月 '23
+15
在0个频道中
Get PRO
五月 '23
+15
在0个频道中
Get PRO
四月 '23
+20
在0个频道中
Get PRO
三月 '23
+13
在0个频道中
Get PRO
二月 '23
+23
在0个频道中
Get PRO
一月 '23
+18
在0个频道中
Get PRO
十二月 '22
+10
在0个频道中
Get PRO
十一月 '22
+13
在0个频道中
Get PRO
十月 '22
+23
在0个频道中
Get PRO
九月 '22
+7
在0个频道中
Get PRO
八月 '22
+13
在0个频道中
Get PRO
七月 '22
+16
在0个频道中
Get PRO
六月 '22
+14
在0个频道中
Get PRO
五月 '22
+214
在0个频道中
| 日期 | 订阅者增长 | 提及 | 频道 | |
| 25 九月 | +1 | |||
| 24 九月 | 0 | |||
| 23 九月 | 0 | |||
| 22 九月 | 0 | |||
| 21 九月 | +1 | |||
| 20 九月 | 0 | |||
| 19 九月 | +1 | |||
| 18 九月 | 0 | |||
| 17 九月 | 0 | |||
| 16 九月 | +2 | |||
| 15 九月 | +2 | |||
| 14 九月 | +1 | |||
| 13 九月 | 0 | |||
| 12 九月 | 0 | |||
| 11 九月 | 0 | |||
| 10 九月 | +1 | |||
| 09 九月 | 0 | |||
| 08 九月 | 0 | |||
| 07 九月 | 0 | |||
| 06 九月 | +1 | |||
| 05 九月 | 0 | |||
| 04 九月 | 0 | |||
| 03 九月 | 0 | |||
| 02 九月 | 0 | |||
| 01 九月 | +1 |
频道帖子
Repost from Selefi-Eseri Reddiyeler
Büyük_Şirkte_Cehaletin_Özür_Olmadığı_İcmâ_İle_Sabittir.pdf8.39 KB
| 2 | İmam Nevevi rahimehullah ’’Her kim emrimize uymayan bir amelde bulunacak olursa, o redd olunmuştur.’’ hadisi hakkında şöyle der:’’Bu hadis, ezberlenmesi, münkerlerin iptal edilip çürütülmesi ve bu doğrultuda delil olarak kullanılmasının yaygınlaştırılması gerekli olan hadislerdendir.’’(Müslim Şerhi 4/312)
Hafız İbni Receb el Hanbeli rahimehullah da şöyle der:’’Bu hadis islamın asıllarından, oldukça büyük bir asıldır. Nasıl ki ‘’Ameller niyetlere göredir’’ hadisi, batın itibariyle amellerin ölçüsü ise, bu hadis de zahiri olan amellerin ölçüsüdür.’’(Cemiul Ulum vel Hikem 1/204)
Alimler bu hadislere ve bu manadaki diğer naslara dayanarak ‘’İbadetlerde Asıl olan Haramlıktır’’ şeklinde kulli bir kaide çıkarmışlardır. Onlar bu kaideye dayanarak şeriatta bilinenlerin dışında herhangi bir şekille Allaha ibadet etmeye çalışanlardan yaptıkları fiilin meşrutiyetine dair delil istenileceğini, eğer deliliyle ve medlulüyle/delaletiyle sahih bir delil olursa kabul edileceğini aksi halde reddedileceğini beyan etmişlerdir.
Buna göre, günümüzde Allaha yakınlaşmak için ihdas edilen, Mevlid kandili, Regaib kandili vb kandiller bidat olduğu gibi, bu özel günlere mahsus namaz ve virdler de bidattır. Şüphe ve dalalet ehlinin bu günlerin meşrutiyetine getirdikleri hadisler de ya uydurmadır ya da sahih olsa bile nassın medlüle delaleti yoktur. Halbuki bir fiilin şer’i ibadet olduğuna hükmetmek için nassın sahih olması gerektiği gibi nassın delaletinin medlülüne, yani delalet ettiği şeye de uyması gerekir. Dolayısıyla sahih delillerden zorlama tevillerle/yorumlarla bu tür ibadetlere delil getirmek yeterli olmadığı gibi söz konusu fiilleri bidat olmaktan da çıkarmaz.. Vallahu a’lem. | 0 |
| 3 | - Alıntı-
BİDAT İBADETLER/KANDİLLER HAKKINDA MENHECİ UYARILAR
Bismillahirrahmanirrahim
Malum olduğu üzere İslam adına ihdas edilen batıl ibadet çeşitlerinden birisi olan mevlid kandili, şirk toplumu tarafından her sene kutlanılmaktadır. Bu yazıda, bu ve bu kapsamdaki diğer bidat ibadetler hakkında Allahu Teala'nın izniyle bazı menheci uyarılarda bulunacağız.
