SURİYE’DE NUSAYRÎ TÂĞUT İÇİN SAVAŞANLAR, HANGİ GAZZE’NİN CİHADINDA?!
İslam ülkelerinde doğmuş ve İslâm’ın bekası ve yücelmesi için Haçlı Batı ve Siyonizm’le savaşan Ehl-i Sünnet cemaatler işbirlikçi yönetimler tarafından bertataf ediliyor.
I.Dünya Savaşı ve öncesinde başlayan sömürgecilik Afrika’yı ekonomik, İslam ülkelerini de siyasi olarak egemenliği altına aldı. Egemenliğin ellerinden kayıp gideceğinden korkan vahşi Batı, geçmişle ilgili bütün hesapları hem mevcut rejimler üzerinden hem de bölgede vekalet savaşı veren silahlı örgütleri bahane ederek yeni bir işgal sayfası açıyor.
Taliban, Irak silahlı mücadelesi, Suriye kıyamı, Yemen ve Mısır, Tunus ve Libya aradığımız hiç bir değişimi bize sunmadı.
İktidar olma ve yönetme üzerinden demokrasiyi içselleştirerek zafer arayan bütün siyasi partiler bozuluşun ve daha da kötü bir tablonun ortaya çıkmasında baş rolü oynuyorlar. Ne silahlı, ne de demokratik mücadele ve ne de davet ve tebliğ çalışmaları gelen tufanın veya selin bizi silip süpürmesine karşı koyacak bir olgunlukta, tercrübede, ne de politik ve diplomatik bir güçte.
Peki, nedendir acaba?
Bize musallat olan hastalıkları ne zaman tesbit edip tedavi edeceği?
Daha ne zamana kadar bizi yok etme savaşı veren tüm kesimlerle bu çelişkili ilişkiler ve gerçek hedeflerini belirlememiş bir toplum olarak yaşamaya devam edeceğiz?
Irak, Suriye, Yemen kan dökücü mehdilerini bekleyenlerle ittihad ahlakını ve itaat ihlasını yitirmiş kesimler arasındaki savaşlardan helak oldu.
Haysiyetini yitirmiş Ehl-i Sünnet iddiasındaki grileşmiş maslahatçı cemaatler arasındaki boğuşmadan almamız gereken en önemli ders; kendi kendimizi yok ettiğimiz gerçeğidir.
Gelecek günlerde, ABD ve İsrail karşısında haysiyetli bir İslâmî ve Nebevî duruş sergilemeyenler yüzünden kırılacağımız endişesi ortama hakim.
Siz Şiîlerin Hüseyn'in intikamının hedefinde olduğunuz sürece, bunun dışındaki bütün Şiî iddialarının hatta ABD ve İsrail düşmanlığının sadece bu tarihi intikam ateşini örtbas etmek için kullandığı bir propaganda silahı olduğunu göremeyeksiniz.
Görmezseniz, Suriye’de yüz binleri katleden Müslümanların üzerlerine varil bombalarını ayaklarıyla iten İbrahim Akil’i şehid, Gerekirse yüz bin kişiyle Suriye’ye geçip Sünnî teröristlere(!) karşı savaşacağını, Kusayr’daki Minarelere “Ya Huseyn!” şirk yaftasını astırarak açıkça haykıran bir adamı Ümmet’in kahraman ve yiğit bir evladı olduğunu bayraklaştırıbilirsiniz.
Fakat unutmayın ki, bunu kim yaparsa yapsın ne yaptığının farkında olmayan bir Afyon kullanıcısından farkı olmayacaktır.
Gazze savunmasının ötesinde Hizbullah’ın Suriye’de katlettiği on binlerce Müslümana rağmen, hem Gazze’nin yanında, hem Beşşar’ın karşısında, hem de Hizbullah’ın yanında olma nifakını sergilemeyi hangi akıl ve din kabul eder?
Bunu ancak iki yüzlü sahtekar münafıklar yapabilir!
Sahtekarlar ve nifak ehli şimdi Hasan Nasrallah’ı Müslümanları acımadan katleden katilleri komuta etmesine rağmen İsrail’e karşı cihad eden bir kahraman olarak ilan ettiklerinde hangi ahlâkla ve yüzle yarın Allah’ın huzuruna çıkacaklar?
Gazzeliye gözyaşı döken ve vicdanı çok sızlayan Suriye’de aynı soykırımı Müslümanlara uygulayan Hizbullah’a Bedr’in aslanları mı diyecekler?
Şimdi soruyorum: Suriye’deki Nusayrî rejiminin kanıyla canıyla yanında duran ve savaşan bir örgüt, Allah’ın ordusuysa bunu onaylayan İslamcılık iddiasında olanlar Allah’ın düşmanı münafıklardır.
Hani İslam ve iman Tevhide bağlılık ve Tağutu inkârdı?
Beşşar Nasrullah’a göre Hüseynî’ydi değil mi? Bu tağutu Müslüman ve zahrları (sırtları, dostları) gören Hizbullah örgütü de tevhid ehli oluyordu. Beşşar Tağut ama onun için Müslümanların kanını akıtan ve kadınlarına tecavüz edenler için savaşanlar Mücahid!!
• Mehmet Emin Akın Hoca