Öncelikle bilmek gerekir ki, Allah azze ve celle Rasulüne indirdiği dini, hiçbir eksiklik ve noksanlık bırakmadan, ikmal etmiş ve tamamlamıştır. Nitekim Allah azze ve celle şöyle buyurmuştur:’’Bu gün sizin için dininizi kemale erdirdim’’(Maide 3)
Başka bir ayette ise şöyle buyurmuştur:’’Sana bu kitabı her şeyi beyan etmek için…indirdik.’’(Nahl 89)
Diğer bir ayette de şöyle buyurmuştur:"Biz o kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadık" (Enam 38)
İmam Kurtubi rahimehullah şöyle demiştir: ’’Yani biz, Kur'an'da din ile ilgili olup da açıklanmadık ve ona dair delilleri ifade etmedik hiçbir şeyi bırakmadık. Bunu ise, ya beyan edilmiş ve açıklanmış bir delâlet ile yaptık, ya rasulün beyanı ile yaptık, ya icmadan, ya da kitabın nassı ile sabit olmuş kıyastan beyanı öğrenilecek mücmel bir surette açıkladık. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
’’Sana bu kitabı her şeyi beyan etmek için…indirdik.’’(Nahl 89)
"Biz sana bu Zikri insanlara kendilerine ne indirildiğini açıklayasın diye indirdik" (Nahl 44)
"Peygamber size ne verdiyse onu alın ve neyi yasak ettiyse sakının.’’(Haşr 7)
Böylelikle yüce Allah, bu âyet-i kerime ile Nahl Sûresi'ndeki âyet-i kerimede açıkça zikretmediği şeyler arasından nass ile sözkonusu etmediği hususları, mücmel olarak ifade etmekte, böylelikle yüce Allah'ın, Kitapta sözünü etmedik herhangi bir şeyi bırakmadığına dair delilin doğruluğu ortaya çıkmaktadır. O, her bir şeyden, ya tafsilâtını zikrederek yahut da onun aslını, kıyasa temel olacak delilini zikrederek beyan etmiş, ve: "Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim.’’(Maide 3) diye buyurmuştur.’’(Kurtubi Tefsiri)
Böylece anlaşılmaktadır ki, İslam dini kamil bir dindir. İslam'ın kamil olması, eksiklik veya fazlalık kabul etmemesi demektir. Buna göre İslam dininin kamil olması, eski yada yeni olsun, ortaya çıkan itikadi ve ameli tüm bidatlerin iptal edilmesi demektir. Zira kemaliyet artma ve eksilmeye zıttır. Dolayısıyla bu dinin vaz etmediği bir şekilde Allaha ibadet etmeye kalkışmak, bu dinin kamil olmadığını iddia etmekle eş değerdir. Bu sebeble selef rahimehumullah şöyle demiştir:’’Her kim selefin üzerinde olmadığı bir şey ihdas ederse, Rasulullah'ın kendisine gönderilen risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü yüce Allah ‘’Bu gün sizin için dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Size din olarak İslam'a razı oldum.’’ buyurmuştur.(Maide 3) (Şatıbi bunu İmam Malikten nakletmiştir: İtisam 2/18)
Dolayısıyla kula düşen Allahın dinine artma veya eksiltme yapmadan, olduğu gibi teslim olmaktır. Zira kul bu noktada teslimiyetle yetinmezse ayağı kayar ve sapmışlardan olur.
Bilinmesi geren bir diğer husus ise, ibadetlerin tevkifi, yani vahye dayalı olmasıdır. Nitekim bu husus ümmet arasında icma ile sabittir. Zira Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:‘’Her kim emrimize uymayan bir şey ihdas ederse o redd olunmuştur.’’(Buhari-Müslim)
Diğer bir rivayet ise şöyledir:’’Her kim emrimize uymayan bir amelde bulunacak olursa, o redd olunmuştur.’’(Müslim)
Bu hususta İbni Teymiye rahimehullah şöyle der:’’Naslarla bildirilenlerin dışındaki herhangi bir hareket veya davranışla ibadet yapılamaz. Çünkü ibadetler vahye dayalıdır. Bu sebeble kişi bazı isteklerinin yerine getirilmesi için sebeb olacağını zannetse bile, Allaha şirk koşarak dua etmesi caiz değildir. Tıpkı bunun gibi bidatlerle de Allaha ibadet edilemez…Küfür, fısk ve isyanla da kişi, arzu ettiği kimi hedeflere ulaşabilir. Fakat şeriata muhalefet ederek bunları elde etmesi kendisi için helal değildir…’’ (Kulliyat 1/212-213) | 0 |
| 4 | Sözün özü: Hristiyan özentisi "Kandil Geceleri" reddedilmeli ve terk edilmelidir! | 0 |
| 5 | Not: Bu kandillerle alakalı şunu da ekleyelim: Dikkat edilirse günümüzde kutlanan kandillerin tamamına yakını Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in zatıyla alakalı olup doğumunu (Mevlid), ana rahmine düşmesini (Regaib), Rabbin katına yükselişini (Miraç) konu edinmektedir. Sadece hakkında bazı sıhhati tartışmalı hadisler nakledilmiş olan Berat gecesi bundan müstesnadır. İhya edilmesine dair hakkında kati nass bulunan bayram geceleri, Arefe günü, Zilhiccenin ilk on günü gibi gün ve gecelere ise insanların rağbeti her nedense azdır. Onlar, daha çok İsa as'ın zatını yücelten Hristiyanlarla rekabet etmek ve onlara benzeyebilmek için bu uydurma gün ve gecelere sarılmışlardır. Bunun için de Hristiyanların Noel'ine benzeyen Mevlid (doğum) gününü ve İsa as'ın güya çarmıhta öldükten sonra tekrar dirilip göğe yükselmesini konu edinen Paskalya bayramına benzemek için de Miraç (Yükseliş) gecesini ön plana çıkarmışlardır. Halbuki yukarda Şeyhulislam'ın zikrettiği üzere bu hadiselerin tarihi bile kesin değildir. Ayrıca Hristiyanların Paskalya günü dağıttıkları Paskalya çöreğine benzer şekilde "Kandil Simidi" ihdas edilmiştir. Kısacası bu kandil meselesi sahih hadislerde bahsedilen "Sizden öncekilerin yani Yahudi ve Hristiyanların yollarını adım adım takip edeceksiniz" kavlinin bir tezahüründen ibarettir. Vallah'ul Mustean. | 0 |
| 6 | İbnu Teymiyye rahimehullah, "İktida'us Sirat'il Mustakim" adlı eserinde şöyle demektedir:
"(...) Bayramlar ve anma günleri birer şeriat kurumlarıdırlar. Buna göre Allah tarafından bildirilenleri kutlanır, değilse dinde yeri olmayan bayram ve anma günü icad edilmez.
Bu tip bir olay da bazı kimselerin, ya Hz. İsa'nın (salât ve selâm üzerine olsun) doğum gününü yıldönümü olarak kutlayan hristiyanlara özenerek veya Peygamberimize karşı duydukları sevgi ve saygıyı dile getirmek için O'nun doğum gününü anmalarıdır. Allah böylelerine, Peygamberimize karşı besledikleri sevgiden ve ictihadlarını mesned edinmiş olmalarından dolayı sevap bağışlayabilir, yoksa işledikleri bid'atten dolayı değil. Üstelik Peygamberimizin hangi gün doğduğu kesinlikle belli değil, müslümanlar arasında tartışmalı bir meseledir.
İlk dönem müslümanları, (selef) geçerli sebebi var olduğu (Peygamber sevgisi) ve önleyici hiç bir engeli bulunmadığı halde bu günü ne anmışlar ve nede kutlamışlardır. Eğer anma töreni sırf hayırdan ibaret olsaydı veya hayır tarafı zararından daha baskın olsaydı, ilk dönem müslümanlarının onu bize göre öncelikle ve haydi haydi kutlamaları gerekirdi. Çünkü onlar Peygamberimizi bizden daha çok sevip sayan ve hayırlı işler yapmaya bizden daha istekli kimselerdi.
Oysa kâmil anlamda Peygamberimizi sevip saymak,
- O'na uymak,
- Bağlı kalmak,
- Emirlerini yerine getirmek,
- Sünnetini her yönü ile yaşatmak,
- Getirdiği ilkeleri yaymak ve bu konuda gerek kalble gerek elle ve gerekse dille mücadele vermek (cihad etmek)tir.
- Muhacir olsun, ensar olsun ilk önce müslüman nesil ile titizlikle onlara uyan sonraki müslümanlar bu yolu benimsemişlerdi.
Oysa bu tip bid'atlere pek düşkün olduklarını gördüklerimizin çoğunluğunun bu konudaki iyi niyetlerine ve kendilerine sevap sağlayıcı olması beklenen ictihad dayanaklarına rağmen Peygamberimizin sıkı sıkıya önem verilmesini emretmiş olduğu konularda gevşek ve umursamaz davrandıkları görülür. Böyleleri mushafın dışını süsleyip içini okumayanlara veya içindeki ayetleri okuyup uygulamayanlara benzer.
Bunları camileri süsledikleri halde içlerinde hiç namaz kılmayanlara veya çok az kılanlara yahud süslü tesbih ve seccadeler gibi şeriatte yeri olmayan ve çoğunlukla gösteriş, kendini beğenmişlik ve asıl görevi ihmal etme gibi hastalıklara eşlik eden göz boyayıcı dış görüntü düşkünlerine de benzetebilirsiniz.
Nitekim Peygamber Efendimiz (salât ve selâm üzerine olsun) bir hadisinde:
“Her hangi bir ümmet amel yönünden bozulunca mutlaka camilerini süslemeye yönelir” buyurmuştur. " (Kitabın Türkçe çevirisinden alıntıdır.)
#Mevlid_Bidatı | 0 |
| 7 | 没有文字... | 0 |
| 8 | İshak b. Abdurrahman A'luş Şeyh | 0 |
| 9 | 没有文字... | 0 |
| 10 | Hüccet konusunu en derli toplu şekilde anlatan kitap, Necdi alimlerden İshak bin Abdirrahman Al'uş Şeyh'in حكم تكفير المعين والفرق بين قيام الحجة وفهم الحجة yani "Muayyen Tekfirin Hükmü ve Hüccetin Ulaşması ile Hüccetin Anlaşılması Arasındaki Fark" ismiyle basılan eseridir. İnşaallah aşağıya kitabın pdf'sini bırakacağım. Kitapta Kuran, sünnet ve alimlerden nakiller ışığında hüccetin ulaşmasından kasdın ne olduğu açıklanmaktadır. Meseleyi hakkıyla idrak etmek isteyenler, bu kitaba ve kitabın dipnotlarında alimlerden yaptığımız ilave nakillere müracaat ederlerse iyi olur. Günümüzde maalesef bu konu hakkında ileri geri konuşmalar çoğalmış, bazı kimseler -yukarda misali görüldüğü üzere- hüccetin ulaşmasını yeterli saymayıp fehmedilip anlaşılmasını şart koşmuşlar ve bazen dünyevi hüküm manasında, bazen de uhrevi hüküm açısından küfür hükmünü sadece muannid (bile bile inad eden) kimselere has kılıp; cahil, mukallid vb kmseleri tekfirden imtina etmişlerdir. Kendisini tevhide nisbet eden bazı kimseler ise şirk koşanlara sadece dünyevi hüküm olarak müşrik denileceğini, ahiretteki hükümlerinin ise Allah'a havale edileceğini zannetmişler ve alimlerden nakledilen bazı sözleri de fasit bir şekilde yorumlayarak günümüz müşriklerinin cehennem ehli olması hususunda tevakkuf etmişlerdir. İşte Şeyh İshak'ın kitabı bu husustaki şüpheleri dağıtmak için gayet faydalı bir kitaptır. | 0 |
| 11 | ❗️Şirk, tecehhüm ve irca davetçileri binlerce takipçisi olan platformlarda kendi batıllarına davet ederken bu batılları abone sayısı 100'ü bile bulmayan mecralarla dengelemenin mümkün olmadığı aşikardır. O yüzden burada yaptığımız reddiyelerin geniş kitlelere ulaşmasını isteyenlerin kanalımızı mümkün olan her ortamda neşretmelerini rica ediyoruz. | 0 |
| 12 | https://t.me/selefireddiyeler | 0 |
| 13 | Kanalımızda muasır Cehmiyye'nin tahrifatı deşifre edilmeye devam edecektir inşaallah. Kanalımıza aşağıda vereceğimiz linkten ulaşabilirsiniz:
⏬⏬⏬⏬ | 0 |
| 14 | Son olarak bir hususa değinmek istiyoruz: İster Katoliklerin iddia ettiği gibi 24 Aralık olsun, isterse de Ortodoksların iddia ettiği 6 Ocak olsun, İsa as'ın kışın dünyaya geldiği iddiası Kur'an'a muhaliftir. Allahu Teala Meryem as'a doğum sancısı geldiği anda yaşananları şöyle zikretmektedir:
"Sonra doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine yöneltti. Meryem, "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!" dedi.
Aşağısından biri ona şöyle seslendi: "Tasalanma! Rabbin senin altında bir su kaynağı yaratmıştır.
(Şu) hurma ağacını da kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün." (Meryem 23-25)
Yani İsa as, hurmaların olgunlaştığı bir mevsimde dünyaya gelmiştir ki bunun kış ayı olması mümkün değildir. Öyle görünüyor ki Rumlar, kendi eski putperest geleneklerini Hristiyanlık adı altında devam ettirmişlerdir ki Noel bayramının pagan köklerine dair bazı araştırmalar mevcuttur. Vallahu a'lem. | 0 |
| 15 | Yılbaşı gecesi dinen hatta mevcut beşeri kanunlara göre dahi suç sayılan davranışların zirve noktasına çıktığı herkes tarafından bilinmesine rağmen bu kutlamaların önüne geçilmemesi, bilakis "vatandaşların huzur ve güven içerisinde (!) Allah'a hatta bütün kanun ve geleneklere isyan edebilmesi için" gerekli tedbirlerin alınması şu çağın toplumlarına ve devletlerine birer zillet olarak yeter ve aslında bu zillet de bir nevi Allah'ın azabıdır, tabi ki akledenler için... | 0 |
| 16 | Bir kısım "İslamcıların" sözde yılbaşına alternatif olarak yaptıkları "Mekke'nin fethi kutlaması" tarzı etkinlikler de bir bidata başka bir bidatla cevap vermekten ibarettir... | 0 |
| 17 | Günümüzde bazı kimselerin "Noel ayrı, yılbaşı ayrı" diyerek yılbaşı kutlamada sakınca olmadığını ileri sürmeleri safsatadan ibarettir. Zira 31 Aralık gecesi yapılan kutlamalar, 24 Aralık'ta yani Noel'de yapılan kutlamaların devamıdır. Ayrıca bu da Hristiyanlardan gelme bir adettir. Bunların hiç biri olmasa dahi yılbaşı kutlamalarının günümüzde dünya çapında yaygın olan seküler dinin (hayat tarzının) bir sembolü haline gelmiş olması da bunun haramlığı için yeterli bir delildir. Kısacası kafirlere benzemeyi nehyeden bütün deliller bu konuda da geçerlidir. Vallahu a'lem. | 0 |
| 18 | Şeyhulislam rahimehullah zamanındaki müslümanlara bile sirayet eden Hristiyan ve Yahudilere benzeme hastalığı, günümüzde artık itikadi sahaya da taşınmış ve müslümanım diyen kitleler küfür ve şirk konusunda da da onları taklid eder hale gelmiştir. Sahihayn’da Ebu Sa’id (Radiyallahu Anh) Hadis’inde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den rivayet edilmiştir ki:
( لتتبعن سنن من كان قبلكم حذو القذة بالقذة حتى لو دخلوا جحر ضب لدخلتموه . قالوا : يا رسول الله , اليهود والنصارى ؟ قال : فمن )
"Sizden öncekilerin (Ehli Kitab’ın) yoluna adım adım, karış karış tabi olacaksınız. Hatta bir kertenkele deliğine girseler siz de gireceksiniz. Dediler ki: Ya Rasulullah, Yahudi ve Hristiyanlara mı uyacağız? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dedi ki: Ya kime? (Tabii onlara uyacaksınız)!"
Hadiste her konuda onlara uyulacağını ifade etmesi dediğimiz hususa işaret etmektedir, Vallahu a'lem. | 0 |
| 19 | Bu arada yumurtalarla kumar oynamak, böyle bir kumar oynayacak kimselere yumurta satmak veya kumarda kullanılmış yumurtalar satın almak gibi adetler var ki, bunlarla ilgili İslâm'ın hükmü bellidir.
Yine köylüler arasında görülen büyük baş hayvanları kırmızı boyalarla damgalamak, ağaçlara bu tip damgalar vurmak, çeşitli çamaşır parçaları toplayıp bunları uğurlu saymak ve bunların suları ile yıkanmak da hüküm bakımından az önceki adetler gibidir.
Yine kadınlar arasında adet olan zeytin yaprağı toplamayı ve bu yaprakları kaynatarak elde edilen sularda yıkanmayı da bu kategoride saymalıyız. Çünkü bu adetler özleri itibarı ile hristiyanların vaftiz (mamudiye) suyunda yıkanma geleneğinden kaynaklanır.
Yine bu günlerde sanat, ticaret ve ilmi çalışma gibi her zamanki gündelik işleri bırakarak tatil yapmak veya bu haftadan önceki ve sonraki günlerde yapılmayan binicilik ve atıcılık gibi sporlar yapmak da aynı biçimde sakıncalıdır.
Bu konudaki temel kural şu olmalıdır:
Bu günlerde hiç bir Özel hareket yapılmaz, öbür normal günlerden ayırd edilmezler.
Çünkü daha önce belirttiğimiz gibi Peygamber Efendimiz (salât ve selâm üzerine olsun) ilk dönem müslümanlarına cahiliye döneminde (müslüman olmadan Önce) oyun oynayarak geçirdikleri iki şenlik gününü kutlamayı yasak ettiği gibi müşriklerin eski bayram yerlerinde kurban kesmeye de izin vermemiştir." | 0 |
| 20 | Buna göre, böyle yapılacağına ev halkının şenlik beklentileri Allah'ın ve Rasûlullah'ın emrettiği meşru bayramlara yöneltilmeli ve bu bayramlar gelince çoluk-çocuğun arzuları yabancıların şenliklerinde gözleri kalmayacak şekilde tatmin edilmelidir. Eğer buna rağmen ev halkının gönlü alınamıyorsa gerisini Allah'a havale etmek gerekir. Çünkü kim Allah'ın rızasını kazanmak için ev halkının gönlünü kırmak zorunda kalırsa bilsin ki, Allah ona hem kendi rızasını ve hem de aile halkının hoşnutluğunu bir arada nasip eder.
Yeri gelmişken belirtelim ki, aklı başında Müslümanlar böyle konularda kadınların isteklerine boyun eğmekten kaçınmalıdırlar. Çünkü Buharî ile Müslim'in, sahabilerden Usame b. Zeyd'e dayanarak bildirdiklerine göre Peygamber Efendimiz (salât ve selâm üzerine olsun) şöyle buyuruyor:
“Arkamda bırakacağım ümmetimin erkeklerinin başındaki en zararlı fitne unsuru kadınlardır.” (Sahih El-Buharî, H. No: 5096, Kitap: Nikah, Bab: Kadınların Fitnesinden Korunma, Feth El-Bâri, c. 9, s. 137; Müslim, c. 4, s. 2097, H No: 2740, Kitap: Rikak, Bab: Cennetliklerin Çoğunun Fakirlerden, Cehennemliklerin Çoğunun Kadınlar Olacağını ve Kadınların Fitnesini Açıklayan Hadis)
Bilindiği gibi gerek sosyal düzende ve gerekse devlet yönetiminde görülen çoğu bozukluklar kadınların bu alanlarda söz sahibi olmalarından ileri gelir. Nitekim Peygamber Efendimiz bu konuda:
“Önemli işlerini kadınlarına havale eden cemiyetler iflah olmazlar” buyurmuştur. (Sahih El-Buharî, Kitap: Fitneler, Bab: 18, H. No: 7099; Feth El-Bârî, c. 13, s. 53)
Yine Peygamberimizin:
“Kadınların emrine giren erkekler helak olmuştur” buyurduğu rivayet edilmiştir.
Bu yüzdendir ki, Allah (celle celaluhu) Kur'an-ı Kerim'de Hz. Zekeriyya'nın (selâm üzerine olsun) eşinin kendisine yararlı kılınmasını önemli bir bağış sayarak şöyle buyuruyor:
“O'na (Zekeriyya'ya) eşini yararlı kıldık.” (Kur'anı Kerim, Enbiya Suresi, 90)
Nitekim alimlerimizden biri, bir eserinde “Her erkek, eşini kendisine yararlı kılsın, diye, Allah'a ısrarla yalvarmalıdır” diyor.
Kâfirlerin çok ve çeşitli bayramları vardır. Müslümanın bunların hepsini araştırıp öğrenmesi gerekmez. Bu konuda müslümana düşen görev, hangi kutlama hareketinin, hangi şenlik gününün ve hangi tören yerinin onlardan kaynaklandığını bilmektir. Bu kadarlık bilgiye sahip olmadığı takdirde de yapılan kutlama ve şenliklerin İslâm'da yeri olmadığını bilmek yeterlidir. Çünkü İslâm'da yeri olmayan şenlik ve törenler ya doğrudan doğruya bazı kimseler tarafından uydurulup ortaya atılmıştır veya özleri itibarı ile kâfirlerden alınmıştır. Yani en azından birer bidattırlar.
Şimdi size bu kâfir kaynaklı tören ve şenliklerin müslümanlara en çok bulaşmış olan belli başlılarını hatırlatalım:
Bu şenliklerden biri hristiyanların oruç bozumuna rastlayan perşembe günüdür. Onlara göre bu gün “İlâhi bir ziyafet (Maide)” günüdür. Bu cumadan sonraki pazar günü ile bir sonraki pazar günü arasında geçen hafta hrıstiyanlar tarafından “Büyük Bayram” adı altında kutlanır. Bu günlerde yapılan hareketlerin tümü İslâmın reddettiği, yasak davranışlardır.
Bu batıl adetlerin diğer bir kısmı kadınların mezarlıklarda toplanıp ölüler için tütsü yakmaları, evlerin damlarına çamaşır asmak, özel yazılı ağaç yapraklarını evlerin kapılarına asmak, bu günlerde tütsü alış-verişini adet edinmek, gerek bu günlerde veya başka zamanlar tütsü takdis ettirmek veya takdis edilmiş tütsü satın almak gibi adetlerdir. Çünkü takdis edilmiş tütsü yakmak ve bunu ibadet saymak hristiyanların ve yıldıza tapanların (sabiilerin) dinî geleneklerindendir. Yoksa normal olarak tütsü, dumanından hoş koku sağlanan bir maddedir ve sırf bu niteliği ile misk ve benzeri koku salıcı maddeler gibidir. Böyle olduğu için koku sürünmenin müstahap olduğu durumlarda tütsü de kullanılabilir.
Yine bu batıl adetler arasında söz konusu günlerde hristiyanlara özenerek süt çorbası, yağ çorbası veya mercimek çorbası pişirmek veya yumurta pişirmek gibi gelenekleri saymalıyız. | 0 |
